Unseen Immortal Of Three Hundred Years [Novel] Bölüm 8: Kutsal İbadet
Çevirmen: Ari
Bölüm 8: Kutsal İbadet
Konuk odasındaki Wu Xingxue aniden gözlerini açtı.
Az önce gerçekten uykuya dalmış olmasına biraz şaşırmıştı.
Que Şehri’ndeki hemen hemen herkes onun uyurken garip bir alışkanlığı olduğunu biliyordu- Çoğu insan için ortam ne kadar sessizse uyumak o kadar kolaydır ama onun için bu geçerli değildi. Uyuduğu yer çok sessiz olursa gece boyunca bir saniye bile uyuyamazdı, biraz gürültülü olduğunda uykuya dalması daha kolaydı.
Hatta bir keresinde malikânesindeki yaşlı uşaklardan birine bunun hakkında şaka yapmıştı, “Bir orkestra enstrümanlarını çalarak yanımda şarkı söyleseydi çok iyi olurdu. O zaman kesinlikle hava aydınlanana kadar uyurdum.”
Yaşlı uşağın yüzü onu dinlerken küle döndü. “Yabancıları işe almanız sizin için pek güvenli olmaz.”
Daha sonra dışarıdaki ağaç dallarına bazı çiçek çanları bağladı ve her türden kuş yetiştirdi. Böylece bir dalın üzerine kuş konduğunda çanlar çalmaya başlardı.
Ne yazık ki burada ne orkestra topluluğu ne de kuşlar vardı. Üstelik odada sessizce duran bir “kukla muhafız” bile vardı ve yine de bir şekilde uykuya dalmayı başarmıştı.
“Xiao Fuxuan.”
Wu Xingxue bir çanın uzaklardan gelen çınlamasını duyarak yuvarlandı ve doğruldu. Que Şehri’ne döndüğünü düşünerek neredeyse olduğu yeri unutuyordu.
Ama Que Şehri’nde zincir sesi olmazdı.
Wu Xingxue aşağı baktığında bileğine nerden geldiği bilinmeyen ince gümüş bir ipin bağlı olduğunu gördü; ipe küçük bir çan asılıydı.
İpin diğer ucu Xiao Fuxuan’ın parmağına bağlanıyordu.
Bu benim malikânemde bulunan çiçek çanlarından değil mi?
Bana çiçekmişim gibi mi yoksa kuşmuşum gibi mi davranıyor?
Wu Xingxue, çanı kendisine bağlayan kişiye bir şey sormak için başını kaldırdı ama diğer kişinin kafası eğik bir şekilde kılıcını tutarak duvara yaslandığını ve hiçbir yaşam belirtisi göstermediğini gördü.
Bu…
***
Bu ruhsal bilincin bedenden ayrılmasıydı.
Akşam karanlığı çöktükten sonra, yataktaki kişi uykuya dalar dalmaz Xiao Fuxuan ruhsal bilincini serbest bıraktı.
Şeftali Çiçeği Adası’nda gece çökmüştü ve oldukça karanlıktı, sis tabakası suyun üzerine örtülmüş bir battaniyeye benziyordu.
Hua Sekti’nin devriye gezen öğrencileri ellerinde fenerlerle dolaşıyorlardı.
“Jianhua Salonu’nda kaç tane shixiong ve shidi* var?”
Ç/N: Shixiong, bir ustanın kıdemli öğrencisi; Shidi ise aynı ustanın daha acemi olan öğrencisi için kullanılır.
“İki, çok fazla gönderirsek Sekt Lideri kızıyor.”
“Güzel, peki ya Bay Yi Wusheng’in?”
“Orada daha çok var, on iki kişi.”
“Yeni müritlere Bay Yi Wusheng’in yarın öğlene kadar inzivada kalması gerektiğini bildirdin mi? Bu kalan süre içinde ne olursa olsun inzivadan çıkamaz. Çıkarsa önceki tüm çalışmaları boşa gidecek. Ne olursa olsun onu rahatsız etmemelerini söyle.”
“Onlara bu konuda talimat verdim.”
Kısık sesle konuşup yürürlerken Xiao Fuxuan’ın ruhsal bilincinin yanından geçtiler ama ikisi de onu fark etmedi.
Xiao Fuxuan insanların arasından öylece geçerek bir bambu ormanının derinliklerine doğru yürüdü.
Şeftali Çiçeği Adası’na oldukça aşinaydı ve hâlâ her şeyin nerede olduğunu hatırlıyordu.
Bambu ormanının derinliklerinde Hua Zhaoting tarafından özel olarak kullanılan bir kütüphane vardı. O yerde hiç muhafız yoktu, sadece fenerler ve kovalar taşıyıp yoğun bir şekilde çalışan birkaç temizlik öğrencisi vardı.
Xiao Fuxuan biraz etrafa bakındı, sonra döndü ve farklı bir yöne doğru ilerledi.
Boş bir koridorda yürürken belirsiz bir ses aniden sordu: [Bir şey mi arıyorsun?]
Gece derin ve karanlıktı, koridor kasvetliydi. Xiao Fuxuan’a göre bu sesin ortaya çıkışı ani olmalıydı. Lakin göz kapakları bile kırpmadı. Sanki buna uzun zaman önce alışmış gibi dümdüz yürümeye devam etti.
[Şeftali Çiçeği Adası’nda ne gibi şeyler olabilir ki?] Ses tekrar mırıldandı, hâlâ aşırı pusluydu.
Xiao Fuxuan sessizliğini korumaya devam etti. Çiçeklerle dolu olan bir patikadan geçtikten sonra büyük bir avluya ulaştı.
Köşkün kapısında “Jianhua Salonu” yazılıydı. Burası Hua Sekti’nin Sekt Lideri Hua Zhaoting’in yaşadığı yerdi.
Huzurlu ve sessizdi, etrafta tek bir öğrenci bile yoktu. Odalardan birinde ışık açıktı; Hua Zhaoting henüz uyumamıştı. Dar boyunlu bakır bir sulama kabı tutuyor, köşedeki saksıları suluyordu.
Genç öğrencilerden çok daha duyarlıydı.
Xiao Fuxuan’ın ruhsal bilinci kapıdan girdiğinde aniden doğruldu ve pencere kenarına yürüdü, bir süre dışarıya baktıktan sonra tereddütle bakışlarını geri çekmesi uzun zaman aldı. Sonra başını sallayıp kendi kendisiyle alay etti, “Fazla şüpheciyim.”
Xiao Fuxuan çoktan tüm köşkün etrafını aramıştı ve gitmek üzereydi.
[Aradığın her neyse artık burada değil gibi görünüyor] Ses tekrar duyuldu.
Her zaman tetikte olan Hua Zhaoting hiçbir şey fark etmedi. Sanki bu sesi sadece Xiao Fuxuan duyabiliyordu.
Yürümeye devam etti ve hızla üçüncü mekana gitti.
Ses şaşkınlıkla sordu: [Tam olarak ne arıyorsun?]
Xiao Fuxuan’ın cevap verip vermeyeceği umurunda değildi ve sadece kendi kendine konuştu: [Oh- Sanırım biliyorum.]
[Artık ne aradığını biliyorum.]
[Ama onu bulsan bile ne yapacaksın ki?]
Henüz tek kelime etmemiş olan Xiao Fuxuan aniden durdu.
Küçük gümüş brokar bir kesenin asılı olduğu beline baktı. Keseyi parmaklarıyla açtı ve beyaz yeşim ilahi heykelin bir köşesini ortaya çıkardı.
Tabutunda tuttuğunun aynısıydı.
Brokar kese küçücüktü ama bir şekilde avuç kadar olan heykel içine sığabiliyordu.
Xiao Fuxuan bir an ona baktı ve tekrar koyup keseyi sıkıca kapattı. Ondan sonra belirsiz ses bir daha hiç duyulmadı.
Bir müddet sessizce durdu ve ardından ilerlemeye devam etti.
Bu sefer yasak şeftali korusuna doğru gidiyordu. Oradaki yin enerjisi ve sis yoğundu. Müritler koruluğun dışında bir daire oluşturarak ciddiyetle nöbet tutuyorlardı.
Yine de onun ruhsal bilinci için herhangi bir engel teşkil etmiyorlardı.
***
Xiao Fuxuan etrafa bakındıktan sonra hâlâ aradığı şeyi bulamamıştı.
Korudan ayrıldığında aniden bir çanın hafif çınlaması eşliğinde yüzük parmağının hafifçe çekiliyormuş gibi hareket ettiğini hissetti.
Bu, odadan çıkmadan önce bağladığı ipti. İpin diğer ucunu Wu Xingxue’ye bağlamıştı.
Bu sayede bir şey olursa hemen geri dönebilirdi.
Fakat ip gelişigüzel bir şekilde çekiliyordu. Acil bir sorun varmış gibi değil de daha çok biri oynamaya çalışıyormuş gibiydi.
Xiao Fuxuan başını indirip yüzük parmağına baktı ve geri dönmeye karar verdi.
Ama birden arkasında hareket eden yüzlerce böceğin sesini duydu. Bütün şeftali çiçeği korusu bir kazan gibi kaynıyordu. Buraya gömülü olan iblisler peşlerinden gelen Hua Sekti öğrencileriyle birlikte yükselen bir gelgit gibi tek bir yere doğru koştular.
Xiao Fuxuan: “……”
Hafifçe iç geçirdi ve sonraki saniye ruhsal bilinci bedenine geri döndü.
Odadaki ışıklar titredi, dışarıda devriye gezen öğrenciler ortalıkta gözükmüyordu.
Yataktaki kişi çoktan kalkmıştı. Ayakkabıları yatağının ucunda hazır olmasına rağmen yine de giymemişti. Çıplak ayakla pencerenin yanında duruyordu, kıyafeti omuzlarına asılıydı. Pencereyi yarıya kadar açtığı için soğuk rüzgar odanın içine esiyordu.
Gözlerini kıstı, bir süre uğultuyu dinledi ve sonra dalgın bir şekilde ipe bağlı çanı tutarken arkasını dönerek sordu, “Xiao Fuxuan, dışarıda neler oluyor? O kadar çok gürültü var ki, bu korkutucu.”
Xiao Fuxuan: “…”
Tianxiu Ölümsüz bir an durumu nasıl tarif edeceğini bilemeden ona baktı ve sonrasında dudaklarını araladı, “Bilmiyorum. Muhtemelen bir hac.*”
Ç/N: Hac/Kutsal İbadet, kelimenin tam anlamı ‘tanrıya gitmek’ demektir. İblisler etrafta koşturarak ibadet(!) ediyorlar yani.
Wu Xingxue: “…”
Bir an sessizlikten sonra, “Hangi tanrı diye sorsam kulağa biraz aptalca mı gelir?” diye sordu.
Yeraltından çıkan iblisler ışık hızıyla koşuyorlardı ve Hua Sekti’nin öğrencileri de onlardan eksik değillerdi; bir nehir rüzgarı kadar hızlılardı.
Bir anda avlunun dışında bir kargaşa koptu.
Wu Xingxue pencerenin çerçevesine tutunurken çaresizce dışarıya baktı.
Xiao Fuxuan kaşlarını çattı.
Wu Xingxue aniden bileğindeki ipin sertçe çekildiğini hissetti. Sonraki saniye bileği sıkıca kavranmıştı.
Xiao Fuxuan’ın sesini duydu: “Gözlerini kapat.”
Bir anda nemli nehir havasıyla birlikte derin bir kış rüzgarının etraflarını sardığını hissetti. Gözlerini tekrar açtığında çoktan başka bir yerde duruyordu.
“Burası neresi?” Wu Xingxue çevresini inceledi.
“Şeftali Çiçeği Adası’nın Öğrenci Salonu.” Xiao Fuxuan hâlâ elini tutarken etrafına baktı.
Bütün öğrenciler iblisleri kovalamaya gittiği için salon bomboştu.
Wu Xingxue, Xiao Fuxuan’a baktı ve aniden sordu, “Az önce hikaye kitaplarındaki gibi meditasyon mu yapıyordun?”
Xiao Fuxuan: “…Hayır.”
“Ah,” Wu Xingxue başını salladı. “Eğer meditasyon yapmadıysan o zaman bir şey aramak için dışarı çıkmış olmalısın.”
Xiao Fuxuan ona bakmak için döndü.
Bir süre sonra sessizce “Mm,” dedi.
Wu Xingxue sordu, “Ne arıyordun?”
Xiao Fuxuan cevap vermeden önce bir süre sessiz kaldı, “Uzun zaman önce çalınan ve sonra tekrar geri getirilen bir şeyi.”
***
Wu Xingxue, Yi Wusheng’in babasını, erkek kardeşini, karısını ve kızını öldürdüğünde Yi Wusheng Xiandu’daydı. Alelacele Şeftali Çiçeği Adası’na geldiğinde olanlar hakkında yalnızca söylentilerden birkaç kelime duyabilmişti.
Herkes Wu Xingxue’nin, Yi Wusheng’den sadece bahane olarak yardım istediğini söylüyordu.
O, tüm Zhaoye Şehri’nden sorumlu vicdansız bir iblisti. Kontrolü altında olan bu kadar çok yin ve iblis varken nasıl Yi Wusheng’in yardımına ihtiyacı olabilirdi ki?
Görünüşünü değiştirip yardım istediğini söyleyerek Şeftali Çiçeği Adası’nda misafir gibi davranmış olmalıydı.
Anlatılanlara göre Hua Sekti’nin göksel bir hazinesi vardı. Wu Xingxue o yıl Şeftali Çiçeği Adası’ndan ayrıldığında hazine de ortadan kaybolmuştu.
Kimse o ilahi hazinenin ne olduğunu bilmiyordu ve Wu Xingxue’nin onu neden aldığını da bilmiyordu. İnsanların tek bildiği şey kısa bir süre sonra hazinenin Şeftali Çiçeği Adası’na geri döndüğüydü.
Bu söylentilerin ortaya çıkmasından sonraki ikinci gün Wu Xingxue Xiandu’ya doğru yol aldı.
O zaman Xiao Fuxuan’ın durumu analiz etmek için hiç zamanı yoktu ve Xiandu’nun yok edilmesiyle birlikte ortadan kayboldu.
Şimdi hazır Şeftali Çiçeği Adası’na dönmüşken o hazineyi bulmak istiyordu.
Ve ironik bir şekilde o şeyi çalan kişi şu anda tam karşısındaydı. Yine de şuan ki Wu Xingxue’nin geçmiş hakkında hiçbir fikri yoktu. Başını sallayıp, “Merak etme, sürekli etrafa baktığını fark ettim,” dedi.
Onlar konuşurken, Öğrenci Salonu’nun dışında dünyayı sarsan başka bir ses duyuldu.
Konuk odalarını boş bulan yeraltındaki iblisler şimdi de doğu tarafındaki Öğrenci Salonu’na doğru geliyor olmalıydı.
Wu Xingxue dışarıya baktı ve Xiao Fuxuan’a sordu, “Hangi yerleri aradın? Henüz aramadığın yerler var mı? Geri kalan yerleri birlikte arasak nasıl olur?”
Xiao Fuxuan: “…”
“Aramadığım Ceza Salonu, Qingxin Salonu, Sutra Salonu ve Qiwu Köşkü kaldı.”
“…”
İblis Lord Wu Xingxue’nin önerisiyle, Göksel Ölümsüz Xiao Fuxuan gece boyunca yüzlerce yıldır Şeftali Çiçeği Korusu’na gömülen bütün iblisleri ve yaklaşık bin Hua Sekti öğrencisini peşinde koşturarak daireler çizdi. Onların önderliğinde Şeftali Çiçeği Adası’nın tamamı sürülmüştü.
Son olarak Yi Wusheng’in şu anda inzivada olduğu Qiwu Köşkü’nde durdular.
Ancak ilaç kokusuyla dolu olması gereken Qiwu Köşkü şu anda tamamen boştu ve içeride inzivada olması gereken kişiden tek bir iz yoktu.
“Nereye gitti?” Wu Xingxue etrafına baktı ve kimseyi göremeyince sordu.
Xiao Fuxuan daha önce yolda duyduklarını hatırladı.
O öğrenci, Yi Wusheng’in inzivadan ayrılmadan önce yarın öğlene kadar beklemesi gerektiğini söylemişti. Aksi takdirde önceki tüm sıkı çalışmaları boşa giderdi.
Wu Xingxue bunu öğrendikten sonra mırıldandı: “Ne tür bir şey onu inzivasından çıkaracak kadar tehlikeli olabilir? Madem durum böyle, o zaman onu inzivasından çıkmaya zorlayan şey neydi ki?”
Tam tekrar konuşmak üzereyken aniden Xiao Fuxuan’ın ciddi bir sesle “…Onu buldum,” dediğini duydu.
Wu Xingxue arkasını döndü ve Xiao Fuxuan’ın ikinci katın penceresinden aşağıya baktığını gördü.
Xiao Fuxuan’ın baktığı yeri takip etti ve Qiwu Köşkü’nün bahçesinde sayısız “toprak solucanının” onlara doğru koştuğunu gördü. Sıçrayan çamurun ve yoğun sisin içinde iblislerle birlikte beceriksizce saldıran bir kişi daha vardı.
Wu Xingxue bir an afalladı, “Bu Yi Wusheng mi? O-“
“Hac sürüsünün içinde” Xiao Fuxuan, o daha sormadan sorusunu yanıtladı.
Daha önceki öğrenci onlara gece yarısı, kötücül enerjinin en güçlü olduğu vakitte güçlü bir istilacı içeri girerse Şeftali Çiçeği Adası’ndaki tüm iblislerin kontrolsüz bir şekilde o güçlü varlığa doğru hareket edeceğini söylemişti.
Çünkü bu iblislerin bastırılamaz, doğal içgüdüsüydü.
Yorum