Çevirmen: Ari
Wu Xingxue sanki bir uçurumun kenarındaymış gibi hissetti.
Belindeki rüya çanına baktı, bir an düşündü ve Xiao Fuxuan’a şöyle dedi: “Yirmi beş yıl önce Xiandu’ya gitmemin sebebinin bu kaotik çizgideki Lingwang ile bir ilgisi olabilir.”
Yavaşça şöyle dedi, “Düşündüm de, eğer rüya çanını başından beri hiç kaybetmeseydim ama Hua Sekti’nin de bir rüya çanı bulduğunu öğrenseydim o zaman kesinlikle Hua Sekti’ne gider ve bir göz atardım.”
“Eğer Hua Sekti’nin tesadüfen edindiği rüya çanı benim sahip olduğumla tıpatıp aynısıysa…”
Xiao Fuxuan sözünü kesti, “Nereden geldiğini merak ederdin.”
Wu Xingxue başını salladı, “Gerçekten merak ederdim.”
Aslında o zamanlar pek çok kişi, Zhaoye şehrinin lordunun yeteneğiyle, eğer gerçekten Hua Sekti’ndeki ilahi hazineyi almak istiyorsa bunu kimse farkına varmadan yapabileceğini düşünüyordu. Ama bunu hiç saklamamıştı. Alsa da verse de söylentiler yayılmıştı ve neredeyse herkes bunu biliyordu.
Şimdi düşünüyordu da, belki de bunların hepsi kasıtlıydı.
Bazı spekülasyonları doğrulamak için ipuçlarını onaylaması gerekiyordu. Mesela başka bir Lingwang’ın burada olup olmadığı gibi.
Ve eğer bu spekülasyon doğrulanırsa büyük bir karmaşa olacağı kesindi.
Dolayısıyla Xiandu’nun çöküşünün bu konuyla bir ilgisi olmalıydı.
Wu Xingxue bir süre düşündü, Xiao Fuxuan’ı dürttü ve Fang Chu’ya bir mesaj iletmesini istedi.
Xiao Fuxuan şöyle dedi: “Yirmi beş yıl önce Xiandu’ya gitmeden önce sana bir şey söylemiş miydi?”
Sormayı bitirir bitirmez Xiao Fuxuan’ın eli yakalandı.
Şöyle bir baktı ve iblisin parmaklarının bileğini sıktığını gördü, bu baskının altında bir işaret belirmişti.
Xiao Fuxuan kaşlarını hafifçe kaldırdı ve “Ne yapıyorsun?” dedi.
İblis, “Ah, bir şey değil. Sadece bir hatırlatma, ne öğrenirsen öğren, her şeyi açıklayacağım konusunda anlaştık. Pişman olamazsın.”
Xiao Fuxuan onu tutmasına izin verdi ve “Suçlu hissediyorsun.” dedi.
İblis, nasıl bu kadar kibirli olabildiğini merak ederek kuru bir şekilde güldü; asla bir şeyleri hatırlayamadığı ve kendisinin oldukça farkında olduğu için değil.
Daha öncesinde Ning Huaishan ve Fang Chu’ya bir açıklama yapmış olacağını düşünüyordu ama şimdi fikrini değiştirmişti. Eğer gerçekten “Kaotik Çizgiler” ya da “Lingwang” ile ilgiliyse hiçbir şey söyleyemeyebilirdi. Sonuçta, eğer kaotik çizgi ve Lingwang meselesiyse, tehlikede olan Lingtai Göksel Yasası’ydı.
Beklendiği gibi Fang Chu, “Chengzhu o zamanlar hiçbir şey söylemedi.” Dedi.
Wu Xingxue yanındaki kişiye baktı.
Xiao Fuxuan’ın ifadesinin şaşırmamış olduğunu görünce alçak sesle şöyle dedi: “Böyle olacağını biliyordum.”
Tam o sırada Fang Chu başka bir şey söyledi, “Aslında Chengzhu malikaneden ayrılırken muhtemelen söyleyecek bir şeyi vardı. Beni durdurdu. Benden yapmamı isteyeceği bir şey olduğunu sanıyordum ama sadece birkaç kelime söyledi ve gitti.”
Şunları hatırlıyordu, “İlk olarak, Ning Huaishan ve bana birkaç gün Zhaoye Şehrinde kalmamamızı söyledi.”
O ve Ning Huaishan itaatkar insanlardı ve o gece Zhaoye Şehrini terk ettiler. Ancak insanların kasabasına gitmediler, Taiyin Dağı’na gitme riskini göze aldılar. Xiandu’ya ulaşamayacakları için endişeyle Taiyin Dağı’nın eteklerinde dolaştılar.
Daha sonra Xiandu çöktüğünde dünyanın en yoğun ilahi enerjisi yayıldı ve doğrudan iblislerin ini Zhaoye Şehri’ne doğru yöneldi. Zhaoye Şehri’ndeki binlerce iblis, ölümsüzlerle birlikte neredeyse ölüyordu. Ölmeseler bile canlılıkları büyük ölçüde kaybolmuştu ve yavaş yavaş iyileşmeleri çok uzun zaman almıştı.
Ama o ve Ning Huaishan bu felaketten kurtulmuşlardı.
Fang Chu ekledi, “İkinci cümle biraz tuhaftı. İlk başta çözemedim.”
Xiao Fuxuan, “Ne dedi?” diye sordu.
Fang Chu cevapladı, “Chengzhu o sırada bana, onu gelecekte görürsek acele etmememizi ve hemen o olduğunu düşünmememizi söyledi. Daha dikkatli olmalıymışız. Özellikle Ning Huaishan’a söyledi.”
Alaycı bir şekilde devam etti: “İlk başta Chengzhu’nun bize kılık değiştiren birine karşı dikkatli olmamızı hatırlattığını düşündüm.”
Bu cümleyi uzun süre hatırladı. Yirmi beş yıl sonra Canglang Kuzey Bölgesi’nde Wu Xingxue’yi bulmaya gittiğinde bile bu cümleyi hâlâ hatırlıyordu.
O kadar ki hafızasını kaybetmiş Wu Xingxue ona tuhaf görünmüştü. Bu yüzden Ning Huaishan’a ciddi bir şekilde hatırlattı: “Bu kişi Chengzhu gibi davranan başka biri olabilir.”
Dabei Vadisi’ne ilk girdiklerinde, o ve Ning Huaishan “sahte” Wu Xingxue’ye bir ders vermek için komplo bile kurmuşlardı.
Şimdi düşününce, o geçmiş olaylara geriye dönüp bakmak kesinlikle dayanılmaz geliyordu.
Fang Chu, “Şimdi Lingwang’ı Xiandu’da görünce, bu cümlenin gerçek anlamını anladım. Ama buradaki Lingwang tehlikeli bir insana benzemiyor. Chengzhu neden bizim daha dikkatli olmamızı söylemişti?”
Bu sorunun biraz aptalca olduğunu biliyordu, daha önce olsaydı daha fazlasını sormaya cesaret edemezdi. Ancak vücudunda küçük çocuklardan birinin izinin bulunduğunu bildiği için birdenbire cesaretlendi.
Bunu duyduktan sonra Wu Xingxue kendi kendine isyan ettiğini düşündü. Xiao Fuxuan’ı dürtüklerken şöyle yanıtladı: “Eğer ona bu dünyadan olmadığını söylersen o zaman bu konuyu konuşalım.”
Fang Chu bunu duyduğunda şok oldu, “Şey…”
Wu Xingxue: “…”
Fang Chu: “Zaten biliyor olmalı.”
Xiao Fuxuan ve Wu Xingxue’ye, Lingwang’ın ona daha önce sorduğu şeyleri anlattı; vücudundaki işaret ve “Bu iki küçük çocuk hâlâ benimle, peki sen nereden geldin?” cümlesi de dahil.
Bunu duyan Wu Xingxue kaşlarını çattı.
Çünkü eğer Lingwang iken Fang Chu gibi biriyle tanışırsa kesinlikle rastgele bir soydan birinin yanlışlıkla o dünyaya girdiğini düşünürdü.
Fang Chu’nun kökenine yakın ve duygusal hissetse bile yumuşak kalpli olup gitmesine izin vermezdi. Ne kadar iç çekerse çeksin, karmaşık ipliği kılıcını çıkarıp temiz bir şekilde keserdi.
Eğer o bile şimdi böyle düşünüyorsa, Xiandu’nun şu anki Lingwang’ı da muhtemelen aynısını yapardı.
Fang Chu’ya başka bir şey sordular, “Az önce Lingwang’ın dışarı çıktığını söyledin, nereye gitti?”
Wu Xingxue bencilce güney penceresinin altına ya da Xiandu’da başka bir yere gitmesini umuyordu. Ancak Fang Chu şöyle dedi: “Maske takıyordu ve kılıcı yanındaydı. İki küçük çocuk, insan âlemine indiğini söyledi.”
Wu Xingxue’nin ten rengi değişti.
Eğer çocukları yanında götürmüyorsa ama bir maske takıp bir kılıç taşıyorsa durum kötüydü.
İki Lingwang karşılaşırsa ve her biri diğerinin kaotik bir durumda olduğuna ve kendi yerlerinin gerçek dünya olduğuna inanırsa, sonuçlar felaket olurdu.
Xiao Fuxuan kararlı bir şekilde, “Feng Sekti’ne gidelim,” dedi.
Wu Xingxue şaşırdı ve hemen tepki verdi.
İki Lingwang’ın ani karşılaşmasının sonucu trajik olacaktır ancak içlerinden biri kaotik çizgide olduğunu fark ederse her şey farklı olurdu.
Bu kaotik çizginin başlangıç noktası Feng Sekti’ydi ve kaotik çizgiyi yaratan kişi ise Feng Sekti’nin reisiydi. En güçlü kanıt oradaydı.
Xiao Fuxuan ve Wu Xingxue, Feng Sektine dönüp Lingwang’ı oraya çekmek isterlerken, Mengdu’daki Feng Sektine biri zaten önceden gelmişti.
Feng Sekti’nin öğrencileri hâlâ beyaz keten yas kıyafetleri giyiyorlardı ve taşıdıkları fenerlerin üzerinde bile “Dian” yazısı vardı. Kapının dışındaki bariyere dokunulduğunu duyduklarında bunun başsağlığı dilemeye gelen bir misafir olduğunu sandılar.
Kapıyı açıp gelen kişiyi gördüklerinde hepsi şaşkına döndü.
Genç öğrenciler uzun süre donup kaldılar ve birkaçı şaşkınlıkla “Tian-Tianxiu?” dedi.
Kapının önünde duran adamın yüzü yeşim tacı andıran, son derece soğuk ve yakışıklı bir yüzdü. Bir kulak kemiğine çivilenmiş üç siyah yas çivisi vardı ki bu da uğursuz bir şey sayılıyordu.
Bu zamandaki Göksel Ölümsüzden başkası değildi.
Feng Sekti’nin öğrencileri bu yüzü gördüklerinde korktular. Sonuçta bu onların Tianxiu Ölümsüz Xiao Fuxuan’ı ikinci görüşleriydi.
İlk tanıştıklarında Xiao Fuxuan, tüm öğrencileri Luohua Pazarındaki bir hana bağlamıştı, bu da Feng Huiming ve Feng Shulan’ın birlikte Luohua Dağı’na gitmesine neden olmuştu. Daha sonra Xiao Fuxuan, Feng Huiming ve diğerlerini Feng Sekti’ne kadar takip etmişti ve sonrasında ise Feng Sekti kulesinin yasak alanı çökerek hem Feng Huiming hem de sekt lideri ölmüştü.
Yas kıyafetleri giymelerinin nedeni de buydu.
Doğal olarak bu genç öğrenciler, kendilerini iki kez ziyarete gelen Tianxiu’nun aynı kişi olmadığını bilmiyorlardı. Yapabilecekleri tek şey tekrar geldiğini gördüklerinde neden burada olduğunu düşünüp korkmaktı.
Ama yüreklerinden geçeni söylemeye cesaret edemediler. Sadece solgun yüzlerle selam verip, “Ölümsüzün buraya neden geldiğini bilmiyoruz.” Dediler.
Kapının dışındaki kişi şöyle cevapladı: “Felaketin ortadan kaldırılması için.”
Feng Sekti’nin öğrencileri şaşkına döndüler ve şöyle dediler: “Ah, felaketten kurtulmak mı!”
Ama onlar daha fazlasını söyleyemeden güçlü bir rüzgar kapıdan içeri girdi ve Tianxiu onlara fırsat vermeden çoktan hepsini içeri sürüklemişti.
Aslında ne olduğunu sorsalar bile Tianxiu’nun bir cevabı olmayacaktı. Çünkü bu yolculukta Feng Sekti’ne göksel fermanını uygulamak için gelmişti.
Dağ köyünde tanıştığı ruhu Lingwang’ın sarayına götürdükten sonra, göklerden, felaketi temizlemesi için Feng Sekti’ne gitmesini isteyen bir emir aldı.
Geçmişte aldığı göksel fermanların çoğu iki türdendi. Birincisi, en yaygın olarak kötü ruhların belli bir yerde sorun çıkardıkları türdendi. Oraya gittiğinde onları öldürüp cezalandırır ve kötü ruhları temizlerdi.
İkincisi ise kötü ruhun çoktan öldüğü, ancak birçok sorunun gelmekte olduğu türdendi. Bu durumda da felaketin temizlenmesi gerekiyordu.
Feng Sekti’ne gelmesinin nedeni ikincisiydi.
Ölümsüz Tianxiu öğrencilerin arasından geçerek Feng Sekti Kulesi’ne geldi ve oradaki karışıklığı gördü. Karmaşanın içinde belirsiz bir kötü ruh kalıntısı vardı, o kalıntıyı takip ederek Feng Sekti’nin yas salonuna gitti ve dört tabut gördü.
İkisi, bir tarafında Feng Huiming’in, diğer tarafında Feng Sekti’nin liderinin bulunduğu uzun tabutlardı. Ayrıca iki küçük tabut da vardı. İsim tabletlerine bakılırsa bunlar Feng Sekti’in liderinin genç yaşta ölen çocuklarıydı.
Feng Sekti’nin lideri, derin kötü düşüncelere sahip ve kötü bir ruhtan farksız bir insana dönüşmüştü. Gelecekte pek çok sıkıntının yaşanacağı doğruydu.
Bu dört kasvetli tabut ve kulenin dağınık kalıntıları tüm Feng Sekti’nin kötü bir atmosfere bürünmesine neden oluyordu.
Tianxiu Ölümsüz sessizce durdu ve etrafına baktı.
Göksel fermanı açtı ve bir baktı, sonra elini kaldırdı ve Xiandu’daki Lingwang’a bir süre Feng Sekti’nde kalacağını söyleyen bir mektup gönderdi. Daha sonra kılıcını kınından çıkardı.
Fakat Lingwang, Tianxiu’dan gelen mektubu aldıktan sonra sözde “karmaşayı” araştırmak yerine Feng Sekti’ne gitmeyi seçti.
Diğer tarafta ise Wu Xingxue ve Xiao Fuxuan da Feng Sekti’ne doğru ilerliyorlardı.
Başlangıçta Feng Sekti’nin başına gelenler kaotik çizginin en iyi kanıtıydı ancak Tianxiu’nun aldığı göksel ferman nedeniyle her şey farklı bir seyirde ilerledi.
Wu Xingxue ve Xiao Fuxuan, Feng Sekti’nin devasa malikanesine geldiklerinde, ister kulenin kalıntıları olsun, ister Feng Sekti’nin lideri ve Feng Huiming olsun, bulundukları kaotik çizginin başlangıcını kanıtlayabilecek her şeyin tamamen yok olduğunu gördüler. Göksel ferman yüzünden her şey yok olmuştu.
Yorum