Çevirmen: Mave
Bölüm 12
Sonunda, Süvari Birliği’nin tüm üyeleri kendi bölümlerine atanmıştı.
Komutan Kishiar La Orr, birlik üyelerine bir aylık uyum süreci tanındığını duyurdu. Bu süre zarfında, üyeler günlük yaşamlarına devam edebilecek ve gerekli düzenlemeleri yapabileceklerdi. Ayrıca, Süvari Birliği üyelerinin İmparatorluk Şövalyeleriyle aynı seviyede muamele göreceği de ilan edildi. Dahası soyadı olmayanlara yakında bir soyadı verilecekti. Bu haber herkesi büyük bir şaşkınlığa uğrattı.
Artık doğrudan İmparatorluk Sarayı’na bağlı olan Süvari Birliği üyeleri, üçüncü sınıf bir memur ile aynı seviyede aylık maaş alacaklardı. Orr İmparatorluğu’nun herhangi bir bölgesinde yaşama hakkına sahip olacaklar ve devletin işlettiği tüm tesisleri ücretsiz olarak kullanabileceklerdi.
Bir suç işlemekle suçlanmaları durumunda, ceza bölgesel lordlar tarafından değil, doğrudan Süvari Komutanı ve İmparator tarafından belirlenecekti. Başka bir deyişle, İmparatorluk Şövalyeleri’nin sahip olduğu dokunulmazlık hakkına benzer bir hakka sahip olacaklardı.
Buna bağlı olarak konaklama düzenlemeleri de değişti. Başkentte evi olanlar artık kışlada kalmak zorunda değildi, evlerinden işe gelip gidebilirlerdi. Kışlada kalmaya devam edenler ise artık kendilerine ait bir odada yaşayacaklardı. Her ne kadar komutan hariç, en fazla beş yıl boyunca kışlada yaşama sınırlaması getirilmiş olsa da henüz başkentte ev alabilecek kadar varlıklı olmayanlar için bu yeterliydi.
“İnanılmaz! Gerçekten İmparatorluk Şövalyeleri gibi muamele görüyoruz. Gerçi onların odalarına birer hizmetçi atanıyor ama bizim o kadarına ihtiyacımız yok.”
“Evet, sonuçta kendi kıyafetlerimizi kendimiz giyebiliyoruz.”
Sabah yapılan bu şok edici duyurunun ardından yemek için bir araya gelen Süvari Birliği üyeleri arasında kahkahalar yükseldi. Herkesin yüzü mutlulukla ışıldıyordu. O neşeli yüzlerin arasında Yuder, sessizce ekmeğini yahniye batırıp çiğniyordu.
“Yuder, duydun mu? Biz de artık İmparatorluk Şövalyeleri gibi yılda 30 gün tatil hakkı alacağız. Çocuklarımız da uyanmış olursa, bu hakları onlara da devredebiliriz.” dedi Gakane gülümseyerek.
“Bu haberi memleketimize duyurduğumuzda herkes çok sevinecek. Artık miras kalacak topraklarımız olmadığı için hor görülme devri sona erdi.” diye devam etti.
“…Evet.”
“Ah, senin de memleketindeki ailene haber vermen gerekmiyor mu?”
“Ben yalnızım.”
Yuder’in bu sözleri üzerine Gakane’nin gözleri büyüdü ve hemen ardından mahcup bir ifadeye büründü, kulakları sarkık bir köpek yavrusu gibi baktı.
“Anlıyorum… Üzgünüm. Kanna bilekliğini okuduğunda söylediği şeyler yüzünden evde bir ailen olduğunu sandım”
“Bilekliğim mi? …Ah.”
Yuder, Süvari Birliği sınavına kaydolduğu günü hatırladı. O gün Kanna ile ilk kez tanışmış, yeteneklerini test etmek için cebinden çıkardığı bilekliğini ona okutmuştu.
Bu küçük taşlardan oyularak ip ile birleştirilmiş bileklik, büyükbabasından kalan tek hatırasıydı. Büyükbabasının, vefat etmeden hemen önce yalnız kalacak olan torunu için yaptığı tek hediyeydi.
Bileklik artık o kadar eski ve kırılgan hale gelmişti ki kırılmasından kokarak Yuder, başkente tam olarak yerleşmeden önce onu cebinde tutmuştu.
Komutan olduktan sonra, Yuder bileklikle fazla ilgilenmemişti. Cebinde bulduğunda ona yabancı bir nesneymiş gibi gelmişti.
“Sorun değil.”
Yuder, kısa bir cevap verdi ve memleketindeki eski kulübesini düşündü. Süvari sınavını geçememesi ihtimaline karşı, ayrılmadan önce evini düzgünce toplamamıştı. Eğer tatil hakkı alırsa, oraya gidip biraz ilgilenmesi gerektiğine karar verdi.
“Yuder! Tatilde benim evime gelsene!” dedi Gakane neşeyle. “Aileme ve kardeşlerime senden bahsettim, çok merak ediyorlar. Güneyde çok lezzetli yemekler ve eğlenceli aktiviteler var. Seni iyi ağırlarlar, mutlaka gel!”
“Peki ya biz, Gakane?”
Yakındaki birkaç üye şakayla karışık söze girdi.
“Biz senin arkadaşın değil miyiz?”
“Tabii ki öylesiniz. Ama önce Yuder’i götürmek istiyorum, siz sonra gelirsiniz. Önce kendi memleketinize gitmeniz gerekmiyor mu?”
‘Sanki tatil hakkı almışım gibi konuşuyor.’
Gakane’nin bu pervasız tavrı biraz garip gelse de Yuder sesini çıkarmadı. Kırmızı gül gibi
parlak kızıl saçlara sahip yakışıklı adam, onun yanından bir an olsun ayrılmıyordu. Yuder, Gakane’nin neden kendisini bu kadar sevdiğini bilmiyordu ama bireysel odalarına geçtiklerinde bile her gün Yuder’i bulup vakit geçirmeye çalışıyordu. Birkaç kez onu başından savmak zorunda kalmıştı.
Ancak Gakane’nin inatçı dostluğu, daha önce Yuder’e soğuk davranan diğer üyelerin tutumlarını da değiştirmişti. Yuder, sadece Kanna ve Gakane’nin varlığı sayesinde bu kadar kabul görmesine oldukça şaşırmıştı.
“Yuder, sen de soyad alacaksın. Majesteleri İmparator’dan soyad almak gerçekten kıskanılacak bir şey. Keşke ben de alabilseydim.”
“Bunu başkalarının yanında söyleme.”
Yuder kaşlarını çatarak uyardığında, Gakane hızla ellerini kaldırdı.
“Yanlış anlama,” diye hızla ekledi. “Sizleri kıskandığım falan yok. Sadece bu çok özel bir fırsat. Tarihte yalnızca birkaç kişi İmparator tarafından bir unvan ve soyadıyla onurlandırıldı. Adımın o kayıtlarda yer almasını isterdim.”
Soyadları ve unvanlar, İmparator’un verdiği çok özel hediyelerdi. Ancak Yuder için, bu tür şeylerin pek bir anlamı yoktu.
“Olsa bile… öyle harika bir şey değil.”
“Bazen her şeyi biliyormuş gibi konuşuyorsun. Soyadı almak statünü tamamen değiştirir. Vergilerden muaf olursun, zorunlu işçilikten kurtulursun…”
Gakane bu konu hakkında yüzlerce iyi şey anlatmaya hazır gibi görünüyordu, ancak Yuder onu umursamadan yemeğini bitirip yerinden kalktı.
“Ben çıkıyorum.”
“Yuder, birlikte gidelim.”
Gakane, yemeğini yarıda bırakıp kalktı.
“Önce yemeğini bitirmen daha iyi olmaz mı?”
“Zaten kılıç eğitimine gideceğiz. Fazla yersem midem bulanır.”
Gakane, şakayla başını eğip midesini tutarak kusuyormuş gibi yaptı…
Süvari Birliği’nin Sul Bölümü, genellikle büyü benzeri güçler kullanabilen kişilerden oluşuyordu. Bu yüzden eğitimlerinin çoğu, kendi bireysel yeteneklerini geliştirmeye ve
güçlerini daha etkili bir şekilde kullanmaya odaklanıyordu.
Buna karşılık, Shin ve Sul Bölümleri’nde bulunan birçok üye fiziksel güçlendirme yeteneklerine sahipti veya silah kullanmada uzmandı. Bu nedenle, çeşitli silah teknikleri öğrenmeleri, başkalarını nasıl koruyacaklarını bilmeleri ve savaş sırasında uyum içinde hareket edebilmeleri gerekiyordu.
Tüm silahlar arasında en çok üzerinde durulan ise kılıçtı. Bu da Kishiar La Orr’un bilinçli bir tercihi gibi görünüyordu.
Tarihte, kılıç ustaları (Swordmasters), diğer silah ustalarına kıyasla çok daha fazla saygı görmüştü. Yay ya da mızrak ustalarından ziyade, en ünlü savaşçılar ve komutanlar genellikle kılıç ustalarından çıkıyordu.
Ayrıca, soyluların savaş sanatı denince akla ilk gelen silah da kılıçtı. Herkesin kolayca erişebileceği bir silah olduğu için, öğrenenlerin sayısı çok fazlaydı ve doğal olarak içlerinden efsanevi seviyeye ulaşanlar çıkıyordu. Bu yüzden Kishiar, Süvari Birliği üyelerinin kılıç kullanmada uzmanlaşmasını istiyordu. Bu sayede hem onlara prestij kazandıracak hem de Süvari Birliği’nin gücünü artıracaktı.
“Yine de Komutan’ın bize İmparatorluk Şövalyeleri’nin bir numaralı eğitim alanını tahsis etmesi çok garip değil mi?” dedi Gakane düşünceli bir şekilde.
“Bildiğim kadarıyla, orası yalnızca yüksek rütbeli şövalyeler için ayrılmış bir yer.”
Gerçekten de bu karar İmparatorluk Şövalyeleri arasında büyük bir rahatsızlık yaratmıştı. Süvari Birliği üyeleri, şimdiye kadar acemi savaşçılar için ayrılan küçük bir alanda eğitim yapmıştı. Ancak, o küçük alanı kullanırken bile İmparatorluk Şövalyeleri tarafından hoş karşılanmamışlardı.
Şimdi ise İmparatorluk Şövalyeleri’nin gururu olan birinci eğitim alanına giriyorlardı. Bu kadar büyük bir ayrıcalığın nasıl sağlandığı merak konusuydu.
‘Muhtemelen İmparator’un bizzat imzaladığı bir imparatorluk emri kullanmıştır.’
Son birkaç ay boyunca Yuder, eğitimlerde tüm gücünü sergilemekten kaçınmıştı.
Buna gerek bile yoktu; kendini tutsa bile, yetenekleri diğer üyelerden çok daha üstündü. Bunun yerine, enerji akışına alışmaya ve geçmişte öğrendiği teknikleri yeniden keşfetmeye odaklanmıştı.
Geleneksel mana kullanan büyücüler ve şövalyeler, doğada akan enerjiyi uzun süre boyunca bedenlerinde biriktirir ve yalnızca depoladıkları kadarını kullanabilirlerdi. Ancak, uyananlar farklıydı.
Kızıl Taş’ın gücü sayesinde, dünyayı dolduran bu yabancı enerjiyi bedenlerinde depolamaya
gerek kalmadan, yalnızca yetenek ve pratikle serbestçe kullanabiliyorlardı.
Bu da, kimin anlık olarak daha fazla enerjiyi istikrarlı bir şekilde çekip kullanabileceğinin ve kimin kendi yeteneklerini kullanma ve uygulama konusunda daha aşina olduğunun önemli olduğu anlamına geliyordu.
Yine de bunun için uyum sağlamak ve pratik yapmak gerekiyordu. Bu yüzden, her gün birkaç saat meditasyon yapmak enerjiye alışmak açısından faydalıydı. Bu gerçeğin ortaya çıkması üç yıl sürecekti, ama erken başlamakta zarar yoktu.
Gakane, her sabah meditasyon yapan Yuder’ı Güneş Tanrısı’nın dindar bir takipçisi sanmıştı ancak Yuder bunu düzeltmeyi fazla zahmetli bulmuş ve onun bu şekilde düşünmesine izin vermişti.
Yorum