Koyu Switch Mode

The Earth Is Online [Novel] 3. BÖLÜM

A+ A-

Çevirmen: Ari


Kara kuleye inanmayan insanlar sadece başından sonuna kadar izlediler. Bunun hükümetin yüksek teknolojili araştırmalarının sonucu olduğuna ve kendilerine hiçbir zarar vermeyeceğine inanıyorlardı. Hükümetin insanlara zarar vermesi imkansızdı. Gerçekten bir şey olsa bile, liderleri vardı. En üst düzey liderler orada olduğu sürece, gökyüzü çökse bile hiçbir şey yapmaları gerekmiyordu. 

 

Kara kuleye inananlar ise üçüncü gündü büyük bir korku içindelerdi. 

 

“Oyun nedir? Eleme nedir? Bir açıklamaya ihtiyacımız var!” 

 

“Açıklayın! Açıklayın!” 

 

“Bir açıklama yapılması gerekiyor!” 

 

Giderek daha fazla insan yürüyüşe katıldı ve Suzhou şehir merkezini sardı. Ayrıca bundan herhangi bir fayda sağlayıp sağlayamayacaklarını görmek isteyenler de vardı. Silahlı polisin onları uyarmasına rağmen, sayı avantajını kullandılar ve ayrılmayı reddettiler. Beyaz duvara tutundular ve hatta yıktılar. 

 

Bu senaryo dünyanın her yerinde yaşanıyordu. 

 

Çin diğer ülkelere göre çok iyi durumdaydı. Kara kule olayından önce, ülke çok istikrarlıydı ve güçlü bir uyum ve kontrole sahipti. Bazı fakir ve zayıf ülkelerde, özellikle hükümet caydırıcılığının çok zayıf olduğu ülkelerde, kara kulenin tehlikeli olduğunu savunan grup ilk günden hükümeti işgal etmişti. 

 

“Kara kule Tanrı ve bizi yeni bir yüzyıla götürecek. Kara kulenin zamanı geliyor. Büyük ve tek efendimiz, lütfen bize yeni yaşamın gücünü ver!” 

 

“Bize güç ver!” 

 

Binlerce insan, yeni ve daha iyi bir yüzyıl özlemiyle kara kulenin önünde diz çökmüştü. 

 

Tang Mo bunları bilmiyordu. 

 

Elinde siyah bir sopa tutuyordu. Giysileri çok ince olmasına rağmen alnı biraz terle kaplıydı. Berrak çocuk sesi hâlâ tekerlemeyi söylüyordu. Şarkı bittiğinde, yüksek ve uhrevi ses boş kütüphanede uzun süre yankılandı. 

 

“Duydun mu?” Tang Mo dişlerini sıkarak zorlukla konuştu. 

 

Sahtekâr yerde korkmuş bir şekilde yatıyordu, dağınık saçları gözlerini kapatıyordu. Yukarı baktığında Tang Mo sadece korkudan titreyen bir çift göz görebildi. Sahtekâr o kadar korkmuştu ki konuşma yeteneğini bile kaybetmişti. Ayağa kalktı ve bir duvara doğru büzüldü, titreyen elleriyle başını tuttu ve “Ne… o şey de ne…?” dedi. 

 

Tang Mo bilmiyordu. 

 

Çocuk şarkısı bittikten sonra kütüphanede hiçbir ses yoktu. 

 

Tang Mo yavaş yavaş sakinleşti. 

 

Bazı insanlar büyük olaylarla karşılaştıklarında şaşkınlığa uğrar ve paniğe kapılırlar. Tang Mo ise tam tersiydi. 

 

Tang Mo son derece mantıklı bir insandı. Beş yıl önce, anne ve babası bir araba kazası geçirip ölmüşlerdi. Bu olay üniversiteye yeni girdiğinde yaşanmıştı ve başka biri olsaydı yıkılmış olabilirdi. Tang Mo, ikisinin cenazesini de düzgün bir şekilde yönetti. Sadece her şey halledildikten sonra gizlice ağladı ve geleceğini düşünmeye başladı. 

 

Son iki gündür yaşadığı hızlı kalp atışlarına ve kaygılı hissine rağmen, şimdi kendini her zamankinden daha sakin hissediyordu. 

 

Tang Mo sopayı sağ elinde tuttu ve G rafındaki kalın bir kitabı kalkan olarak kullandı. Sonra pencereye yaklaştı. 

 

Pencerenin dışı bembeyazdı. 

 

Bu, kütüphanenin doğu tarafındaki bir pencereydi. Normalde buradan Suzhou’nun ana caddesini ve birkaç ünlü antik bahçe görülebiliyordu. 

 

Tang Mo sopayı daha da sıkı kavradı. Sakin görünüyordu ama etrafındaki her şeye karşı tetikteydi. Her kitap rafının yanından geçtiğinde, karşılık vermeye hazırdı. 

 

Kütüphanenin üçüncü katının güneydoğu ve kuzeybatı tarafındaki pencerelerine baktıktan sonra eski yerine geri döndü. 

 

“Artık Suzhou’da değiliz.” 

 

Duvarın köşesine sinen adam, Tang Mo’ya dehşetle baktı. 

 

Tang Mo açıklamak istemese de acı bir şekilde, “Boş bir alanla çevriliyiz, ama burası gerçekten kütüphane. Kütüphane büyük, boş bir alana taşınmışa benziyor. Burada bir yıldır çalışıyorum ve danışma masasına baktım. İş arkadaşımın su bardağı hâlâ masada, tıpkı kütüphanedeki gibi.” dedi. 

 

Tang Mo’nun sözlerinden sonra sahtekâr yalnız olmadığını fark etmiş gibi göründü ve ayağa kalkacak cesareti buldu. Etrafına baktı ve aniden, “Ah, bu geçen hafta buraya sakladığım kitap!” dedi. 

 

Tang Mo parmağının gösterdiği yönü takip etti. 

 

“Kitabın ödünç alınmasından korktum ve onu iki raf arasındaki boşluğa sakladım.” 

 

Tang Mo, “…” 

 

Demek bunu yapan oydu! 

 

Her durumda, Tang Mo bu kütüphanede bir kütüphaneciydi ve Sahtekâr da düzenli bir ziyaretçiydi. Eğer her ikisi de burasının kütüphane olduğunu doğruladıysa, kesinlikle doğru olmalıydı. 

 

Tang Mo, Sahtekârı güvenlik kabinine götürdü ve bir sopa daha çıkardı. Şu anda hiçbir şey bilmiyorlardı. Sopa, Sahtekârın kendini korumasına yardımcı olacaktı ve iki kişi herhangi bir tehlikeyle karşılaşırsa yardımcı olabilirdi. 

 

İki adam danışma masasına yeni varmışlardı ki, üçüncü kattaki kitap raflarının arasından ayak sesleri duyuldu. 

 

Sahtekârın gözleri korkudan kocaman açılırken, Tang Mo da terlemeye başladı. 

 

Az önce oradaydı ve kimseyi görmemişti! Bu ayak sesleri kime aitti? 

 

İki adam sopaları kavradı ve dikkatlice önlerine baktılar, sırtları duvara dayalıydı. Ses düzensizce yaklaşıyordu. Yerde zıplayan bir çocuk gibiydi. 30 saniye sonra, bir kitaplığın arasından küçük bir gölge belirdi. Çift at kuyruğu olan küçük bir kızdı. Kasım ayının sonları olmasına rağmen, kırmızı bir elbise ve parlak kırmızı deri bir çift ayakkabı giyiyordu. 

 

Duydukları ses, ayakkabılarının yere çarpma sesiydi. 

 

“H… Hayalet! Bir hayalet!” 

 

Sahtekâr, Tang Mo’nun arkasına saklandı. 

 

Ama Tang Mo da korkuyordu! 

 

…Bu sakin ve tarafsız olma meselesi değildi. Bu mozaik neyin nesiydi? 

 

Kırmızı elbiseli küçük kız yedi veya sekiz yaşında gibi görünüyordu. Narin bir etek, küçük ayakkabılar giymişti ve sırtındaki okul çantası Disney karakteri Minnie Mouse’dan esinlenerek tasarlanmıştı. Kızın kıyafetleri son derece ayrıntılıydı ve gerçek bir insandan hiçbir farkı yoktu. Sadece yüzü kalın bir mozaik tabakasıyla kaplıydı. 

 

Kaşları yoktu, gözleri yoktu, burnu yoktu, ağzı yoktu.  

 

Sadece mozaikti. 

 

Tang Mo dişlerini sıktı ve bu kızı sopayla yere serme isteğini bastırdı. 

 

“Gege,* kitabımı gördün mü?” 

 

[Ç/N–Ge/Gege: Ağabey] 

 

Sesi ne kadar berrak ve güzel olursa olsun, Tang Mo bu yüzü gördüğünde sadece dehşete düşebiliyordu. 

 

Tang Mo kıza soğuk bir ifadeyle baktı ve cevap vermedi. 

 

Küçük kız tekrar sordu: “Gege, kitabımı gördün mü?” 

 

Küçük kız çok zayıf görünüyordu ve Tang Mo’nun onu alt etmesi kolay olmalıydı. Ancak burası çok garip bir yerdi ve mozaik yüzlü kız açıkça gerçek bir insan değildi. Tang Mo, rahat bir şekilde hareket etmeye cesaret edemedi, sadece işbirliği yapabilirdi. Dudaklarını yaladı ve gülümsemeye çalıştı. “Küçük dostum, hangi kitabı kaybettin?” 

 

“Gege, gülüşün çok çirkin.” 

 

Tang Mo: “…” 

 

Küçük kız tekrar konuştu: “Kitabım kayboldu. Gege, bulmama yardım edebilir misin? Annem çok sinir bozucu. Okumayı sevmiyorum ama bana çok fazla kitap aldı. Bu kitapların hepsi sıkıcı ama onları kaybedersem annem çok kızar. Kitap kaybolursa annem beni öldürecek. Gege, kitabı bulmama yardım edebilir misin?” 

 

Tang Mo artık sahte bir şekilde gülümsemeye çalışmıyordu. “Annen kim?” 

 

“Annem annemdir. Gege, ne kadar tuhafsın.” 

 

Sahtekâr titrek bir sesle arkadan konuştu: “Kitabı bulamazsan, annen… annen seni öldürecek mi?” 

 

“Evet, annem çok kızacak. Annem kızdığında korkunç oluyor.” 

 

Sahtekâr ekledi: “Ama insanları öldürmüyordur, değil mi?” 

 

Küçük kız başını eğdi ve sağ atkuyruğu mozaik yüzüne düştü. Tang Mo nedenini bilmiyordu ama sanki yüzündeki mozaik olmasaydı, kız şu anda gülüyor olurdu. Tang Mo’ya ve gözlerinde koyu halkalar olan sahtekâra baktı. “Hehehe, eğer Gege kitabı bulmama yardım etmezse, onu ben öldüreceğim.” 

 

Üzerlerine bir kova buzlu su dökülmüş gibiydi. Tang Mo dudaklarını bastırarak mozaik yüzlü küçük kıza baktı. 

 

Bir an sonra sakince sordu, “Hangi kitap olduğunu hatırlıyor musun? Senin için bulacağım.” 

 

“Şey…” Küçük kız başını salladı ve atkuyrukları sallandı. Gerçekten düşünüyormuş gibi görünüyordu. Uzun bir süre ‘Şeyyyyy’ dedikten sonra bağırdı, “Hatırlayamıyorum!” 

 

Tang Mo cevabın bu olacağını uzun zamandır tahmin ediyordu. 

 

Aniden kız aceleyle, “Ah, okula gitmem gerek. Geç kalırsam öğretmen beni öldürür. Önce ben gideceğim. Gege, kitabı bulmama yardım etmelisin.” dedi. Okul çantasını kaldırdı ve tekrar kitap raflarına doğru koştu. 

 

Küçük kız ortadan kayboldu ve bu tuhaf oyun resmen başladı. 

 

Tang Mo ve sahtekâr başlangıçta danışma masasının arkasına saklanmışlardı, kızla konuşurken dışarı hiç çıkmadılar. Küçük kız ortadan kaybolduğu anda, yardım masasındaki Tang Mo’ya ait bilgisayar aniden aydınlandı ve iki kişi yanına yürüdü. 

 

Mavi bilgisayar arka planında bir metin belirdi. Belli ki bir günlüktü. 

 

Tang Mo yüksek sesle okudu. “15 Kasım, hava güneşli. Annemin aldığı kitabı kaybettim! Annem beni öldürecek!” 

 

Sahtekâr haykırdı, “Değişti! Kelimeler değişti! 16 Kasım, hava kapalı. Annemden sakladım ve hâlâ kitabın kaybolduğunu bilmiyor. Kitap nerede, kitap nerede? Annem beni öldürecek! 

 

Bilgisayar ekranındaki yazı yine değişti. 

 

Tang Mo okudu. “17 Kasım, hava kapalı. Annem öğrenmiş gibi görünüyor. Gerçekten öğrendi mi?” Kelimeler değişti ve okumaya devam etti. “18 Kasım, yağmurlu. Hehehe… Annem beni gerçekten öldürecek.” 

 

Tang Mo ve sahtekâr suskunlaştılar. 

 

Sahtekâr kendi kendine, “…Gerçekten ölecek miyiz?” diye mırıldandı. 

 

Tang Mo ona baktı. 

 

Kütüphanede çalışmak çok sıkıcıydı. Her gün insanlara yardım etmek zorundaydı. Mola sırasında, ara sıra bugün gördükleri ilginç şeylerden bahsediyorlardı. Sahtekâr da bu ilginç şeylerden biriydi. İşe gitmiyor gibiydi, sadece kitap okumak için her gün kütüphaneye geliyordu. Xiao Zhao, sahtekârın kız arkadaşı tarafından terk edildiğini ve bu hale geldiğini tahmin ediyordu. 

 

Çalışanlar için sahtekâr çok tuhaf bir insandı ama aynı zamanda komik ve acınası biriydi. 

 

Artık sahtekâr, Tang Mo’ya gerçekten acınası görünüyordu. 

 

Tang Mo ona korkusuzca baktı. Aslında o da korkuyordu. Ancak, korku hissetmenin zamanı değildi. Tang Mo bir an düşündü ve dürüstçe cevapladı. “Belki de gerçekten öleceğiz.” 

 

Sahtekâr umutsuzlukla baktı. 

 

Tang Mo, “Bir dakika, bilgisayardaki metin yine değişti. Mozaik kız mantıklı ve itaatkardır…” dedi. Tang Mo okumaya devam ederken ifadesi soldu. “Mozaik kızın tek bir dezavantajı var: Okumayı sevmiyor. Annesi okumayı sevmeyen küçük kızlardan nefret eder, özellikle de kitaplarını çöpe atan ve çalındığı yalanını söyleyen küçük kızlardan. Ancak annesi mozaik kızın yalan söylemediğini bilmiyor. Kitabı o atmadı. İblis çaldı.” 

 

Tang Mo ‘iblis’ kelimesini görünce kaşlarını çattı. 

 

“İblis en çok kitaplardan nefret eder. İblisler cahildir. Neden kitap okumak istesinler ki? Kanatlı kuşlar okuyabilir mi? Kötü iblis kitabı çaldı ve melek tarafından fark edildi. Kitabı yakmak yerine gizlice bir kütüphaneye sakladı. Ama kütüphane rafları tıpatıp aynı görünüyordu. Melek gittikten sonra, aptal iblis kitabı bulamadı ve öfkeyle kükredi–” 

 

“Lanet kitap!” 

 

Tang Mo paragrafı bitirince kütüphanede çocuğun berrak sesi yankılandı. 

 

“Ding-dong! ‘Kitabımı kim çaldı?’ oyunu resmen başladı. Oyun sırasında–” 

 

“Birincisi, şiddet yasaktır.” 

 

“İkincisi, melekler gündüz vakti kitap hakkında ipucu alabilirler.” 

 

“Üçüncüsü, iblis geceleyin herhangi bir kitaplığı yakabilir.” 

 

“Akıllı ve nazik melek, mozaik kız üç gün içinde öfkeli annesi tarafından öldürülecek. Böylesine sevimli küçük bir kızın ölmesini izleyecek yüreğiniz var mı?” 

 

Tang Mo, “…” 

 

Ne kadar da sevimli!!! 

 

◇◇◇ 

 

Yazarın söyleyecek bir şeyi var: 

 

Kara kule: Böyle sevimli bir kızın ölmesini izlemeye yüreğin dayanabilir mi? 

 

Tang Mo: Dayanabilir! 

 

◇◇◇ 

 

İlk oyun başladııı? 

Tahminleriniz varsa yorumlarda paylaşmaktan çekinmeyin ?  

 

Etiketler: novel oku The Earth Is Online [Novel] 3. BÖLÜM, novel The Earth Is Online [Novel] 3. BÖLÜM, online The Earth Is Online [Novel] 3. BÖLÜM oku, The Earth Is Online [Novel] 3. BÖLÜM bölüm, The Earth Is Online [Novel] 3. BÖLÜM yüksek kalite, The Earth Is Online [Novel] 3. BÖLÜM light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X