Koyu Switch Mode

The Earth Is Online [Novel] 23. BÖLÜM

A+ A-

Çevirmen: Ari


Bilge biriyle konuşmak en az çabayı gerektirirdi. Tang Mo, Fu Wenduo’dan arşivi açmasını istedikten üç saniye sonra, beyaz hindi yumurtasına çizilmiş ‘S’ sembolünün yanıp sönmeye başladığını fark etti.

Ardından kafasının içinde bir erkek sesi mırıldandı, “Bir saat süresi var. Bu süre dolduğunda arşiv içerikleri otomatik olarak kaybolacak. Dosyayı yüklemek için yalnızca tek bir şans var.”

“Anladım, teşekkür ederim.”

Fu Wenduo’nun sözleri kısa ve özdü, hindi yumurtasının işlevlerini tam olarak açıklıyordu. Sesi yalnızca Tang Mo tarafından duyulabiliyordu. Mario ve diğer ikisi, yalnızca Tang Mo’nun aniden sessizleştiğini gördüler. Mario’nun sabrı tükendi ve sabırsızlıkla, “Çocuğum, bu oyundan nefret mi ediyorsun? Mario Amca ile oynamak istemiyor musun? Neden atlamak istediğin kareyi seçmiyorsun?” dedi.

Tang Mo hindi yumurtasını sakince cebine koydu ve çok uzakta olmayan dev figüre baktı. “Başından beri bu oyuna 6.456 oyuncunun katıldığını düşünüyordum. Sadece 150 kare var ama kimse geçemedi. Bu tür bir olasılık kulağa anormal geliyor.”

Mario yavaşça gözlerini kırpıştırdı. “Sevimli çocuk, Mario ne dediğini anlamıyor. Sadece seçimini yap.”

Tang Mo’nun arkasındaki bira göbekli adam da sinirlendi ve bağırdı, “Hangisine atlayacağını hemen seç. Zaman kaybetme ya da bu adamı kızdırma. Eğer onu kızdıracaksan, bizden uzak dur. Eylemlerinle bize zarar verme.”

Bu sırada yaşlı bir ses duyuldu. “Evet, olasılık çok anormal.”

Tang Mo 55. karede duran yaşlı adama baktı.

Oyun başlamadan önce sekiz kişi ‘BAŞLA’ karesinde duruyordu. Tang Mo, sahnenin üzerinde asılı duran LED ışıklı panodaki ‘6456’ sayısını sormuştu.

O andan sonra Tang Mo’nun bu oyuna dair çok fazla şüphesi oldu.

8’li gruplar halinde 6.456 oyuncu vardı. Bu, toplamda 807 grup anlamına geliyordu. Bu 807 grup, kazanmak için şansa ihtiyaç duyulan bu monopoly oyununa katılmış ancak kaybetmişlerdi. Tang Mo, oyuncu gruplarının büyük ihtimalle şu tür bir senaryoyla karşı karşıya olduğunu tahmin etti—

Sadece bir oyuncu kalıyor ve sahada oynamaya devam ediyordu.

İki oyuncu aynı kareye girdiğinde, ‘Sevinçleri ve üzüntüleri kim paylaşacak?’ etkisi tetiklenecek ve iki kişi yedinci seviye cezayla karşı karşıya kalacaklardı. Tang Mo normal oyuncuların korkunç Siyah Mario’yu yenebileceğini düşünmüyordu. Hatta Fu Wenduo bile onun rakibi değildi. Yani etki tetiklendiği sürece en azından bir kişi ölecekti.

Tang Mo gibi bir oyuncunun farkı genişlettiği ve üç oyuncu kalmışken 83. kareye ulaştığı durumlar az olmalıydı. Çoğunluk olarak sonuç herkesin birbirini öldürmesi ve geriye bir kişinin kalmasıydı. O andan itibaren, ‘Sevinçleri ve üzüntüleri kim paylaşacak?’ etkisi asla tetiklenmeyecekti. Son oyuncu bitiş çizgisine kadar zar atmaya devam edecekti.

Biraz acımasızca olacaktı ama bu maçın böyle bir sonuca ihtiyacı vardı.

Başlangıçta Tang Mo’nun şüpheleri vardı çünkü belki de ‘son oyuncu’ oyunu kazanacaktı. Ancak Mario sadece onun spekülasyonlarını yalanladı. Geriye kalan son oyuncu zavallı bir çocuktu ve Mario tarafından sonuncu olarak kabul edilmeyecekti.

Bu nedenle bu oyunda kazanma olasılığı anormaldi.

6.456 da yeterli bir örneklemdi. Sadece 150 kare vardı. 30 ceza karesi vardı ve mahkum kareleri toplam karelerin %5’iydi, bu yüzden 8’den fazla olmayacaktı. 6.000 kişiden hiçbirinin sona ulaşamamış olması bir sorun olduğunu gösteriyordu.

Tang Mo sessizce 120 ile 150 arasındaki karelere baktı.

“Bu 30 karede, altı ardışık mahkum karesi var.” Tang Mo’nun sesi, sanki sıradan şeyler söylüyormuş gibi sakin ve kayıtsızdı. Ancak, yaşlı adam silahını daha sıkı kavrarken bira göbekli adamın yüzü değişti. Tang Mo Mario’ya baktı ve tekrarladı, “Basan kişi ölecek. Kara kule şöyle söylemişti; mahkum karelerine basan hiçbir oyuncu hayatta kalamayacak. Altı ardışık mahkum karesi, oyuncuların ilerlemesini engelleyecek. Atılan puan sayısına bakılmaksızın, bir mahkum karesine basmaları kaçınılmaz.”

Mario’nun siyah gözleri bir anlığına dondu. Sevimli ve klasik oyun karakteri ellerini kalçalarına koydu ve güldü. “Sevimli çocuk, bunu nasıl söyleyebilirsin? Bu oyun, Mario Amca’nın çocuklara bir ödülü. Mario Amca seninle birçok hazineyi paylaşacak.” Kollarını açtı ve Tang Mo’ya sordu, “Mario Amca sana ödül alma fırsatı vermedi mi?”

Tang Mo gülümsedi. “Kazanmanın bir yolu var. Ama vermek isteyip istemediğin başka bir konu.”

Mario’nun gülümsemesi kayboldu. “Çocuk, hiç sevimli değilsin.”

Bira göbekli adam kükredi, “Onu kışkırtma! Hasta mısın? Hiçbirimiz onu yenemeyiz. Eğer öfkelenirse ve aşağı atlarsa, seni umursamam… yardım etmeye de çalışmam. Ölürsen öl!”

Tang Mo bira göbekli adama baktı. “Aşağı inebilseydi, orada bu kadar uzun süre kalır mıydı?”

Bira göbekli adam donup kaldı.

Mario tek kelime edemedi. Tang Mo’yu çürütmenin bir yolu yoktu.

Tang Mo, kara kule oyununu kazanmanın kesinlikle bir yolu olacağına inanıyordu. Tıpkı ‘Kitabımı kim çaldı?’ oyununa katıldığı zamanki gibiydi. 23 büyük kitaplıktan ve binlerce kitaptan bir kitap bulmak imkansız görünüyordu, ancak oyunu başarmak için bir strateji vardı.

Mario’nun Monopoly Oyununu oynarken iki noktaya dikkat etmesi gerekiyordu.

Birincisi, atlama karesinin kullanımı.

Atlama karesini kullanmanın iki yolu vardı. Birincisi, 30 kareye kadar herhangi bir kare ileri gitmekti. İkinci yöntem, kişinin daha önce üzerinde durduğu kareler dışında herhangi bir kareye geri gitmesiydi.

Bu atlama modu bir şeyi kanıtlıyordu. 120 kareden sonra atlama karesi yoktu. Aksi takdirde oyuncular doğrudan 150. kareye zıplayabilirdi. Bu Mario’nun kötü karakteriyle uyuşmuyordu. Gerçekten bir atlama karesi varsa, 120. kareye ulaşan ve atlama karesine inen 6.456 kişi arasında çok sayıda kişi olmalıydı. O zaman kazanabilirlerdi.

İkinci olarak, insanların üzerine bastıkları her karenin içeriğini hatırlamaları gerekiyordu.

Resmi bir oyuncu olduktan sonra Tang Mo’nun hafızası gelişmişti. Üçüncü kareden itibaren hangi kareye baktığını her zaman aklında tutuyordu. Sekizi ilk 83 karede 61 kareye basmıştı. Bunların arasında 16 atlama karesi, 13 ceza karesi, 8 ödül karesi ve 24 boş kare vardı.

Atlama kareleri 120 karenin herhangi bir yerinde belirebilirdi. 61 karenin arasında 16 atlama karesi vardı. Bu, atlama karesi olasılığının çok düşük olduğu anlamına geliyordu. Son 30 karede atlama karesi olmayabilirdi.

Aynı zamanda ilk 83 karede kral karesi veya mahkum karesi bulunma olasılığı da çok düşüktü.

Tang Mo aniden düşüncesini dile getirdi. “Kral kareleri mahkum kareleriyle ilişkilendirilebilir. Kral karelerinden sonra, mahkum kareleri olacaktır.”

Sesi çok yumuşaktı. Hem bira göbekli adam hem de yaşlı adam onu ​​duymadı. Mario, sanki sözlerini onaylıyormuş gibi sinsi bir şekilde gülümsedi.

Gümüş ve altın hazineleri günümüz insanları için işe yaramazdı. Bu oyundaki oyuncular altın veya elmas almayı düşünmüyorlardı. Oyuna zorla dahil edilmelerinin yanı sıra, bu oyun onlar için %5’lik kral kareleri nedeniyle cazipti.

Eğer kral kareleri ve mahkum kareleri gerçekten sıralıysa, oyuncular için zor olurdu. Neredeyse oyunun sonunu görebiliyorken, aniden kral karelerine bastıklarında sevinçleri tarif edilemez olacaktı. Şansı iyi olan oyuncular birkaç küçük sayı atabilir, birkaç kral karesine basabilir ve çok sayıda ödül kazanabilirdi.

Ancak kral kareleri bittikten sonra onları mahkum kareleri bekliyordu.

Atlama kareleri yoksa, altı adet ardışık mahkum karesi olduğu sürece hiç kimsenin kazanması mümkün değildi.

Tang Mo ellerini cebine koydu ve başını kaldırdı, sesi sakindi. “İyi düşündüm ve atlamak istediğim kareye karar verdim.”

Mario, Tang Mo’nun uzun süre tereddüt ettikten sonra aniden atlamaya karar vermesimi beklemiyordu. Mario, “Çocuğum, söyleyecek başka sözün yok mu? Şimdi atlamayı mı planlıyorsun?” diye sordu. Tang Mo’nun sözlerine rağmen Mario’nun gülümsemesi hâlâ parlaktı. Kafasını eğip kırmızı şapkayı taktı ve “Mario Amca senin gibi zeki çocukları çok seviyor. Mario Amca’nın senin için hazırladığı birçok sürpriz var.” dedi.

Altı ardışık mahkum karesi sürpriz miydi?

Tang Mo soğuk bir şekilde Mario’ya baktı. “Geri atlamak istiyorum.”

Mario Amca büyük elini salladı. “Hangi kareye geri atlamak istiyorsun?”

“İlk kare.”

“Ah, bu… ilk mi…” Mario’nun sözleri aniden sona erdi ve dondu. Sanki biri geçen yüzyıldan kalma eski bir televizyonun duraklatma düğmesine basmış gibiydi. İki saniye sonra, başını beceriksizce çevirdi ve koyu gözlerle Tang Mo’ya baktı.

Bira göbekli adam garip bir şekilde sordu, “İlk kare mi? Bu kötü değil mi?”

Yaşlı adam kaşlarını çattı ve dikkatle düşünürken konuşmadı.

Mario’nun ağzının köşeleri kalktı ve sırıttı. “Çocuğum, yanlış mı duydum? İlk kareye mi atlamak istiyorsun?”

Tang Mo onu görmezden geldi. Gökyüzüne baktı ve yüksek sesle konuştu. “İlk kareye atlamak istiyorum.”

“Ding-dong! İlk kareye geri dönmeyi seçtiniz.”

Tang Mo arkasını döndü ve adım adım ilk kareye doğru yürüdü.

Mario’nun sesi aniden yükseldi. “İlk kareye gidersen, sonuncu sen olacaksın. Oyunu en baştan oynamalısın. Önündeki iki oyuncu kaybetse bile yalnız kalacaksın. Çocuğum, bir dahaki sefere şansın bu kadar iyi olmayabilir. Ya altıncı seviye ceza karesini tetiklersen?”

Tang Mo geri dönmedi. “Sıfırdan başlamayı ve kendimi zorlamayı severim.”

Mario telaşlanmıştı. “Sen sevimli bir çocuk değilsin. Kötü bir çocuksun! Bir dahaki sefere korkunç bir cezayla karşılaşacaksın!”

“Bence çok sevimliyim.”

Mario daha önce hiç bu kadar küstah birini görmemişti. “Sen…!”

Zihninde kısık bir kahkaha sesi duyuldu ve Tang Mo bir an duraksadı.

Fu Wenduo, “Seni rahatsız mı ediyorum?” diye sordu.

Tang Mo, Fu Wenduo’nun tüm diyalogları duyabildiğini biliyordu. Ancak onun kulaklarını tıkamasının bir yolu yoktu. Kaydetme modunu kullanmak için, yalnızca dinlemesine izin verebilirdi.

“Hayır.”

Uzakta, Pekin’de, uzun boylu adam sabunu başından ve vücudundan çoktan durulamış ve alt vücudunu bir havluyla örtmüştü. Fu Wenduo, banyosuna devam etmek yerine kanepeye oturdu. Raftan bir psikoloji kitabı aldı ve rahatça inceledi.

Arşivleyici açıldığında her iki taraf da diğer taraftan gelen sesi duyabiliyordu.

Fu Wenduo ve Tang Mo’nun birbirleriyle iletişim kurması için çok az fırsat vardı, ancak Tang Mo’nun aptal bir insan olmadığını biliyordu. Oyun zaten arşivleyiciyi açmayı gerektirecek kadar tehlikeliydi. Çok zor bir oyun olmalıydı.

Fu Wenduo, diğer kişi böylesine önemli bir oyun oynarken banyo yapamazdı. Fu Wenduo’nun oyuna pek ilgisi yoktu. Ancak suyun sesi Tang Mo’nun kulaklarına ulaşır ve yargısını bozabilirdi.

Elbette Tang Mo’nun banyo yaptığını bilmesini istememesinin başka nedenleri de vardı.

Çok nazik bir insan olmayabilir ama oyun oynarken başkalarını rahatsız edecek kadar da kötü niyetli biri değildi.

Arşivleyici sadece yarı açıktı. Bu nedenle, Fu Wenduo kitabı okurken sadece birkaç anahtar kelime duydu.

Mario, atlama karesi, kral karesi, mahkum karesi…

Çok ilginç bir oyun gibi gözüküyordu.

Oyunu oynayan insanlar da oldukça ilginçti.

Mario’nun Monopoly Oyunundaki Tang Mo, havlu takmış bir adamın oyunun seslerini dikkatle dinlediğini bilmiyordu. Tang Mo 70. kareye gitti ve bira göbekli adamla karşılaştı.

Bira göbekli adam kenara doğru çekildi ve Tang Mo’nun uzaklaşmasına izin verdi. Tang Mo 69. kareye ulaştığında, “Hey, gerçekten ilk kareye mi gitmek istiyorsun?” dedi.

Bira göbekli adam nadiren diğer insanları umursardı. Tang Mo ona biraz ilgiyle baktı. “Rüzgarla ilgili bir yeteneğin mi var?”

Bira göbekli adam, “B-Bunu nereden biliyorsun?” diye kekeledi.

Tang Mo hafifçe, “Bu oyundan çıktığımızda seni öldüreceğim.” dedi.

Bira göbekli adam, “…”

Bir süre sonra, “Aklını kaçırmışsın!” diye cevap verdi.

Tang Mo yaşlı adamın karesine ulaştı. Yaşlı adam da hiçbir şey söylemeden yana doğru çekildi. Sadece Tang Mo’yu dikkatli gözlerle izledi.

Tang Mo adım adım ilerledi. Beyaz oyun dünyasında, bira göbekli adam, yaşlı adam ve Mario onu izlemeye devam ettiler. Kimse Tang Mo’nun deliliği hakkında tek bir kelime etmedi veya duygularını ifade etmedi. Tang Mo üçüncü kareye vardığında, Mario aniden sesini yükseltti. “100. kare kral karesi. Bu, 120. kareden önceki tek kral karesidir. 83. atlama karesinden 100. kareye atlayabilirsin. Geri dönmek için hâlâ çok geç değil. İlk kareye dönünce son kişi olmasan bile, 83. kareye tekrar gelecek kadar şanslı olmayacaksın.”

Tang Mo yürümeyi bıraktı ve dev Mario’ya bakmak için döndü. “Bunu söylemen beni daha da rahatlattı.”

“Sen kötü, çok kötü bir çocuksun! Sen insan değilsin, şeytansın!”

Tang Mo alaycı bir şekilde konuşurken sakinliğini koruyordu: “Ben şeytan değilim ama sen kesinlikle bir insan değilsin.”

“Sen…!”

Mario sahneden atlamak için çabaladı. Zıpladı, tüm dünyayı sarstı, gözleri öfkeyle Tang Mo’ya bakıyordu. Bira göbekli adam ve yaşlı adam, Mario’nun Tang Mo’yu öldürmeye çalıştığından şüphe duymuyordu. Ancak Tang Mo’nun dediği gibi, Mario sahnede sıkışıp kalmıştı.

Sert hareketleri sahneyi çevreleyen ucuz neon ışıkların yere düşmesine neden oldu. Ancak Mario sahneyi terk edemedi. Sadece Tang Mo’ya öfkeli gözlerle baktı.

Tang Mo arkasını döndü. Üçüncü karede durup ikinci ve birinci karelere baktı.

Gözleri uzun süre ikinci ve birinci kareler arasında ileri geri bakarken giderek kısıldı. Sonunda ikinci kareyi geçti ve birinci karede durdu. Tang Mo birinci kareye adım attığı anda gergin ifadesi değişti. Dudakları hafifçe kıvrıldı ve iç çekti, “Çok da zor değildi. Tek kaydetme şansımı boşa harcadım…”

Sonra beyaz dünyadan net ve berrak bir çocuk sesi duyuldu.

“Ding-dong! Temizleme karesi tetiklendi. 22 Kasım 2017, 22:49’da, oyuncu Tang Mo büyük çok oyunculu örnek ‘Mario’nun Monopoly Oyunu’nu üst üste temizledi ve ‘Mario Amca’nın Hazinesi’ ödülünü kazandı.”

Bira göbekli adam doğruldu ve inanmaz gözlerle Tang Mo’ya baktı.

Yaşlı adam da şaşkınlıkla ona bakıyordu, gözleri şüphe ve şaşkınlıkla doluydu.

Mario, ayaklarını yere vurarak sahnede öfkeyle tepindi. “Sen şeytansın, şeytan! O benim bebeğimdi! Mario Amca bunun için 26 yıl boyunca kanalizasyonda çalıştı. Sen, tembel insan, hiçbir şey yapmadığın hâlde Mario Amca’nın hazinesini çalmak istiyorsun. Asla onu sana vermeyeceğim.” diye haykırdı.

Ancak Mario bu sözleri söylerken beyaz dünyanın ortasında kocaman altın bir tepe belirdi.

Altın tepe herkesin gözlerinin önünde süzülüyordu. Mario Amca dehşet içinde zıplayarak uçan altın tepeye tutunmaya çalıştı. Ancak beceriksiz zıplaması sadece bir parça altın çıkarmasına izin verdi. Devasa altın tepe doğrudan Tang Mo’ya uçtu ve arkasına düştü.

Sayısız altın ve elmas Tang Mo’nun arkasındaki tepede yığılmıştı. Birkaç altın sikke tepeden aşağı yuvarlandı ve Tang Mo’nun ayaklarının dibine düştü. Eğildi ve altın paraları aldı.

“Neden ilk kare?” diye sordu yaşlı adam.

Tang Mo bakışlarını altından ayırdı. “Bu bir oyun, bu yüzden kazanmanın bir yolu olmalı.”

Yaşlı adam kaşlarını çatarak fısıldadı: “İlk kare, ilk kare…” Konuşmaya devam etti, ‘ilk kare’den bir ipucu bulmaya çalışıyordu.

Tang Mo açıkladı, “6.000 kişiden hiçbiri oyunu geçemedi. Bu iki noktayı kanıtlıyor. Birincisi, 120. kareden sonra kesinlikle atlama karesi yok. İkincisi, 120. kareden sonraki karelerde altı ardışık esir karesi var. Bu adam gerçekten kötü…” Tang Mo sahnede ağlayan Mario’ya baktı. “Son altı kareyi mahkum kareleri olarak ayarlamış olmalı. Ondan önce de ardışık kral kareleri olacaktır.”

Sonunda bir kişi kral karesine atlayıp sona yaklaşırken, zafere altı kare kalıyordu.

Ancak oyuncuların hiçbiri bir türlü sona ulaşamamışlardı.

Başından sonuna kadar bu oyun, oyuncuların temizleme karesini bulmasını sağlamayı amaçlıyordu.

“Başlangıçta, atlama karelerinin sayısının çok fazla olduğunu düşündüm. Atlama kareleri toplam 20 kare. En az dokuz kişi bir atlama karesine atlayabilir, ancak normal insanlar ilk kareye atlamayı seçmez. Oyuncuların önündeki kareler bilinmediği için genellikle daha önce üzerine basılmış bir kareye atlamayı veya ‘Sevinçleri ve üzüntüleri kim paylaşacak?’ etkisini tetiklememek için geri çekilmeyi seçerler.”

Yaşlı adam da bunu yapmıştı. İlk kez atlama karesine adım attığında, grubun arkasına geri dönmüştü.

Bira göbekli adam hâlâ anlamamıştı. “O zaman neden ilk kare?”

Tang Mo, “150 kare arasında atlama karesi yoksa, oyuncunun hangi kareye inme olasılığı en düşüktür?” diye sordu.

Bira göbekli adam tepki vermeden önce bir süre düşündü. “İlk kare! Evet, ilk kare.”

En azından umutsuzluğa kapılacak kadar aptal değildi.

Başlangıçta Tang Mo oyundan ayrılmayı ve onu oyuna çeken kişiyi dövüp iki bacağını kırmayı planlıyordu (her halükarda diğer kişi yeteneği olan resmi bir oyuncuydu. Ertesi gün iyileşeceğini tahmin ediyordu). Şu anda, bira göbekli adamın beyni sonunda çalıştığı için Tang Mo sadece bir bacağını kırmaya karar verdi.

Eğer bira göbekli adam gerçeği anlayabildiyse, yaşlı adam da doğal olarak anlamıştı.

Mario’nun Monopoly Oyunu toplam 150 kareden oluşuyordu. Çoğu kişi oyuncuların 149. veya 150. kareye ulaşmasının pek olası olmadığını düşünüyordu. Ama aslında ilk kareye gitmek en zor olanıydı.

150. kareye ulaşmanın birçok yolu vardı.

Eğer serbest atlama karesi yoksa, ilk kareye ulaşmanın tek bir yolu vardı. O da başlangıçta 1 atmaktı.

İkinci kareye ulaşmanın iki yolu vardı. Başta 2 atmak ya da önce 1 atıp sonra tekrar 1 atmak.

Üçüncü kareye ulaşmanın dört farklı yolu vardı. Doğrudan 3 atmak, 2 ve sonra 1 atmak, 1 ve sonra 2 atmak veya üst üste üç kez 1 atmak.

Daha sonra her kareye giden yol artıyordu.

Eğer sadece bir kişi olsaydı, 150. kareye ulaşma olasılığı son derece düşük olurdu. 100. kareye ulaşsa bile korkunç bir ceza ile karşı karşıya kalınabilirdi.

Tang Mo’dan önce, oyuna toplam 6.456 oyuncu katılmıştı. Bu 6.000 kişiden en az biri 150. kareye, hatta belki de 149. kareye basmış olmalıydı. Ama hiçbiri temizleme karesine basmamıştı.

Sadece iki olasılık vardı.

İlk olarak, Mario kasıtlı olarak ardışık altı mahkum karesi yerleştirmişti. Bu şekilde, temizleme karesine adım atmadan önce ölecekti ve onunla karşılaşması imkansız olacaktı.

Ama böyle bir durum söz konusu değildi.

Temizleme karesi mahkum karelerinden sonra olamazdı. Aksi takdirde, bu oyunu kazanmak imkansız olurdu. Eğer kara kule gerçekten örneğe giren tüm oyuncuları öldürmek isteseydi, böylesine karmaşık bir oyun kurmasına gerek kalmazdı. Mario tek başına örneğe giren herkesi öldürebilirdi.

O halde kazanmanın bir yolu olmalıydı.

İkinci ihtimal ise baştan itibaren tüm oyuncuların şans eseri temizleme karesine adım atmasının imkansız olmasıydı.

150 kareden, oyuncular ilk kareye basmak için şansa güvenmek zorundaydı. Ancak birisi biraz şanslı olsaydı ve doğrudan 1 atsaydı, bu oyuna gerek kalmazdı.

İlk atışta 1 gelme şansı altıda birdi. Mario hazineleri toplamak için yıllarca uğraşmıştı. Bu oyuncuların hazinesini elinden almalarına izin vermeyecekti.

Bu nedenle ilk kez zar atıldığında kara kule bu seçeneği koruma altına almış olmalıydı.

İlk kareye ulaşmanın tek yolu atlama karesinden geçiyordu. Tang Mo, neden bu kadar çok atlama karesinin olduğunu başından beri merak ediyordu, çünkü pek de faydalı görünmüyorlardı. İlk karenin bir temizleme karesi olduğunu doğruladıktan sonra, bu kadar çok atlama karesinin varlığının nedeni aşikardı. Bu, sekiz oyuncunun da temizleme karesine ulaşma şansına sahip olmasını garantiliyordu. Aynı zamanda, oyuncuların temizleme karesine ulaşmak için yalnızca atlama karesini kullanabilecekleri anlamına geliyordu.

Mario sahneye uzanmış, yüksek sesle ağlıyordu.

Tang Mo cebinden hindi yumurtasını çıkardı. “Arşivi kapatabilirsiniz, Bay Fu. Sizi bu kadar uzun süre rahatsız ettiğim için özür dilerim.”

Fu Wenduo, hindi yumurtasından gelen hareketleri dinlemeye kendini kaptırdığı için kitabı çoktan kapatmıştı. Hafifçe kıkırdadı. “Arşivleyici işe yaramamış gibi görünüyor.”

Tang Mo çaresizce konuştu, “Evet, kaydetme işlevini boşa harcadım. Mario’nun çok sinirleneceğini düşünmüştüm. Toplam kare sayısının %5’i olan mahkum kareleri çok ince bir rakam. 7 mi yoksa 8 kare mi olduğundan emin değildim. Kral karesi gibi, Mario’nun 120. kareden önce bir mahkum karesi koyması gerektiğini düşünüyorum. Büyük olasılıkla 100. ile 120. kareler arasında. Kendisi 100. karenin bir kral karesi olduğunu söyledi. Mahkum karesi bu 6 kare içinde olmalı. Kral karesine ulaşan kişinin mahkum karesine de ulaşıp ulaşmayacağını görmek ilginç olurdu.”

Fu Wenduo, “Çok kötü.” dedi.

“Daha da deliyse, yedinci veya sekizinci mahkum karesini ilk kareye yerleştirebileceğini düşündüm. Sonuç olarak, ikinci kareye gitmenin tek bir yolu olacaktı. Bu da ilk kareye ulaşma olasılığıyla aynıydı. İlk kareye daha çok meyilliydim. Ama eğer ilk kare gerçekten bir mahkum karesiyse, o zaman en azından oyunu tekrar yükleyebilir ve ikinci kareyi seçebilirdim. Hâlâ biraz fazla nazik olması üzücü.”

“Oyun BOSS’unun daha acımasız olmasını mı umuyorsun?”

“Böyle de yeterince acımasız.” Tang Mo aniden “Üzgünüm. Çok şey söyledim ama oyunu anlamadığını unuttum.” dediğinde ifadesizdi.

Fu Wenduo başını iki yana salladı. “Hayır, duyduğum kadarıyla çok ilginç bir oyunmuş.”

Tang Mo elindeki hindi yumurtasına yüzünde hiçbir ifade olmadan baktı. Ama kalbinde garip bir his vardı.

Muhtemelen birinin kendisiyle benzer bir insanla karşılaşma deneyimine benziyordu.

Belki de bu yüzden bu kadar fazla ekstra kelime söylemişti. Sonuçta, bu kelimeleri diğer insanlara söylemenin bir anlamı yoktu. Mario sadece onu öldürmek istiyordu ve sözlerini dinlemiyordu. Ayrıca bira göbekli adamın sözlerini anlayacak beyni yoktu. Yaşlı adam dinleyen tek kişiydi ve sadece “İlk kare bir mahkum karesiyse, ölmeyecek miydin?” diye sordu. Tang Mo ona arşivleyiciden bahsetmedi.

Derin gözlerle hindi yumurtasına baktı.

Oyun güvenli bir şekilde sona erdi ve Tang Mo arşivi kapattı.

Mario sahneye oturdu ve ağladı. Gözyaşları beyaz dünyaya yağmur gibi yağdı, bir anda üç adamın ayak dibinde sel oldu.

Tang Mo temizleme karesine adım attı ama üç kişi beyaz dünyadan geri dönmemişti. Yaşlı adam yanına geldi. “Oyunu temizledin, bu altın tepeyi kabul edecek misin?”

Tang Mo devasa altın tepeye baktı.

“…Sanırım altınların hepsini alamayacağım.”

“Bu ne?” diye sordu yaşlı adam.

Tang Mo gösterilen yere baktı. Altın tepenin ortasında, altın paraların derinliklerine gömülü küçük kırmızı bir mücevher vardı. Tang Mo uzanıp yakutu aldı. Bir anda tüm altınlar kayboldu ve Mario’nun ağlamaları daha da yükseldi. “Bebeğim, bebeğim…”

Asıl ödül, Mario’nun Hazinesi bu muydu?

Bu yakutu aldıktan sonra Tang Mo’nun bedeni yavaş yavaş beyaz dünyadan silinmeye başladı.

Mario bu sahneyi gördü ve ağlamayı bırakıp bağırdı, “Sen bir şeytansın, Tang Mo adlı şeytan! Seni hatırlayacağım… Kesinlikle… Ah!”

Mario’nun yüzü sinirden solmuştu. Bir adım öne çıktı, gözyaşlarından oluşan birikintiye bastı ve geriye düştü. Başı sahnenin kenarına çarptı. Tesadüfen, altın dağından almaya çalıştığı altınlardan biri sahneye düşmüş ve küçük bir çatlakta sıkışmıştı.

Mario’nun zıplamaları nedeniyle sahnede çok sayıda çatlak oluşmuştu.

Altın konusunda cimri davranıp hepsini almaya çalışırken altınlar aradaki boşluklarda sıkışmıştı.

Mario, Tang Mo’yu azarlamakla o kadar meşguldü ki, gözyaşlarına boğuldu ve düşünce başı altına çarptı.

Birdenbire kafasından kan akmaya başladı.

Tang Mo, “…”

Yaşlı adam, “…”

Bira göbekli adam, “…”

Mario’nun aniden aptalca düştüğünü gören üç kişi şaşkına dönmüştü.

Tang Mo birden elindeki yakut yerine altın paraları istedi. Bu altınlar Mario’nun kafasını bile çatlatabiliyordu, ne büyük bir katil! Tang Mo gerçekten o altın tepeye sahip olsaydı, hiç savaşmasına gerek kalmazdı. Sadece altın paraları düşmanın vücuduna fırlatması yeterliydi.

Ancak kaybolan altın tepesinin geri dönmesi pek mümkün görünmüyordu.

Tang Mo elindeki yakutu inceledi.

Bu hazinenin onu hayal kırıklığına uğratmamasını umuyordu.

Üçlü göz açıp kapayıncaya kadar çiçek tarhına geri döndüler.

İçeri girdiklerinde akşam olmuştu ve ay çoktan doğmuştu.

Karanlık gecede, akşam esintisi ıslık çalarak esti ve sokaktaki ağaçları hışırdattı. Üçü dünyaya döndüğünde, ölü bedenler de onlarla birlikte fırlatıldı. Sanki biri cesetleri tutmuş ve gökyüzünden vahşice fırlatmış gibiydi. Yolun karşı tarafına büyük bir güçle düştüler.

İlk atılan orta yaşlı kadındı, ardından kel adam ve genç çift geldi. Varlık hissi en düşük olan orta yaşlı adamın bedeni yoktu. Tang Mo, Mario’nun dünyasında adamın sayısız uçan balık tarafından yendiğini ve kemiklerinin bile kalmadığını hatırladı. Cesedinin olmadığını tahmin ediyordu.

Herkes aynı oyuna girmişti ama sekiz kişi birbirini tanımıyordu.

Tang Mo sokağın karşı tarafına geçti ve dört cesedin gerçekten de kendisiyle birlikte olay yerine giren oyuncular olduğunu doğruladı. Vücutlarındaki paltoları çıkardı ve yüzlerini örttü. Sonuçta bu kadersel bir tanışmaydı.

Bira göbekli adam duygusal bir şekilde, “Neyse ki sonuna kadar hayatta kaldım ve pislik Mario tarafından öldürülmedim.” dedi.

Yaşlı adam, “Bu delikanlıya teşekkür ederim. Seni içeri çekmek zorunda kaldığım için üzgünüm… sen… ne yapıyorsun?” dedi.

Yaşlı adam Tang Mo’ya şaşkınlıkla baktı.

Tang Mo sağ elinde büyük kibriti tutuyor, yaşlı adama ve önündeki bira göbekli adama sakince bakıyordu.

Kibritin gücünü daha önce görmüşlerdi. Yaşlı adam temkinli bir şekilde bir adım geri çekildi. Bira göbekli adam da şöyle dedi, “Sen… ne yapmak istiyorsun? Bizi öldürmek mi istiyorsun?”

Tang Mo kayıtsızdı. “Sana o zaman da söylemiştim. Ayrıldıktan sonra seni öldüreceğim.”

Bira göbekli adamın yüzü değişti. ‘Şaka yapıyorsun, değil mi?’

“Ben asla şaka yapmam.” Tang Mo bileğini büktü. “Şu an için yaşlı adamla dövüşmeyeceğim. Ona bu kibritle vurursam ölebilir. Sana gelince… üzgünüm ama yeteneğin mezarını kazdı.”

Konuşurken büyük kibriti havada salladı ve bira göbekli adama vurmaktan çekinmedi.

Tang Mo hiçbir zaman şaka yapmazdı.

Mario’nun Monopoly Oyunu o kadar tehlikeliydi ki 6.461 kişi ölmüştü. Ve bu tür bir oyuna zorla çekilmişti. Sonunda hiçbir şey olmasa ve güvenli bir şekilde dışarı çıkmış olsa da hâlâ iki kaburgası iyileşmemişti ve akciğerleri Siyah Mario’nun vuruşundan dolayı kanıyordu.

Tang Mo’nun hızlı ve kararlı hareketleri bira göbekli adamın karşı saldırıya geçmesine izin vermedi. Tang Mo’nun tepki hızı, gücü ve hızı bira göbekli adamdan daha güçlüydü. Büyük kibrit adamın sağ bacağına çarptı. Adamın sağ bacağı gözle görülür şekilde büküldü.

Adam acı içinde bağırdı. “Oyunu kazanmanın harika bir şey olduğunu düşünme. Sensiz de kazanabilirdik. Şimdi seni doğrayacağım!”

Adam ağzını açtı ve göğsü şişti. Bir sonraki anda öne eğildi ve nefesini üfledi. Güçlü rüzgar yol kenarındaki ağaçları geriye doğru savurdu. Tang Mo kendini dengelemek için bir ağaca tutundu. Yaşlı adam o kadar şanslı değildi. Çiçek tarhının kenarına savruldu.

Adamın rüzgar gücü üç dakika boyunca esti ve sonunda durdu.

Tang Mo’nun yüzü solgundu ama yaralanmamıştı. Öte yandan yaşlı adam yaralıydı.

Bira göbekli adam Tang Mo’ya dehşet içinde baktı. Yeteneğini kullanmıştı ama Tang Mo ölmemişti. Bu durumda geri çekilmek zorundaydı. “Üzgünüm… beni bağışla. Sonuçta artık iyi değil misin? Lütfen beni bağışla…”

Tang Mo ona sakin bir şekilde baktı.

“Diğerleri önemli değil ama senin yüzünden bu duruma düştüm. Beni oyuna çeken sensin, bu yüzden öleceksin.”

Bira göbekli adamın sesi kesildi.

Tang Mo büyük kibriti kaldırdı. Sonra eğilip adamın ceketini aldı. Adam ona dehşetle baktı ve Tang Mo’nun ne yapmaya çalıştığını anlamadı. Tang Mo ona soğukça baktı. “Bu artık benim, alıyorum.”

Adam hemen başını salladı.

Tang Mo yırtık ceketi aldı ve ayrılmak için döndü. Yetenek kitabını açmak ve adamın yeteneğinin ne olduğunu görmek için uzak bir yer bulmayı amaçlıyordu. Bu, diğer kişiye bir ders vermek ve aynı zamanda yeteneğini kazanmak içindi.

Tang Mo’nun çok az saldırı yeteneği vardı. Adamın yeteneği pek işe yaramıyor gibi görünüyordu ama bir şekilde saldırgandı. Doğru kullanıldığı sürece sürpriz bir etki yaratabilirdi.

Tang Mo tam ayrılmak üzereyken uzaktan ayak sesleri duyuldu. Tang Mo hemen dönüp yolun sonuna baktı. Uzun ve zayıf bir adam şaşkınlıkla onlara bakıyordu, sonra yanlarındaki dört cesedi gördü.

Genç adam ve kadının ölüm yöntemi çok açıktı. Bıçaklar açıkça birbirlerinin göğsüne saplanmıştı. Birbirlerini öldürdükleri açıktı.

Tang Mo bu yabancıya dikkatle bakarken tetikte kaldı. Adam yaklaştı ve dört bedeni uzun süre inceledi. Sonra başını çevirdi ve onlara garip bir şekilde baktı. Hayalet olup olmadıklarını kontrol ediyor gibiydi. Sonra, “Emin olmak istiyorum… ikinci oyundan canlı çıkanlar siz misiniz?” dedi.

◇◇◇

Yazarın söyleyecek bir şeyi var:

Tang Tang: Bence çok sevimliyim.

Binbaşı Fu: Ben de karımın çok tatlı olduğunu düşünüyorum!~

Etiketler: novel oku The Earth Is Online [Novel] 23. BÖLÜM, novel The Earth Is Online [Novel] 23. BÖLÜM, online The Earth Is Online [Novel] 23. BÖLÜM oku, The Earth Is Online [Novel] 23. BÖLÜM bölüm, The Earth Is Online [Novel] 23. BÖLÜM yüksek kalite, The Earth Is Online [Novel] 23. BÖLÜM light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X