Çevirmen: Ari
Orta yaşlı kadın, kırmızı gözleriyle büyük zarı tutarken titriyordu. Yere oturdu ve sahnede duran Mario’ya baktı. Zarı atmakta tereddütlüydü.
Mario endişeyle ona sordu, “Sevgili çocuğum, neyin var? Neden atmıyorsun?”
Orta yaşlı kadın Mario’ya dehşet içinde baktı.
Mario’nun sesi birdenbire soğuklaştı, “Mario Amca ile oyun oynamak istemiyor musun?”
Orta yaşlı kadın dehşet içinde haykırdı ve zarı fırlattı. Büyük zar 3 numarada durmadan önce yerde üç kez yuvarlandı. Orta yaşlı kadın korku içindeydi. Tang Mo’nun durduğu 20. kareye doğru süründü. Mario onun yerde sürünmesini izledi ve güldü.
Sonra sıra kel adama geldi.
Zarları eline aldığında orta yaşlı kadından daha çok korkuyordu.
Kel adam 19. karede duruyordu ve beşinci zar atma turuna başlamak üzereydi. Az önce orta yaşlı kadın Tang Mo’nun çoktan olduğu 20. kareye geçmişti. Şimdi 20. karede duran iki kişi vardı. Ancak Tang Mo henüz dördüncü turda olduğu için ‘Sevinçleri ve üzüntüleri kim paylaşacak?’ etkisini tetiklememişti.
Ama kel adam ‘1’ atarsa 20. kareye girecekti. Tang Mo etkilenmeyecekti ama kel adam orta yaşlı kadınla birlikte ağır bir cezayla karşı karşıya kalacaktı.
Kel adam terlemeye başladı. Gergin bir şekilde kollarını kaldırdı ve yüzündeki teri sildi, bacakları titriyordu. Elindeki büyük zara baktı. Orta yaşlı kadın yerde oturmuş, gözlerinde umutla zara bakıyordu.
Kel adam gözlerini kapatıp zar atarken, “1 olma… olma!” diye bağırdı.
Pat!
Zar düşünce gözlerini açtı.
3’tü.
Kel adam rahatladı ve 22. kareye doğru yürüdü.
Önceki iki kişi çok korkaktı, ancak bira göbeği olan üçüncü adam zar atarken kendine güveniyordu. Zarı tuttu ve korkusuzca bağırdı, “Şansımın bu kadar kötü olduğuna inanmıyorum. Nasıl 1 veya 3 atabilirim, kesinlikle hayır!” Önünde duran orta yaşlı kadın ve kel adamdan çekinmiyordu.
Tang Mo 19. karede duran bira göbekli adama baktı ve zarı tutan elinin sımsıkı olduğunu gördü.
Bira göbekli adam derin bir nefes aldı ve zarı attı. Gözleri kocaman açılmıştı ve zar havada dönerken dikkatle bakıyordu. Zar yere çarpıp iyi bir sayı gösterdiğinde, soluk soluğa 21. kareye koştu.
Zar atan dördüncü ve beşinci kişiler biraz daha rahattı. Biri 15. karede diğeri 14. karede duruyordu, gerideydiler ve diğerlerinden ayrılmışlardı.
Dördüncü sıradaki orta yaşlı adam nadiren konuşuyordu ve sekiz kişi arasında en az göze çarpan oydu. Tang Mo, adının Zhao Guo olduğunu hatırladı. İsmi bile çok sıradandı. Zarı solgun bir yüzle attı. 1’i görünce derin bir rahatlamayla iç çekti ve 16. kareye gitti.
Zarı atan beşinci kişi genç bir adamdı. Altıncı sıradaki genç kadınla bir çift gibi görünüyorlardı. Biri 14. karede arkada, diğeri ise 22. karede öndeydi.
Genç adamın korkusu diğerlerininki kadar büyük değildi. 2 atmadığı sürece tehlikede olmayacaktı. Sonunda 18. kareye geldi ve sıra genç kadına geçti.
Diğer herkes arasında bu kadın en rahat olanıydı. Tang Mo’nun iki kare önünde duruyordu. Büyük zarı tutarken “6, 6 gelmeli,” diye mırıldandı
Tang Mo hafifçe kaşlarını kaldırdı.
Pat!
Zar 5 geldi.
Genç kadın sayıyı gördü ve 6 olmasa bile heyecanla gülümsedi. 27. kareye gitmekte tereddüt etmedi ve bir kez daha diğerleriyle arasında büyük bir ara açtı. Ancak, daha yeni ayak basmıştı ki karenin etrafındaki beyaz ışık kırmızıya döndü.
“Ding-dong! 4. Seviye ceza karesi tetiklendi.”
Pat!
Gökyüzünden kocaman siyah bir kaplumbağa düştü. 27. karede duran genç kadına küçük yeşil gözlerle baktı ve aniden saldırdı. O kadar hızlı olmuştu ki genç kadının tepki vermeye vakti bile olmadı. Siyah kaplumbağa uyluğunu ısırmış ve kanlı bir et parçası koparmıştı.
Kadın acı içinde çığlık attı ve meyve bıçağını çıkardı. Meyve bıçağını kullanarak bu kocaman ve vahşi kaplumbağayı bıçaklamak için çabaladı. Ancak kaplumbağanın kabuğu çok sertti ve bıçak her çarptığında kıvılcımlar çıkıyordu.
“Mei Mei!” diye bağırdı genç adam endişeyle.
Kaplumbağa sürekli olarak başıyla kadının beline vuruyordu. Bir metre uzunluğundaki karenin etrafında görünmez bir duvar yükselmişti. Kaplumbağa nasıl hareket ederse etsin, genç kadın kareden çıkamıyordu. Kanıyordu ve uyluk eti parçalanana kadar ısırılmıştı.
“Hayır, yapma… beni… beni öldürme.” Genç kadın telaşlı bir şekilde bıçağını salladı ve kaplumbağaya yüzeysel bir hasar verdi.
Geriye kalan yedi kişi arasında, genç adamın gözleri kız arkadaşına bakarken kırmızı ve endişeliydi. Diğer beş kişi dehşet içinde bakarken orta yaşlı kadın fısıldadı, “27. karede dördüncü seviye bir ceza var. Oraya gidemem, gidemem…”
Tang Mo bağırdı: “Kabuğunu parçalama, kafasını hedef al!”
Genç kadın birinin emir verdiğini duydu ve aceleyle, “Kafasını keseceğim, kafasını…” dedi. Kaplumbağanın başını bıçakla kesmeye çalıştı. Ama kaplumbağa çok hızlıydı. Bıçağı henüz inmemişti ki kaplumbağanın başı çoktan kabuğun içine çekilmişti. Kadın umutsuzca birkaç kez denedi, ama kaplumbağanın başını asla kesemedi.
“Kesemiyorum, kesemiyorum!” diye haykırdı çaresizlik içinde.
Tang Mo kaşlarını çattı. Sonra kaplumbağanın tekrar kabuktan çıktığını, kadının sol elini ısırdığını ve bir parça et kopardığını gördü. Ardından kafası tekrar kabuğuna girdi.
“Bir daha seni ısırdığında, kafasını kesmeye çalış!” diye bağırdı.
Kadın onayladı ama bu o kadar kolay değildi. Sonunda kafasını kesme fırsatını bulmadan önce kaplumbağa tarafından iki kez daha ısırıldı. Kaplumbağanın kabuğu çok sertti ama kafası çok yumuşaktı. Kafası kesildikten sonra kaplumbağa bir süre sallandı ve yere düşüp kayboldu.
Genç kadının vücudu yaralarla doluydu ve yerler kan içindeydi.
Garip olan şey, kadın bulunduğu kareyi terk edemese de, 27. kareden kan akıyordu ve bariyerin diğer tarafında duranlar kandan kaçmak zorundaydı. Genç kadın nefes nefese kaldı ve kan havuzuna gömüldü. Kaplumbağanın onu ısırdığı yerlerde korkunç delikler vardı.
Genç adam bir an tereddüt ettikten sonra, “Mei Mei, iyi dinlen.” dedi.
Genç kadın başını salladı.
Neyse ki, dünya çevrimiçi olduktan sonra herkesin fiziksel nitelikleri büyük ölçüde iyileşmişti. Yedek oyuncular olsalar bile, şampiyon sporculardan bile daha çok formdaydılar. Kadının çok fazla yarası vardı ama onları tedavi etmesine gerek yoktu. Bir dakika içinde kanaması durdu ve yaraları iz bırakmaya başladı. Ama çok kötü yaralanmıştı ve yerden kalkamıyordu.
Yaşlı adam zarı attı ve 18. kareden 24. kareye geçti.
Bitirdiğinde tüm gözler Tang Mo’ya çevrildi.
Tang Mo zarları ifadesiz bir şekilde aldı. Başını eğdi ve zardaki sayılara sakin bir şekilde baktı.
20. karede duruyordu. Şu anda 21., 22. ve 24. karelerde insanlar vardı. Gidebileceği kareler 23., 25. ve 26. karelerdi. Başka birinin karesine gidip ‘kim seninle sevinçleri ve üzüntüleri paylaşacak?’ etkisini tetiklemesi %50’lik bir orandaydı.
Tang Mo’nun önündeki oyuncular nefeslerini tutup ona baktılar.
Tang Mo yüzünde pek bir ifade olmadan zara bakıyordu, ama elleri zarları sıkıca tutuyordu. Derin bir nefes aldı ve zarları fırlattı.
Pat!
Zar 5 geldi.
Tang Mo 25 numaralı kareye gitti ve beyaz ışık sarıya dönerek boş kare olduğunu doğruladı.
Herkes rahatlamıştı.
Ancak bir sonraki saniye, büyük zar yerden havalandı ve orta yaşlı kadının ellerine uçtu. 20. karede duran orta yaşlı kadın solgundu ve zarı atmaya cesaret edemiyordu. Önünde duran dört kişiye neredeyse çaresizce baktı.
Kel adam, bira göbekli adam, yaşlı adam ve Tang Mo.
Sırasıyla 22, 21, 24 ve 25’inci karelerde duruyorlardı.
Kadının geriye sadece iki seçeneği kalmıştı.
Sahnedeki Mario şeytanca gülümsedi. Aşağıdaki sekiz insana sanki eğlenceli bir oyunmuş gibi baktı. İnsanların son 30 yıldır oynadığı Süper Mario gibiydi. Yeni bir oyunun başlamasını bekleyen mutlu gözleri aynıydı.
***
Bu sırada oyunun dışındaki toplulukta trençkotlu bir adam çiçek tarhına doğru yürüdü ve durdu.
Güneşin sıcak parıltısı batıdan parlıyordu. Çiçek tarhındaki birkaç ağaç soluk altın rengi bir ışıkla kaplıydı. Ağaçların etrafına birkaç büyük çanta ve iki bavul yerleştirilmişti.
Genç adam çiçek tarhına eğildi ve çantaları inceledi. Her çantayı açarak içinde ne olduğunu inceledi. Ayrıca valizlerin içindekileri de dikkatlice belirledi. Son olarak, her valizi ve çantayı kan veya kavga izleri açısından dikkatlice inceledi. Baktığı son şey Tang Mo’nun çantasıydı. İçinde çok az şey vardı: Bir el feneri, bir bıçak, birkaç paket hazır erişte, bisküvi ve su şişesi.
Bütün eşyaları inceledikten sonra çirkin bir ifade takınarak cebindeki düdüğü çaldı.
Beş dakika sonra, daha önce altı cesedi gören genç adam ve kadın yanına geldi. Yaklaştıklarında, çiçek tarhının etrafındaki valizleri ve çantaları gördüler. Yüzleri düştü ve tıpkı genç adam gibi eşyaları dikkatlice incelediler. İncelemeden sonra, üç kişi birbirlerine baktı.
“Duruma göre ikinci örnek olmalı.”
“Evet, ikinci.” At kuyruklu kadın bavullara baktı ve şöyle dedi, “İkinci örneğe kimsenin girdiğini bilmiyordum. Kim bilir bu sefer kaç ceset çıkacak.” Sanki sahipleri ölmeye mahkûmmuş gibi bavullara bir parça üzüntüyle baktı.
“Bu çiçek tarhının etrafındaki 50 metrelik yarıçapı, ikinci örneğin 31. girişi olarak belirleyin.”
“Tamamdır!”
***
Mario’nun Monopoly Oyunu devam ediyordu.
Orta yaşlı kadın zarı attı. Şans tanrıçasının ona 3 veya 6 atma şansı vermesini diledi, tıpkı Tang Mo’nun şanslı olması gibi.
Büyük zar yerde yuvarlanırken, kadın ip gibi gerilmiş vücudu ve kızarmış gözleriyle izliyordu.
Büyük zar giderek daha yavaş dönmeye başladı ve yavaş yavaş durdu.
4 rakamı yukarı bakıyordu.
24. karede duran yaşlı adam, orta yaşlı kadına kasvetli bir şekilde baktı. Kadının son umudu, sayıyı gördüğünde yıkıldı. Yaşlı adama bakarken titriyordu.
İki kişinin gözleri buluştu.
Bu sırada Mario’nun kötü niyetli kahkahası duyuldu. “Tebrikler, ‘Sevinçleri ve üzüntüleri kim paylaşacak?’ etkisini tetikledin. Sevgili çocuğum, bu ilginç kuralı sevmiş olmalısın. Acele edip ödülünü almayacak mısın?”
Orta yaşlı kadın hareket etmekte yavaştı. Yaşlı adam ona soğuk bir ifadeyle bakıyordu.
Mario ıslık çaldı ve onlara baskı yapmadı. İyi bir şov izliyormuş gibi sadece baktı.
Tam beş dakika sonra sıkılmış görünüyordu. “Çocuğum, neden ilerlemiyorsun… Mario Amca’nın oyununu beğenmedin mi? Bu monopoly oyununu oynamak istemiyor musun? Ha?”
Orta yaşlı kadın başını kaldırıp neon sahnenin ortasında duran dev Mario’ya baktı.
Mario’nun yüzünde parlak bir gülümseme vardı. Tekrar konuşmaya hazırdı, ancak orta yaşlı kadın çoktan 24. kareye doğru yürümüştü. 22. ve 21. karelerde duran iki orta yaşlı adam ona yol verdi. Gözlerinde bir sempati izi vardı, ancak daha çok meraklıydılar.
Orta yaşlı kadın 24. kareye geldiğinde, Tang Mo da dahil olmak üzere kalan altı kişi ona dikkatle baktı.
Sonra bir ses duydular—
“Ding-dong! ‘Sevinçleri ve üzüntüleri kim paylaşacak?’ etkisi tetiklendi. Yedinci seviye ceza karesi açılıyor. Eşsiz Mario Amca kaplumbağaları keser, mantarlara basar, kötü ejderhaları öldürür ve güzel prensesleri kurtarır. Mario’nun dünyasının yoldaşlara ihtiyacı yok. Çünkü o kendinin yoldaşı, sevinçlerini ve üzüntülerini seninle paylaşmak istiyor!”
Mario Amca güldü. “Bu etki tetiklendiğinde kara kulenin beni övmesini seviyorum. Görüyorsunuz ya, kara kule beni çok seviyor ve çocuklar da bana saygı duyuyor.”
Kimse onu dinlemedi.
Orta yaşlı kadının içeri adım atmasıyla 24. karenin ışığı beyazdan siyaha dönüştü.
Tang Mo bu sahneyi dikkatle izliyordu.
Boş bir kare olduğunda kare sarı bir ışıkla parlıyordu.
Ödül ve ceza karelerinin her ikisi de kırmızı ışıktı.
Etki başlatıldığında ise siyah ışıktı.
Orta yaşlı kadın ve yaşlı adam karşı karşıya durdular. İkisi de birbirlerine baktı, hiçbiri önce hareket etmedi. O anda, yer sarsıldı ve herkes sallandı. Tang Mo siyah bir şey gördü. Yukarı baktı ve gözleri dehşetle büyüdü.
Pat!
Herkesin önünde gökyüzünden kocaman siyah bir Mario düştü. Siyah bir şapka, siyah tulum, siyah eldiven ve siyah ayakkabılar giymişti. Sahnedeki Mario ile her şeyi aynıydı, tek farkı koyu gözleri de dahil olmak üzere tamamen siyah olmasıydı.
Dördüncü seviye cezasını etkinleştiren genç kadın karede sıkışıp kalmıştı ve çıkamıyordu. Kaplumbağa tarafından neredeyse öldürülüyordu. Fakat yedinci seviye cezasında yaşlı adam ve orta yaşlı kadın kısıtlanmamışlardı. Siyah Mario onlara yaklaştı, kocaman gözleri onlara bakıyordu ve sonra birden tokat attı.
Tokattan sonra kırık kemiklerin sesi açıkça duyuldu. Bu korkunç tokat yüzünden iki kişi 10 metre uzağa fırladı ve diğer oyuncular korkarak kenara çekildi.
Siyah Mario, yaşlı adama ve orta yaşlı kadına ulaşmak için oyunda sıkça görülen koşma yöntemini kullandı.
Tokat attığı iki kişi yere düşmüşlerdi ve kan kusuyorlardı.
Mario onlara nazikçe hatırlattı. “Ah, diğer çocukların korkmasına gerek yok. ‘Sevinçleri ve üzüntüleri kim paylaşacak?’ etkisini tetiklemediniz. Yani sizin için sorun olmayacak.” Siyah Mario kareden dışarı çıktığında, birçok oyuncu dehşete kapıldı ve onlara da vuracağından korktukları için kaçmaya çalıştı.
150 karelik Monopoly haritasında, Siyah Mario yaşlı adam ve orta yaşlı kadının peşinden koştu. Gözleri ikisi arasında gidip geldi ve sonra gülümsedi, aniden uzanıp boyunlarını yakaladı.
Sonuçta, adam daha yaşlıydı. Fiziksel zindeliği gelişmiş olsa da, orta yaşlı kadından daha aşağıdaydı.
Siyah Mario’nun dev eli uzandığında, orta yaşlı kadın küçük bir bıçak çıkardı, gözlerini kapattı ve hızla yaşlı adama döndü. “Üzgünüm, istemiyorum… ölmek istemiyorum!”
Pat!
Gürültülü silah sesi her şeyi durdurdu.
Tang Mo’nun bakış açısından, Siyah Mario’nun bedeni yaşlı adam ve kadını kapatıyor, onların şu anki durumlarını görmesini engelliyordu. Silah sesinin ardından Siyah Mario’nun hareketleri aniden durdu. Elleri iki kişinin saçlarına yeni dokunmuştu ki kıkırdadı ve vücudu aniden kayboldu.
Yaşlı adam ve orta yaşlı kadın başlangıçta kırmızı ‘BAŞLA’ yazısının yakınındaydılar.
Orta yaşlı kadın sağ elinde bir bıçak tutuyordu ve çılgınca yaşlı adama atıldığı hâldeydi. Yüzündeki iğrenç ifade kaybolmamıştı ama gözleri korkuyla doluydu. Dudaklarından kan, gözlerinden yaşlar akıyordu. Göğsünde kocaman kanlı bir delik vardı. Bedeni yavaşça düştü. Ölmeden önce yaşlı adama baktı ve titreyen dudaklarıyla “Neden… neden?” diye sordu.
Yaşlı adam elinde bir tabanca tutuyordu, yerde yatan orta yaşlı kadına baktı. “Üzgünüm, ölmek istemiyorum.”
Aynı kelimelerdi ama sonuç orta yaşlı kadının beklediğinden tamamen farklıydı. Vücudu kaskatı oldu, yoğun kan aktı ve zemini kırmızıya boyadı.
Yaşlı adam göğsünü tutarak 24. kareye geri yürüdü. Siyah Mario’nun az önceki tokadı üç kaburgasını kırmıştı. İyi bir vücudu olsa bile bir süre iyileşmeyecekti.
Herkes yaşlı adama dikkatle bakıyordu.
Çoğu oyuncu için bir silah en korkutucu aletti. Tang Mo bu tekli oyunda kaç tane resmi oyuncu ve kaçak yolcunun bulunduğunu bilmiyordu, ancak yedek oyuncuların çoğunlukta olduğu kesindi. Hazırlıksız olması nedeniyle Tang Mo kurşundan kaçamazdı. Az önce saldırıya uğramış olsaydı, kesinlikle vurulurdu. Mutlaka ölmezdi, ancak durumu iyi olmazdı.
Tang Mo orta yaşlı kadının cesedine baktı ve diğer altısına döndü.
Bu kişilerin arasından en azından birinin resmi oyuncu olması gerekiyordu.
İki saat önce, yedi kişi tarafından bu oyuna sürüklenmişti. Yaşlı adamın oyunculuğu fena değildi. Tang Mo gerçekten ayağını burkup burkmadığını anlayamamıştı. Ama içinde bulunduğu dünyada, yaralı yaşlı bir adama yardım edecek ruh hâlinde değildi. Bunun bir oyun olduğunu anlamasını sağlayan şey genç adam ve kadının performansıydı.
Yardım istemek için koşarak gelecek kadar hevesliydiler. Gerçekten şüpheliydi.
Böylece sorunu erkenden fark etti ve hemen koştu. Hızı yedi kişiden daha hızlıydı. Birisi aniden garip bir rüzgar yeteneği kullanmasaydı, Tang Mo kaçabilir ve bu oyuna dahil olmazdı.
Bu nedenle, yedi kişiden en az birinin yeteneği vardı. Yedi kişinin görünümüne bakıldığında, aralarında kaçak yolcu olma olasılığı yüksek değildi. Yedek oyuncuların bir yeteneğe sahip olma olasılığı daha düşüktü ve geçici olarak dikkate alınmayacaklardı.
Tang Mo’nun gözleri kel adam ve bira göbekli adamda durmadan önce dikkatlice yedi kişiye baktı.
Kel adam, orta yaşlı kadının cesedine karmaşık bir ifadeyle bakıyordu. Bira göbekli adam da sessizdi. Birlikte yaşlı adama bakmak için döndüler. Yüzlerinde pek fazla endişe veya korku yoktu.
Yeteneği olan kişi bu ikisinden biri olmalıydı.
Kel adam zarı attı.
Oyunun yeni birkaç turunda, hiç kimse etkiyi tetiklemedi. Kel adamın birkaç kez 6 atması ve aniden 59. karede durarak ekibe liderlik etmesi de bir tesadüftü. Ona ek olarak, Tang Mo da çok ‘şanslıydı’ ve 53. karede duruyordu.
Genç adam ve kadının sayıları birbirine çok yakındı; 45. ve 42. karede duruyorlardı.
Bira göbeği olan adam 36. karede duruyordu. Yüzü pek iyi görünmüyordu. İki tane daha vardı. Orta yaşlı adam 47. karede duruyordu ve yaşlı adam 39. karede duruyordu.
Yaşlı adamın zar atma sırası geldiğinde, önünde duran genç adam ve kadın çok gergindi. Genç kadının vücudu neredeyse tamamen iyileşmişti. Hâlâ yaralıydı ama meyve bıçağını tutuyordu. Yaşlı adam onun karesine gelse bile tereddüt etmezdi. Diğer kişi ona ateş etmeden önce yaşlı adamı kesinlikle öldürürdü. Erkek arkadaşı da yaşlı adamın her hareketini izlerken bir istisna değildi.
Zar havada iki kez döndü.
Pat!
1’di.
Genç adam ve kadın rahatlarken, terleyen yaşlı adam 40. kareye adımını attı.
“Ding-dong! Serbest atlama karesi tetiklendi. Herhangi bir kareye (30 kareye kadar) ileri gitmeyi veya herhangi bir kareye (bir zamanlar üzerinde durduğunuz bir kare olamaz) geri gitmeyi seçebilirsiniz.”
Yaşlı adamdan önce, kel adam da serbest atlama karesine, yani 29. kareye adım atmıştı. Başlangıçta Tang Mo’nun arkasındaydı ve Tang Mo birinci sıradaydı. Kel adam Tang Mo’nun daha önce durduğu kareye atlamıştı, sonra üst üste birkaç altılı atarak birinci sıraya ulaştı.
Şimdi seçim sırası yaşlı adamdaydı.
Yaşlı adamın sesi çok kararlıydı. Uzun süre düşündükten sonra başını kaldırdı. “29. kareye geri dönmeyi seçiyorum.”
“Ding-dong! 29. kareye geri atlamayı seçtiniz. 29. kare serbest bir atlama karesidir. Ardışık atlamalara izin verilmez ve etkinleştirilmeyecektir.”
Yaşlı adam başını salladı ve cevap vermedi.
Mario, yaşlı adama baktı ve düşünceli bir şekilde gülümsedi.
Tang Mo’nun önünde duran kel adam bunu garip buldu. “Bu yaşlı adam hasta. Sonuncu sırada ve geride kalacak. Bizden çok uzakta olduğu için etkiyi tetiklemeyecek ama Mario tarafından öldürülecek.”
Tang Mo ona baktı.
Yaşlı adamın planı o kadar basit değildi.
İlerlemek yerine geri çekilmeyi seçmişti. İlk bariz amaç, büyük bir insan topluluğundan kaçınmaktı. Yaşlı adamın en güçlü silahı tabancasıydı. Ancak, kendi kartını çoktan ortaya koymuştu. Etki tekrar tetiklenirse, tabancanın kazanacağının garantisi yoktu. Başkalarından uzakta olmak daha güvenliydi.
İkinci olarak, yaşlı adam çok iyi bir pozisyon seçmişti. 29. karenin serbest atlama karesi olduğu belirlenmişti. Tekrar atlayıp atlamayacağına bakılmaksızın, bu kare kesinlikle çok güvenliydi. Ayrıca, bu kare daha önce son sırada olan bira göbekli adamdan sadece 7 sayı uzaktaydı.
7 rakamı çok belirsizdi. İlk olarak, yaşlı adamın bira göbekli adama yetişme şansının çok düşük olmasını sağlıyordu. Uzun süre güvende olabilirdi. Ama aynı zamanda, bu boşluk yetişemeyeceği kadar büyük değildi. Birkaç büyük rakam atıldığı sürece yaşlı adam bira göbekli adama yetişebilir ve sonuncu olmazdı.
Tang Mo yaşlı adama sakince baktı. Yaşlı adam bakışlarını fark etti ve başka tarafa baktı.
Büyük zar havada yavaşça süzüldü ve Tang Mo onu yakalayıp rastgele havaya fırlattı.
1’di.
Tang Mo bir kare ilerleyip 54. kareye ulaştı.
Sekiz turdur hiç kimse ‘Sevinçleri ve üzüntüleri kim paylaşacak?’ etkisini tetiklemişti. Herkesin ruh hali daha iyiydi. Kısa süre sonra bir zar atma turu daha başladı. Herkes ilerledi ve hâlâ bir sorun yoktu.
Kel adam 60. karede duruyordu. Tang Mo zarı atmaya hazırlanırken, kel adam geriye baktı ve “Ya 6 gelirse? Olamaz.” dedi.
Büyük zar yere düştü.
Pat!
6 rakamı yukarı bakıyordu.
Kel adamın gülümsemesi yüzünde dondu ve Tang Mo kaşlarını çattı.
Altı kare uzaklıktaki iki adam birbirlerine baktılar. Önce kimse hareket etmedi. Kel adam sanki bir silah çıkarmayı planlıyormuş gibi elini giysilerinin içine soktu. Ama elini çıkarmadı, giysilerinin içinde bıraktı. Tang Mo uyanıklığını gevşetmeye cesaret edemedi. Sağ eli sol bileğindeki kibrit dövmesine dokundu. Sonra ayaklarını kaldırdı ve 60. kareye doğru yürüdü.
Arkadaki beş kişi de onlara baktı.
“Ding-dong! ‘Sevinçleri ve üzüntüleri kim paylaşacak?’ etkisi tetiklendi…”
Tang Mo 60. kareye adım attı ve ses konuşmasını bitiremeden kel adam aniden keskin bir bıçak çıkardı ve doğrudan Tang Mo’ya saldırdı. Tang Mo çoktan hazırdı. Hızla yana doğru adım attı, sol bacağını kaldırdı ve aşağı doğru hareket ettirdi. Bacakları havada döndü ve adamın dirseğine çarptı. Adam bağırdı ve bıçak elinden kaydı.
Sol ayağı yere değdiği anda, Tang Mo kuvvetten yararlanarak vücudunu havada yarım daire şeklinde hareket ettirdi. Sağ ayağı havaya kalktı ve kel adamı uzağa tekmeledi.
Bu hareketler dizisi akıcıydı. Arkasındaki insanlar ve yaşlı adam, Tang Mo’ya dikkatle baktıklarında şok oldular.
Aslında Tang Mo kel adamı yenmenin bu kadar kolay olmayacağını düşünüyordu.
Tang Mo nadiren dövüşürdü ve hiçbir dövüş tekniği bilmiyordu. Zehirli çiçekli kaçak yolcuyla uğraşırken, büyük bir kibriti vardı ve diğer kişiden daha güçlüydü çünkü diğer kişinin o sırada bir kolu eksikti, Tang Mo rakibini yenmek ve kazanmak için sadece fiziksel özelliklerine güvenebilmişti. Ama aslında fiziksel gücüyle sadece yumuşak darbeler vurabiliyordu.
Kel adam çok zayıftı. En azından Tang Mo’dan çok daha zayıftı.
Kel adam tekmelendiğinde kan öksürdü.
Bu sırada kara kule son cümleyi söyledi.
“… Çünkü o, kendinin yoldaşıdır, sevinçlerini ve üzüntülerini seninle paylaşmak istiyor!”
Pat!
Siyah Mario gökyüzünden düştü ve yere şiddetle çarptı. Tang Mo’nun gözleri kısıldı ve büyük kibriti çıkarmakta tereddüt etmedi.
Bira göbekli adam uzaktan haykırdı. “Bir yeteneği var!”
Kel adam Tang Mo tarafından tekmelenmişti ve Siyah Mario ilk Tang Mo’yu gördü. Tang Mo’nun elindeki büyük kibrite baktı ve gözleri parladı. Koşup Tang Mo’nun sağ bacağını tekmeledi. Tang Mo’nun tepkisi aşırı hızlıydı. Bacakları darbenin üzerinden atlarken Mario’nun sağ eli korkunç bir hızla Tang Mo’nun kafasına nişan aldı.
Hız neredeyse Tang Mo’nun vizyonunu aşıyordu.
Not olarak, Tang Mo artık sıradan bir merminin izini görebiliyor ve elini bir mermiden daha hızlı sallayabiliyordu! Tang Mo’nun büyük kibriti sallaması için zamanı yoktu. Hızlıca karşılık verdi. Başı arkaya doğru hareket ederken büyük kibriti bileğine geri koydu. Sonra büyük kibriti yüzünün tam sağ tarafına doğru açılı bir şekilde çıkardı.
Pat!
Mario’nun yumruğu büyük kibrite çarptı. Kibritin başı Tang Mo’nun yanağına sürtündü ve bir parça derisi soyuldu. İlk darbede büyük kibrit kırılmadı. Ancak kibritin gücü Tang Mo’nun çenesi yaralandı.
Tang Mo geriye düştü. Sonra Siyah Mario döndü ve yerdeki kel adama baktı.
Kel adam dehşet içinde ayağa kalktı ve hızla koştu. Tang Mo’ya koşmaya cesaret edemedi. Tang Mo’nun az önceki hareketleri onu korkutmuştu ve genç adamı yenemeyeceğini biliyordu. Aceleyle ona gitmek ölümü anlamına gelebilirdi. Sadece kaçmaya devam edebilirdi. Ancak, Siyah Mario ondan çok daha hızlı koşuyordu.
Mario, Tang Mo’nun gücüne ve şansına sahip olmayan kel adama yumruk attı. Kan ve iç organları fışkırdı. Uçtu ve Tang Mo’dan çok da uzakta olmayan bir yere düştü.
Siyah Mario, iki kişinin tekrar bir arada olduğunu gördü. Gülümsedi ve daha fazla kel adamla oynamadı, bunun yerine Tang Mo’ya yöneldi. Tang Mo saldırılardan kaçınmak için çok uğraştı, ara sıra Mario’nun saldırısını engellemek için büyük kibriti kullandı. Ancak büyük kibrit saldırıları engelleyebilse de, hiç karşı saldırı yapamadı. Tang Mo’nun vücudu sonunda yaralarla kaplandı.
Yoğun ve sık saldırılar Tang Mo’ya hiç nefes alma şansı vermiyordu. Doğal olarak tek saldırı yeteneğini kullanmak istese de Mario ona ellerini kalçalarına koyup ‘Büyükbabamı geri ver’ diye bağırması için zaman vermedi.
Bu sırada Mario tekrar tekme attı. Tang Mo sağ kolunun şiddetli bir acıyla kırıldığını hissetti. Kolu 10 dakika boyunca iyileşmeyecekti.
Sahnedeki Mario neşeyle gülümsedi. Nazikçe hatırlattı, “Zavallı çocuk, unuttun mu? Karede yalnızca bir oyuncu kaldığı sürece, bu etki duracaktır.”
Sanki Mario’nun sözlerini tekrarlıyormuş gibi, Siyah Mario gülümsedi ve avucunu Tang Mo’nun karnına vurdu.
Pat!
Tang Mo geriye savruldu ve büyük miktarda kan tükürdü. İç kanaması olduğunu hissetti. Tekrar vurulursa, fiziksel iyileşmesi yetişemeyecek ve ölecekti.
Mario gülümsedi ve tekrar hatırlattı: “Sevimli çocuğum, şu an karede iki oyuncu var.”
Siyah Mario yavaşladı ve Tang Mo’ya doğru yürüdü. Tang Mo sanki bir şey düşünüyormuş gibi soğuk bir şekilde ona baktı. Üç saniye sonra, büyük kibriti sol elinde tuttu ve çok uzakta olmayan bilincini kaybeden kel adama doğru koştu. Büyük kibrit havada bir parabol şeklinde hareket etti. Kibritin başı kel adamın göğsünden sadece yarım metre uzaktaydı.
Bu ani hareket herkesi şaşırttı!
Birdenbire arkasındaki ayak sesleri kesildi.
Tang Mo hareketlerini durdurdu ve geriye baktı.
Siyah Mario’nun bedeni donmuştu.
Sahnedeki Mario pişmanlıkla, “Zavallı çocuk, neden birkaç saniye daha dayanamadın? Çok yazık.” dedi.
Tang Mo yerde yatan kel adama baktı ve yüzünü inceledi.
Ölmüştü.
Tang Mo büyük kibriti koltuk değneği olarak kullandı ve 60. kareye aksayarak geri döndü. Vücudu büyük kibrite yaslanıyordu ve sağ kolu kırıldığı için sarkıyordu. Kan parmaklarından aşağı ve yere akıyordu.
Arkasındaki beş oyuncu nefeslerini tutmuş, sanki bir canavar görmüş gibi şaşkınlıkla ona bakıyorlardı.
Tang Mo sahnedeki Mario’ya boş boş baktı ve bir şey hatırlamış gibi göründü. Sonra aniden çömeldi ve sağ eli kanla lekelenmiş halde yere düzgün bir kırmızı daire çizdi.
Mario ona merakla baktı ve sordu, “Sevimli çocuk, yaşadığın için tebrikler. Ne yapıyorsun?”
Tang Mo yukarı baktı ve soğuk bir sesle konuştu. “Sana uzun bir hayat dilemek için bir çember çiziyorum.”
“Ah, sen ne kadar tatlı bir çocuksun!”
Tang Mo cevap vermedi.
Oyun devam etti ve Tang Mo herkesin önünde duruyordu. Tüm vücudu kibrite yaslanmıştı ve çok zayıf görünüyordu, ancak kimse onu hafife almaya cesaret edemedi. Arkasındaki beş kişi ona dehşet içinde bakıyor, onunla aynı kareye girmeyeceklerini umuyorlardı.
Tang Mo gözlerini kapattı ve yaralarının iyileştiğini hissetti. İyileşme hızı yavaştı ama kesinlikle ölmeyecekti.
Ancak Mario’nun kötülüğü burada bitmedi.
Tang Mo diğerlerinden izole olmuş gibiydi. Zar atılırken karenin üzerinde durdu ve gözlerini kapattı. Dinleniyor ve bir şeyler düşünüyor gibi görünüyordu.
Yaşlı adam en sonda olacak kadar şanslıydı ve ‘Sevinçleri ve üzüntüleri kim paylaşacak?’ etkisini veya herhangi bir ceza karesini tetiklemedi. Ancak, diğer dört kişi bir cezayla karşılaştı. Orta yaşlı adam beşinci seviye bir cezayla karşılaştı. Kareye adım attığında, sayısız kanatlı uçan balık yerden çıktı ve ona doğru uçtu.
Orta yaşlı adam acı içinde haykırdı ve direnecek zamanı yoktu. Vücudundaki et uçan balıklar tarafından yendi, kemik kalıntısı bile geride kalmadı.
Tang Mo 80. kareye adım attı. Arkasında 70. karede genç adam ve 64. karede genç kadın vardı.
Genç kadının zar atma sırası gelmişti. İlk başta hâlâ erkek arkadaşıyla konuşuyordu. Zar 6 gelince ikisi de aynı anda sustu.
Genç kadın adama baktı ve genç adam da ona baktı.
“Bang… Bangcheng?”
Genç adam yutkundu. “Korkma Mei Mei. Buraya gel. Siyah Mario ile birlikte savaşacağız.”
“O adam bile Mario’yu yenemedi. Biz nasıl yenebiliriz ki?” Kadın parmağıyla Tang Mo’yu işaret ederek bağırdı.
Adam dişlerini sıktı ve dedi ki, “Birlikte yaşayamıyorsak, birlikte ölebiliriz! Seninle ölürüm Mei Mei!”
“Tamam.” Genç kadın gözyaşlarına boğuldu. Başını salladı ve hemen erkek arkadaşının yanına koştu.
“Ding-dong! Sevinçleri ve…”
Kara kulenin oyun ipucu aniden durdu.
Tang Mo dönüp baktı.
Kadının meyve bıçağı adamın göğsünü deldi. Adam da kadının karnına saplanmış bir mutfak bıçağı tutuyordu. İkisi de birbirlerine baktı, ağızlarından kan damlıyordu.
“Sen böylesin işte… ucuz kadın…”
Kadın daha da sinirlendi ve gözyaşları içinde güldü, “Erkekler hep yalancıdır, aldatıcıdır…”
Sesleri kesildi ve iki kişi birlikte yere düştüler. Gerçekten birlikte ölme sözlerini yerine getirmişlerdi.
Artık oyun haritasında sadece Tang Mo, bira göbekli adam ve yaşlı adam vardı.
Tang Mo 80. karede, bira göbekli adam 62. karede ve yaşlı adam da 55. karede duruyordu.
Sıra zar atmaya geldi, Tang Mo. Elindeki zara baktı ve atmakta tereddüt etmedi.
3’tü.
Tang Mo üç adım ileri yürüdü ve 83. kareye gitti.
“Ding-dong! Atlama karesi tetiklendi. Seçebilirsiniz…”
Mario çoktan sıkılmış bir şekilde yere oturmuş, sağ eliyle çenesini tutarak diğer üç oyuncuyu izliyordu.
Tang Mo büyük kibrite yaslandı ve sordu, “Sevgili Mario Amca, çok merak ettiğim birkaç sorum var. Bana cevap verebilir misin? Çok basit sorular. Mario Amca’nın reddedeceğini sanmıyorum.”
Mario ilgiyle ayağa kalktı. “Sevimli çocuk, soruların nedir? İyi kalpli Mario Amca iyi çocukların sorularını asla reddetmez. Söyle bakalım.”
Tang Mo hafifçe, “6456 kişinin hepsi burada öldü, değil mi?” dedi.
Mario güldü. “Ölmediler. Sonsuza kadar burada kalıp Mario Amca ile oyun oynamak istediler.”
Tang Mo başını salladı ve sordu, “Oyunda yalnızca bir oyuncu kaldıysa ve bitiş çizgisine ulaştığını varsayarsak, o sonuncu mu olacak?”
“Elbette hayır. Eğer sadece bir kişi kalırsa, yalnız ve fakir bir çocuk olacak. O da Mario Amca kadar yalnız. Nasıl sonuncu olabilir?”
Tang Mo’nun gözleri Mario’nun bedenine odaklandı. Cevabı duyduktan sonra uzun süre sessiz kaldı ve tekrar sormadı. Konuşması uzun zaman aldı. “Kara kule kuralları duyurdu ama tekrar teyit etmek istiyorum. Mario Amca, gerçekten kral kareleri ve mahkum kareleri var mı?”
Şimdiye kadar sekiz oyuncunun ulaştığı en uzak kare 80. kareydi. 80 kare geçmişti ama hiç kimse kral karelerini veya mahkum karelerini tetiklememişti. Sadece boş kareler, ödül kareleri, ceza kareleri ve serbest atlama kareleri vardı.
Mario başparmağını kaldırdı ve parlak bir şekilde gülümsedi. “Elbette var. Bu sevimli Mario Amca asla yalan söylemez.”
“Öyle mi?” Tang Mo başını kaldırdı, koyu gözleri Mario’nun vücuduna sabitlendi. “Son sorum… Mario Amca, gerçekten bir temizleme karesi var mı?”
Mario bu sözlere gözlerini kıstı ve Tang Mo’ya baktı. Uzun bir süre sonra güldü. “Mario Amca asla yalan söylemez. Çocuk, elbette bir temizleme karesi var. Tamam, şimdi hangi kareye atlamak istediğini seç!”
Tang Mo, “Evet, tamam.” diye cevap verdi ve cebinden beyaz yumurtayı çıkardı.
Mario hindi yumurtasına baktı ve çenesine dokundu. “Bu ne? Biraz tanıdık görünüyor.”
Tang Mo sağ parmağını uzattı ve beyaz hindi yumurtasının üzerine bir ‘S’ çizdi.
Bir sonraki an, Tang Mo’nun kulaklarına su sesi geldi. Kaşlarını çattı ve sesi dinledi, zihninde “Bay Fu?” diye sordu.
Pekin’den binlerce kilometre uzakta, terk edilmiş bir konut binasındaki Fu Wenduo aniden yıkanmayı durdurdu ve suyu kapattı.
Tang Mo tekrar sordu, “Bay Fu?”
Sabunla kaplı Fu Wenduo, “…”
Banyonun tavanındaki beyaz ışık parlıyor, uzun ve güçlü bedenini aydınlatıyordu. Pürüzsüz ve güzel kas hatları ve uzun ve düz uylukları vardı. Küçük su damlaları güzel karın kıvrımından aşağı düşerek aşağı kayıyordu.
Bir anlık sessizliğin ardından Fu Wenduo, “…Evet, buradayım.” dedi.
Tang Mo diğer taraftaki tuhaflığı fark etmedi ve, “Arşivleyiciyi açmama yardım etmen için sana zahmet vermek istiyorum.” dedi.
◇◇◇
Yazarın söyleyecek bir şeyi var:
Fuwa (Yazar): Hayatında asla ‘Büyükbabamı geri ver’ diye bağırmayacağını söylememiş miydin?
Tang Tang: Kes sesini!!! [Öfkeli ve utanmış yüz]
Binbaşı Fu: Neyse ki Momo’nun video özelliği yok.
◇◇◇
ÇN: Kafanız karıştıysa diye, Tang Mo’nun ve Fu Wenduo’nun iki ayrı yumurtası olduğu için haftada birer kere kullanabiliyorlar yani ikisinin de ayrı ayrı birer hakkı var.
Yorum