Çevirmen: Ari
Arkaplanda yüksek ve neşeli ses çalarken, göz kamaştırıcı beyaz ışık yavaş yavaş kayboldu. Grup sonunda önlerindeki sahneyi gördü.
Geniş ve beyaz dünyada, tam ortada küçük yuvarlak bir sahne vardı. Sahnenin etrafına küçük, çok renkli ampuller yerleştirilmişti. İki metre boyunda dev bir Mario küçük sahnede duruyordu ve ampuller yanıp sönüyordu. Başparmağını gururla kaldırdığında komik görünüyordu.
Sahnenin üstünde, havada asılı duran bir LED ışıklı pano vardı. Işıklı panoda kırmızı renkte ‘6456’ yazıyordu.
Sahnenin ortasındaki beyaz ışık çekildi ve çevre yavaş yavaş belirmeye başladı.
Tang Mo’nun gözleri kısıldı.
Beyaz dünyada devasa bir monopoly oyun haritası ortaya belirdi!
Mario haritanın tam ortasındaydı. Her biri bir metre uzunluğunda 150 kare vardı. Uçtan uca bağlıydılar ve sahneyi çevreliyorlardı. Kareler dikey olarak ince bir dikdörtgen şeklinde birbirine bağlıydı. Sekiz kişinin durduğu alt kısımdan başlayarak öne doğru yayılıyorlardı ve sonunda Mario’nun durduğu küçük sahneye ulaşıyorlardı.
Tang Mo’nun ayaklarının dibinde kırmızı bir kare vardı. Bu diğerlerinden farklıydı.
Diğer karelerim kenarları beyaz bir ışıkla parlıyordu, sekiz kişinin ayaklarının altındakiler ise kırmızıydı. Tang Mo rengin kan gibi kırmızı olduğunu ve ortasında İngilizce bir kelime yazdığını gördü: “BAŞLA”
“Millet, Mario’nun Monopoly Oyununa hoş geldiniz!”
Yüksek erkek sesi herkesi şaşkınlıkla zıplattı ve yukarı bakmalarını sağladı. Ne zaman olduğunu bilmiyorlardı ama Mario artık poz vermiyordu. Ellerini kalçalarına koymuş, küçük sahnede duruyordu. “Sevgili çocuğum, Mario’nun Monopoly Oyununa hoş geldin. Ben senin çocukluğunun en iyi arkadaşı, Mario!”
Tang Mo çocukken sık sık Super Mario oynardı. Mantarları seven tesisatçı bir zamanlar dünyayı kasıp kavurmuş ve Nintendo için tarih yazmıştı. Tang Mo ona çok aşinaydı. Tang Mo olsun ya da diğer yedi kişi olsun, hepsi dev Mario’yu dikkatle izliyordu. Hiçbiri gardını indirmeye cesaret edemiyordu.
Mario hareket ederken bunun farkında değilmiş gibi görünüyordu. “Ah, gözlerinize bakın. Ağlamayın çocuklar. Ben sizin en sevdiğiniz amcanız Mario’yum. Kutlama zamanı. Çocukların sevgisi, Mario Amcayı o kadar etkiliyor ki her gece gizlice kanalizasyonda gözyaşlarımı siliyorum. Mario’yu o kadar çok seviyorsunuz ki sizin için bu monopoly oyununu başlatmaya karar verdim! Çocuklar, bu oyun Mario’yu seven herkes için!”
Tang Mo bu sözlerin çoğunu duymadı. Mario’ya bakıyormuş gibi görünüyordu ama aslında etrafındaki yedi kişiyi ve yerdeki ızgaraları inceliyordu.
Hepsi artık oyuna girdiğinden ve olan olduğundan, onu oyuna çeken yedi kişiye karşı misilleme yapmaya fazla odaklanmayacaktı. Oyunu nasıl geçeceğine odaklanması gerekiyordu.
Şu anda en tehlikeli şey bu garip oyundu.
Genç adam ayağa kalktı ve titrek bir sesle konuştu. “Ne… bu oyun ne?”
“Güzel soru, sevimli çocuk.” Mario sağ elini sol tarafına koydu ve başparmağını yukarı kaldırdı. “Bu bir ödül oyunu. İtaatkar ve aklı başında çocuklar Mario Amcadan bereketli ödüller alabilir. Çocuğum, gel ve Mario Amcayla oyun oyna. Tüm bu ödüller senin olacak.”
Mario yana doğru hareket etti ve arkasında küçük bir altın tepe belirdi. Sayısız altın ve gümüş mücevher küçük sahnede bir tepe gibi yığıldı. Mario geri çekildiğinde ise tüm bu hediyeler kayboldu.
“Altın mı?”
“Ve elmas, bir sürü elmas!”
Mario nazik bir şekilde gülümsedi. “Çocuğum, bunlar senin.”
Tang Mo soğuk bir şekilde, “Oyunun kuralları neler?” diye sordu.
“Bu kareleri görüyor musunuz? Sevimli Mario Amca sizinle bir monopoly oyunu oynamak istiyor. Bu aşamaya en hızlı ulaşan çocuk tüm ödülleri alabilir. Çocuklar, hiç monopoly oyunu oynadınız mı?”
Genç kadın öne çıkmadan önce bir an tereddüt etti. “Oynadım. Birçok türde monopoly oyunu var, ancak hepsi zar atmayı gerektirir. İleriye doğru hareket edebileceğiniz kare sayısı, attığınız sayıya bağlıdır. Kareler ödüller, cezalar içerebilir veya sizi geriye doğru hareket ettirebilir. Hepsi bu.”
Biri daha, “Evet, evet, oynadım.” diye onayladı.
Mario güldü. “Çocuklarım çok zeki!”
Kara kule karakteri herkesin tanıdığı Mario’ydu. Uzun süre nazik bir şekilde konuştuktan sonra, diğer insanlar artık savunmalarını düşürüp konuşmaya cesaret ettiler.
Tang Mo hâlâ kıpırdamadan Mario’ya bakıyordu.
“Mario’nun Monopoly Oyununda sihirli bir zar var.” Mario ellerini uzattı ve birbirine vurdu. Gökyüzünden büyük bir zar düştü ve oyuncuların önünde belirdi. “Bu zar şanslı bir zar. Her çocuk sırayla atacak. Atılan sayı kaç kare ilerleyeceğinizi belirleyecek. Buraya ilk gelen şanslı kazanan, Mario Amca’nın hazırladığı tüm ödülleri kazanabilir.”
Bu kadar basit miydi?
Tang Mo kaşlarını çattı, tam ağzını açmaya hazırlanıyordu ki yaşlı bir ses ondan önce konuştu. “Bu karelerden herhangi biri tehlikeli mi?”
Tang Mo, ayağını burkmuş gibi yapan yaşlı adama bakmak için döndü.
Mario neşeyle, “Şanslı bir çocuk nasıl tehlikede olabilir?” dedi.
Tang Mo soruyu değiştirdi. “Karelerde ne var?”
Sıradan bir monopoly oyununda, oyuncu genellikle bir kareye ilerlediğinde ödüller veya cezalarla karşılaşırdı. Ödüller çoğunlukla altın paralar veya birkaç adım ileri gitme şansıydı. Cezalar ise çoğunlukla altın paraları kaybetmek veya başa geri dönmek zorunda kalmaktı.
Mario, “150 karenin arasında, Mario Amca’nın çocuklar için hazırladığı birçok küçük hediye var. Şanslı çocuklar bu hediyeleri alabilir. Ben bunlara ödül kareleri diyorum. Ancak, iyi çocuklar ve kötü çocuklar vardır. Bazen, çocuklar Mario’yu üzecek şeyler yaparlar. Bu nedenle, kötü çocukları cezalandırmak için olan bazı kareler vardır. Bunlar ceza kareleridir.” diye açıkladı.
‘Ceza’ kelimesini duyduklarında herkesin yüreği küt küt atmaya başladı.
Dev Mario herkese koyu gözlerle baktı ve ağzının köşeleri yavaşça yukarı doğru hareket ederek garip bir gülümsemeyle kıvrıldı. “Çocuk ne kadar itaatkar olursa, Mario Amca ona o kadar iyi ödül verir. Bu karelere ulaştığınız sürece, hayal edilemeyecek şeyler elde edebilirsiniz. Örneğin, bir yetenek veya oyun kaydetme öğesi. Ben buna kral karesi diyorum.”
Tang Mo’nun nefes alışı yavaşladı.
Yetenek?
Oyun kaydetme öğesi?
Bu tür şeyleri bu monopoly oyununda elde edebilirler miydi?
Diğer yedi kişi de şaşkına dönmüştü. Gözleri parlıyordu ve içlerindeki heyecanı dizginlemek imkansızdı.
Tang Mo hemen sakinleşti. Ödüllerle birlikte cezalar da vardı. Böylesine iyi bir ödüle karşılık gelen ceza…
“Mario’nun ‘mahkumlar’ dediği bazı kareler var. Kötü şeyler yapan kötü çocuklar affedilemez kötü insanlardır. Artık Mario’yu değil, garip görünümlü öfkeli kuşları veya kaybolan renkli şekerleri seviyorlar!”* Mario’nun ifadesi anında aşırı vahşileşti. Hâlâ gülümsüyordu ama gözleri nefretini ve hoşnutsuzluğunu ortaya koyuyordu. “Mario Amca sana yıllardır eşlik ediyor. O iğrenç kuşu neden seviyorsun! Söyle bana!”
[Ç/N: Burada Angry Birds ve Candy Crush oyunlarına atıfta bulunuyor.]
Pat!
Mario ayaklarını yere vurdu ve beyaz dünya sanki deprem oluyormuş gibi şiddetle sallandı.
“Ah, benim sevimli çocuklarım. Az önce ne diyordum?” Mario’nun ifadesi hızla değişti. Depremin etkileri durmamıştı ama yine sevimli yüzünü takındı. “Mario Amca sizin iyi çocuklar olduğunuzu biliyor. İyi çocuklar bu iğrenç mahkum kareleriyle karşılaşmazlar. Sadece kötü çocuklar onlara ulaşır. Mario, oyuncu çocuklar için özellikle ilginç bir kare hazırladı. Adı serbest atlama karesi.”
Deprem bitti ama Tang Mo’nun ifadesi hoşnutsuzdu.
Dev Mario’nun gücü hayal gücünün ötesindeydi. Bu tür hareketleri yapabilmesi, onun büyük köstebekten daha güçlü olduğu anlamına geliyordu.
Mario diğer insanların gözlerindeki korkuyu görmüyor gibiydi. Kendi kendine şöyle dedi, “Birisi serbest atlama karesine geldiğinde, hangi kareye atlayacağını seçebilir. İki seçenek var. Birincisi, 30 kareye kadar ileri atlayabilirsin. İkincisi, geriye atlayabilir ve herhangi bir kareye geri dönebilirsin. Çocuklar özgürce zıplamayı sever. Bu eğlenceli kareyi kesinlikle seveceksiniz.”
“Son olarak, Mario Amcanın sizin için hazırladığı en büyük sürpriz olan son bir kare var. Adı temizleme karesi. Evet, doğru duydunuz. Bu kareye basacak kadar şanslı olan herkes oyunu doğrudan geçebilir!” Mario ellerini salladı ve heyecanla konuştu.
Bir an sonra başını eğdi ve sekiz kişiye baktı. “O zaman çocuklar, oyun başlamak üzere. Hazır mısınız?”
“Ding-dong! Büyük çok oyunculu örnek oyunu ‘Mario’nun Monopoly Oyunu’ resmen başladı. Oyunun kuralları–”
“Birincisi, sadece zar atıldığında gelen sayıya veya serbest atlama karesinin kurallarına göre ileri veya geri gidebilirsiniz.”
“İkincisi, kral kareleri toplam kare sayısının %5’ini oluşturmaktadır. Ödüller kara kulenin onayına sahiptir ve oyundan çıkarılabilir.”
“Üçüncüsü, mahkum kareleri toplam karelerin %5’ini oluşturmaktadır ve nedensellik yasasına göre kesinlikle ölüm cezası alınır.”
“Dördüncüsü, serbest atlama kareleri toplam kare sayısının %20’sini oluşturmaktadır.
“Beşincisi, ödül ve ceza karelerinin her biri toplam kare sayısının %20’sini oluşturmaktadır.”
“Altıncısı, sadece temizleme karesine basan oyuncu oyunu doğrudan geçebilir.”
“Yedincisi, geriye kalan kareler boştur.”
“Sekizincisi, oyunun içinde ölmek, oyun dışında da ölmek demektir.”
“Sevimli tesisatçı amca, itaatkar ve aklı başında çocukları daha çok seviyor ama kötü çocuklara karşı hiç taviz vermiyor.”
Neşeli çocuk sesi herkesin kulağında çınlayarak yüz ifadelerinin değişmesine neden olmuştu.
Büyük ödüller büyük tehlikeyle birlikte geliyordu. Kara kule, mahkum karesinin nedensellik yasası gereği ölüme yol açacağını söylemişti. Yani bu karelere basan herkes ölecekti. Ancak, toplam kare sayısının yalnızca %5’ini oluşturuyorlardı. Ya kral karesine basarlarsa? Bir yetenek veya kaydetme öğesi kazanacaklardı ve kara kule bu şeylerin oyundan çıkarılabileceğini söylüyordu!
Eğer kral karesine basarlarsa, belki…
Mario küçük sahnede durup sahnenin altındaki sekiz kişiye gülümsüyordu. Devasa bedeni her hareket ettiğinde gıcırdıyordu ama kimse onu hafife almaya cesaret edemiyordu. “Çocuklarım, oyuna başlayın!” dedi.
Genç kadın başlangıçta büyük zarı kollarında tutuyordu. Mario oyunun başladığını söylediğinde, yanındaki genç adama şaşkınlıkla baktı. Lin… Lin Bangcheng, bu zarı atmak istemiyorum. Sen… sen önce at.”
“Neden ben?” Genç adamın yüzü değişti. “Neden önce ben atıyorum?”
Genç kadın bunu duyunca zarı hemen yere attı.
Kel orta yaşlı adam konuşmadan önce tereddüt etti. “Bir düzen olmalı. Oyunda toplam sekiz kişi var. Oyunu tetiklediğimiz sıranın tersine zarları atmayı öneriyorum. Oyunu tetikleyen son kişi, zarları ilk atan kişi olmalı. Siz ne düşünüyorsunuz?”
Herkes Tang Mo’ya bakıyordu, sadece yaşlı adam kaşlarını çatmıştı.
Tang Mo onlara sakince baktı. “Önce atmakla ilgili bir sorunum yok. Ancak birbirinizi tanımıyor gibisiniz. Bilmek istiyorum da, dışarıda beni bu oyuna çekmek için neden birlikte çalıştınız?”
Tang Mo’nun önce zar atmaya razı olduğunu duyduklarında rahatladılar.
Bira göbeği olan orta yaşlı adam, “Di,* bunu kişisel algılama. Bu oyunun ne kadar iğrenç olduğunu bilmiyorsun,” dedi. “Çiçek tarhına rastladığımız anda, kara kule bize büyük bir örnek oyununun tetiklendiğini söyledi. Ancak bu örnek sekiz kişilik bir oyundu ve girmek için sekiz kişi gerekiyordu. Kara kule bize yeterli sayıda insan bulamazsak çiçek tarhından 10 metre uzaklaşamayacağımızı ve sonsuza dek orada sıkışıp kalacağımızı söyledi. Ayrıca, oyun saati olan sabah 6’dan akşam 6’ya kadar birinin çiçek tarhına dokunması gerekiyordu. Sekiz kişinin de toplanması için bir gün beklemek zorunda kaldım.”
[Ç/N: Di-Küçük erkek kardeş]
Tang Mo düşünceli bir şekilde başını salladı. “Yani, sen yedinci misin?” Yaşlı adama baktı.
“Bu dolandırıcılar tarafından kandırıldım!” Yaşlı adam soğukça homurdandı. “Zarları neden ters sırayla atalım ki? Bizi oyuna çeken sizdiniz. Oyunu ilk başlatan kişi zarları ilk atan kişi olmalı! Herkesi riske atan ve bizi bu oyuna sürükleyen onlar!”
Orta yaşlı kadının aniden yüzü soldu. “Sizi oyuna çekmek istemiyordum. Sadece dinlenmek için çiçek tarhının kenarına oturmak istemiştim. Olayların böyle gelişeceğini kim bilebilirdi ki? Ben… Ben önce gitmek istemiyorum. Arkadan başlayalım!”
Yedi kişi tartışmaya başladı.
“Oyunu sen başlatmasaydın, geri kalanımız bu karmaşanın içinde olur muyduk? Bence senden başlamalıyız.”
“Sen beşinci kişisin, bu yüzden zarı geriden yuvarlamak istemiyorsun. Az önce bizim tarafımızdaydın ama şimdi o yaşlı adam ve genç adamla aynı taraftasın. Ne kadar şaşırtıcı!”
“Sen…!”
“Tartışma yok!” Aniden Mario’nun yüksek sesi duyuldu ve herkesin sesini bastırdı. “İtaatkar çocuklar asla tartışmamalı. Siz itaatkar çocuklar değil misiniz?”
Herkes Mario’nun ayaklarıyla yeri salladığı ve hiçbirinin konuşmaya cesaret edemediği sahneyi hatırladı.
Aniden Tang Mo sesini yükseltti. “Oyuna başlama zamanı geldi. Mario Amca, oyunu oynayan sekiz kişi var ama sadece bir zar var. Bir düzen olmalı. Az önce oyuna girerken, kara kulenin hepimizin adını söylediğini duydum. Sanırım oyuna bu sırayla başlamak daha iyi. Uygun mu?”
Tang Mo hızlı tepki vererek fikrini söylediğinde diğer insanlar cevap veremedi.
10 saniye sonra, biri Tang Mo’ya öfkeyle baktı. “Ne halt ediyorsun…”
“Ah, zeki çocuğum, haklısın. Mario Amca bunu düşünmemişti. Kara kule girişinin sırasıyla başlayalım. Bakalım… ilki Li Zhen. Li Zhen, çocuğum, neredesin? Gel ve zar at!”
Orta yaşlı kadının yüzünün rengi çekilmişti ve omuzları titriyordu. İlerlemeye cesaret edemiyordu.
Mario tekrar sordu: “Li Zhen, çocuğum, neredesin?”
Orta yaşlı kadın titredi ve öne doğru bir adım attı.
Aniden Mario’nun sesi soğudu, “Çocuğum, bu eğlenceli oyunu oynamak istemiyor musun?”
Sıcaklık düştü ve ürperdiler. Orta yaşlı kadın korkudan neredeyse düşecekti, hızla ileri koşup zarları aldı. “Oynuyorum, oynuyorum! Şimdi oynuyorum!”
Mario’nun gözleri bıçak gibiydi, kadını elindeki zarları bilinçsizce atmaya zorladı. Kadın zarları atar atmaz Mario bir şey hatırlamış gibi davrandı ve kasıtlı olarak garip bir kahkaha attı. “Ah, çocuklarım, size ilk çocuğun Mario Amca’dan ödül alabileceğini söylemeyi unuttum. Ancak son çocuk Mario Amca ile burada kalacak ve Mario Amca ona oyunu nasıl oynayacağını öğretecek.”
Tang Mo şaşkınlıkla Mario’ya baktı.
Mario parlak bir şekilde gülümsüyordu ama derin gözlerinde gülümsemeye dair hiçbir iz yoktu.
Pat!
“5… 5 geldi!”
Kadın numarayı fısıldadı ve dikkatlice öne doğru adım attı. ‘BAŞLA’ karesinden çıkar çıkmaz, sanki bir şey onu kovalıyormuş gibi, beşinci kareye doğru çılgınca koştu.
Beşinci karede durdu, karenin beyaz kenarları sarıya dönüyordu. Kadın bir süre bekledi ve hiçbir şey olmadı.
Mario güldü. “Bu boş bir kare. Tebrikler güzel çocuğum.”
Orta yaşlı kadın yere yığıldı.
İkinci kişi kel orta yaşlı adamdı. Zarı alıp ‘5’e çevirirken yüzü solgundu.” “5…5…5!” diye mırıldandı.
Ama zar 6 geldi.
Kel adam yutkundu ve gergin bir şekilde 6. kareye yürüdü. Kareye adım attığı anda, karenin beyaz kenarı kırmızıya döndü. Tang Mo dikkatlice karenin etrafındaki ışığa baktı. Bu sırada, tanıdık ‘Süper Mario’ oyun müziği duyuldu.
Bu değişiklik kel adamın sendelemesine ve neredeyse orta yaşlı kadının beşinci karesine adım atmasına neden oluyordu.
“Ding-dong! Ödül karesi tetiklendi ve Mario’nun kırmızı sihirli mantarlarından biri elde edildi. Yenilebilir kırmızı sihirli mantar gücü artırır ve yalnızca oyun içinde kullanılabilir. Oyundan çıkarılamaz.”
Havadan yuvarlak ve rengarenk bir mantar fırlayıp kel adamın kollarına düştü.
Adam korkudan titrerken aniden ödüllendirilmişti. Büyük mantarı neşeyle kaldırıp yemeden önce bir dakika olduğu yerde kalakaldı. Açıkça çiğ bir mantardı. Ama adam mantarı ısırdığında, nefis bir koku yayıldı. Birçok kişi tükürüklerini yutmaktan ve adama bakmaktan kendini alamadı.
10 dakika sonra yedi kişi zar atmıştı.
Yaşlı adam ve genç kadın 6 atmayı başardıkları için şanslıydılar. Kel adam gibi onlar da sihirli bir mantar elde etmişlerdi.
Bira göbekli adam da ilk kadın gibi beşinci kareye gitmişti.
Genç adam ve hiç konuşmayan diğer orta yaşlı adam 4 atmışlardı. İkisi de çok korkuyorlardı. Neyse ki dördüncü kare boştu ve bu onları rahatlattı.
Son kişi Tang Mo’ydu.
Tang Mo her zaman şansının kötü olduğunu düşünüyordu. Dünya çevrimiçi olduktan sonra üç oyuna katılmıştı. Biri Mozaik’in kitabını bulmaya yardım etmekti, diğeri birinci kat kule saldırı oyunuydu ve şimdi de Mario’nun Monopoly Oyunundaydı. Her durumda, başkaları tarafından oyuna zorlanmıştı.
Çinli oyuncuların büyük çoğunluğu, Fu Wenduo’nun onları içine çektiği kule saldırı oyununa katılmış olabilirdi.
Ama Tang Mo için hayatı… şanssızlıkla doluydu. Üç oyundan hiçbirine gönüllü olarak katılmamıştı. Diğer resmi oyuncular ateş püskürtme veya zehirli çiçekler gibi yetenekler elde ederken o sadece her gün onu huzursuz eden ucuz bir kitap almıştı.
Özetle Tang Mo’nun şansı pek iyi değildi.
Elindeki zara karmaşık bir ifadeyle baktı ve hızla attı.
Pat!
Zar ‘3’ geldi.
Üçüncü kareye henüz kimse basmamıştı, bu yüzden herkes ona merakla bakıyordu. Dördüncü karede duran iki kişi mutluydu. Mario son oyuncuyu burada bırakacağını söylemişti. Tang Mo sayesinde şu anda sonuncu değillerdi.
Tang Mo boş bir yüzle üçüncü kareye yürüdü. Üçüncü kareye vardığında beyaz ışık kırmızıya döndü. Oyun müziği başladı ve Tang Mo kaşlarını çattı. Sağ eli, etrafına dikkatle bakarken sol bileğindeki kibrit dövmesine sessizce bastırdı.
“Ding-dong! Birinci seviye ceza tetiklendi. Ceza: Üç dakika içinde, yaptığın kötü bir şeyi söyle.”
Tang Mo, “…”
Talihsizliği bu noktaya kadar gelmişti!
Peki bu ceza neydi?
Kalbi heyecanlanmıştı ama yüzünde herhangi bir tepki yoktu. Zihni hızla çalıştı.
Birinci seviye ceza karesi. O zaman ikinci seviye ve üçüncü seviye cezalar da vardı. Bu ceza kolaydı, ama diğer ceza kareleri de bu kadar basit miydi?
Tang Mo bunları düşünürken sakin bir şekilde konuştu. “Ortaokulda bir sınıf arkadaşımın sandalyesini tutkalla kaplamıştım. İnsanlara zorbalık yapmayı severdi ve sık sık bana zorbalık ederdi. Ders sırasında, bilmeden bir soruya cevap vermek için ayağa kalktı ama pantolonu sandalyeye yapışmıştı ve iç çamaşırı ortaya çıktı. Öğretmen hâlâ bunu yapanın ben olduğumu bilmiyor.” Tang Mo durakladı ve ortadaki sahneye baktı. “Sonuç olarak ben iyi bir çocuğum.”
Mario kabul etti. “Evet, kötülüğü cezalandırmak iyidir. Sen iyi bir çocuksun!”
Diğer yedi kişi, “…”
***
O sırada Pudong Yeni Bölgesi’ndeki bir topluluğun dışında, iki genç adam ve genç bir kadın topluluğa girdi. Kısa süre sonra topluluğun ortasındaki bahçede altı garip ceset buldular. Atkuyruğu olan genç kadın çömeldi ve hepsinin yaralarına baktı. Sonunda ilk cesede geri döndü. Eldivenini çıkardı ve elini orta yaşlı adamın göğsündeki ölümcül yaraya koydu.
Elini bastırdı ve beyaz bir ışık yaydı. Genç kadın gözlerini kapatıp sanki bir şey hissediyormuş gibi kaşlarını çattı.
Üç dakika sonra genç kadın başını kaldırıp, “O kişi tarafından öldürülmüş.” diyerek yanında yatan cesedi işaret etti. Sonra ayağa kalktı ve diğer beş cesedin yanına yürüdü, sırayla yaralarına elini bastırdı. Sonunda, “Bu altı kişi birbirini öldürmüş.” sonucuna vardı.
Siyah ceketli genç adam kaşlarını çattı. “İkinci örneğin özelliklerine uyuyor. Burada benzer üç yer var. İkinci örneğin girişi buralarda olmalı. Şu an oyun zamanı değil. İkinci örneğin olası girişlerini bulmak için bu zamanı değerlendirmemiz gerekiyor. Bu sitenin etrafındaki 500 metrelik alanı arayalım. Giriş için olası gizli alanları bulmak için ayrılalım ve 12’de burada tekrar buluşalım.”
Üç kişi başlarını sallayıp ayrıldılar.
Öte yandan Mario’nun Monopoly Oyununda ilk zar atma turu sona ermiş ve sekiz oyuncu üçüncü turu geçmişti.
Dördüncü zar atma turundan sonra herkes en az 10 adım ilerlemişti.
İkinci turdan itibaren Tang Mo’nun şansı artmış gibi görünüyordu. 17 kare ilerlemişti ve şu anda 20. karede duruyordu. İkinci ve dördüncü atışında bir ödül karesine ve iki boş kareye basarak sekiz kişinin ortasına geçmişti.
Ödül karesinden bir ‘yenilmez polis çiçeği’ almıştı. Garip mantarlar ve çiçekler Süper Mario’daki aksesuarlarla aynıydı. Bu çiçeği yedikten sonra Tang Mo beş dakika yenilmezlik kazanacaktı. Ne yazık ki bu çiçek ilk alındığında yenmeliydi. Başka bir kareye götürülemezdi.
Tang Mo çiçeği yedi ve vücudunun etrafında altın bir ışık tabakası belirdi. Uzaktan, biraz Buda heykeline benziyordu.
Diğerleriyle gerçekten uyumsuzdu. Oyunu başlatan son kişi oydu. Oyunu erken başlatan ve bir iki gün çiçek tarhının etrafında kalmak zorunda kalan ilk birkaç kişiden farklıydı. Yabancı olabilirlerdi ama birbirlerine biraz aşinaydılar. Ve Tang Mo oyuna başlamadan önce, zar atan son kişi olmak için mücadele etmişlerdi.
Zarları hangi sırayla attıkları önemli görünmüyordu. Zarlar rastgele atılıyordu ve ilk ya da son atmış olmaları önemli değildi. Ancak ilk turda, sıra aslında en önemli şeydi.
Bu tür şeyler tamamen şansa bağlı değildi.
Zarın atıldığı açı ve güç, zarın sonucunu büyük ölçüde etkileyebilirdi. Uçan satranç* oynarken, bazı insanlar genellikle 6 sayısı atar ve ileriye doğru büyük adımlar atabilirlerdi. Bu mutlaka iyi şans sayesinde değildi. Bazen bunun nedeni zar atma tekniğinde ustalaşmış olmalarıydı.
[Ç/N: “Uçan satranç” Batı’daki Ludo oyununa ve Hindistan’daki Pachisi oyununa benzeyen bir Çin çapraz ve daire masa oyunu.]
Ayrıca zarı atan son kişi, serbest atlama karesine bastığında seçebileceği referanslara sahipti. Hangi kareye atlayacaklarını seçmek için önceki kişileri kullanabilirdi.
Tang Mo’nun da aklına bu fikir gelmişti ve bu yüzden zarı atan son kişi olmak istemişti. Önündeki yedi kişinin kendi başlarına keşfetmesine ve her karenin içeriğini belirlemesi daha iyiydi. Ne yazık ki, daha sonra bu zarda bir gariplik olduğunu keşfetti. Büyüktü, ağırdı ve insanlar hangi sayının atılacağını kontrol edemiyordu. Birisi zarı attığında, zar yerde serbestçe dönüyordu. Tang Mo önceki dört turda belirli bir sayı atmaya çalışmıştı ancak hiçbirinde başaramamıştı.
Oyuncuların atacağı sayıyı oyunun kendisi kontrol ediyordu.
Mevcut durumda, birinci sıradaki oyuncu 22. karede duruyordu, onu 20. karede Tang Mo izliyordu. Son oyuncu ise 14. karede duruyordu.
Bu dört turda, üç oyuncu serbest atlama karelerine basmıştı. Akıllıydılar ve körü körüne ileri hareket etmekten kaçındılar. Bunun yerine, bilinen ödül veya boş karelere bastılar veya yerlerinde kalmayı seçtiler.
Dört turluk zar atma oyunu sona erdi ve zarları tutan son kişi Tang Mo oldu.
20. kare ödül karesiydi ve Tang Mo çiçeği yedi. Sonra orta yaşlı kadın zar attı.
Zar havaya uçup orta yaşlı kadının eline düştü.
Tang Mo çiçeği yedikten sonra başını aşağıda tuttu. Elinde kalan çiçeğin kalıntılarına bakıyordu. Çiçeğin gövdesini çoktan yemişti, sadece uzun yeşil sap kalmıştı. Bu ödül sihirli mantarlardan daha iyi görünüyordu (diğer oyuncular mantar ödülleri aldıktan sonra, kırmızı mantarların güç verdiği, yeşil mantarların bir oyuncunun gücünü 10 dakika artırdığı ve mor mantarların oyuncuya keskin bir silah verdiğini öğrenmişti.) Ancak, yenilmez çiçeğin hemen yenmesi gerekiyordu ve birkaç dakika süren bir zaman sınırı vardı.
Sekiz kişi, 20’li karelere ulaşmış ve başka cezaları tetiklemişlerdi.
Üçüncü karedeki gibi yüzeysel ve kolayca geçilebilen iki ceza vardı. Ancak genç kadın bir ceza karesine adım attığında, aniden kocaman siyah bir mantar belirdi. Genç kadın çığlık attı ve bir meyve bıçağı çıkardı. Siyah mantarla üç dakika uğraştı ve sonunda onu öldürdü. Ama aynı zamanda kolunda o kadar derin bir kesik vardı ki kemiği görünüyordu.
Bu üçüncü seviye bir ceza karesiydi.
Tang Mo’nun düşündüğü gibi, ceza kareleri derecelendirilmişti. Seviye ne kadar yüksekse, cezanın zorluğu da o kadar fazlaydı.
Peki… en yüksek ceza seviyesi kaçtı ve ne tür bir tehlikeyle karşılaşacaklardı?
Tang Mo elindeki sapa baktı ve gözleri kısıldı.
Yenilmez polis çiçeği bu kadar işe yaramaz olmamalı. Beş dakikalık yenilmezlik süresi. Bu görünüşte güçlüydü, özellikle de yenilmezlik durumunda siyah bir mantar veya başka bir korkunç canavarla karşılaşırsa çok iyi bir güçtü. Ancak, sekiz oyuncu sırayla zar atıyordu ve tekrar zar atma sırasının Tang Mo’ya gelmesi en az 10 dakika sürecekti.
Yenilmezlik süresi beş dakikaydı ve bir sonraki kareye geçmek için on dakika beklemesi gerekiyordu.
Beş dakikalık yenilmezlik tamamen boşa gitmişti. Tang Mo’nun hareketsiz dururken herhangi bir tehlikeyle karşılaşması imkansızdı.
Peki… bu çiçeğin amacı neydi?
Tang Mo beyni hızla çalışırken yeşil sapı sıktı. Ancak aklına bir cevap gelmiyordu.
Bu sırada orta yaşlı kadın zar atmak üzereyken Mario aniden sözünü kesti. “Ah çocuklar, bir şey söylemeyi unuttum. Yaşlanınca anılar daha da kötüleşiyor. Mario bu yıl 26 yaşında. Oyun dünyasında yaşlı bir adamım. Çok önemli bir şeyi söylemeyi unuttum.”
Orta yaşlı kadın, elinde atmadığı zarları tutarak Mario’ya korku dolu gözlerle baktı.
Tang Mo bir şeylerin ters gittiğini fark etti ve kalbinde tuhaf bir huzursuzluk hissi yükseldi.
Hayır, kesinlikle hayır…
Bir sorun vardı!
Mario gülümsedi, koyu gözleri karelerde duran her oyuncuya duygusal bir şekilde bakıyordu. Sesinde saklamaya çalışmadığı bir övünme vardı. “5. zar atışının başlangıcından itibaren, aynı karede duran tüm oyuncular ‘Sevinçleri ve üzüntüleri kim paylaşacak?’ etkisini tetikleyecek. Örneğin, 19. kare…” Mario orta yaşlı kadını işaret etti. “2 atarsan, 17. kareden 19. kareye geçeceksin. Sonra orası senin karen olacak. Ondan sonra, biri 19. kareye adım attığı sürece, ‘Sevinçleri ve üzüntüleri kim paylaşacak?’ etkisi tetiklenecek.”
Mario’nun gülümsemesi daha da genişledi, heyecanı ve övünmesi açıkça belli oluyordu.
“Etki tetiklendiğinde, orijinal kare ne olursa olsun, hemen yedinci seviye ceza karesine dönüşecektir. Sadece karede bir oyuncu kaldığında yedinci seviye ceza karesi orijinal kareye geri dönecek. Hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın, karede bir oyuncu kaldığı sürece orijinal kare olmaya geri dönecektir.” Mario ekledi, “Ah doğru, şu anda 19. kareye gitmeniz önemli değil. Orada bir çocuk var ama oraya dördüncü turda geldi. ‘Sevinçleri ve üzüntüleri kim paylaşacak’ etkisi sadece beşinci turdan sonraki oyuncular üzerinde geçerli.”
Tang Mo’nun gözleri yavaşça büyüdü ve vücudundaki tüyler diken diken oldu.
Diğer yedi kişi ilk başta Mario’nun ne demek istediğini anlamadı. Birkaç dakika sonra teker teker anladılar.
Orta yaşlı kadın o kadar korkmuştu ki yere düştü ve titredi. “Hayır, hayır…bizden birbirimizi öldürmemizi istiyorsun!”
Tang Mo sonunda yenilmez polis çiçeğinin rolünü anladı.
Eğer birisi yenilmez polis çiçeğini kazanırsa, sonraki beş dakika boyunca yenilmez olacaktı. Ondan sonra içeri giren kişi artık yenilmez çiçeği elde edemeyecekti çünkü içeri girdiği anda kare bir ödülden yedinci seviye cezaya dönüşecekti.
Üçüncü seviye cezası tehlikeli siyah mantardı.
Yedinci seviye cezası neydi?
Herkes paniğe kapılmıştı. Tang Mo derin bir nefes aldı, kalbindeki huzursuzluğu bastırdı ve başını kaldırdı. Gözleri aniden Mario’nun başının üzerindeki LED panoya kaydı. “O tabeladaki sayıların özel anlamı nedir?” diye sordu.
Sahnedeki Mario başının üstündeki ‘6456’ sayısına baktı.
Sonra garip bir şekilde gülümsedi ve cevap verdi: “Ah, bunu soruyorsun. Sevgili çocuğum, gerçekten çok meraklısın. Bu, benimle Mario’nun Monopoly Oyununu oynayan çocukların toplam sayısı. Hepsinin şanssız ve itaatsiz kötü çocuklar olması üzücü. Buraya ulaşamadılar ve ödülümü alamadılar. 6464 numaralı çocuk, şanslı çocuk sen olacak mısın?”
Bu “Mario’nun Monopoly Oyunu”ydu.
Oyun daha yeni başlıyordu.
Yorum