Koyu Switch Mode

Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 5. Bölüm (Final)

Tüm Bölümler Sugar Rain [Novel]
A+ A-

Çevirmen: Ashily

YAN HİKAYE: 5. BÖLÜM (Gizli Yol – Yohan’ın Kulübesi)


Helbert, kulübenin yıkılması fikrine şiddetle karşı çıkacağını düşünmüştü ancak Yohan  biraz şaşkın bir ifade takındı ve şöyle dedi.

“Nasıl yani… Tehlikeli olduğu için mi?” 

“Doğru.”

Yohan’ın kulübeye olan büyük bağlılığı yüzünden inat edeceğinden emindi ama şaşırtıcı bir şekilde Yohan, kulübenin her an çökebileceğinin farkındaydı.

Aslında Helbert, Yohan malikâneye gelir gelmez onunla bir bu konuyu konuşmayı planlamıştı ancak Yohan, Robert’a bakarak, “Şimdi nerede kalacağım? Lavander Köşkü’nde mi? Yoksa kulübeye gidebilir miyim?” diye sordu.

Helbert, Lavander Köşkü konusunda bir sorun görmüyordu ancak o yıkık kulübeden bir an önce kurtulması gerektiğine karar vermişti.

Aslında o lanet kulübeyi yıkmayı başından beri planlıyordu ama bir anlık dalgınlıkla bu fikri unutmuştu. Yohan’ın sözleri, Helbert’in kulübeyi yıkma konusundaki tutkusunu yeniden alevlendirdi.

“Onu tamir edemez miyiz?”

“O kulübede sağlam bir tane direk kaldığını mı sanıyorsun?”

Belki birkaç sağlam direk olabilirdi ama Helbert o kadar kendinden emin bir şekilde konuşmuştu ki Yohan kabullendi.

“Anladım… Ne zaman yıkılacak?”

“Yarın.”

Aslında Helbert, kulübeyi bugün yıkmak istiyordu ama fazla hazırlık yaptığı belli olmasın diye laf arasında ertesi gün dedi. Yohan dudaklarını yalayarak üzgün bir ifade takındı.

Helbert, kulübeyi yıkmak için onlarca gerekçe bulmuş ve uzun tartışmalara hazırlanmıştı ancak Yohan’ın kolayca kabul ettiğini görünce memnuniyetle kahvaltısına geri döndü. Yohan’ın durumu hemen kabullendiğini düşünmüştü.

Tabii ki, bu konuda daha fazla düşünmeliydi. Helbert, sonradan pişman oldu.

O akşam Yohan akşam yemeğine gelmedi. Ancak bu sefer, nereye gittiğini bulmak oldukça kolay oldu. Yohan, Helbert’e söylememişti ama Robert’a, “Kulübeyi temizleyip geleceğim. Yarın yıkılacakmış…” demişti.

Elbette, bunu Robert’a söylediği için gücenmemiş değildi. Helbert, “Keşke bugün yıktırsaydım,” diyerek dişlerini sıktı ve şoförsüz bir şekilde kulübeye doğru yola çıktı.

Helbert, kulübede değilse neler yapabileceği korkusuyla duyduğu kaygıyı yok saydı. 

‘Arabayı kulübenin önüne park ettiğimde Yohan motor sesini duymuş olmalıydı ama neden dışarı çıkmadı?’ Tedirgin bir şekilde bunu düşünerek kapıya yaklaştı. Tam kapıyı açmaya çalıştığı anda kapı aniden açıldı ve masum yüzüyle Yohan dışarı çıktı.

“Ah, patron!”

Yohan aşırı mutlu bir ifadeyle dışarı çıktı. Helbert, onu görür görmez sinirlenmeyi planlamıştı ama bunun yerine boş bir ifadeyle sordu.

“Yemek vakti burada ne yapıyorsun? Buranın tehlikeli olduğunu sana kaç kere söyledim?”

Helbert’in sabrını taşıran bu duruma Yohan biraz mahcup bir ifadeyle cevap verdi. “Demek beni bulmaya geldin… Kulübeyi yıktırdığın için üzüldüğünü düşünmüştüm.” 

“Bu berbat bir kulübenin yıkımına neden üzüleyim ki? Sanki büyük bir kültürel mirasmış gibi.”

Helbert üzülmek bir yana, diş ağrısı çeken birinin ağrıyan dişini çektirmesi gibi rahatlamıştı.

Helbert’in sert sözlerine rağmen Yohan gülümsedi ve “Bunu diyeceğini tahmin etmiştim,” diyerek içeriye girdi.

Helbert, Yohan’ı bizzat alıp götürmeye gelmişti. Ama içeri geri giren Yohan’ı görünce kaşlarını çattı. Bekledi, biraz daha bekledi ama içeriden hala çıkmıyordu. İçeride bir şeyler yapıyordu. Sonunda sabrı tüketenen Helbert “Bu adam gerçekten sabrımı taşırıyor,” diyerek içeri girdi.

“Birazdan çıkacağım…”

“Ne yapıyorsun? Temizlik mi?”

Helbert, Yohan’ın elindeki bezi görünce sordu. Yohan, biraz utanmış bir ifadeyle başını salladı. Helbert, yarın yıkılacak bir kulübeyi neden temizlediğini anlamamıştı.

“Bu kulübeyi o kadar çok mu seviyorsun?”

‘Bu döküntü kulübe, uzun yola rağmen şahsen gelip temizleyeceğin kadar değerli mi?’ Ne kadar acı verici olsa da, Yohan kendi malikânesinin dışında bu küçük kulübeye her şeyi yapmak istiyor gibiydi.

Helbert’in şaşkın sorusuna Yohan “Evet,” dedi ve ekledi, “Yine de burada birçok anım var… Dürüst olmak gerekirse, seninle burada tanıştım…”

Yohan utanarak yanağını ovuşturdu.

“Patron, sana verdiğim pet bardağı görünce ‘Derhal kaldır şunu’ dediğini hatırlıyor musun? Sadece iki pet bardak kalmıştı.”

‘Nasıl unutabilirim ki?’ Helbert, Yohan’ın bu sözlerini duyunca hafifçe ürperdi. İlk tanıştıkları an gözünün önüne geldi.

Yohan, onu ilk gördüğünde masallardan fırlamış bir prens sanmıştı ama keşke bindiği at gerçekten beyaz bir at olsaydı.

“Patron, o gün gerçekten kaybolmuştun, değil mi?”

Helbert homurdandı.

“Kendi evinde kaybolacak birine mi benziyorum?”

“…Şey… Evet. Neyse, artık geçmişte kaldı…”

Hiç düşünmeden “Evet” diyen Yohan, sözlerini yavaşça devam ettirdi ve Helbert’e baktı. “Ve yaz partisinde de buradaydın.”

“Evet…”

“Beni görmek için mi geldin?”

“Evet.”

Helbert, gereksiz bir şey soruyormuş gibi soğukkanlılıkla cevap verdi. Gerçekten de onu görmek için oradaydı ama Yohan gülerek, “Demek ki o zamandan beri beni seviyorsun,” dedi. 

Helbert, Yohan’ın bu küstah sözlerine karşılık bir şey söylemek üzereydi ki Yohan’ın mutlu yüzünü görünce sesini çıkarmadı.

“Buraya otur, patron.”

Yohan, oturduğu yatağın yanına vurarak davet etti.

Sonra, konuşacak çok şeyi varmış gibi dudaklarını yalayarak gevezeliğe devam etti. Bu eve ilk geldiği günün hikâyesiyle başlayarak, Helbert’le tanışması, yaz partisi, alçısı çıktıktan sonra kulübeye dönüşü, Philip hastalandığında Helbert’in onu arabasıyla hastaneye götürdüğü zamanlara kadar konuştu…

Gece yarısına ve sabahın erken saatlerine kadar durmadan konuşan Yohan, pencerenin dışında parlayan güneşe acı bir ifadeyle baktı.

“Bütün ilişkimiz burada şekillendi ama şimdi yok olacak…”

Yohan, battaniyenin kenarını sımsıkı tutup çekti.

Hüzün dolu gözlerle sordu. “Patron, gerçekten hiç üzülmüyor musun?”

Dürüst olmak gerekirse, Helbert üzülmüyordu.

Evet, ilk buluşmaları ve ilk kez burada yatmalarıyla ilgili anıları vardı ama ama bu kulübe aynı zamanda hayatındaki kara bir lekeydi. Onu silmek istiyordu.

Bu uğursuz bir yerden bir an önce kurtulmak en iyisiydi.

“Üzülüyorum.”

Ama Yohan’ın tatlı gözleri karşısında yumuşadı.

“Üç kişinin sığabileceği şekilde yenileyelim mi?”

Yohan’ın gözleri ışıl ışıl parladı. “Gerçekten mi? Yıkmayacak mısın? Ciddi misin?”

‘Bunu yapmamak istemiyordum ama…’ Helbert acı bir şekilde dudaklarını yaladı ve başını salladı. Bunun üzerine Yohan, heyecanlanarak Helbert’i öptü.

Helbert, bu tatlılığın acıyı bastırdığını hissetti ve Yohan’ı belinden tutarak soymaya başladı.

Çünkü kulübenin karşılığında ödenecek bedel sadece bir öpücük olmayacaktı.

Şafak vakti yaklaşıyordu ama gece, ikisi için daha yeni başlıyordu. 

Helbert’in bu kulübeye duyduğu öfkeyi tamamen boşaltmasının zamanı gelmişti.

Ve dört gün sonra, Yohan’ın evi, Helbert’in malikanesinin arazisine inşa edildi.

<Özel Bölümün Sonu>


Evet arkadaşlar ~~ Bu güzel hikaye burada son buluyor. Destekleyen ve bizimle olan herkese teşekkürler. Ben çok severek okudum ve çevirdim. Umarım sizler de öyle hissedersiniz. Sevgiyle kalın ♥ Diğer serilerde görüşmek üzere
-Ashily

Etiketler: novel oku Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 5. Bölüm (Final), novel Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 5. Bölüm (Final), online Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 5. Bölüm (Final) oku, Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 5. Bölüm (Final) bölüm, Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 5. Bölüm (Final) yüksek kalite, Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 5. Bölüm (Final) light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 5. Bölüm (Final)" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık