Koyu Switch Mode

Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 4. Bölüm

Tüm Bölümler Sugar Rain [Novel]
A+ A-

Çevirmen: Ashily

YAN HİKAYE: 4. BÖLÜM


Helbert, tatlı ve neşeli havayı bozan bu cahil ve arsız adama baktı. Yohan’ın Phoebe diye seslnediği kurbağaya benzeyen bu adam, Yohan’ın elini tutup sertçe sallamıştı.

“Nasılsın? Burada ne yapıyorsun? Akşam pazarını mı geziyorsun?”

“Ah… evet. Ya sen?”

Yohan biraz endişeli biraz da utangaç bir ifadeyle karşılık verdi. Yohan’ın  yüzündeki hoşnutsuzluk dolu ifadeyi görmesine rağmen Phoebe yağlı dudaklarını büzdü ve gururla gülümsedi. Başparmağıyla, bankın yanında duran kırmızı spor arabayı gösterdi.

“Onu buraya bırakmıştım, şimdi almaya geldim.”

O kadar kibirliydi ki, kendini kibir konusunda rakipsiz gören Helbert bile kaşlarını çattı.

“Ah, bu senin araban mı?”

Yohan, park yeri bile olmayan bir yere park edilmiş arabaya bakarak sorduğunda, Phoebe, “Hey, ona dokunma!” diye bağırarak arabaya doğru atıldı. Sanki Yohan’ın dokunduğu yerde parmak izleri kalmış gibi, titreyerek arabayı kolunun ucuyla sildi.

Aslında pek de spor görünmeyen bir arabayla hava atıyordu. Helbert, sinirli adama baktı. Phoebe, biraz mahcup bir ifadeyle boğazını temizledi ve yine kendini beğenmiş bir şekilde gülümsedi.

“Arabam yeni, daha plakası bile yok. Eski arabamdan sıkılmıştım, o yüzden yenisini aldım. Yakınlardaki bir otoparka park etmeye çalıştım ama arabayı koyabileceğim bir yer yoktu.”

“Aha… ha…”

Yohan zoraki bir şekilde güldü. Helbert, bu saçmalığa güldüğünü görünce, Philip’in başını okşayarak rahatsız bir şekilde iç çekti. Yohan bu tür durumlarda çok hızlı davranıyordu. Keşke biraz arsız olsa hatta onu öpseydi.

‘Şu cahil kurbağa daha ne kadar arabasıyla övünüp duracak?’ Helbert, ikisinin konuşmasını memnuniyetsiz bir ifadeyle izliyordu.

Yohan’ın arkadaşlarının olmasını, onlarla biraz zaman geçirip sonra yanına dönmesini istese de, karşı cinsten olmayan herkese karşı hoşnutsuzdu.

Tatlı öpüşmelerinin bölünmesinden, o kaba adamın Yohan’ın elini sıkmasından ve Yohan’ın tanımadığı biriyle geçirdiği zamanın uzamasından rahatsız olmuştu.

Özellikle de Phoebe’nin Yohan’ı gizliden gizliye küçümsüyor gibi görünmesi onu rahatsız ediyordu.

Bankta oturup memnuniyetsizlik dolu gözlerle baktığında, Phoebe biraz rahatsız olmuş bir ifadeyle Yohan’a döndü ve sordu.

“Yohan… bu yanındaki kişi kim? …Sevgilin mi?”

Phoebe’nin sorusu üzerine Yohan hafifçe kızardı, biraz duraksadıktan sonra başını salladı. Yohan, “Evet, sevgilim” dediğinde dudaklarındaki gülümsemeyi gören Helbert, hoşnutsuzluğunun biraz azaldığını hissetti.

Phoebe, koyu gözleriyle Helbert’e baktı. Sorgulayıcı bir ifadeyle onu inceledi ve Yohan’a acınası bir sesle “Ne iş yapıyor?” diye sordu.

Sanki küçümsüyor ve küstahça davranıyordu. Helbert, hayatı boyunca sadece hayranlık ve saygı görmüş biri olarak kaşlarının arasında beliren çizgiyle hızla Yohan’a döndü.

‘Hadi, ona ne kadar harika bir insan olduğumu söyle. Aslında ne kadar havalı olduğumu anlat. Şu salağa kim olduğumu açıkla!’

Helbert, Yohan’ın “Sevgilimin böyle arabalar yapan bir fabrikası var, hatta daha iyilerini yapıyor” demesini istiyordu. ‘Acele et ve sevgilinle övün!’

Helbert, yakıcı bakışlarını Yohan’a yöneltti. Yohan ise gözlerini kocaman açarak Helbert’e baktı ve sonra Phoebe’ye dönerek biraz mahcup bir şekilde kekeledi. “Şey… aslında… ne iş yaptığını tam olarak bilmiyorum…”

Gerçekten de Yohan, Helbert’in ne yaptığı ya da düşündüğü hakkında en ufak bir fikre sahip değildi. 

‘Çalışanlarının çalışmasını mı izliyor, yoksa ağaçlarının büyüyüp büyümediğine mi bakıyor…’ Helbert’in yaptığı iş Yohan’ın gözünde boş vakit geçirme hobisi gibi görünüyordu.

Yohan duraksayınca, Phoebe inanamaz gözlerle Helbert’e baktı. Helbert, Yohan’ın onun hakkında hiçbir şey bilmemesine hem şok oldu hem de sinirlendi.

Oturduğu banktan kalktı, Philip’i kucağına aldı ve onlara doğru ilerledi.

Yohan, Helbert’in yüz ifadesini görünce hafifçe geri çekildi. Helbert, Yohan’a bakış attıktan sonra kibirli bir tonla konuştu.

“Sanırım benden bahsediyorsunuz. Ben, Helbert Hereis.”

Kendini tanıttı ve elini uzattı. Phoebe, Helbert’in yaklaşmasıyla birlikte yayılan ekşi kokuya kaşlarını çatarak, sorgulayıcı bir ifadeyle elini sıkıp hızla bıraktı.

“Hey, Hereis Oteli’nin patronuyla aynı isme sahipsin. Ne büyük şans!”

Phoebe, Helbert’in adını duyunca, sanki onun gerçekten bu adı taşıyıp taşımadığını sorgularcasına alaycı bir şekilde konuştu. Helbert burnundan soluyarak gökyüzüne baktı ve sonra Phoebe’ye döndü.

“Telefonunu ödünç verir misin?”

Helbert’in yüz ifadesi biraz garipti ama kendini kibirli bir iyiliksever gibi göstererek elini uzattı. Phoebe, onun normal biri olduğunu düşünerek cebinden telefonunu çıkardı ve uzattı.

Helbert, telefonla birini arayarak etraftaki yerleri tarif eder gibi konuşmaya başladı.

“Maalesef, evet. Akşam pazarının hemen önünde.”

Phoebe, saat takmayan ve ucuz kıyafetler giyen bu adamın, her şeye rağmen ne kadar yakışıklı ve uzun olduğunu düşünerek Yohan’a baktı.

“Yine de seni görmek gerçekten çok güzel. Görüşmeyeli kadar oldu?”

“Haha… şey… iki yıl falan olmuştur sanırım?”

‘Aslında hiç bu kadar samimi değildik. Neden bu kadar mutlu numarası yapıyor ki?’ Yohan mahcup bir şekilde gülümsedi. Açıkçası, okul yıllarında Phoebe ve Yohan yakın değillerdi, hatta aralarında pek iyi bir ilişki de yoktu. Yohan’ın arkadaş çevresi genellikle akademik olarak başarılı ama orta halli ve fakir ailelerden gelen kişilerdi. Phoebe’nin arkadaşları ise tam tersiydi. Phoebe, yoksul olmasına rağmen, her zaman düzgün giyinen ve çalışkan olan Yohan’ı görmezden gelmişti.

Phoebe, Yohan’ın durumunu küçümsercesine sırıttı.

“Liseyi bıraktıktan sonra ilk kez mi görüşüyoruz?”

“Evet, sanırım.”

“Ah, gerçekten mi… Lise mezunu bile değilken ne iş yapıyorsun? Düzgün bir iş bulabildin mi?”

Phoebe, Yohan’a küçümseyerek baktı ve gülümsedi, Yohan ise hafifçe sertleşmiş bir yüzle yanağını kaşıdı.

“Şey… tuvalet temizliyorum, restoranlarda, inşaatlarda falan çalışıyorum.”

“Tuvalet mi temizliyorsun?”

Phoebe’nin gözlerinde zafer ışıltısı vardı.

“Demek ki zeki olup derslerde iyi olmanın bir faydası yok. Önemli olan, ailenin zengin olması.”

‘Ne kadar zeki olursan ol, ailen zengin değilse tuvalet temizlemek zorunda kalırsın.’

Böyle düşünen Phoebe, Yohan’ın hafifçe kızaran yüzüne baktı, içten içe gururluydu. Bunu okul yıllarından beri söylemek istiyordu sanki.

Tam o sırada, Helbert son sözlerini söyledi ve telefonu kapattı.

“Tamam, bekliyorum.”

Phoebe ve Yohan, Helbert’e döndüler. Helbert, Yohan’ın omzunu tek koluyla sıkıca kavradı ve telefonu Phoebe’ye doğru fırlattı. Tabii ki, herhangi bir teşekkür ya da nezaket gösterisi yapmadan.

“Aile ve para çok önemli. Peki, senin ailen ne iş yapıyor?”

Helbert, sinsice bir gülümsemeyle sordu. Phoebe hafifçe irkildi ama yine de kendinden emin bir şekilde cevap verdi. Çünkü ailesiyle övünmek, en sevdiği şeylerden biriydi.

“Babam Hereis Otel’in müdürü.”

Phoebe omuzlarını silkerek, parkın hemen yanındaki gösterişli binayı işaret etti.

Helbert, geriye bile bakmadan alaycı bir gülümsemeyle dudaklarını büzerek konuştu.

“Müdür mü? Hereis, büyük bir otel zinciri. Neredeyse her şubenin bir müdürü var.” 

‘Karina şubesinin müdürü kimdi? —Ah, doğru. Benzobi Pollen X’ti.’ Helbert, hafızasında hemen canlanan anıları onaylarcasına başını salladı. Yanılmıyorsa yılın başlarında, malikaneye şarap falan göndermişlerdi. Helbert’in kendi şarap mahzeninde aynı şaraptan düzinelerce şişe vardı zaten. Benzobi Pollen X’in kime bağlı olduğunu bildiğinin kanıtıydı bu.

Kibirli bir gülümsemeyle Phoebe’yi tepeden tırnağa süzdü.

“Baban oldukça mütevazı biri ama oğlu ondan pek bir şey öğrenmemiş gibi görünüyor.”

Phoebe, öfkeli bir ifadeyle Helbert’i süzdü. Helbert’in, babasını tanıyormuş gibi konuşmasından rahatsız oldu. ‘Gerçekten Helbert Heries değil herhalde!’

Tam o sırada, etrafta bir rüzgar yükseldi.

PATA! PATA! PATA!

Helbert, kibirli bir şekilde gülümsedi ve konuştu.

“Zeki olmak tamamen işe yaramaz değil. Mesela, zekiysen, buranın otopark olmadığını ve helikopter pisti olduğunu bilirdin…”

Helbert kibirli bir gülümsemeyle konuşurken, Yohan giderek artan gürültüyle şaşkınlıkla gökyüzüne baktı. 

PATA! PATA! PATA!

Siyah bir helikopter, yıldızlı gökyüzünden yere doğru alçalıyordu.

GÜMMM!

Helikopter, Phoebe’nin yeni arabasının bagajını ve kapılarını parçalayarak tam önlerine indi.

“Ahhh!”

Phoebe çılgına dönerek arabasına koştu. 

Helbert ise keyifle güldü. Yohan, iç çekerek Helbert’in bunu kasıtlı olarak yapmış olabileceğini düşündü.

Phoebe ne kadar bağırıp çağırsa da, Helbert kendisini selamlayan Schmidt ile birlikte helikoptere bindi. Sonra duraksayan Yohan’ın kolunu tuttu ve belinden kavrayarak içeri çekti. Yohan da omuzlarına sarılarak helikoptere bindi.

Helbert, Yohan’ı içeri oturttuktan sonra üzerindeki eski ve buruşuk gömleği çıkarıp Schmidt’in uzattığı yeni gömleği giydi.

Artık ucuz kıyafetler giymeye ve sokaklarda bir avare gibi dolaşmasına gerek yoktu.

Yohan ile sıradan bir randevuya çıkmak eğlenceliydi ama araya giren biri olduğunda sabrı tükenmişti.

Hızla saçlarını düzelten Helbert, mükemmel görünümüyle helikopterdeki yerini aldı. Phoebe, az önce serseri gibi görünen Helbert’in, gazetelerde gördüğü ‘Helbert Hereis’e dönüşmesini şaşkınlıkla izliyordu.

“Arabanın masraflarıyla ilgili diyecek bir şeyin varsa, avukatımla konuş.”

Phoebe, arabasının zararını karşılatmak yerine, muhtemelen helikopterin hasarını ödemek zorunda kalacaktı. Ama bu onların öpüşmesini bölmenin bedeliydi.

Helbert, Phoebe’ye kartvizitini fırlattı ve helikopter pilotuna kibirli bir bakış attı.

Helikopter yükselmeye başladı.

Phoebe, rüzgârda savrulan kartviziti  yakalayıp okudu.

Helbert D. Hereis

Kartta ne bir telefon numarası, ne de bir şirket adı vardı. Sadece lüks bir kağıda basılı bu isim, her şeyi anlatmaya yetiyordu.

Phoebe, Yohan’ın az önce söylediği o sözü hatırladı.

“O benim sevgilim.”

Helbert’in tatmin olmuş gülümsemesi gözlerinin önüne geldi.

Kırık arabasına ve gökyüzünde kaybolan helikoptere bakarken, Phoebe, kime bulaştığını fark etti. Ama artık özür dilemek için çok geçti.

Helikopter, Hereis malikanesi’ne doğru yol alıyordu.

<Hikaye’nin Sonu>


Yohan’ın Helbert’in tek işinin aylaklık olduğunu sanması muazzam. Gerçekten bu zekayla nasıl “zeki” diye anılıyor her zaman sorguluyorum ve FBI ablamın bu seriye dizdiği inci sözler geliyor aklıma skskks -Ashily

Etiketler: novel oku Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 4. Bölüm, novel Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 4. Bölüm, online Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 4. Bölüm oku, Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 4. Bölüm bölüm, Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 4. Bölüm yüksek kalite, Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 4. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 4. Bölüm" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık