Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 1. Bölüm

Çevirmen: Ashily
YAN HİKAYE: 1. BÖLÜM
[ÖNEMLİ NOT: Bu içerik Sugar Rain yan hikayesidir. Ana hikayeyi okumadıysanız önce onu okuyunuz. Sugar Rain Webtoon çevirisi sitede yer almaktadır.]
Havuza girmiş gibi ıslanan Yohan kendisine bakarak konuştu. “Bir sorun olmadığını söylemiştin. Ama içeriye böyle sırılsıklam bir halde mi gireceğiz…”
“Evet” diyerek yanıtlayan Helbert, kolundan tutarak onu içeri çekti. ‘Burası başkasının değil, benim otelim. Kim bir şey demeye cesaret edebilir ki?’
Dudakları soğuktan morarmıştı ve vücudu ıslak olduğu için titriyordu. Normalde çok konuşkan olan Yohan, konuşmakta zorlanıyordu.
Resepsiyon görevlisi, yağmur altında sırılsıklam halde yürüyen iki adamı görünce bir an şaşırdı ancak içlerinden birinin, bugün gelecek olan özel misafir, Hotel Hereis’in sahibi ve Hereis Şirketi’nin patronu Helbert Hereis olduğunu fark etti.
Hemen onlara doğru koşarak reverans yaptı, Helbert’e selam verdi ve doğrudan Kraliyet Süiti’ne çıkan özel asansöre yönlendirdi.
Asansör yukarı çıkarken boğazı kuruyan Yohan yutkundu. Helbert, elini sıkıca tutmuştu ve asansör yukarı çıkmaya devam ediyordu. Kaçabileceği hiçbir yer yok gibi hissediyordu. Dudaklarını ısırdı, terlemeye başladı. Helbert’in elini tuttuğunu fark ettiğinde daha da gerildi. Onunla iki kez birlikte olmuştu ancak yine de buna alışması zaman alacaktı. Parmakları heyecandan titriyordu.
13… 14…Gergin bir halde asansör kapısının üstündeki numaraların değişmesini izledi. Hangi katta duracaklarını bilmediğinden, çıktıkları her katta daha da geriliyordu.
“…”
Yohan’a bakan Helbert, dudaklarını yaladı. Biraz önce yağmurun altında bu dudakları öpüp emiyordu. Şimdi o dudakları tekrar tatma isteğiyle boğazı kurumuştu. Uyuşturucu ya da başka bir şeye bağımlı değildi ama o dudaklara ciddi şekilde bağımlıydı.
Asansörde kat numaralarına bakarak dalıp gitmiş olan Yohan, Helbert’e baktı ve “Patron-” demek üzereyken kelimelerini devam ettiremedi. Çünkü Helbert onu köşeye sıkıştırdı ve eğilip öpmeye başladı.
“Ah…”
Yohan, ‘Resepsiyon görevlisi burada.’ demek istedi ama bu kelimeler çatlamış dudaklarının arasında kayboldu. ‘Helbert’in koruması gereken saygınlığı nereye gitti?’ diye düşündü.
Dudakları titredi. Helbert’in eli kıyafetlerinin üzerinden tüm vücudunu okşayarak hareket etti. Yohan onu durdurmaya çalıştı ama engel olamadı.
Asansörün kapısı Ding! sesiyle açıldığında, karşılarına kraliyet süitin manzarası çıktı. Ancak Yohan, içinde bulunduğu durumdan dolayı bu güzelliği takdir edecek halde değildi. Helbert, onu sürükleyerek asansörden çıkardı ve kravatını gevşetmeye başladı.
Arkalarındaki resepsiyon görevlisinin nazik bir ses tonuyla onlara iyi vakit geçirmelerini söylerken sesi hafifçe titriyordu. Asansör kapısı kapanır kapanmaz, Yohan kendini yakındaki bir kanepeye itilmiş halde buldu.
Nefes nefese olan Yohan, yarı iniltili bir sesle “Neden bu kadar acelecisin?” diye sorduğunda, giysilerini çıkaran Helbert ayağa kalktı ve ıslak dudaklarını yaladı.
“Gayet yavaş hareket ediyorum. Hatta fazlasıyla anlayışlıyım.”
“…”
Yohan’ın dili tutulmuştu. ‘Delirdin mi?’ Bu sözleri gerçekten söylemek istedi ama kendini tuttu. Aslında her sevişmelerinde Helbert çok aceleciydi ama bu sefer çok, çok heyecanlıydı.
Gözleri çoktan sabrını yitirmişti, kapkaraydı ve dudakları sanki onu yemek üzereymiş gibi yarı açıktı. Üstelik üzerindeki elbiseleri çıkarıp saçlarını sertçe tarama şekli bile vahşiceydi.
“Ah, bekle…”
Yohan kuru tükürüğü yuttu ve gözlerini sıkıca yumdu. Hızlı hızlı nefes alan Helbert gerçekten çok seksiydi. Yohan daha fazla kendini tutmadı, Helbert’e yaklaştı, dilini dışarı çıkardı ve dudaklarını yaladı. Helbert de Yohan’ın yaptığı gibi Yohan’ın alt dudağını yalarken nefes alışverişinin giderek ağırlaştığını hissetti.
“… Şu anda bekleyebilecek durumda değilim.”
Fısıltıyla konuşan Helbert, büyük bir iştahla Yohan’ın vücudunu yalamaya başladı. Dişlerini göğsüne geçirdi ve dilini göbeğine götürdü.
Isırdı, uzun uzun yaladı ve emdi…Bir yandan dudaklarını hareket ettirirken bir yandan da elleriyle göğüs uçlarını ve belini okşuyordu.
Uzun süre yağmur altında durduktan sonra doğal olarak üşümeleri gerekiyordu ama ikisi de yanıyordu. Islak bedenlerinin birbirine sürtünme sesi cinsel arzularını arttırıyordu.
“Ha, ah, ahh.”
Helbert, Yohan’ın penisini ağzına götürdü ve emdi. Islak parmaklarını Yohan’ın deliğine bastırırken, dudakları sanki lezzetli bir şey yiyormuş gibi penisini emiyordu.
“Dur biraz, jeli kullan…”
Yohan konuştuğunda Helbert sanki buna vakti yokmuş gibi cevap verdi. “Arkanı dön.”
“Ne? Bekle… Ah.”
Yohan mırıldanırken Helbert onu arkasına döndürüp kalçalarını ısırıp yalamaya başladı.
“Ah, hayır, yapma.”
“Kıpırdama.”
Helbert sadece ön tarafını değil, arka tarafını da yalayınca, Yohan sıçrayıp çekilmeye çalıştı ancak Helbert kalçalarını sıkıca kavrayıp parmaklarını ve dilini deliğine soktu.
“Ah, bu çok tuhaf, yapma bunu.”
Çekilmeye çalışan Yohan arkasında oluşan garip bir hisle mücadele ediyordu. Helbert arkasını diliyle ıslattı ve parmaklarıyla genişletti. Soluk soluğa haldeki Yohan, kaçma isteğiyle kanepeye daha da yapıştı. Sanki gücünü kaybetmiş gibi titriyordu. Helbert penisini tuttu, testislerin altından başlayarak deliğine kadar yaladı ve emdi.
“Ah… Hah… Ah.”
Çok geçmeden menisi kanepenin üzerine aktı. Kalçası orgazm nedeniyle titriyordu ve Helbert dişleriyle kalçasını ısırdı. Sonunda belini bırakıp ayağa kalktığında, bitkin olan Yohan kendi menisinin üzerine yığıldı. Ağlayacak gibi görünüyordu.
“Bu çok tuhaftı, böyle şeyler yapma.”
Yohan’ın yüzü kızarmış ve gözleri dolmuş bir şekilde söylediği sözleri duyan Helbert gülümsedi.
“Nesi tuhaf? Hayatımda senden daha tuhaf bir şey var mı sanıyorsun?”
Tanıştıkları günden bu yana Helbert için Yohan dünyadaki en tuhaf şeydi. Aşk kelimesinin hayatında olabileceğini hiç düşünmemişti.
Yohan kızarmış yüzünü koluyla örterek konuştu. “Sen daha da tuhafsın.”
Helbert, bildiği dünyada var olmayan bir adamdı. Üç ay öncesine kadar biri Helbert’ten bahsetseydi, dünyada böyle birinin var olup olmadığını ve bu kadar mükemmel bir insanın nasıl biri olabileceğini merak ederdi. Onu kendi gözleriyle gördükten sonra bile böyle bir adamın var olabileceği aklının ucundan dahi geçmemişti.
O mükemmel adam şu anda karşısında duruyor ve ona yakıcı gözlerle bakıyordu.
Yohan için daha da tuhaf olan, onun kadar gururlu bir adamın Yohan gibi sıradan bir adama tutkuyla sarılması, onu sevdiğini söylemesi, nefes nefese kalması ve sıcaklığını hissetmesiydi.
Helbert kibirli gülümsemesini takınarak Yohan’ın ter ve yağmurla ıslanmış ensesini öptü. Yohan yutkunup irkilirken, Helbert belini tutup penisini yavaşça içeri itti.
“Ah.. Uh… Dur, Ah!”
Yohan inledi. Helbert’in patlayacakmış gibi yükselen şehvetini canlı bir şekilde hissedebiliyordu. Helbert arkasından sarıldı, ensesini ısırdı ve belini sıkıca tuttu. Ağır bir his bedenini doldurmaya devam ediyordu.
“Ah, ngh, mmm.”
Yohan her zamankinden daha derinde olan penisin hareketiyle nefessiz kaldı. Helbert testislerini ve kasığını kalçasına bastırdı.
Islaklık ve ter yüzünden güçsüz haldeki Yohan’ın dizleri kaydı, düşecek gibi hissediyordu. Kısa bir nefes alan Helbert’in eğilip omzunu ısırmasıyla beraber biraz önce boşaldığı için çok hassaslaşan alt tarafına anında hareketlendi.
Helbert’in ağır nefesini ensesindeydi. Yüzünü göremiyordu ancak kalbi hızla atıyordu ve vücutlarının tamamen temas halinde olması nedeniyle titriyordu. Helbert birkaç kez içine girdikten sonra deri kanepede kaymaya devam eden Yohan’ı belinden kucakladı.
Helbert’in sıcak aletinin daha da derine girmesiyle irkilen Yohan vücudunu dolduran garip hissin yoğunlaştığını hissetti.
“Hahh.”
Helbert, kaçmaya çalışan Yohan’a sıkıca sarıldı. Yohan, nefesini tutarak çığlığını bastırdı, titreyen kollarıyla kanepeye tutundu. Onu belinden sıkıca kavrayan Helbert, Yohan’ı biraz daha yukarı kaldırdı. Her seferinde daha derine girerken, içini ovuşturuyor ve sürtüyordu. Başının döndüğünü hisseden Yohan, hafif bir iç çekişle inledi. Terden sırılsıklam olmuş bedeni Helbert’inkiyle çarpıştı ve menisi kanepeye aktı.
“Ahh.. Hahh… Ngh!”
Gözlerinin önündeki görüntü önce karardı, sonra beyazlaştı ve tamamen bulanık hale geldi. O kadar şiddetle sarsılıyordu ki, odanın nasıl göründüğünü bile seçemiyordu.
Yohan derin nefesler alarak zirveye ulaşırken, Helbert onu belinden tutarak daha da sert hareket etti. Yohan sonunda boşaldığını hissettiğinde haykırdı. “Ah… ah… ahh—”
Daha fazla dayanamayarak kanepeyi sıkıca tutan elini gevşetti. İçindeki büyük penis müstehcen bir sesle dışarı çıktığında Yohan titreyerek kanepeye yığıldı ve nefesini tuttu. Hatta her zamankinden daha derinden hissettiği için bunun garip olacağını düşündü. Her an yere düşecekmiş gibi bir hisse kapıldı ancak Helbert onu sıkıca tutarak kanepe üzerinde sabit tuttu. Omzundan kavrayarak kendine çekti, Yohan ise hıçkırarak Helbert’in boynuna sarıldı ve gözyaşlarıyla titredi.
Helbert kıkırdayarak Yohan’ın saçlarını okşadı.
Yohan gözlerinin içine bakarak “Ha? Komik olan ne?” diye sorduğunda Helbert, Yohan’ın ıslak yanağını hafifçe ısırdı.
“Sensin. Bunu nasıl komik bulmam?”
Helbert, Yohan’ın durumunun komik olduğunu kendinden emin bir şekilde dle getirdiğinde, Yohan yaşlı gözlerle başını eğdi ve dudaklarını araladı. O anda Helbert yaklaşıp dudaklarını hafifçe ısırdı ve bu kez bacaklarının arasına oturtarak belinden kavradı. Penisini tekrar içine yerleştirdi.
“Ah! Ngh…”
“Tamam, şimdi giriyorum…”
Helbert, Yohan’ın ıslak kalçasını sıktı. Yohan sırtını dikleştirirken tekrar nefesini tuttu. Penisinin tamamı girmemişti ama tam olarak hassas noktasına dokunmuştu.Helbert belini hareket ettirdiğinde Yohan’ın deliğinin penisini sıktığını hissetti.
Karşısında rahatmış gibi davranıyordu ama aslında Helbert çoktan çıldırmanın eşiğine gelmişti. Hızla hareket ettiğinde altından gelen yüksek bir çığlık sesi duydu. Duyduğu tiz sesle dudaklarını ısırdı.
Helbert, onun gözyaşı dökmesinden nefret etse de, Yohan’ın deliği penisini sıkmaya ve onu derinden yutmaya devam etti.
“Ah, ayy, ah, patron, patron, patron.”
“Adım ne? Unuttun mu kovulmuştun.”
“Ne?“
“Adımı söyle.”
Helbert adını tekrar söylemesini istedikten sonra beklemedi. Yohan kelimeleri dile getiremeden derin bir nefes verdi ve sırtını dikleştirdi. Helbert bir bacağını kaldırırken Yohan kontrolsüzce inledi. Yohan’ın inlemeleri eşliğinde hareket etti ve içini ovuşturdu.
“Ahh, ha! Ah!”
Yohan, Helbert’in kolunu tuttu ve ağlayarak yalvarmaya devam etti. “Lütfen durur musun?” diye mırıldandı ama işin aslı ne dediğini kendi bile duyamıyordu. Helbert içine sertçe girdiğinde, Yohan derin bir nefes alarak boşaldı. Titreyerek boşalan Yohan büyük bir tatmin olma hissi ve zevk duydu. Biraz önce boşaldığından daha güçlü bir hazdı bu. Göğsünde sıcacık bir his vardı. Yohan kızaran yüzünü eliyle kapatarak nefesini tuttu.
Bu adama aşıktı. Öyle yoğundu ki buna dayanamıyordu. Helbert de boşaldıktan sonra derin bir iç çekti ve Yohan’ın omuzlarını sımsıkı tuttu. Kalp atışları birbirine karışırken, Helbert, Yohan’ın ıslak dudaklarını diliyle yaladı ve konuştu.
“Eşyalarını hemen topla ve malikâneye dön.”
“Şimdi mi? Burada yeni bir iş buldum.”
Helbert, Yohan’ın söylediklerini duymazdan geldi ve alaycı bir ifadeyle “Kovuldun. Artık senin patronun değilim. Hatırladın mı?” dedi.
Yohan başını sallayıp doğrulurken şimdi malikâneye dönerse ne olacağını düşündü; acaba yine kulübede mi yoksa Lavender Köşkü’nde mi kalacaktı?
Helbert’in penisinin içinden çıkış hissiyle dudaklarını ısıran Yohan’ın, akan sıvıyı gördüğünde yüzü kızardı. Masadan bir mendil alıp kalçasını sildi ve ayağa kalktı.
Bir erkeği sevdiğini derinden fark ettiği andı. Geleceğin ne getireceğini bilmiyordu ama yine de onunla biraz daha yakınlaşmak istiyordu.
Yohan ıslak kıyafetlerini giyerken, Helbert onun gitmeye hazırlanışını izledi. Bir yandan ona hayran kalıyor, bir yandan da onu bir kez daha becermek istiyordu. Pantolonunu giyerken ıslak sırtına baktı. ‘İki-üç kez daha yapmak istiyorum,’ diye düşündü.
Helbert’in, Yohan’ı dudaklarından öpmek için için ayağa kalktığı sırada, gömleğini ilikleyen Yohan arkasına baktı. “Ah, hayır… Patron- şey yani Helbert,” dedi.
Yohan’ın sesini duyan Helbert, ona mağrur bir ifadeyle baktı. Yohan hafifçe gülümseyip utanarak başını eğdi.
“Bir dakika, ben de seni seviyorum. Söylemeye fırsatım olmamıştı.”
Yohan’ın yüzü ve ensesi kıpkırmızı olmuştu. Bunu gören Helbert ayağa kalktı.
Gittikçe kızararak sözlerini devam ettirdi, “Neyse ben şimdi gidiyorum. Philip’i de getirmem gerekiyor…” ancak Helbert yaklaşıp kolundan tutarak onu kendine çekti.
“Ah, patron, hayır, ben—”
Yohan düşecek gibi sendelerken bir anda Helbert tarafından sürüklenerek büyük yatağın üzerine atıldı. Şaşkınlıkla başını kaldırdığında Helbert konuştu.
“Düzeltiyorum, şu an acil bir şey yok. Malikâneye biraz daha geç dönebiliriz. Yani, acele etmeyelim. Asalet ve keyif her zaman el ele gider.”
Helbert, Yohan fark etmeden üzerine çıkmıştı. Yüzünde, damarlarla dolu sertleşmiş penisiyle hiç de uyumlu olmayan sakin ve kibirli bir ifade vardı.
“Ne bu acele-“
Yohan şaşkın bir ifadeyle konuşmaya çalıştı ama Helbert kıyafetlerini tekrar çıkardı ve odanın bir köşesine fırlattı, sanki Yohan’ın ne diyeceğini biliyormuş gibi cevap verdi.
“Uzun süre giymeyeceksin zaten.”
Köşeye fırlatılan kıyafetlerine üzülerek bakan Yohan, kısa sürede hiçbir şey düşünemez oldu.
Uzun bir öğleden sonra başlıyordu.
Şu kısımları da webtoonda görsek ne kadar mutlu olurdum, ah be yayınevi alacağınız olsun -Ashily
Yorum