Koyu Switch Mode

Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 3. Bölüm

Tüm Bölümler Sugar Rain [Novel]
A+ A-

Çevirmen: Ashily

YAN HİKAYE: 3. BÖLÜM


Helbert, iki eliyle taşıyabileceği kadar hafif bir yükle çıkan Yohan’ı görünce “Hepsi bu kadar mı Yohan?” diye sordu. 

Yohan başını salladı ama Helbert tekrarladı. “Seyahat etmeyeceksin, evime geliyorsun.”

“Biliyorum. İhtiyacım olan her şey bu kadar.”

Helbert, ihtiyacı olan her şeyin içinde birkaç giysi ve iç çamaşırından başka bir şey sığmayan iki küçük bavul olduğunu söyleyen Yohan’a bakarken kaşlarını çattı.

‘Eşyaların bu kadar az olduğu için rahatça kaçabiliyorsun.’ diye düşündü. Malikâneye döndüklerinde, ona iç çamaşırlarından ayakkabılara, çantalardan diğer eşyalara kadar her şeyi yeniden alacaktı. Bu sefer, 50 dolara falan satmasına izin vermeyecekti. Öyle savruk bir mizacı olmadığı için, eşyalara acıyıp atamazdı. Sonuç olarak iki küçük bavula sığdıramayacağı için de kaçamazdı.

(Ashily: Yemin ederim 50 dolara kıyafetleri sattığı günü asla unutamıyorum skskkss)

“…Neden öyle gülüyorsun?”

Yohan gözlerini kocaman açarak sorduğunda Helbert ise düşündüğü her şey ortaya çıkmış gibi homurdandı.

“Saçmalamayı bırak, oteli ara ve araba çağırmalarını söyle.”

Helbert burnunun ucuyla emir veriyormuş gibi konuştu. Yohan bavulunu kaldırdı, Philip’in elinden tutarak yürümeye başladı.

Helbert, arkasında büyük bir pişmanlık bırakmış gibi görünen adama kaşlarını çatarak bakarken, yanındaki Philip de parlayan gözlerle Helbert’e bakıyordu. Yohan hafifçe kızardı ve ağzını açtı. 

(Ashily: Diğer unutamadığım şey de Philip’in Helbert’e anne demesi skskkss)

“Affedersin. Aslında şurada…”

Bunu söylerken biraz tereddüt edince, Helbert merakla Yohan’a baktı. Çünkü Yohan’ın gözlerinde bir şeyi arzuluyormuş gibi bir ifade vardı.

“Ne oldu? Orada ne var? Satın almak istediğin bir bina mı? Çanta mı? Saat mi? Araba mı?” Ne olursa olsun fark etmezdi. Helbert, Yohan ne isterse vermeye hazırdı. Ailesiyle ilgili anıları canlandırma girişimi yanlış anlaşılmalar yüzünden başarısız olmuştu ama Helbert, Yohan’ın gönlünü kazanmak için her şeyi yapmaya hazırdı.

Yohan biraz duraksadıktan sonra Helbert’e baktı ve ağzını açtı. Öyle sevimli bir ifadeyle bakıyordu ki, sanki yıldızları satın almasını isteyecekmiş gibiydi. Helbert, ona konuşması için yalvaran gözlerle bakarken, Yohan nasıl söyleyeceğini bilemeden tereddütle konuştu.

“Şey… Şurada bugün akşam pazarı vardı…”

“Gece pazarını mı satın almak istiyorsun?”

Yohan ne isterse alırdı. Helbert, nereyi satın alacağını düşünürken sordu ve Yohan şaşkınlıkla başını sağa sola salladı.

“Hayır, saçmalama! Gece pazarına gidip biraz dolaşalım. Saat biraz geç oldu ve biliyorum, sen böyle yerlerden nefret ediyorsun ama…” Yohan gergin bir şekilde, beklenti dolu gözlerle tekrar sordu. “Patron, böyle randevuları hiç sevmez misin?”

***

Dürüst olmak gerekirse, Helbert böyle yerlerden nefret ediyordu. Öncelikle, balık ve yemek kokularıyla karışık dükkânlardan nefret ediyordu. İkincisi, göz alıcı ve rahatsız edici ucuz renkli lambaların görüntüsünden hoşlanmıyordu. Üçüncüsü, Yohan’ın ucuza aldığı ve muhtemelen bir kez kullanıp bir daha hiç kullanmayacağı şeyleri  “ne kadar güzel” diyerek satın almasından hoşlanmıyordu.

“Dondurma yer misin? Ah, sanırım senin damak tadına göre değil. Ama oldukça ünlü. Bir tane alacağım, sen de tadına bakmak ister misin?”

En nefret ettiği dördüncü şey ise bu lanet akşam pazarında parasız hiçbir şey yapamamasıydı. Helbert’in yanında ne nakit, ne de kart vardı. Normalde lüks mağazalarda, alışveriş merkezlerinde ya da emlakçılarda yanında bir şey taşımasına gerek olmazdı; Robert her şeyi bir fiş ile hallederdi.

Ama bu akşam pazarı öyle değildi. Bir gün kurulup ertesi gün kapanan, birkaç gün sonra tekrar kurulan bu pazarda kredi kartı geçmiyordu, sadece nakit vardı. Sekreter Schmidt onları almak için yola çıksaydı bile artık çok geçti.

Helbert, Yohan’ın dondurma alışını izlerken dudağını ısırdı. Dünyada en iyi görünmek istediği kişi karşısındaydı ve o kişi, akşam pazarının tamamını satın alamasa bile buluşmanın parasını ödüyordu. Yohan onu gözleri parlayarak randevuya davet etmişti ama Helbert şu anda elinde hiçbir şey olmadığını fark etti. O anda, fakir bir adamın ne hissettiğini iliklerine kadar anladı.

Bir banka oturdu ve dondurma tezgâhının önünde mahzun bir yüzle duran Yohan’a baktı. Bir süre sonra Yohan, elinde bir dondurmayla mutlu bir şekilde arkasını döndü.

“Dene.”

“Sen ye. O küçük şeyi herkese dağıtmayı mı düşünüyorsun?”

Helbert soğuk bir sesle konuşunca, Yohan yanağını kaşıdı , “Çok lezzetli…” diye mırıldanarak Philip’i banka oturttu ve yanına oturdu.

“Ah, sırtım…”

Yohan, ağrıyan sırtına ellerini koydu ve yaşlı bir adam gibi sızlandı. Yürürken kas ağrıları biraz azalmış gibiydi ve otelden çıktığı ilk anki halinden daha iyiydi. Otelden ilk çıktığında soğuk terler döküyordu ve gökyüzü sarı görünüyordu ama şimdi gökyüzünün yıldızlarla dolu olduğunu görebiliyordu. Yohan, parlak akşam pazarından biraz uzaktaki, parkın girişinde duran banka oturdu. Yıldızlı gökyüzüne ve güzel akşam pazarına gülümseyerek baktı.

“Neden bu kadar heyecanlısın?”

Mahçup bir şekilde gülümseyen Yohan, “Sanırım sen eğlenmiyorsun. Tek başıma heyecanlandığım için üzgünüm.” dedi. Aslında sırtı o kadar ağrıyordu ki etrafa bile doğru düzgün bakamıyordu. “Ben… eğleniyorum. Elbette pahalı ve lüks şeyler de güzel … ama akşam pazarında böyle dolaşmak da güzel. Etrafa bakıp insanları izliyorsun… Dondurma da çok lezzetli… Aslında randevularda bir tane alınır, paylaşmak için. Bu yüzden sadece bir tane almıştım…”

Helbert, içini ısıtan sevgisi ile incinen gururu arasında dudaklarını ısırdı. ‘Yohan da kötü bir ruh hali içinde görünüyor,’ düşüncelere dalmışken Yohan dondurmasından bir ısırık aldı. Tatlı dondurma ağzında soğuk bir şekilde eridi.

“Lezzetli mi?”

Sanki böyle bir şeyin nasıl lezzetli olabileceğini sorgular gibi bir ifadeyle sormuştu.

Helbert hafifçe gülümserken Yohan dondurmasından bir ısırık alıp aniden dudaklarına bir öpücük kondurdu. Helbert eriyen dondurmayı, diliyle birlikte yuttu.

‘Bu muydu yani?’ Helbert’in dili, ucuz toz ve süt-şeker karışımının tadını alınca buruştu. Bunu yediğine inanamıyordu.

Helbert, uyuşmuş dilini uzattı ve Yohan’ın dondurma lekeli dudaklarını yaladı. ‘Hayır, aslında gayet lezzetli…’ Helbert, Yohan’ın dudaklarını birkaç kez daha yaladı. 

“Hmm, düşündüğüm kadar kötü değilmiş.”

Yohan, birinin onu uyarmasını diledi. Helbert, sanki  “istediğin şeyi yediğim için teşekkür et” dercesine kibirli bir tavır takınmıştı. O sırada Philip, başka tarafa bakıyordu. Yohan, kızarmış yüzünü elleriyle kapattı ve Helbert’i itti.

Helbert arkasına yaslandı ve serseri gibi klişe bir laf etti. “Aslında, bir kez tadına bakarak lezzetli olup olmadığını söyleyemem, sanırım bir kez daha tadına bakmam gerek…”

“Vay canına, bu sen misin Yohan?”

Sağdan gelen ani sesi duyan Yohan irkildi ve Helbert’i itti. Yohan tarafından neredeyse banktan düşürülen Helbert, kaşlarını çatarak başını kaldırırken Yohan banktan kalkıp tereddüt içinde akşam pazarında beliren adama baktı.

“Yohan? Sensin değil mi? Yohan Rustin!”

“Ah… Phoebe…”

Bir anda ortaya çıkan adam, Yohan’a selam verdiğinde, Yohan titrek bir sesle onun adını fısıldadı.

Phoebe Pollenx, Yohan’ın eski sınıf arkadaşıydı.

Etiketler: novel oku Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 3. Bölüm, novel Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 3. Bölüm, online Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 3. Bölüm oku, Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 3. Bölüm bölüm, Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 3. Bölüm yüksek kalite, Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 3. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Sugar Rain [Novel] Yan Hikaye 3. Bölüm" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık