Koyu Switch Mode

Outside The Law [Novel] 14. Bölüm (Extra 1)

Tüm Bölümler Outside The Law [Novel]
A+ A-

Çeviren: Ari


《On Beş Yıllık Bir Hayal》

Yeni çifte kumru olan iki büyük patron dünyaya hiçbir şey açıklamadı. Bunun yerine tek yaptıkları yüzüklerini sessizce geri takmak oldu.

Jiang Qi tüm iş toplantılarında Ruan Zheng’i temsil ediyordu, bu yüzden kimseyi şahsen görmesine gerek yoktu. Ama Luo Yu’nun vardı. Parmağında aniden beliren yüzük oldukça dikkat çekiciydi bu yüzden çok fazla soru aldı.

Başka birine cevap vermeyi reddedebilirdi ama birkaç gün sonra annesi Yu Xinxin arkadaşlarıyla buluşmak için Ping Şehrine geldi. Luo Yu’nun yüzüğünü tek bakışta fark etti.

Luo Yu geçenlerde babasına kendisinin Ruan Zheng ile olan ilişkisini gündeme getirmişti. Babasının Luo Yu’ya karşı tutumu her zaman onun istediğini yapmasına izin vermekti. Luo Yu’nun işleri iyi gittiği ve sonradan bir şekilde çocuğu olduğu sürece başka hiçbir şeyi umursamıyordu.

Luo Yu’nun annesi birkaç saniye Luo Yu’nun eline baktı. Luo Yu açıklamak üzereyken, “Sen ve Ruan Zheng gerçekten evlenecek misiniz? Düğün ne zaman?”

Luo Yu, annesinin haberlerinin bu kadar güncel olmasını beklemiyordu. Babasının bilgileri aktarırken bu kadar ayrıntılı olmayacağını varsaymıştı. “Düğün yapmayacağız. Uygun olmaz.”

Annesi güneş gözlüğünü çıkardı ve çantasına koydu, sonra zarif bir şekilde sordu. “Onu görmem için getirmeyecek misin?”

Luo Yu’nun annesi Yu Xinxin mavi kandan geliyordu. Tıpta doktorası vardı ve klinik araştırmacıydı, bu yüzden Luo Yu’nun özel ve sosyal hayatıyla nadiren ilgileniyordu. Ama şimdi oğlu bir alyans taktığı için, diğer yarısını görmenin gerekli olduğunu hissetti.

Luo Yu bunu düşündü ve “Buna ne dersin. Sen de meşgulsün, o yüzden ona öğle yemeği için bir planı olup olmadığını soracağım.”

Luo Yu arabaya biner binmez Ruan Zheng’i aradı ve öğle yemeği yiyip annesini görmeye vakti olup olmadığını sordu.

Ruan Zheng zamanı olduğunu söylemeden önce birkaç saniye sessiz kaldı. Luo Yu’dan adresi kendisine göndermesini istedi.

Ruan Zheng biraz geç kaldı. İçeriye bir alışveriş çantası taşıdı, ayrıca çok şık giyinmişti.

Yu Xinxin onun içeri girdiğini gördü ve dürüst olmak gerekirse onun Ruan Zheng olduğunu düşünmedi.

Önce sormak için ağzını açtı, “Küçük dostum, yanlış kapıda mısın?”

Luo Yu onu tanıttı: “Anne, bu Ruan Zheng.”

Ruan Zheng birkaç günlüğüne iş için şehir dışındaydı ve bugün sabahın erken saatlerinde Ping Şehrine geri dönmüştü. Yatağa uzanır uzanmaz Luo Yu onu yakaladı. Yeni evliler gibilerdi çünkü ikisi neredeyse gecenin geri kalanında tek bir uyku bile alamadılar. Şu anda iyi durumda değildi. Ağzından ilk çıkan şey “Anne,” oldu.

Bunu söyledikten sonra kendisi bile sersemlemişti. Aceleyle selamını değiştirdi. “Teyze,”

“Bana anne de diyebilirsin.” Yu Xinxin, Ruan Zheng’in sesleniş bozukluğuyla inanılmaz derecede eğlendi. Onu bir köpek yavrusu gibi yanına oturması için çağırdı.

Ruan Zheng oturdu ve elindeki alışveriş çantasını Yu Xinxin’e verdi. “Luo Yu bana söylemedi bu yüzden geleceğinizi bilmiyordum. Az önce aşağıdan küçük bir hediye aldım.”

Yu Xinxin ona baktı ve yüksek kaliteli bir elmas broş olduğunu gördü. Ruan Zheng’e, “Bunlar Ping Şehrinde herhangi bir yerden satın alınabilir mi?” diye sordu.

“Yolda tesadüfen bir müşteride vardı, gördüm ve beğendim bu yüzden almama izin verdi.” Ruan Zheng büyüklerin beğenisini kazanacak kadar düzgün bir şekilde konuştu.

Yu Xinxin bunun hakkında fazla düşünmedi ve, “O zaman iyi bir insan olmalı.” diye yanıtladı.

“Fazladan para mı harcadın yoksa ona silahını mı doğrulttun?” Luo Yu o kadar kolay kanmadı ve Ruan Zheng’in sahtekarlığını sürdürmesine kasten izin vermedi.

Ruan Zheng gülümsemek için hafifçe başını çevirip Luo Yu’ya baktığında Luo Yu bir kez daha tek taraflı ateşkes ilan etmeye karar verdi.

Yu Xinxin bunu ilginç bulmuştu. “Nasıl oluyor da birden bu kadar itaatkar oldun?” diye sordu. “Xiao Ruan’da açık fotoğrafların mı var?”

Luo Yu annesinin önünde sinirlenmeye cesaret edemedi. Sadece başını sallayabilir ve ona kadeh kaldırabilirdi. “Daha fazla sebze ye.”

“Xiao Ruan, daha önce tanışmış mıydık?” Yu Xinxin aniden sordu.

Ruan Zheng dondu ve “Evet” diye yanıtladı.

Luo Yu, “Ne zaman?” diye sormak için ona döndü.

“Ben küçükken,” dedi Ruan Zheng. “Teyze hayatımı kurtarmıştı.”

Yu Xinxin ne dediğini duyduğunda aniden hatırladı. Ruan Zheng’e gülümsedi, “Cüzdanımı geri yollamak zorunda kaldığın için üzgünüm.”

“Bir şey değildi,” Ruan Zheng gülümseyerek karşılık verdi. Luo Yu onların bilmeceleri anlıyormuş gibi konuşmalarını dinledi. Son derece meraklıydı ancak yüzünde hâlâ “Hiç ilgilenmiyorum” der gibi bir ifade sergiliyordu. Tartışmalarına da katılmadı.

Yu Xinxin, Ruan Zheng’in başka bir şey söylemek istemediğini anladı bu yüzden konuyu değiştirdi.

O gece Ruan Zheng ve Jiang Qi’nin şehrin güneyindeki depolarını tekrar ziyaret etmeleri gerekiyordu. Luo Yu, Ruan Zheng’in evde olmadığı zamanı annesini aramak ve neler olduğunu sormak için kullandı.

Yu Xinxin, “On yıldan biraz daha uzun bir süre önce sınıra tatile gittiğimiz zamanı hatırlıyor musun?” dedi.

Luo Yu, “Belli belirsiz.” demeden önce düşündü.

“Kesinlikle hatırlamıyorsun. Sen ve Shen Qiyin birkaç günlüğüne av sahasında kalmaya gitmiştiniz.” Yu Xinxin devam etmeden önce durakladı, “O birkaç gün içinde kaldığımız yerin yakınında küçük bir çocuk bayıldı.”

Olaylar çok uzun zaman önce olmuştu. Yu Xinxin’in de onları hatırlaması biraz zaman aldı. “Vücudunda bir sürü yara vardı. Sadece onları tedavi etmesine yardım ettim ve onu yemeye ve duşa götürdüm. Seninle aynı yaşta ve gerçekten acınası olduğunu görünce eve dönüş için ona biraz para vermiştim. O gittikten sonra cüzdanımın kaybolduğunu fark ettim. Küçük çocuğun onu çaldığını söylememiş miydin? Eve döndükten kısa bir süre sonra bir paket teslim edildi. İçinde cüzdanımı yanlış yere koyduğumu söyleyen bir kağıt parçası ve cüzdanım vardı. Ah doğru, o zamanlar cüzdanda bir resmin bile vardı. Gençliğinde çok daha yakışıklıydın, genç ve enerjiktin. Ama Xiao Ruan hâlâ aynı görünüyor; o zamanlar olduğu gibi saf ve temiz, gerçekten sevimli. Şu hâline bak…”

Son olarak Yu Xinxin tüm zamanını Luo Yu ile alay ederek geçirdi. Luo Yu daha fazla dayanamayınca bir bahane bulup telefonu kapattı.

Çok geçmeden Ruan Zheng eve geldi. Hâlâ öğrenci gibi görünmesini sağlayan o öğleden sonraki süveteri giyiyordu. Luo Yu’nun bilgisayarındaki dosyalara baktığını görünce yanına gidip onu öptü. “Teyze nerede?”

“Otelde.” dedi Luo Yu. “Küçükken neredeyse annemin önünde ölüyor muydun?”

Ruan Zheng, Luo Yu’ya göz kırpıştırarak baktıktan sonra dizüstü bilgisayarı kapattı. “Bay Luo konuşmam için beni kandırmaya mı çalışıyor?”

“Cevap veriyor musun, vermiyor musun?” Luo Yu kollarını beline doladı ve onu kendine çekti.

Ruan Zheng gülmeden edemedi. Kendini Luo Yu’nun kulağına yaklaştırdı ve “Hayır.” dedi.

Bunun hakkında konuşmak istemediğini görünce Luo Yu sormayı bıraktı. Sonuçta yapacakları başka şeyler vardı.

Yu Xinxin, Ping Şehrine gittikten sonraki üçüncü gün Ruan Zheng ile özel olarak görüşme planladı.

Ruan Zheng, Yu Xinxin için başka bir hediye getirdi. Bulması son derece zor olan bir dizi ilk basım tıp kitabıydı. Onları Luo Yu’nun verdiği arabaya koyduktan sonra onu okyanus manzaralı bir beş çayı dükkanına götürdü.

Yu Xinxin, Xiao Ruan’ın bir bilgin gibi çok sessiz olduğunu düşünüyordu. Bundan kimse hoşlanmazdı ama bir oğul seçebilseydi, şüphesiz Ruan Zheng’i seçerdi. İkisi Ping Şehri’ndeki hava durumu ve Luo Yu’nun korkunç öfkesi hakkında gelişigüzel sohbet etti. Yu Xinxin aniden, “Xiao Ruan, cüzdanımı bana geri gönderirken gizlice Luo Yu’nun resminin bir kopyasını mı sakladın?” dedi.

Ruan Zheng az önce yudumladığı çayı neredeyse püskürtüyordu. Kabul etmeden önce uzun bir süre kekeledi ve tereddüt etti.

Yu Xinxin bir süre ona güldü. Saatine baktı ve gitmesi gerektiğini söyledi.

Ruan Zheng onu alt kata kadar geçirdi. Başlangıçta Jiang Qi ile buluşacaktı ama fikrini değiştirip onun yerine eve gitti.

Uzun zamandır tek başına yaşadığı yere geri dönmemişti. Bunca zamandır Luo Yu’da kalıyordu. Ruan Zheng’in evinde bir kasa vardı. İçinde en sevdiği silahları, biraz nakit para ve bir resim vardı.

Ruan Zheng, bir grup insanı ilk kez bir teslimat gezisinde sınıra götürdüğünde on dört yaşındaydı. Alıcılar komşu ülkeden bir grup paralı askerdi. Hepsi vahşi ve kötü insanlardı. Ruan Zheng genç ve deneyimsiz görünüyordu, sadece bir düzine kadar insan getirmişti, bu yüzden tehdit oluşturabilecek kimsenin olmadığını düşündüler. Akıllarına kötü bir fikir geldi. Kargoyu aldıktan sonra ödemeyi reddettiler.

Kargaşadan sonra sadece Ruan Zheng hayatta kaldı ve oradan ayrıldı. Mücevherleri sırt çantasına koyup bariz kan lekelerinin kaybolması için yakındaki bir derede yıkadı. Bilincini kaybediyordu ama hayatta kalma içgüdüsü gerçekten güçlüydü ve onu küçük yolda yürümeye devam ettirdi. Nereye gittiğini bilmiyordu ama görüşü kararıp bayılana kadar devam etti.

Uyandığında kolundaki yarayı dezenfekte eden Yu Xinxin’di.

Ruan Zheng bir süre sessiz kaldıktan sonra teşekkür etti.

Yu Xinxin, son zamanlarda ne yaşadığını sordu. Ruan Zheng elinden geldiğince cevapladı ve kibarca Yu Xinxin’e duş için bir yer ödünç alıp alamayacağını sordu.

Ruan Zheng’in babasının onun hakkında onayladığı tek şey hızlı iyileşebilmesiydi. Günün yarısında Yu Xinxin’in odasında uyudu ve o uyandığında çoktan iyileşmişti. Şimdi yapması gereken en önemli şey elmasları babasına geri götürmekti.

Yu Xinxin ona Luo Yu’nun bazı kıyafetlerini verdi. Bunların oğlunun kıyafetleri olduğunu, bu yüzden muhtemelen biraz büyük olacağını ama Ruan Zheng’e yine de onları denemesi gerektiğini söyledi.

Ruan Zheng duştan sonra dışarı çıktığında, Yu Xinxin onun için daha da üzüldü. O kadar güzel, genç ve sevimli bir çocuktu ki; daha sesi bile değişmemişti. Bütün yaralarının nereden gelmiş olabileceğini bilmiyordu. Luo Yu’nun kıyafetleri Ruan Zheng’e bir beden büyük geldi. Kenarda durdu ve itaatkar bir şekilde Yu Xinxin’e baktı. Yu Xinxin, “Seni eve götürecek birini bulayım mı?” diye sormadan edemedi.

Ruan Zheng başını salladı ve kendisinin geri dönebileceğini söyledi.

“Ailen sana karşı iyi mi?” Yu Xinxin, vücudundaki yaralanmaların aile içi tacizden kaynaklandığından şüphelendi ve bu nedenle nazikçe sorguladı.

Ruan Zheng, iyi olduklarını söylemeden önce donup kaldı.

Yu Xinxin yine de endişelenmeyi bırakamadı. Cüzdanını aldı ve biraz para çıkardı, ardından Ruan Zheng’i parayı almaya zorladı. Ruan Zheng parayı geri almasını sağlayamadı bu yüzden kabul etti. Yu Xinxin’den banka hesap numarasını istedi ve eve ulaştıktan sonra parayı ona iade edeceğini söyledi.

Yu Xinxin, Ruan Zheng’in solgun ve pürüzsüz yüzünü çimdikledi. “Ailemdeki velet senin yarın kadar itaatkar olsaydı çok sevinirdim.” dedi.

Ruan Zheng nadiren iltifat alırdı. “Gerçekten mi?” diye sorarken biraz utangaçtı.

Yu Xinxin, “Evde biraz zorbadır.” dedi. “Herkes onun sözünü dinlemeli.”

Ruan Zheng, “Babası da onu dinliyor mu?” diye sormak için başını kaldırdı.

“Kimse onu dinlemiyor.” Yu Xinxin, Ruan Zheng’e baktı ve kendi kendine bu çocuğun gerçekten çok acınası olduğunu düşündü, nereye gittiğini merak ediyordu. Sınır hattının bir bölümü çok karışıktı. Ruan Zheng, belki de gizli bir nedenden dolayı sorularına cevap vermiyordu. Her iki durumda da onun sorumluluğunda değildi.

Ruan Zheng, Yu Xinxin’e teşekkür ettikten sonra ayrılmaya hazırlandı. Sırt çantasını taktı ve ona veda etti.

Küçük ahşap kulübenin dışına çıkıp otelin ön kapısına giden çakıllı yolu takip ederken on dört ya da on beş yaşlarında iki delikanlı sırtlarında yürüyüş çantaları ile yolun diğer tarafından yürüyorlardı.

İkisinden daha uzun olanı sert ama yakışıklı görünüyordu. Ruan Zheng’den yarım kafa uzundu ve her hareketi beraberinde bir tehlike ve saldırganlık havası taşıyordu. Gün batımının ışığı ağaçların gölgelerinden geçerek yüzüne yansıyarak keskin hatlarının biraz daha yumuşak görünmesini sağladı.

Ama Ruan Zheng’i görmedi.

Birbirlerinin yanından geçtiklerinde diğer gencin “Luo Yu, senin atının benimkinden daha iyi olduğu gerçeğine inanıyor musun?” diye seslendiğini duydu.

Ruan Zheng, Luo Yu’ya bakmak için başını çevirdi. Luo Yu, Ruan Zheng’in üzerinde bakışlarını hissettiğinde ona baktı ve kısa bir süre göz teması kurdu.

Luo Yu’nun gözleri çok unutulmazdı. Ruan Zheng’in yüzünü ifadesizce taradılar. Ruan Zheng’in ağzı aniden kurudu. Kalbi daha hızlı atmaya başladı.

Düşünmeye bile vakit bulamadan Luo Yu, kayıtsız bir şekilde arkasını döndü ve Shen Qiyin’e “Siktir git.” dedi.

Eve giderken Ruan Zheng biraz yiyecek almak istedi. Sırt çantasının fermuarını açtı ve bir ara Yu Xinxin’in cüzdanının çantasına düştüğünü fark etti. Açtı ve Luo Yu’nun fotoğrafını gördü.

Luo Yu bir ağaca yaslanmıştı ve fotoğrafı çeken kişiye bakıyordu. Sanki kimseyi umursamıyormuş gibi şımarık, hatta küstah bir görünümü vardı.

——Keşke beni görebilseydi.

Ruan Zheng rastgele böyle düşündü. Resmin fazladan bir kopyasını sakladı, sonra Yu Xinxin’in okulunun adresini öğrenip cüzdanı teslim etti.

Ruan Zheng’in Ping Şehrine gelmesinden sonraki ikinci yıl, Luo Yu da şirketini oraya taşıdı.

Jiang Qi, Ruan Zheng’in Luo Yu ile aşırı derecede ilgilendiğini erkenden fark etti ama onu asla ifşa etmedi. Ruan Zheng, Luo Yu ile ilgili her şeyin fazladan bir kopyasını saklardı; Jiang Qi onu birkaç kez gizlice bu kopyalara bakarken yakalamıştı.

İlk başta Jiang Qi, Ruan Zheng’in düşmanı tanımak istediği için kayıtlarını incelediğini düşündü. Ruan Zheng’in ilgisinin gittikçe büyüyeceğini kim bilebilirdi. Luo Yu’dan büyülenmiş gibiydi ve bu büyülenme gitgide daha da kötüleşiyordu.

Sonunda, iki yıl sonra bir gün, Ruan Zheng masasına birkaç resim koydu. Jiang Qi bir göz atmak için yürüdü ve ona ne için olduklarını sordu. Ruan Zheng çenesini kaldırıp, “Bütün bu insanların ortak noktasının ne olduğunu düşünüyorsun?” diye sordu.

“Hepsi çok kadınsı?” Jiang Qi bir süre onları inceledi ve teoriler kurdu.

Ruan Zheng alçak sesle, “Hepsi bana çok benziyor.” dedi.

Jiang Qi neredeyse onun önünde diz çökecekti. Kendi kendine, lütfen kadınsı olduğunu söyleme, diye düşündü. Artık kadınsının anlamını bilmiyor olmalıyım.

Ruan Zheng, “Luo Yu’ya bir davetiye göndermeme yardım et,” dedi. “Bizzat imzalayacağım.”

Ruan Zheng bekledi ve bekledi ama Luo Yu gelmedi.

Jiang Qi, onun bütün bir gece beklediğini biliyordu. Ruan Zheng’i tekrar görmesi birkaç gün aldı.

Ruan Zheng hâlâ aynı görünüyordu: Nazik, soğukkanlı, son derece kibar ve geçinmesi kolay.

Jiang Qi ona “Ne oldu?” diye sormadan önce biraz düşündü.

Ruan Zheng, “Belki de ‘Ruan Zheng’ olmak işe yaramıyordur.” diye yanıtladı.

Etiketler: novel oku Outside The Law [Novel] 14. Bölüm (Extra 1), novel Outside The Law [Novel] 14. Bölüm (Extra 1), online Outside The Law [Novel] 14. Bölüm (Extra 1) oku, Outside The Law [Novel] 14. Bölüm (Extra 1) bölüm, Outside The Law [Novel] 14. Bölüm (Extra 1) yüksek kalite, Outside The Law [Novel] 14. Bölüm (Extra 1) light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Outside The Law [Novel] 14. Bölüm (Extra 1)" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık