Look at Me [Novel] Bölüm 31: Mobius Döngüsü

Çevirmen: Ashily
***5. Kısım***
“Sonunda rüyadan uyanmış mıydı?”
Eğer durum bu değilse, Doseon içinde giderek artan endişeye bir anlam veremiyordu.
Molası sırasında, personel odasında oturan Doseon dalgın bir şekilde telefonunun ekranına dokunup Heerak’ın sosyal medya fotoğrafları arasında geziniyordu.
Bir keresinde Heerak’ın “günün kıyafeti” temalı fotoğrafını her gün hiç aksatmadan paylaşmaya çalıştığını söylediğini hatırlıyordu. Heerak’ın her gün yeni bir fotoğraf yüklediği hesabı, Doseon’un günlük hayatı için adeta bir moral kaynağıydı. Heerak’ı her gün en doğal haliyle görüyordu. Günleri dolu doluydu, Heerak’ın sesi, sıcaklığı ve bakışları hoş bonuslar gibiydi. Ancak fotoğrafların kendine has bir cazibesi vardı. Onlara bakarken kendini gergin hissetmediği için minnettardı.
Doseon derin bir iç çekti. “Hah…”
Heerak’ın, evine ansızın geldiği gün, Doseon’un sözde yumurta almak için dışarı çıkmasında aslında görünenden daha fazlası vardı. Köşedeki bakkala gitmek yerine büyük bir süpermarkete gitmişti. Heerak’ın terden sırılsıklam olmuş takım elbisesi ve iç çamaşırları konusunda endişelenmişti. Ancak Heerak’a kendi kıyafetlerini ödünç vermekte kararsız kalmıştı. Bunun sebebi yalnızca kıyafetlerin Heerak’a küçük olmaları değil, aynı zamanda Heerak’ın ikinci el kıyafetler içinde rahatsız hissedebileceğinden de korkmasıydı.
Aceleyle alışverişini yapıp Heerak duştan çıkmadan eve geri dönmesi gerekiyordu. Lüks mağazalar veya alışveriş merkezleri için seçici olmaya zamanı yoktu, bu yüzden isteksizce süpermarkette karar kıldı.
Siyah boxer, düz beyaz bir tişört ve bej şort – bulabildiği en sade ürünleri aldı. Ancak kasaya gitmeden önce gözüne bir şey takıldı. Üzerinde devasa sarı çiçek desenleri olan gösterişli lacivert bir plaj şortu. Doseon bir an duraksadıktan sonra şortu sepetine attı. Bu yarı bir şaka, yarı da gerçek bir düşünceydi. ‘Heerak sade renklerden ziyade renkli kıyafetleri tercih ettiğine göre, bu daha çok hoşuna gitmez miydi?’ Heerak bunu gerçekten giyse de giymese de, Doseon bu görüntünün içten bir kahkaha attıracağından ve satın almaya değeceğinden emindi.
Doseon, ter içinde koşarak eve döndü. Heerak hala duş alıyordu. Doseon ona havluların banyo rafında olduğunu söyledikten sonra yeni aldığı kıyafetleri usulca banyoya koydu. Birkaç dakika sonra banyodan yüksek sesli bir kahkaha duyuldu. Banyonun yakınında bekleyen Doseon, Heerak’ın neşesinden etkilenerek gülümsedi.
Görünüşe göre Heerak çiçekli şorttan gerçekten hoşlanmıştı. Ertesi gün hazırlanırken gerçekten de o şortu giymek üzereydi. Doseon onu içeri çekip diğer satın aldığı şortu giymesi için ikna etmek zorunda kaldı. Heerak’ın o gösterişli kıyafetle otoparka kadar yürümesi düşüncesi bile Doseon’u utandırıyordu. Heerak’ın onu giyerek dışarı çıkacağını hiç düşünmemişti.
Ama sorun bununla da bitmedi.
Heerak sosyal medya paylaşımlarında sık sık bu şorta yer vermeye başladı. Birkaç gönderisinde paylaşmıştı. İster çatı katındaki terasında birasını yudumlarken, ister Seokchan ile çalışma odasında programını tartışırken, Heerak’ın kıyafeti sürekli olarak dikkat çekiyordu, bu nedenle göz alıcı çiçekli şortun herkesin diline düşmesi an meselesiydi. Takipçileri yorum yağdırmaya başlamıştı.
“Kardeşimde de Müdürün çiçekli şortuna benzeyen bir şey var.”
“Geçenlerde o şortu süpermarkette gördüğüme yemin edebilirim. Aynısı olamaz, değil mi?”
Birkaç gün önce, Heerak çiçek desenli şortu giydiği başka bir fotoğraf paylaşmış ve “Bu şort bir hediyeydi, giymekten kendimi alamıyorum,” diye yazmıştı.
İşte o sorunun akıllara takılması o gün başladı.
“Bu süpermarket markalı şortu Genel Müdür Cho’ya kim hediye etmişti?”
Çiçekli şort merak uyandırmıştı.
Birçok kişi internette Heerak’ın adını arattığında çıkan blog ve haber yazılarındaki yorumlarda, şortun kendisinden çok Heerak’ın fotoğraflarında görünen ellere ilgi göstermeye başlamıştı. Bazıları şaka yollu ellerin sahibinin çiçekli şortun arkasındaki cömert hediye vericisi olabileceğini öne sürmüştü.
Heerak’ın düzenli takipçileri, gönderilerinde her zaman yanında olan yeni bir kişiyi çabucak fark ettiler. Bu kişinin herhangi bir eski arkadaş olmadığı açıktı. Seokchan’ın aksine, bu gizemli figürün sadece elleri ve omuzları görünüyordu. Üstelik sürekli Heerak’ın yanında oturuyordu ve çoğu öğleden sonrasını birlikte geçiriyorlardı.
Yorumcular düşüncelerini paylaşıp şakayla Heerak’ın fotoğraflarında pembe filtreler kullandığını söylüyorlardı.
Doseon, Heerak’ın bu yorumlar hakkında ne düşündüğünü bilmiyordu ve bu bilinmezlik, kalbinin endişeyle titremesine sebep oluyordu. Bakış açısı oldukça kasvetliydi.
Hayallerindeki günlük sıradanlık, yavaş yavaş elinden kayıp gidiyormuş gibi hissediyordu. Heerak bu ilişkiyi meraktan başlatmış olsa bile, sonuç artık önemli değildi; bu ilişkinin devam etmesinin imkansız olduğu hissi her geçen gün güçleniyordu.
Doseon, uykusuz geceler geçiriyordu.
Bu huzursuz saatler boyunca, o ana kadar yaşananları düşünerek birçok yönüyle değerlendiriyordu. Anılarını teker teker gözden geçirirken, aniden bir şey fark etti.
“Bütün bunların arasında en şaşırtıcı olanı.
Heerak neden onunla her gün vakit geçiriyordu?”
Heerak sürekli Doseon’un yüzünü görmek ve yanında kalmak istediğini dile getiriyordu. Son günlerde, ister birlikte geçirilen bir gecenin ardından, isterse bir akşam yemeğinden sonra, “Şimdi eve gidiyorum,” demek her geçen gün daha da zorlaşıyordu; Heerak’ın huzursuz, kırgın ifadesi buna engel oluyordu. Artık gecelerini ve sabahlarını birbirlerinin yüzünü görerek geçiyorlardı.
‘Belki de, sadece belki de…’
Heerak için o talihsiz gün sadece beklenmedik bir olaydı. Muhtemelen bu meseleyi gizlice çözüp bir an önce sonlandırmak istemişti. Doseon o zamanlar Heerak’ın tekliflerini kararlılıkla reddederek doğru bir seçim mi yapmıştı? Geriye dönüp bakınca, Heerak’ın isteklerine boyun eğmek o kadar da kötü bir fikir gibi görünmüyordu. En nihayetinde, Heerak’ın ona kaygıdan dolayı bağlandığı belliydi.
Doseon ne kadar düşünürse düşünsün, aklına başka bir açıklama gelmiyordu. Açıkçası Heerak sarhoşken, Doseon ondan faydalanmıştı. Heerak’ın onun gibi birine koşulsuz güvenmesi için hiçbir neden yoktu.
İkisi bir sır paylaşıyorlardı.
Heerak, bu sırrı paylaştığı kişinin başkalarına anlatıp anlatmayacağından emin olamazdı. Öyleyse mantıklı olan şuydu. Sırrı paylaştığı kişiyi yanında tutmak, hareketlerini izlemek, herhangi bir kötü niyet taşımadığından emin olmak. Bunun için Heerak’ın her gün ona varlığını hatırlatması yeterliydi.
‘Tıpkı şu anda, yaptığı gibi.’
Doseon’un dudaklarından derin bir iç çekiş daha çıktı.
Heerak, Doseon’u gözlemlemek için sonsuza dek yakınında kalamazdı. Belki de Doseon’un sessizliğini koruyacağına dair bir kanıt bekliyordu. Bu yüzden Doseon, Heerak’ın fotoğraflarındaki sayısız yorumdan bunalmış hissediyordu.
Doseon, Heerak’ın giderek artan popülaritesi göz önüne alındığında, daha fazla dikkat çekmemek için ilişkilerini bitirmeyi düşünüp düşünmediğini merak etmekten kendini alamıyordu.
“Doseon.”
“…!” Doseon şaşkınlıkla irkildi, omuzları kasıldı. Refleks olarak sandalyeden kalkarak gözlerini personel odasının kapısına dikti. “Genel Müdür?”
Heerak, kapı aralığında duruyordu; pastel pembe bir takım elbise, siyah V yaka bir tişört, şık ayakkabılar ve zarif bir saatle tepeden tırnağa kusursuz görünüyordu. Doseon sabah onu kıyafetini seçerken görmüş olmasına rağmen, sırtından aşağı açıklanamaz bir ürperti geçtiğini hissetti. Kalbi sanki yerinden çıkacakmış gibi atıyordu.
“Ne oldu? Hayalet görmüş gibisin.”
“Bir an afalladım sadece.”
Heerak’ın gözlerinde eğlenceli bir bakış vardı. “Ne kadar şüpheli. Ne yapıyordun?”
“Şey, molada olduğum için dinleniyordum.”
Heerak Doseon’a doğru yaklaştı.
Onun yaklaştığını gören Doseon, ciddi bir ifadeyle endişeli bir şekilde sordu, “Bu uygun mu?”
“Ne demek istiyorsun?”
“Personel odasına gelmeniz. Beni görmeye geldiğiniz çok belli.”
“İnsanların bizim hakkımızda bir şeyler bilmesine aldırmadığını söylemiştin.”
“Evet, ama bu sizin de aynı şekilde hissettiğiniz anlamına gelmez.”
Heerak, şakacı bir tavırla, “Ama sana aldırmadığımı söyledim,” diye yanıtladı.
“Başkalarına aramızda bir şey olmadığını açıklamak için ne kadar uğraştığımı biliyor musunuz? Bütün çabalarım boşa gitti.”
“Boşa mı? Açıklama mı?” Heerak gülümsemeyi bırakıp ciddileşti. “Aslında, sana bunu sormak istiyordum. İlişkimiz hakkında bir şey soranlara ne cevap verdin? Herkes her gün iş çıkışında seni aldığımı biliyor.”
“Doğru… Başka ne söyleyebilirdim ki? Aramızda bir şey olmadığını ve bir keresinde size sarhoşken bazı sorunlar yaşadığınız için yardım ettiğimi söyledim. Sonrasında arada bana yemek ısmarladığınızdan bahsettim. Böyle söyleyince daha fazla soru sormuyorlar.”
“Bu açıklamayı, her tarafın feromonlarımla sarılmışken mi yaptın?”
“Evet, her zaman bu cevabı verdim. Sizin gibi Baskın Alfalar nadirdir, bu yüzden bazıları feromonların size ait olduğunu tahmin etmiş olabilir. Ama kimse doğrudan sormadı ve bundan sonra da soracaklarını sanmıyorum çünkü bu apaçık bir cinsel taciz olur.”
‘Bazıları tahmin etmiş olabilir.’
Doseon bazıları kısmına inanmıyordu. Tüm çalışanların feromonları tartışmasız bir şekilde Heerak’a atfettiğinden emindi. Kendisinin bu durumu reddetmesi Heerak’ı rahatlatır diye düşünmüştü ama geri tepmiş gibi görünüyordu.
Heerak’ın ifadesi tehditkar bir hal aldı.
Alçak ve kontrollü bir ses tonuyla konuştu. “Bazıları feromonların bana ait olduğunu tahmin etmiş olabilir mi? Bu, diğerlerinin bunun başka bir Alfa’nın feromonları olduğu fikrine kapılmış olabileceği anlamına mı geliyor?”
Yere bakarak hareketsiz duran Heerak yavaşça çenesini kaldırdı. Gözleri tehlikeli bir şekilde parlıyordu. Doseon nefesini tutmuş, Heerak’ın kızgınlığını ve öfkesini izliyordu.
Havadaki değişimi hissetmişti. Önünde duran adam, fırtınadan önceki sessizlikte gibi rahatsız edici görünüyordu.
Ancak, Doseon Heerak’ın feromonlarını asla algılayamazdı. Bu büyüleyici ve güçlü kokuyu asla koklayamaz, hissedemez veya anlayamazdı.
Yine de Heerak’ın tavrındaki ince değişikliği fark etmişti. “Müdür Bey lütfen, yapmayın. İleri gitmeyin.”
Objektif olarak bakarsak, bu sadece Doseon’un keskin bir sezgiye sahip olması yüzündendi. Yine de, Doseon bu “farkı” algılayabilme yeteneğiyle gurur duydu.
Doseon sözlerini vurgulayarak telaşla konuştu, “Burası personel odası. Yanımda hiç deodorant yok ve feromonlarınızı burada serbest bırakırsanız tüm personel kokunuzu almaz mı?”
“Sorun değil.”
Görünüşe göre Doseon’un sezgileri doğru çıkmıştı. Heerak’ın soğuk tepkisi gerilimi daha da arttırdı. ‘Heerak feromonlarını bastırma fikrinden çoktan vazgeçmiş ve onları serbest bırakmaya hazır olabilir mi?’
Doseon içindeki huzursuzluğa engel olamadı. “Lütfen, Müdür Bey…”
“Şimdiye kadar muhtemelen herkes biliyordur, bu yüzden resmiyete bunu dökmekte bir sakınca yok.”
“Lütfen, yapmayın. Müdür Bey, kamusal bir alanda feromonlarınızı kontrol edememenin ciddi bir sorun olduğunu farkında değil misiniz?”
Heerak alçak, alaycı bir kahkaha attı. “Bunun farkında olmam mı gerekiyor?”
Doseon öfkeyle sesini yükseltti, “Evet, olmanız gerekiyor! Özellikle sizin gibi bir Baskın Alfa için bu ciddi bir mesele.”
Doseon, farkında olmadan günlerini Heerak’ın feromonlarıyla sarılmış bir şekilde geçiriyor, işler yapıyor ve alışveriş yapıyordu. Bunu fark ettiğinde, iş arkadaşlarından defalarca özür diledi. Ayrıca kendisini her zaman yanında tuttuğu için Müdür Moon’a minnettarlığını dile getirdi. Beta olduğu için hiçbir şey bilmediğini öne sürebilirdi. Ancak Heerak’ın akşam haberlerine çıkma ihtimali kaçınılmaz olurdu.
‘Diğerlerinin ne düşündüğü kimin umurunda? Başka bir Alfanın feromonlarının benden yayılması imkansız…’ Doseon bunu düşünürken Heerak’a bakınca Heerak’ın gözleri hafifçe yumuşadı.
Doseon biraz rahatladı ve devam etti, “Öyle bir şey olmadığını gayet iyi biliyorsunuz, bu yüzden böylesine önemsiz bir şey için üzülmenize gerek yok diye düşünüyorum.”
Heerak, ona yaklaşırken “Haklısın,” diye fısıldadı. “Ve bundan sonra da böyle kalmalı,” diye mırıldandı. Gözleri birbirine kenetlenmişken her bir kelimeyi vurgulayarak. “Eğer bir ihtimal…” Ellerini uzattı, uzun parmakları Doseon’un omuzlarını sıkıca kavradı. Rahatlamasına izin vermiyordu. Doseon, kendisini yutmaya hazır gibi duran Heerak’ın buz gibi gözlerine baktı. “Gerçekten aklımı kaçırırdım.”
Doseon bunun bir uyarı mı yoksa tehdit mi olduğunu ayırt edemedi. Heerak bazen nazik olabiliyordu ama bazen de şu an olduğu gibi oldukça korkutucu görünebiliyordu. Belki de Doseon, Heerak’ın her zamanki gülümsemesini görmeye alışık olduğu içindi. Karşısında, tüm varlığıyla hoşnutsuzluğunu ifade eden bu adamla ne yapacağını bilemedi.
Doseon gerginliği azaltmak için şakayla karışık, “‘Bundan sonra da böyle kalmalı’ derken hayatımın geri kalanını mı kastediyorsunuz?” diye sordu.
Heerak anında “Evet,” diye cevap verdi.
Bu doğrudan ve net cevap karşısında bir an için Doseon’un dili tutuldu. Boş bir ifadeyle gözlerini kırpıp Heerak’ın ciddi yüzüne bakarak fısıldadı. “Bu oldukça büyük bir taahhüt.”
“Bunda sorun ne?”
“Hayatımın geri kalanını planlamak kulağa oldukça uzun bir süre gibi geliyor.”
Heerak hemen karşılık verdi, sesi yükselmişti, “Ne var bunda? Geçen sefer ne dediğini hatırlıyor musun? Benden başka kimseyi istemiyordun. Beni başkalarında göreceğini söylemiştin.”
“Evet, bunu söyledim.” Doseon, Heerak’ın “Bak gördün mü?” der gibi bakan gözleriyle eğlenerek başını salladı ve sözlerine devam etti, “Ayrıca gelecekte ne olacağını tahmin edemeyeceğimi de söylemiştim.”
Heerak dudak büktü. “Geleceğini bilmemen sorun değil çünkü ben ne olacağını biliyorum. Uzun vadeli planların ya da geleceğini nasıl hayal ettiğin anlamsız, artık bunların hiçbir önemi yok. Neden mi? Çünkü bundan sonra hayatının her köşesinde ben olacağım. Hayal edebileceğinden çok daha fazla şey değişecek.”
Heerak’ın son sözleri karşısında Doseon dudaklarını birbirine bastırdı. Doğru kelimeleri bulamadığı için Heerak’a kaçamak bakışlar attı. Heerak’ın baştaki somurtkan dudakları yavaşça sıcak bir gülümsemeye dönüştü ve bu da Doseon’u rahatlattı. Havadaki gerilim dağılmış gibiydi.
Heerak kollarını uzatıp Doseon’u sıkıca kucakladı. Doseon’un burasının böyle bir yakınlaşma için uygun bir yer olmadığını hatırlatmasına rağmen, Heerak itirazlarına kulak asmadı ve ona daha da sıkı sarıldı. Daha fazla direnmenin faydasız olduğunu anlayan Doseon, kucaklaşmaya boyun eğdi ve başını hafifçe Heerak’ın omzuna yasladı.
“Buraya neden geldiniz, Müdür Bey?”
Heerak, saatine bakarak, “Ah, doğru ya, tamamen unuttum,” diye cevap verdi. Akrep ve yelkovanın pozisyonuna göz atıp kısa bir iç çektikten sonra sol kolunu tekrar Doseon’un vücuduna doladı.
“Bir tanıdığım buluşmak istedi ve yer olarak özellikle Hodie’yi seçti. Bunun iyi bir fırsat olduğunu düşündüm,” diye açıkladı.
Doseon, “O halde artık yanına gitmeniz gerekmiyor mu?” diye sorunca Heerak, “Hala 20 dakikam var,” deyip Doseon’a sıkıca sarıldı.
“Ama benim işe dönmem gerekiyor. Molam çoktan bitti.”
“Ne olmuş? Bir şey diyen olursa, seni dışarı sürüklemek zorunda kalacaklarını söyle.”
Doseon dilinin ucuna gelen cevabı yuttu. Heerak’ın iddialı tavrına meydan okumaması gerektiğini iyi biliyordu.
Akşam birlikte eve gidip her zamanki gibi iş çıkışı bira içmeyi planladılar. Doseon, Heerak’a iş ve özel hayatı arasında net bir ayrım yapması gerektiğini o buluşmada hatırlatmaya karar verdi.
Ancak aklını kurcalayan başka bir düşünce vardı. ‘Acaba gerçekten bira içecek miyiz? Yoksa Heerak buluşacağı kişiyle mi içecek?’
*********************************************************************************************************
Herkese selam ballar ~
Bu bölüm başlığı oldukça anlamlı aslında. Mobius Döngüsü Doseon’un aklındaki soruların sürekli dolanıp durmasına ithafen koyulmuş. Bakalım Doseon ne zaman sorularına net bir cevap alacak? -Ashily
Yorum