Look at Me [Novel] 6. Bölüm (Boşluğu Doldurmak)

Çevirmen: Sion
Aniden, o kader geceye dair bir an Heerak’ın zihninde canlandı. Altında, boynunun arkası kızarmış bir adam vardı. Ona baktığında, çok güzel olduğu için orayı öpmüştü, ve ardından şunu hatırladı. O anda belki yüz yüze olsalardı farkında olmadan bu adamın dudaklarını öpmek isteyeceğini düşünmüştü.
Ne yaparsa yapsın o günün anılarının tamamını bir türlü geri getiremiyordu. Artık alkolü suçlamak anlamsızdı. Hala pek çok noktayı birleştirmeyen Heerak onunla seks yapmasına yol açan tüm sürecin nasıl gerçekleştiğini çok merak ediyordu. Bilinci açıldığında bu adamın deliğini zorluyordu.
Ancak o deliğe kolayca girmesi mümkün değildi.
“Ah!” diye seslice inleyen Heerak bunu düşünmeyi şimdilik bir kenara bırakmaya karar verdi.
Doseon, aniden inleyen sessiz müdüre bakarken Heerak konuşmaya başladı
“Sana pek çok şeyi soramadım çünkü hala panik halindeydim.”
“Efendim? Anlamadım?”
“Bunu sormak için geç olduğunu biliyorum… Hayır, bu soruyu sormanın faydasız olduğunu düşünüyorum ama yine de soracağım.”
“Evet.”
“O gün iyi hissettin mi?”
“Ne? Ne demek istiyorsunuz?”
“Demek istediğim, fiziksel durumun.. Yaralandın mı? İlk seferin olduğumu söylemiştin.”
Sessizce dinleyen Doseon, alçak sesle “Ah…” diye mırıldandı. Ve neden bahsettiğini yeni fark etmiş gibi, iki kez gözlerini kırptı. “Bir şey olmadı. Gerçekten iyi hissettim.”
Heerak sonunda içini çekti.
“İyi olması imkansız. O günü biraz da olsa hatırlıyorum ve ben fazlasıyla bencildim.”
Üstelik birlikte olduğu bu kişi bir Beta’ydı.
Omegalar gibi bir Alfanın feromonlarına tepki vermezdi. Feromonlarla deliği ve içi ıslanmadı. Doseon muhtemelen bir Alfanın kendine duyduğu sert arzudan zevk almamıştı.
İçeri girmek için yeterince yağ kullanmışmıydı? hayır öyle olmadı muhtemelen. Bir Omega ile birlikte olduğunu zannediyordu. Peki ya hiç ön sevişme yapmadan direk içine sokmaya çalıştıysa? O günkü sertliğini düşündükçe daha da kötü hissediyordu.
Heerak bir anda sarardı.
Bunlar araba sürerken düşünmesi gereken şeyler değildi. Kafasını boşaltmaya karar verdi. Yandan şaşkın olan bir bakış hissetti, ama sadece dümdüz ileriye baktı. Eğer şimdi ağzını açarsa, ne diyeceğini bilemediği için saçmalayabileceğini düşündü.
Başlık: Cho Heerak, sarhoş olup, bir adamı yatağa davet etti
Eğer bu haber medyaya sıkarsa büyük problem olurdu.
“Beni ayarttı, ben de onunla yatmayı kabul ettim. Ama o vücuduma karşı hiç nazik davranmadı. Yatakta hiç terbiyesi yoktu. Sadece içime şeyini soktu ve canım gerçekten çok acıdı. Beni çok incittiğini söyledim ama müdür bey beni dinliyormuş gibi bile yapmadı. Sarhoş olduğu için bilincinin kapalı olmasını bahane olarak sundu.”
Böyle bir haber en büyük bir sorundu. Olabilecek en kötü şey bu değil miydi?
Kafası zonkladı. Heerak parmaklarını şakağına bastırdı ve hafif bir iç çekti.
Seokchan, Doseon için susturulmasına ihtiyaç olmayan biri demişti. Heerak bundan önce bunu kesinlikle reddetmişti, ancak şimdi bir dereceye kadar bunu kabul edebiliyordu.
Kötü niyetliyse eğer Doseon’un bu zamana kadar olan tavrı gülünçtü. Bunu para kazanmak için cennetin verdiği harika bir fırsat olarak düşünseydi, CEO’yu sarhoş gördüğü anda bunu kullanacak fırsatı arardı. Ondan bir şey istemesini teklif ettiği zaman Heerak, ödül olarak sadece 40.000 won istediğini söylemezdi. Hatta çalışmak zorunda olduğu için onunla yemeğe gitmeyi bile reddetmişti.
Ancak, Heerak hemen rahatlamadı. En kötüsünü varsaymaya devam etti.
“Dünyada sizin baştan çıkarmanızı gerçekten reddedebilecek biri var mı?”
Bu cümleyi ilk duyduğunda, beklenmedik bir şey olduğu için gülmüştü. Ama şimdi düşününce gülmüyordu. Çünkü o gece olanlar, sağduyuyla düşünüldüğünde, “sizi geri çeviremedim” gibi bir ifadeyle tanımlanamazdı. En azından, inandığı şey bu değildi.
Bu yüzden, bu adamın bir şey saklayıp saklamadığını merak etti. Ciddi yüzü bir maske olabilir. Akşam yemeğini üç kez reddetmesi bile, istediğini elde etmek için kullandığı numaralardan biri olabilirdi. Bunu düşününce kendi kendine güldü.
“Sanırım ben paranoyak oldum.”
Dimdik oturarak karşıya bakan ve mırıltıyı duyan Doseon,
“Efendim? Müdür bey. Az önce bir şey söylediniz?”
“Hiç, sadece kendi kendime konuşuyordum.”
Anlamsızca arabayı sürdükten sonra sonunda hedefe ulaştılar. Doseon’a tekrar ne yemek istediğini sormuş olmasına rağmen, aslında akşam yemeği için mekan çoktan ayarlanmıştı. Seokchan bir İtalyan restoranına önceden rezervasyon yaptırmıştı. Personel tarafından yönlendirildikten sonra özel bir odaya oturdular ve bir süre sessiz kaldılar.
Heerak karşısında ki sert yüze baktı. Doseon, göz göze gelmeye hiç niyeti yokmuş gibi masanın üzerindeki küçük vazoya dikkatle bakıyordu. Bu sayede Heerak onu rahat bir şekilde izleyebildi.
Yoon Doseon. 34 yaşında. Şaşırtıcı bir şekilde Heerak’tan büyüktü. 5 aydır Hodie’de çalışıyordu. Orta halli bir Beta ailesi ve 3 yaş büyük bir kız kardeşi vardı. Büyük bir rahatsızlık yaşamadan normal bir hayat yaşadı ve olağandışı hiçbir özelliği yoktu.
Seokchan’ın getirdiği belgelerin sadece ilk sayfasını okuması yeterliydi. Arka sayfada daha detaylı bilgi var gibiydi ama Heerak okumamıştı.
Her neyse, işin özü Doseon’un üç dört satırla özetlenebilecek bir hayat yaşamış olmasıydı. Heerak’a göre Doseon, normal ve huzurlu ama aynı zamanda oldukça sıkıcı bir hayat yaşamıştı.
Önce akşam yemeğini yediler.
Ona soracak ve söyleyecek çok sözü vardı ama beklemeye karar verdi. Yemek yerken söyleyebileceği şeyler değildi bunlar.
Tabaklar masadan her kalktığında ve yerine yenileri getirildiğinde, Heerak sanki bir görevi tamamlıyormuş gibi yemeği ağzına tıkıyordu.
Yine de bu şekilde yemekten çok rahatsızdı çünkü hiç konuşmuyorlardı. Doseon’un bir şey söyleme isteği yoktu, bu yüzden bir şekilde kendisinin konuşma başlatmayı denemesi gerekiyordu ama nasıl yapacağını bilmiyordu. Normalde birkaç şaka ile ortamı yumuşatırdı ama şimdi hiçbiri aklına gelmiyordu.
“Yemekleri beğendin mi?”
Sonunda ağzından bu çıktı. Bunu söylemeden önce çok düşünmedi. Doseon başını salladı ve sessizce cevap verdi.
“Evet, lezzetli. Teşekkürler.”
“Çok memnun oldum.”
O andan itibaren sohbet devam etti. İlk başta ne çiğnediğini bile bilmediği bir yemekti, ama konuşmaya başladıklarında düşündüğünden daha zevkli bir sohbet etmişlerdi. Sonrasında birbiri ardına taşınan tüm yemekler, kahveler ve tatlılar yenildi.
Artık konuşmaya başlaması gerekiyordu.
Çalışanlar artık içeri girip çıkmayacaklardı. Tabii düşündüğü şeyler ağzından kolay kolay çıkmadı. O gün neler olduğunu tam olarak öğrenmek istiyordu ama bunun düşük kaliteli bir cinsel taciz olduğunu duymaktan da korkuyordu. Bu yüzden çok gergindi.
“Yoon Doseoni”
“Evet, Müdür bey.”
“O gün olanlardan çok utandığım için doğrudan soramadığım bazı şeyler oldu. Bunu sorduğum için çok üzgünüm, çünkü cevaplamanın zor olduğunu biliyorum, bu yüzden şimdiden özür dilerim.”
Heerak’ın endişeli görünümünün aksine Doseon sakinliğini korudu.
“Merak etmeyin, bana istediğiniz her şeyi rahatlıkla sorabilirsiniz.”
Heerak kahve içmek yerine bir bardak buzlu su aldı. Garip bir şekilde susamıştı.
“İyi olduğunu ve yaralanmadığını söylemene rağmen ben buna inanamıyorum. Biz bunu yaparken, ben… Ahh..”
“Bunu gerçekten söylemek zorunda mıyım?” diye düşünen Heerak yüksek sesle içini çekti ve zorlukla konuşmaya devam etti.
“O zaman doğru şekilde davrandığımı düşünmüyorum. Eğer bir Omega olsaydın, bunun için endişelenmezdim, ama aramızda yaşanan durum bu değil. Bunu yaparken seni incittiysem bana dürüstçe söylemeni istiyorum.”
Hala dinlemekte olan Doseon hafifçe başını salladı.
“Hayır. Kibardınız.”
Hiç şüphe yoktu. Yalan söylüyor gibi görünmüyordu. Heerak gözlerini irice açtı ve tekrar doğrulamak istedi
“Gerçekten mi?”
“Evet. Bundan emin olabilirsiniz.”
“Hala buna inanamıyorum. Benimkini nasıl olur da rahatça içine alabildin? Bu pek mümkün değil. Yani, değinmek istediğim asıl konu da bu değildi. Ahhh!!”
Bir anda düşünmeden ağzından bu kaba sizler çıktı. Heerak başını salladı ve öksürmeye başladı.
Doseon aniden ağzını açtı. “Nasıl sokabildiğinizi bilmek ister misiniz?”
“…!”
Önce o söyledi.. Heerak daha mutlu olamazdı. Doseon için bunun hakkında konuşmanın önemli olmadığı gerçeği ona şaşırtıcı geldi ama konuşmaya zorlanmadan devam etmekten fazlası ile memnundu..
Heerak güldü ve hemen şunları söyledi
“Haha. Evet, lütfen. Bilmek istediğim şey bu.”
“İçime yerleştirmek sizin için zordu. Ben de gergindim ve körü körüne sokmanın oldukça acı verici olacağını düşündüm. Komodinin çekmecesinde olan losyonu buldum, utandım ama geçici yağ olarak losyonu kullandım. Losyonu uygularken içimi olabildiğince genişlettim…”
Heerak uzanıp hikayeyi kesti.
“Dur! Dur! Anlıyorum.”
Doseon’un ağzından çıkan sözleri artık dinleyemiyordu. Normalde müstehcen hikayelere gülen biriydi ama şimdi Doseon buna aldırış etmese de söylediklerini duymak zordu. Kendi yüzü utançla kırışırken, Doseon’un değişmeyen yüzünü görmek daha zordu.
Hatırlayamadığı için, bu hikayeye koşulsuz olarak inanmaktan başka seçeneği yoktu. Ama yine de, duyduğu her şey onun anlama kapasitesinin ötesindeydi. Ne kadar losyon ile genişletse de canının yanmamış olması imkansızdı. Ve bu düşünce onu sürekli rahatsız ediyordu.
Ne kadar rahatsız edici olsa da burada duramazdı. Bugün ona soracak çok sorusu vardı. Sorular o kadar çoktu ki ağzının içinde birikmişti.
Ve şimdi, ne soracaktı? Pek çok şey vardı, ama aniden bunu düşündü ve kafası boşaldı.
“Yoon Doseon.”
“Evet.”
“Şimdi bir soru soracağım, bundan dolayı kendini kötü hissetme. Sadece bir şeyi net bir şekilde doğrulamak için bu soru.”
Doseon başını salladı ve hemen cevap verdi.
“Evet, istediğinizi sorabilirsiniz.”
Heerak böyle bir soru sormak istedi çünkü çabucak çözmesi gereken bir problemdi. Nefesinin altından mırıldandı, sesi isteksizdi.
“Cep telefonunda endişelenmem gereken bir şey var mı?”
“Neden bahsediyorsunuz…”
“Fotoğraf veya video gibi bir şey.”
“ …”
Doseon’un hareketlerini dikkatle izleyen Heerak, istemeden kaskatı kesildi. Doseon’un dudaklarının ona bu beklenmedik cevabı vermeye hazırlandığına inanamıyordu.
‘Bu da ne böyle?’
O zamana kadar zorla gülümseyen güzel yüzü yavaş yavaş soğudu.
Yorum