Look at Me [Novel] 38. Bölüm: Şimdi Öpüşün ve Barışın

Çevirmen: Ashily
Doseon anlayamadığı bir şekilde ağlamak istese de gözyaşlarının akmasına izin vermemeye kararlıydı.
İçinde Heerak’ın söyleyecek çok daha fazla şeyi olduğuna dair güçlü bir his vardı. Şimdi ağlarsa, bu durum konuşmayı saptırma çabası olarak algılanabilirdi.
“Yüzümü ve sesimi sevdin… peki ya beni?“
Doseon irkilip başını kaldırdı. Heerak’ın gözlerinde biriken yaşları tutmak için direndiğini görebiliyordu.
“Beni seviyor musun? Sadece bir insan olarak, senin için ne ifade ediyordum?”
Doseon böyle bir soruyu hiç beklemiyordu.
‘Buna dürüstçe bir cevap verebilir miyim?’
O kısa an içinde, Doseon kendini düşüncelerin karmaşasında kaybolmuş buldu. Heerak’a cevap verirken benimsediği genellikle “olabildiğince dürüst ve hızlı” olma mottosu, şimdi bir şeyler söylemeyi zorlaştırıyordu.
Heerak, Doseon’un sessizliğini fark edip acı bir şekilde güldü. “Yoon Doseon, seni bir insan olarak seviyorum.”
Doseon fark edilebilir şekilde irkilerek anlık bir tepkiyle oturduğu yerden kalktı.
Heerak, Doseon’un aniden hareket etmesine şaşırıp omuzlarını geriye çekti ve yukarı baktı. “Neden bu kadar şaşırdın? Sanki bunu bilmiyordun.”
Doseon başını hızla salladı ve tekrar kanepeye yığıldı. “Hayır, gerçekten hiçbir fikrim yoktu. Aklımın ucundan bile geçmedi.”
Şimdi sıra Heerak’a geçmişti; yüzünde şaşkınlık ve inançsızlık ifadesi belirdi. Doseon’a bakarken dehşete kapılmış gibi görünüyordu. Doseon tek bir kelime bile edemedi, sadece şaşkınlıkla bakakaldı.
“Diyecek tek şeyin bu mu? Bilmiyordum mu?” Heerak, neredeyse anlaşılmaz bir hızla mırıldandı. Doseon bu sorunun kinayeli olup olmadığını düşünürken, Heerak başka bir soruyla devam etti. “O halde bugüne kadar senin için yaptıklarımı ne sandın? Bunların anlamı neydi sence?”
Bu kesinlikle cevabını beklediği bir soruydu ve Heerak, bir yanıt beklerken kararlı görünüyordu. Sonunda, cevaplaması nispeten kolay bir soru sormuştu.
Doseon tereddütle başını salladı ve doğru kelimeleri bulmaya çalışarak açıklamaya başladı. “Bunu hep merak ettim. Nerede soracağımı bilemedim ve kişisel bilgilerinizin ifşa olmasından korktuğum için kimseye soramadım. Bu yüzden internette arama yapmaya başladım…”
Doseon’un sesi yavaşça kesildi ve Heerak’ın bakışlarının gittikçe daha sert ve rahatsız edici bir hal aldığını fark etti. Bu ifadeyle karşı karşıya oturmak bir işkence gibiydi.
“İnternette aradın ve?” Heerak, Doseon’un cümlesinin son kısmını tekrarlayarak devam etmesi için onu teşvik etti.
Doseon’un bakışları sağa sola kaydı ve cevap verdi. “Bulduklarıma göre, bir Alfa’nın bir Beta ile görüşmesinin sebepleri ya sıradanlıktan kaçış, ya merak, ya da eğlence amaçlı oluyordu… Genel kanı bu yöndeydi…”
Heerak arkasına yaslandı ve sessiz bir kahkaha attı. Bu kahkahanın neşeyle ilgisi olmadığı açıktı. Doseon, Heerak’ın duygularının ağırlığını taşıyan dudaklarının bıkkın iç çekişler çıkarmasını iizledi.
“Vay be, bu inanılmaz derecede saçma,” dedi Heerak, elini yüzüne sertçe sürerek. Doseon, onun uzun ve solgun parmaklarıyla gizlenmiş yüzünü inceledi. Heerak’ın bileğindeki belirgin kemik yapısını fark etmekten kendini alamadı. Heerak’ın teni, daha önceki zamanlara kıyasla özellikle sağlıksız görünüyordu. Konuşmalarının fazla uzun sürdüğünden endişelenmeye başladı. Belki de konuşmayı, Heerak bir şeyler yedikten sonra devam ettirmek daha mantıklı olurdu.
“Doseon.”
Doseon, daldığı düşüncelerden sıyrılıp adının seslenilmesine irkilerek yanıt verdi. “…Evet?”
Heerak ellerini yavaşça indirdi ve Doseon’un gözlerinin içine baktı. “Eğer böyle düşündüysen, neden bana sormadın? Neden bu şekilde devam etmesine izin verdin? Eğer gerçekten bağımızın sadece sıradan hayatımdan bir kaçış olduğunu düşünseydim, buna razı mı olacaktın? Hiç sinirlenmedin mi veya üzülmedin mi?”
Doseon ufak bir gülümsemeyle karşılık verdi. Bu soru da nispeten basit bir yanıta olanak tanıyordu. “Kızgın değildim, üzülmedim de. Sadece tedirgindim. İlişkimizin ne zaman sona ereceğini düşündüm. Kaygımın özellikle yoğun olduğu günlerde sana sormak istedim, Heerak. Bu durum ne zaman bitecek? Önceden haber verir misin? Ama yine de, bu duygularımı dile getiremedim, Müdür-hayır…”
Heerak aniden delici bir bakış atarak Doseon’u sözlerini yarıda kesmeye zorladı. Heerak’ın buz gibi bakışlarını sürdürdüğü şu anda geri adım atmanın akıllıca olduğunu düşündü. “Sana bunu soramadım, Heerak.”
“Neden? Bana sormalıydın, özellikle bana! Bu gayet yerinde bir davranış olurdu.”
“Hayır, eğer sana sorsaydım…”
Doseon soğukkanlılığını korumakta zorlanıyordu. Gözyaşlarını kontrol altında tutmak daha önce nispeten kolay olmuştu ama şimdi çetin bir mücadele gibi geliyordu. Sadece Heerak’ın sorusuna yanıt veriyordu ancak bu onların ilişkilerinin çöküşü gibiydi. Bugün, bir hafta önce Heerak’a 40.000 won’luk vaadini sorduğu o günden daha çok bir son gibi geliyordu.
Doseon, sessiz bir mırıltıyla itiraf etti. “Sonun daha çabuk geleceğini düşünmüştüm. Bu garip değil mi?”
Heerak, “Evet, oldukça garipsin,” diyerek alaycı bir şekilde güldü ve Doseon da hafifçe gülümsemekten kendini alamadı.
“Peki bir hafta önce o konuşmayı neden yaptın? Neden kendine saklamadın?”
“Artık daha fazla içimde tutamadım.” Doseon, biriktirdiği endişelerini birer birer dile getirdi. “Artan kaygım bir sorundu ve sürekli senden bir şeyler saklamak beni rahatsız ediyordu. Ama asıl mesele… benim gibi birine bu kadar çok zaman ayırman ve sürekli benim keyfime göre hareket etmen oldu. Sırf kendi arzularımı tatmin etmek için seni bu durumda bırakmak, kendimi çok suçlu hissettirdi.”
Doseon sözlerini bitirir bitirmez, Heerak patladı. “Bu duyduğum en saçma, en mantıksız ve en sinir bozucu şey!”
Heerak’ın dağınık saçları hafifçe havada savruldu. Doseon şaşkınlıkla başını yukarı kaldırdı. Daha yakından bakınca, Heerak tam da bir harabeye benzemiyordu. Yüzü biraz solgundu ama cildi o kadar kötü değildi. Sakalları yoktu ve açık kahverengi saçları yeni yıkanmış gibiydi.
Doseon, pek etkilenmemeye çalışarak kanepelerin arasındaki masaya bakıp. ‘Bütün bu bakım arasında yemek yemeğe de vakit bulmuş olmalı,’ diye düşündü. Masada sigara izmaritlerinden oluşan bir yığın vardı ve bu hoşuna gitmemişti.
“Şimdi iyi dinle, Yoon Doseon!”
“…!”
Heerak bağırarak dikkatinin dağılma zamanının olmadığını açıkça belli etti. Bunun üzerine Doseon, etrafa gezdirdiği bakışlarını hemen toparlayıp Heerak’ın gözlerine baktı.
“Söylediklerinin çoğunu anlamadım ama beni daha çok hayrete düşüren bir şey var,” dedi Heerak.
“Hiç fikrim yok. Nedir?”
“Eğer senin insafına kaldığımı fark edebiliyorsan, neden sana aşık olmuş olabileceğimi hiç düşünmedin? İnsanlar genelde önce bunu düşünmez mi?”
Doseon’un gözleri büyüdü, dudakları aralandı. Duyduklarına inanamıyormuş gibiydi. O kadar şaşkın bir ifadesi vardı ki Heerak bunu rahatsız edici buldu.
“Müdür Bey, az önce söylediğiniz şey inanılmaz derecede saçma,” diye yanıtladı Doseon.
Heerak “Ne?” diyerek çıkıştı.
Doseon boğazını temizleyip sakince cevap verdi. “Bu aklıma bile gelmedi. Hayır, bu fikri asla düşünemezdim bile.”
“Neden?”
“Nasıl düşünebilirdim? Söz konusu siz, Müd— şey, Heerak olunca?”
Heerak’ın gözleri öfkeyle parladı ve bir kez daha bağırdı, “İşte tam da bu!”
“Affedersiniz?”
“Seninle ilk tanıştığımdan beri, garip bir şekilde kendini küçümseyen konuşma tarzın canımı sıkıyordu. Sana sempati duyuyordum ama aynı zamanda bu beni rahatsız ediyordu. Neden böylesin? Çocukluğunda veya ergenliğinde bir şey mi oldu? Hayatını değiştiren bir olay mı yaşadın?”
Doseon, Heerak’ın beklenmedik patlamasına karşılık verecek kelime bulamadı. Heerak, Doseon’un sessizliğini onay olarak yorumladı ve ajitasyonu daha da arttı. Bir zamanlar solgun olan yüzü bir anda koyu kırmızı bir renge büründü. “Öyle mi? Söyle bana. Onların bundan sıyrılmasına izin vermeyeceğim! Hepsini mahvedeceğim!”
Doseon, giderek öfkelenen Heerak’ı sakinleştirmek için bir şeyler söylemesi gerektiğini fark etti. Ellerini savurarak, hızla yanıt verdi. “Hayır, hayır! Hiçbir şey olmadı. Normal bir çocukluk geçirdim. Düşük özgüvenim… Müdür, yani Heerak, yanlış anlamış olabilirsiniz ama ben sadece yerimi biliyorum; hepsi bu. Özellikle diğer kişi siz olduğunuzda bu oldukça açık. Doğru olan, çok fazla beklentiye kapılmamaktır. Heerak, sen nazik ve kibar birisin, bu yüzden çok fazla umutlanmamam gerektiğini düşündüm.”
Heerak bir süre sessiz kaldı, duyguları karmakarışıktı. Doseon, yüzünün öfkeyle dolduğunu gördü.
“Aşk konusunda pek bir şey bilmiyorum. Birine bu kadar derinden aşık olmak ve kalbimin bir anda çalınması, hepsi benim için yeni, bu yüzden ne yapacağımı bilmiyorum,” diye mırıldandı Heerak. Ardından birden Doseon’a sert bir bakış attı. “Ama sen benden bile daha az şey biliyorsun. Bunu fark ettin mi? Sen tam bir aptalsın!”
Bu sözlerin ardından Doseon kahkaha atma isteğini zor tuttu. Şu anda Heerak’ın gözleri adeta lazer atıyordu. Doseon hemen gülümsemesini silip ciddi bir ifadeye büründü.
“Az önce güldün mü? Bu durumda gülmek uygun mu sence?”
Doseon, boğazını garip bir şekilde temizleyip özür dileyen bir ifadeyle karşılık verdi. “Özür dilerim.”
“Defalarca yalvarıp durdum ama hiç gülmedin. Şimdi gülüyor musun? Beni gerçekten çıldırtıyorsun!”
“Müdür—şey, Heerak— çünkü… az önce bana ‘aptal’ dedin. Günümüzde gençler bile bunu hakaret olarak kullanmıyor.”
“Cidden mi? O zaman sana küfretmeye mi başlasam? Nasıl yapacağımı bile bilmiyorum.”
Doseon buna da gülmeden edemedi. Biraz utanmıştı. Hafifçe gülümsedi ve Heerak birkaç kez daha homurdansa da Doseon’u azarlamaya devam etmedi.
Aralarına rahat bir sessizlik çöktü.
Heerak soğukkanlılığını yeniden kazanmaya çalışıyormuş gibi başını öne eğdi ve Doseon’un gözlerine bakmadı. Zaten bitkin görünen Heerak’ın daha da üzgün ve tamamen hareketsiz görünmesi, Doseon’un içini burktu.
Yavaşça yerinden kalktı. Birkaç adım ilerledi ve Heerak’ın tam önünde durdu. Söyledikleri Heerak’ın öfke ve hayal kırıklığını tetiklediyse, geriye tek bir şey kalıyordu. Doseon, ellerini uzatıp Heerak’ın dağınık saçlarını nazikçe okşamaya başladı, özenle düzeltti.
Her zamanki gibi, Heerak’ın saçları inanılmaz derecede yumuşaktı. Doseon, tekrar gülme isteğini bastıramadı. Bu kadar sigara içip bir ceset gibi yatarken, saçlarını düzgünce yıkayacak bir vakti bulabilmiş olmasına şaşırıyordu. Genelde insanlar bir şey yapamayacak kadar kötü hissettiklerinde, duşu atlarlardı.
Heerak’ın iki yanında hareketsiz duran kolları yavaşça yukarı kalktı. Kollarını Doseon’un beline doladı ve düzensiz nefes alışları Doseon’un karnını gıdıkladı.
*********************************************************************************************************
Alın işte aşkın gücü budur sksksksk Şaka bir yana bir ilişkide en önemli şey konuşup hislerini doğru şekilde dile getirmekten ibaretter. Bunu başardığımızda tüm sorunların nasıl da güzel şekilde ortadan kalktığını fark ettiniz mi? -Ashily
Yorum