Look at Me [Novel] 34. Bölüm: Hiçbir Şey Sonsuza Dek Sürmez

Çevirmen: Ashily
Doseon, gözlerinde hayretle “Evet, tamamen haklısınız,” diye cevap verdi. Bunun bir rüya mı yoksa gerçek mi olduğunu tam olarak kestiremiyordu. Bakışlarını Heerak’ın yüzüne çevirirken bir yandan da ünlü çiçek desenli şortuna kaçamak bir bakış atmadan edemedi. Heerak’ın, Doseon’dan çantasından birkaç kıyafet getirmesini istediği sırada, Doseon bu isteğe çok da kafa yormamıştı, ta ki o şortu görene kadar.
“Oradaki işinizi bitirdiğiniz için mi döndünüz?”
Heerak muzip bir gülümsemeyle karşılık verdi. “Hayır, bu akşam geri dönmem gerekiyor. Yarına halletmem gereken çok iş var.”
Bunu duyan Doseon merakla sordu. “O zaman neden geldiniz? Gidip gelmek yorucu olmalı.”
Gülümseyen Heerak’ın gözleri neşeli bir ifadeyle parlıyordu. “Seni görmek istediğim için geldim.”
Doseon dudaklarını birbirine bastırdı, bakışları Heerak’a sabitlenmişti. Heerak’ın gözlerindeki muzip parıltıyı fark edince gözlerini kırpıştırdı.
Heerak şakacı şekilde konuşmaya devam etti. “Perşembe günleri asla çalışmadığımı bilmiyor musun?”
“Biliyorum,” dedi Doseon, “ama yolculuk yapmak yorucu.”
Gülümserken gözleri kısılan Heerak kararlı bir şekilde cevap verdi. “Dayanabilirim. En azından bu kadarını yapabilirim.” Ardından kasvetli bir ifade takındı ve ekledi. “Sanırım yalnız hisseden tek kişi bendim.”
Doseon hemen itiraz etti. “Hayır, yanılıyorsunuz.”
Heerak’ın yüz ifadesi hızla değişti. “Hadi canım, sen de beni görmek mi istedin?”
Doseon, Heerak’ın gülümseyen yüzünün neredeyse ışık saçtığını hissetti. ‘Bu adamın karizmasının sadece bir fotoğrafla tam olarak yakalanması mümkün değil. diye düşündükten sonra başını salladı ve sakin bir tonda konuştu. “Evet, istedim. Ama istediğimde fotoğraflarınıza bakabilirdim.”
Doseon’un sert tavrına rağmen Heerak’ın gözleri hilal şekline büründü ve nazik bir tonda cevap verdi: “Ben de başta öyle düşünmüştüm. Ama düşününce bunu yapamayacağımı fark ettim.”
Meraklan Doseon “Neden?” diye sorunca Heerak, bir parça kırılmışlıkla “Çünkü seni daha çok özleyeceğimi düşündüm,” diye cevap verdi.
Doseon, Heerak’ın duygularını anlıyordu. Ne zaman fotoğraflara baksa, o da çok önemli bir şeyin eksik olduğunu hissediyordu. Az önce de aynı şeyi düşünmüştü. Heerak’ın enerjisi, fotoğraflarda yoktu. Doseon Heerak’ın ne demek istediğini anlasa da, öznenin kendisi olduğunu düşünmek gerçek dışı geliyordu. Fotoğraflardaki Doseon ile gerçek hayattaki Doseon arasında fark olmaması gerekmez miydi? Yanındayken sürekli gergin olduğu için ses tonunun ciddileştiğinin farkındaydı. Mimik yapmak bile onun için zordu ve Heerak, da bu durumu sürekli dile getirerek hayal kırıklığını ifade ediyordu.
“Sırılsıklam olacağımı tahmin etmemiştim ama buraya geldiğime pişman değilim. Seni görebildiğim için minnettarım.”
Doseon’un sol elini tutan ellerini, yüzüne götürdü. Doseon, Heerak’ın nazik ve yumuşak dokunuşunun ardından dudaklarının sıcak temasını hissederek yavaşça gözlerini kapattı. Öpüştüklerinde Heerak’ın dudaklarının yavaşça yukarı doğru kıvrıldığını hissetti.
Yağmur ve gök gürültüsü sonunda dindiğinde geriye huzurlu bir sessizlik bırakmıştı.
Doseon, sabahın loş ışığına güvenerek Heerak’ın huzurlu uyuyan yüzünü izledi. Heerak, aşırı yorgun görünüyordu. Diğer gecelerin aksine, bugün Doseon kollarından usulca sıyrıldığında Heerak yatakta kıpırdanmadı. Sadece derin ve düzenli bir şekilde nefes aldı. Heerak’ın bu kadar derin bir uyku çektiğini görmek, Doseon’un içinde vicdan azabı hissi uyandırdı.
Heerak’ın üzerinde biriken yorgunluğu görebiliyordu. Heerak, Seul’e gelen hızlı trene binmeden önce gece geç saatlere kadar çalıştığından bahsetmişti. Yoğun çalışma programını duyan Doseon’un yüzü endişeyle dolmuştu.
“O anda kendimi gerçekten tuhaf hissetmiştim,” diye anlatmaya başladı Heerak.
Toplantılar, şantiye ziyaretleri, müşteri yemekleri ve konferanslarla dolu gününü anlattı. Sabah başlayıp akşama kadar süren yoğun programının ardından, nihayet otel odasına dönmüştü. O kadar yorgundu ki, ceketini çıkarıp kanepeye fırlatmanın eşiğindeydi. Garip ve rahatsız edici bir his kaplamıştı içini.
Aniden zihninde bir düşünce belirdi. ‘Yarın Perşembe. Bütün günümü Doseon ile geçirebilirim. O halde neden ceketimi çıkarıyorum ki? Nasıl olsa tekrar giyeceğim. Doseon’la buluşmayacak mıydım?’
Bu düşünce aklından çıkmadı ve Doseon’un yüzünü görmeme fikri bile göğsünün çaresizce sıkışmasına neden oldu. Bilinçsizce Perşembe gününe hiçbir şey planlamadığını fark ettiğinde, kendi haline gülmüştü. Sonrasında Seokchan’ın o günkü tuhaf yüz ifadesini hatırladı. Seokchan madem Perşembe gününün boş olmasını tuhaf bulmuştu Heerak’a söylemeliydi. Yine de Heerak’ın iyi niyetli sekreterine kızgınlık besleyecek vakti yoktu. Ne olduğunu bile anlayamadan takım elbisesinin ceketini tekrar giymiş ve telefonunda çılgınca Seul’e dönmenin en hızlı yolunu aramaya başlamıştı.
“O sırada ben… Nasıl söylesem? Sanırım kendimden korktum.”
Önce uçuş seçeneklerini kontrol edip bir umutsuzluk hissi yaşadı, ardından hızlı tren biletlerine göz attı. Az farkla da olsa son bir boş yer vardı. Hemen bir bilet ayırtmak için arama yaptı ve taksi çağırmak için otelden dışarı koşuşturdu.
Heerak üniversiteden mezun olduktan sonra bir daha taksiye ihtiyaç duymadığı için taksiye binmeyeli uzun zaman olmuştu. Ancak taksiye biner binmez şoföre, “Olabildiğince hızlı sür!” diye bağırdı. Kendini böyle çaresiz bir durumda bulacağını hayal dahi etmemişti. Sanki bir dram dizisinin ya da etkileyici bir filmin başrol karakteri olmuş gibiydi.
Heerak kıkırdayarak olanları anlatırken, Doseon’un ifadesi dinledikçe ciddileşti. Ne hissettiğinden emin olmayan Doseon, sakin bir tavır takınmaya karar verdi, ama bu pek kolay değildi.
Üstelik bu duruma Seokchan çok öfkelenmişti.
Seokchan’dan gelen telefon öpüşmelerini yarıda kesti. Heerak şakayla karışık Sekreter Min’in bugün uyumlu görünmediğini söyledi ancak kendini tutamayan Seokchan öfkesini dışa vurdu.
Heerak’ın boş odasını gördüğünde işi bırakmayı bile düşündüğünü dile getirdi. “Kısa bir ayrılığa bile dayanamadınız mı? Bir gün bunun olacağını biliyordum. Neden telefonunuza cevap vermediniz? Kaç kere aradığımın farkında mısınız? Kaçmayı planlıyorsanız en azından bir mesaj atabilirdiniz ya da arayabilirdiniz. Gerçekten fazla ileri gidiyorsunuz. Cuma günkü programını ne yapmayı düşünüyordunuz?”
Heerak, “İşte yine başlıyoruz,” dercesine kaşlarını çattı. Ancak Doseon’un, hoparlörden gelen sesi duydukça gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Normalde güler yüzlü ve nazik olan Sekreter Min’in bu kadar yükselmesine şaşırmıştı ve durumun ciddiyetini anlamaya başladı.
Seokchan, Heerak’a uçak bileti bakacağını ve sabah geri döneceğini sert bir şekilde belirttikten sonra telefonu hızla kapattı.
Heerak, “Vay be, Seokchan gerçekten çok sinirlenmiş,” diye kendi kendine mırıldanırken hafifçe kıkırdadı. Bu, Doseon’un yüzünün düzelmesi mümkün olmayan bir ifade ile donmasına sebep olan son nokta oldu.
Heerak, bu durumun Doseon’un suçu olmadığını söyleyerek onu kendine getirmeye çalıştı. Sınırına ulaştığı için daha önceki davranışlarını düşünmeden yaptığını itiraf etti. Belki de insanların sabrının sonuna geldiklerinde böyle davrandıklarını düşündüğünü.
Bunu söylerken Heerak, Doseon’un yüzünü nazikçe okşadı. Dudaklarının kenarlarından şakacı bir şekilde çekiştirerek, acı da olsa ondan bir gülümseme koparmaya çalıştı. Ama Doseon gülümseyecek gücü gerçekten kendinde bulamadı.
Endişe, korku ve şimdi de çaresizlik onu ele geçirmişti.
Doseon hayatında ilk kez kendini gerçekten tehdit altında hissediyordu.
Çenesini sıktı ve dudaklarından inlemeye benzer bir ses çıktı. Sesini bastırmak için eliyle ağzını kapatmak zorunda kaldı.
Doseon bu duruma nasıl düştüğünü anlayamıyordu. Sürekli olarak Heerak’ın düzensiz davranışlarına maruz kalmak istemiyordu. Bu ilişki ne kadar uzarsa, kaçınılmaz son geldiğinde o kadar hayal kırıklığına uğrayacak ve üzülecekti. Hayatında bir kez yaşayabileceği bu şansın büyüsüne kapılmıştı.
Artık gerçeklerle yüzleşme vakti gelmişti.
Endişe, tedirginlik, korku ve içini kemiren diğer tüm duygularını asla görmezden gelmemeliydi. Bu duygular aşılmaz engellere dönüşmeden önce ele almalıydı.
Pişmanlık Doseon’u sardı. Pişmanlık daima geçmişe dönük bir duyguydu ama bu kez özellikle gecikmişti.
Bunun bu kadar uzun süre sürmesine izin vermişti. Harekete geçmek istemiş, ama asla bu isteğini gerçekleştirememişti. Heerak’ın yüzüne yakından bakma arzusuyla dolup taşıyordu ancak bu bencil isteğe her kapıldığında, bu durumdan sıyrılması gerektiğine dair bir uyarı hissediyordu.
Ancak artık bu şekilde devam edemezdi.
Geçici bir hayale saplanıp kalmak sağlıklı değildi.
Ne kendisi için ne de Heerak için.
***
Programı sona erdikten sonra Heerak, Seul’e geri dönmüştü.
Doseon’un Hodie’de işini bitirmesini beklerken epey zaman geçirmişti. Doseon’un sıcak ve samimi bakışlarıyla karşılaştığında, Doseon kısa ve net bir şekilde, “Sana söylemem gereken bir şey var,” dedi. Başlarda, Heerak ile hep böyleydi — direkt amacını söylerdi. Ama o zamanlar Heerak’ın karşısında durmak bile yüzünün kaskatı kesilmesine neden olurdu. Her zaman kısa cevaplar verirdi çünkü ne dediğini tam olarak bilmediğinden garip ya da yanlış bir şey söylemekten korkardı. Zamanla, birbirlerinden ayrılamaz hale geldiklerinde, Doseon’un bu alışkanlığı biraz düzeldi ancak yine de kolayca gülümseyememesi Heerak’ı hayal kırıklığına uğratıyordu.
Doseon, bunu şu anda bile yapamadığı için gerçekten üzgündü.
Arabaya bindiklerinde Heerak, Doseon’a söylemek istediği şeyin ne olduğunu sordu. Doseon, bunu arabada söylemenin uygun olmadığını düşündü. Özellikle de akşam yemeğinden hemen önce böyle bir konuyu açmanın doğru olmadığını hissetti. Heerak’a eve vardıklarında söyleyeceğini belirterek konuyu kapattı. Heerak gözlerini kısarak, “Çok önemli bir şey mi?” diye sordu. Kısa bir süre düşünen Doseon başını salladı. Bu, ikisi için de önemli bir meseleydi.
Geriye dönüp baktığında, bu durum oldukça saçma geliyordu.
Bu saatten sonra Heerak, Doseon’a 40.000 won verir miydi, yoksa hoşnutsuzluğunu belli eden çekici kaşlarını çatıp ona maddi bir şey istemesini mi söylerdi? Önceden Doseon, Heerak ile her buluşmasında bunu düşünürdü. Ne zaman böyle düşünmeyi bıraktığını tam olarak hatırlamıyordu ya da belki de bu düşüncelere dalacak zamanı olmamıştı. Zihni sürekli başka şeylerle meşguldü.
Yol boyunca gözleri, Heerak’ın kollarının her hareketini yakından takip etti. Sanki gizlice o kolların kendisine sarılmasını isterken yakalanmış gibi, biraz utanmıştı. Heerak’ın yüzündeki her ifadeyi incelemekten kendini alıkoyamıyordu. Heerak, bir tebessüm ve göz kırpışla karşılık verdiğinde, Doseon’un yüzü kızardı ve bakarken yakalanmış olduğundan korktu.
Hüzünle, ‘Bugün, her şey sona erecek,’ diye düşündü.
Henüz önemli bir şey söylememişti ve bu duyguların onu bu kadar erken ele geçirmesini istemiyordu. Yüzünün her zaman gergin bir ifadeye sahip olmasından hoşlanmıyordu ancak bugün bunu iyi bir şey olarak görüyordu. Duygularındaki her değişim Heerak’ın yüzünde olduğu gibi net bir şekilde belli olsaydı, Doseon bu şekilde sakinliğini koruyamazdı. Sadece bunu düşünmek bile dudaklarının titremesine ve gözlerinde endişenin dalgalanmasına neden oluyordu.
************************************************************************************************
Doseon yavrum cevap gözünün önünde. Azıcık gözünü açsa bu düşünceleriyle gerçekte olanını tezatlığını fark edecekte olumsuzluk insanların doğası gereği her zaman sarılmayı seçtiği ilk duygu. O da aksini mümkün dahi görmüyor. -Ashily
Yorum