Koyu Switch Mode

Look at Me [Novel] 33. Bölüm: Yağmurlu Bir Günün Misafiri

Tüm Bölümler Look at Me [Novel]
A+ A-

Çevirmen: Ashily


Acı gerçek şuydu ki, birlikte olamazlardı. Böylesine yoğun bir programa sahip —uyumaya bile zar zor vakit bulabilen— birinden Doseon’un Hodie’deki işinden çıkışını beklemesini istemek, saçma görünüyordu.

Doseon, eskiden her gece uykuya dalmadan önce telefonun ekranındaki Heerak’ın yüzüne bakardı ama bunu yapmayalı uzun zaman olmuştu. Artık fotoğraflara gerek yoktu. Gecenin sessizliğinde tek yapması gereken başını hafifçe eğmekti; sonrasında huzurla uyuyan o yüzü izleyebiliyordu. Heerak’ı uyandırmamaya dikkat ederek, tüm gece boyunca güzel yüzünü hayranlıkla izleyebileceği bir konumdaydı.

Ancak dün gece aklına ani bir fikir geldi.

‘Sanırım bu sayede onu sonsuza dek hatırlamam mümkün olabilir.’

Bundan bir veda olarak bahsetmek istemiyordu ama ilişkilerinin doğal olarak sona erebileceğini düşünmeden edemiyordu. “Gözden uzak olan, gönülden de uzak olur,” sözü aklına gelmişti. Heerak’ın gelip geçici duyguları olup olmadığını bir kenara bırakırsak, Doseon’u daha seyrek ziyaret etmesi ve sonunda birbirlerini hiç görmemeleri mümkündü.

Tabii, belki Heerak, Doseon için hala endişeleniyor da olabilirdi.

Doseon ne kadar düşünürse düşünsün, bu ilişki kısmen 40.000 won ya da maddi tazminat vaadi nedeniyle bu noktaya geldiğini göz ardı edemezdi. Bu vaatler yerine getirilmediğinden, Heerak’ın düzenli olarak Doseon’la iletişim kurup buluşmalar için ısrar etmesi muhtemel görünüyordu.

Zamanla Heerak’ın ziyaretleri azalacak, Doseon da bu ilişkiye harcadığı zamanı boşa harcamış gibi hissedecekti. Sonunda, artık dayanılamaz hale geldiğinde, Sekreter Min tıpkı daha önce olduğu gibi Heerak adına Doseon’la iletişim kuracaktı. O yüzden bu kez, Doseon Sekreter Min’in rica etmesine gerek kalmadan harekete geçecekti.

Her halükarda, Heerak’ın gözünün önünden kaybolmayı düşünmek için doğru zaman değildi.

Sonuçta Doseon çağrı geçmişine bile bakmaya korkuyordu ve sohbet pencereleri hep en üstte kalıyordu.

Telefon konuşmalarının ve mesajlarının içeriği hep benzerdi—Doseon’un işinin nasıl geçtiği, öğle yemeği yiyip yemediği, işten kaçta çıktığı ve akşam yemeği yiyip yemediği gibi şeyler. Doseon, Heerak’ın gününü sosyal medyadan takip ederken, Heerak günde dört beş kez arayıp çeşitli şeyler soruyordu. Aramalar sırasında bir çok konu hakkında mesajlaşıyorlardı. Ayrı olduklarında bile, Doseon, Heerak’ın gözetimi altındaymış gibi hissediyordu.

Heerak şehir dışındayken Doseon’a, kendi dairesinde kalmasını önermişti. Her ne kadar bunu bir emir değil, bir rica olarak ifade etmiş olsa da çok istediğini özellikle vurgulamıştı. Bu durumu basit bir istek olarak yorumlamak zordu.

Yine de Doseon teklifi reddetti. Heerak’ın ricalarını yerine getirmek için elinden geleni yapmayı istese de, bunu yapacak cesareti bulamamıştı.

Tereddütlü ama kararlı bir şekilde “Sen orada değilken o evde kalmak istemiyorum. Sensiz orası boş geliyor,” demişti.

Bu sözlere Heerak başta şaşırmış gibi göründü, gözleri kocaman açıldı ancak bir süre sonra yüzüne, Doseon’un istemsizce iç çekmesine neden olacak kadar güzel bir gülümseme takındı. Doseon, o tatlı gülümsemeyi hayranlıkla izlemeye vakit bulamadan kendini Heerak’ın kollarında buldu ve şaşkınlıkla göz kırparken, sarılmanın sıcaklığını hissetti.

“Seni kapıda beni karşılarken görseydim, tüm yorgunluğumun geçerdi,” diye mırıldandı Heerak.

Doseon, bir an için çelişkiye düştü ama Heerak daha fazla ısrar etmedi. Bunun bir kayıp olduğunu söylese de, oldukça mutlu görünüyordu. Doseon, Heerak’ı neyin mutlu ettiğinden tam olarak emin değildi; sadece, onu üzmeden bu konuyu kapatabilmiş olmanın rahatlığını hissetti.

Gece yarısı geçtiği için artık Perşembe olmuştu— yani Doseon’un izin günüydü.

Kendini sıkıntılı hisseden Doseon, izin günlerinde eskiden ne yaptığını hatırlayamıyordu. Büyük ihtimalle evi temizlemek, alışveriş yapmak ve son haberleri miskin bir şekilde okumakla vakit geçiriyordu. Ya da Heerak’ın, bilgisayarındaki fotoğraflarına bakarak vakit geçiriyordu.

Heerak, bu fotoğraflarda her zaman göz kamaştırıcıydı. Doseon, Heerak’ı fotoğraflar üzerinden görmeye alışmıştı ve bunu garipsemiyordu. Ancak, son zamanlarda fotoğrafların Heerak’ı tam anlamıyla yansıtamadığını fark etmişti. Heerak fotojenik değildi. Gerçekte daha iyiydi ve hareketsiz bir görüntünün Heerak’ın cazibesinin tamamını yakalayamayacağına inanıyordu. Ses tonu, kahkahası, gözlerinde sürekli değişen ışıltısı ve dudaklarının şekli bir araya geldiğinde, Heerak’ı güneşten bile daha güzel ve parlak yapıyordu.

Doseon, Heerak’ın cildinin fotoğraflarda ne kadar kusursuz göründüğüne her zaman hayret ederdi ama yüz yüze daha da inanılmazdı. Bunu Heerak’a söylediğinde, Heerak kahkahayla gülmüş ve bunun profesyonel bakım ve estetik ameliyatlar sayesinde olduğunu çekinmeden itiraf etmişti. Doseon da bu itirafa gülmeden edememişti. Belki de Heerak’ın amacı buydu, çünkü Doseon’un yüz ifadesini görünce gülümsemesi daha da genişlemişti. Hatta şakayla karışık Doseon’un güldüğünü görmenin gününü güzelleştirdiğini bile söylemişti. Doseon, utanarak böyle şeyler söylemekten vazgeçebilir misiniz, diye mırıldanmıştı ama Heerak duymamazlıktan gelmişti.

Doseon, o günü hatırladığında dudaklarının yukarı doğru kıvrılmasına engel olamadı. Hafifçe kıkırdadı. Heerak’ın yanında çalışmayan yüz kasları, evde gayet güzel işliyordu. Heerak’ın yanında gerçekten gülümsemek istiyordu ama bunu bir türlü beceremiyordu. Ne söylediğini ya da tutarlı bir şekilde cevap verip vermediğini bile bilmediği bir durumda nasıl bilinçli olarak gülümseyebilirdi ki?

Dışarıdan gelen büyük gürültüyle Doseon’un gözleri kocaman açıldı. Dünyanın sonunun gelip gelmediğini merak etti.

Apar topar battaniyesini üzerinden atıp balkona yöneldi. Yağmur damlaları hızla yere düşüyordu. Doseon aniden bastıran yağmurun sağır edici sesinin etkisiyle yüzünü buruşturdu. Pencerelerini sıkıca kapatıp, başucuna dikkatsizce bıraktığı telefonunu eline aldı. Hava durumunu kontrol ettiğinde yağmurun iki saat daha devam etmesinin beklendiğini ve gök gürültüsü ile şimşeklerin de olabileceğini gördü. Tam da o sırada etrafını parlak bir şimşek aydınlattı.

Doseon, gök gürültüsünden hoşlanmayan insanlar olduğunu biliyordu, ancak kendisi onlardan biri değildi. Yüksek sesten irkilmişti ama bu onu korkutmuyordu. Gök gürültüsü kulak zarlarını rahatsız eden tatsız bir ses çıkarıyordu. Bu gürültü eşliğinde uyumak imkansız gibiydi. Gerçi zaten uyuyamıyordu.

İç çekerek odasının ışıklarını açtı. Saat gece biri geçmişti. Yazın güneş erken doğuyordu; eğer yağmur bir-iki saat içinde durursa, belki şafaktan önce biraz uyuyabilirdi.

Başını kaşıdı ve yağmurun sesini dinledi. Omuzları birden kasıldı. “Hiyh!” Kendi ürkekliğinden utanarak birkaç kez boğazını temizledi. Onu irkilten gök gürültüsü değildi; beklenmedik bir şekilde çalan telefonunun sesiydi.

“Vay canına, gerçekten korktum…” Kendi kendine utangaç bir şekilde gülerek telefonunun ekranına baktı.

Arayanın adını gördüğünde ise bir an için donakaldı.

Hızla cevap verdi, parmak uçları belirgin bir şekilde sertleşmişti. “Alo?” 

“Uyuyor muydun? Umarım seni uyandırmamışımdır,” Heerak’ın sesi biraz telaşlı gibiydi, ya da Doseon öyle olduğunu düşündü.

Başını yana yatırıp cevap verdi. “Hayır, uyumuyordum. Uyuyacaktım ama yağmur beni uyandırdı. Ya sen?”

Heerak’ın diğer taraftan rahatalarayak derin bir nefes verdiği duyuldu. Ardından neşeli bir ses tonuyla tamamen beklenmedik bir şey söyledi: “Kapıyı aç.”

“Pardon?”

“Kapının önündeyim.”

Doseon yerinden fırladı.

‘Böyle bir şehir efsanesi yok muydu?’

Bu düşüncesine gülerek kapıya yürüdü. Gözünün önünde, bir adamın onu arayıp kapının önünde olduğunu söylediği ve merak edip kapıyı açtığında arkasında büyük bir mutfak bıçağı tutarak tuhaf bir şekilde sırıtan birinin durduğu, bir korku hikayesi canlandı. 

Doseon kapıyı açtı.

Kapının önünde sırılsıklam olmuş Heerak duruyordu.

“Müdür Bey? Neden bu kadar ıslandınız?”

Heerak o kadar ıslanmıştı ki ayaklarının dibinde küçük bir su birikintisi bile oluşmuştu. Sırılsıklam olduğunun tamamen farkında olan Heerak kapıda duraksayarak cevap verdi. “Taksiden indiğim anda yağmur başladı. Hazırlıksız yakalandım.”

Doseon, Heerak’ı daha fazla orada bekletemezdi. “Bekleyin,” dedi ve ulaşabildiği en yakın havluları aldıktan sonra geri döndü. Hızlıca Heerak’ın başını ve omuzlarını kurulayıp diğer havlularla Heerak’ı sıkıca sararak onu banyoya götürdü.

“Doseon,” Heerak’ın sesi banyo kapısının ardından duyuldu.

Heerak’ın çantasındaki su damlalarını silmekte olan Doseon banyoya yaklaşıp konuştu. “Efendim?”

“Duş alsam… suyu kullansam bir sorun olur mu?”

Doseon birkaç kez gözlerini kırptı. Heerak bu soruyu gerçekten çekinerek sormuş gibiydi, bu yüzden şaka gibi gelmedi.

“Afedersiniz? Ne demek istiyorsunuz? Tabii ki sorun olmaz. Lütfen hemen sıcak suyla yıkanın. Küvetim olmadığı için özür dilerim.”

“Küvet olması umurumda değil. Zaten uzun süre kalmayı düşünmüyorum, çünkü seni düzgün göremedim.”

“…”

Doseon o güne kadar telefon görüşmeleri sırasında kalbini derinden etkileyen sözler duymuş ve mesajlar okumuştu. Bu kadar gergin hissetmeden bununla başa çıkmayı diliyordu ama bu sözleri duyduğu anda kalbi hızla çarpmaya başlamış ve omuzları kasılmıştı. 

Gergin yanaklarını ovaladı. Heerak’ın sesi tekrar duyuldu. “Gece geç saatlerde su sesi duyulduğunda apartman sakinlerinin bunu sevmediğini söylüyorlar—rahatsız edici bulunuyormuş.”

“Ne? Bunu kim söyledi?”

“İnternetteki insanlar. Bunun kaba bir davranış olduğunu söylemişler.”

“Pfft,” Doseon, bu beklenmedik yanıta kahkahayla karşılık verdi. Aynı anda banyo kapısı aralandı ve Heerak kafasını dışarı çıkardı. Heerak’ın kaşlarını çatmış halini gören Doseon başını kaldırıp alçak bir sesle mırıldandı. “Şey, şimdi yapabileceğiniz bir şey yok. Ayrıca dışarıdaki ses duş sesinden daha yüksek.”

“Sanırım haklısın.”

Gürültülü gök gürültüsü, durmaksızın yağan yağmurun sesine eşlik ediyordu. Heerak kıkırdadı, sanki yer yerinden oynuyormuş gibi çıkan bu sağır edici sese minnettarlığını dile getirerek banyoya geri girdi.

Çok geçmeden birbirlerini doğru dürüst görme fırsatı buldular. Heerak saçını kurutmak için vantilatörün önüne oturdu. Kafasını her sallayışında hala ıslak olan açık kahverengi saçları esintide uçuşuyordu. Havluyla saçını kurutmak daha hızlı olurdu ama elleri meşguldü. Aslında elleri tam olarak Doseon’un sol elini okşayıp uzun süredir hissetmedikleri bir hissin tadını çıkarmakla meşguldü.

“Müdür Bey, birkaç saat önce Busan’da değil miydiniz?”

************************************************************************************************

Sevdiğiniz kişiyle bir süre ayrı kaldıktan sonra buluşma hissi var ya, muazzam bir his. Son satırları çevirirken kendi sevgilimle buluştuğum an canlandı gözlerimin önünde. Kalbim küt küt attı ve eriyor gibi oldu. Heerak’ı kapıda gören Doeson da farksız hissetmemiştir eminim 🙂 -Ashily

Etiketler: novel oku Look at Me [Novel] 33. Bölüm: Yağmurlu Bir Günün Misafiri, novel Look at Me [Novel] 33. Bölüm: Yağmurlu Bir Günün Misafiri, online Look at Me [Novel] 33. Bölüm: Yağmurlu Bir Günün Misafiri oku, Look at Me [Novel] 33. Bölüm: Yağmurlu Bir Günün Misafiri bölüm, Look at Me [Novel] 33. Bölüm: Yağmurlu Bir Günün Misafiri yüksek kalite, Look at Me [Novel] 33. Bölüm: Yağmurlu Bir Günün Misafiri light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Look at Me [Novel] 33. Bölüm: Yağmurlu Bir Günün Misafiri" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık