Look at Me [Novel] 17. Bölüm Gizli? İlişki

Çevirmen: Sion
Heerak, partnerlerine şefkatle dokunmaktan kaçınmazdı ama aynı zamanda hiçbir partnerine bu kadar sıkı sıkıya yapışacak tipte biri olmadığını da biliyordu. Hiçbir zaman gülümsemesini ve şefkatini bu şekilde coşku ile göstererek birinin kalbini kazanmak için o kişiye sıkıca sarılacağı bir zamanın olacağını düşünmemişti. Hepsi çok komikti.
Kendini yine aptal gibi hissetti.
“Doseon.”
“Evet?”
“Sana dokunmaya ve öpmeye devam etmemden nefret ediyor musun?”
Heerak, dudaklarını Doseon’un alnına sürterken bunu sormanın biraz aptalca olduğunu düşündü ama kendini tutamadı. Doseon’dan kendisini mutlu edecek bir cevap almak için sevimli davranıyormuş gibi dudaklarını Doseon’un yüzünün her santiminde gezdirmeye devam etti.
“Bana dokunduğunuzda gergin olsam da başka bir his daha var… daha güçlü ve hoş hissettiren bir şey.”
“Oha..”
Bu, insanların genellikle kızarıp utanarak tereddütle söyleyeceği bir şey değil miydi? Durum ne olursa olsun, bu iş yerinde sunum yapar gibi sakince söylenmesi gereken bir cümle gibi görünmüyordu. Neden Doseon yerine utanan Heerak’tı?
Heerak sırıttı ve Doseon’un omuzlarını kendine doğru çekti. Heerak iki kolunu da ona sımsıkı sarıp yüzünü Doseon’un ensesine gömerken Doseon direnmeden kendini ona teslim etti. Kendi feromonlarına bulanmış derinin kokusu Heerak’ın burnunu gıdıkladı. Utancı yeniden ortaya çıktı ve Heerak yüzünün tekrar kızardığını hissetti.
“Herhangi bir yerin ağrıyor mu?”
“Uyluklarım ve kalçalarım biraz ağrıyor, ama hepsi bu. Onun dışında iyiyim.”
“Aç değil misin?”
“Hayır şimdi aç değilim, ama siz…”
“Ben de henüz değilim. Ah, bu arada, bugün bir planın var mıydı?”
“Hayır, bugün boşum.”
Heerak memnun bir ifade takındı. “Harika. O zaman şimdi uyuyalım, sonra birlikte öğle yemeği yiyebiliriz. Birlikte yemek de yersek daha da güzel olur.”
Sabırla dinleyen Doseon, bir şeyler ters gidiyormuş gibi bir ifade ile sordu. “Bütün günü benimle mi geçireceksiniz?”
“Bu bir problem mi? Bunu yapmama izin yok mu?”
Heerak bu soruyu şakacı bir tonda söyledi ama Doseon çok ciddi bir şekilde, “Evet bir sorun var,” diye yanıtladı.
Heerak bunun üzerine başını kaldırdı. Yüzü endişe ile kararmıştı. “Sorun mu var? Nedir?”
“Ben o kadar ilginç veya eğlenceli biri değilim, bu yüzden benden çok sıkılacağınızı düşünüyorum.”
“Ahhh! Bu da ne? Nedensizce gergin hissettim.”
Heerak kahkahayı patlattı ve Doseon’a daha da sıkıca sarıldı.
‘Bilmek istediğim çok şey var: kafam patlayacak gibi. Sıkılmak yerine, rahat ve huzurlu hissediyorum. Aslında bende yanlış bir şey olabileceğinden endişeleniyorum. Bir sürü düşünce vardı aklımda ama hiçbirini gündeme getirmedim. Aslında artık tüm o düşüncelerin bir önemi yok gibi hissediyorum.’
Heerak ağzını açtığında, durmadan utanç verici sözler söylemekten korkuyordu. İçinden taşan duyguların Doseon’u korkutmasından da endişeleniyordu. Sözlerinden birisi bile Doseon’u korkutacak veya incitecekse hiçbir şey söylememenin en iyi seçenek olacağını düşündü.
‘Öğle yemeğinde ne yemeliyiz?’ Eğer Doseon’a sorarsa, Heerak cevabın dün gecekiyle aynı olacağından emindi. ‘Bana her şey uyar.’
Bu sefer soruyu değiştirmeye karar verdi.
“Benimle ne yemek istersin?”
***3. Kısım***
Bu gece, Heerak’ın yemekli bir misafir ağırlama programı vardı.
Heerak, Seokchan’dan bir sihir yapmasını istese bile bu, iptal edemeyeceği önemli bir toplantıydı. Neden akşam yemeği olması gerektiği hakkında sızlanmak artık faydasızdı. Yine de kendi kendine küfür edince sekreterinin tuhaf ve yargılayıcı bakışlarını üzerinde hissetti.
Aslında sorun akşam yemeği değildi. Akşam yemekleri doğası gereği genel olarak alkolle biterdi. Ve son zamanlarda Heerak, akşamları tek bir damla bile alkol almamak için çaba gösteriyordu.
Bu ani kararın sebebi sağlık değildi. Hem sigarayı hem de içkiyi severdi ve ikisinden birini yakın zamanda bırakmayı planlamıyordu. Ve midesinin de herhangi bir sıkıntısı yoktu. Nedeni oldukça basitti.
Eğer alkol içerse araba kullanamazdı.
Heerak eğer içerse araba kullanamayacağını söylerse, Seokchan’ın ne tepki vereceği gün gibi açıktı. Seokchan ona sorgulayıcı bir bakış atacak ve şaşkınlıkla ‘Sizi ben götürebilirim’ diye karşılık verecekti. Eğer sekreteri müsait değilse, Heerak’ın bir şoför şirketine güvenme seçeneği de vardı.
İster Seokchan’ı ister bir şoförü aramış olsun, bu olanaklar Heerak için bir çözüm değildi. Neden? Niye? Çünkü gece yarısından sonra direksiyonun başına geçmesi için çok daha başka bir nedeni vardı.
Akşam yemeği randevusuna giderlerken Heerak arka koltukta umutsuzca bir bahane bulmak için kendini zorladı. Seokchan dikiz aynasından tuhaf bakışlar attı ama Heerak bunun için endişelenmeye bile zahmet edemedi.
Heerak, bilincini tamamen yitirene kadar alkol içen biri değildi. Sadece, zaman zaman kendisi gibi her zaman işinin başında olan arkadaşlarıyla buluştuğu gecelerde normalden fazla içerdi, ama o zaman bile Heerak kendini tutmayı biliyordu ve asla aşırıya kaçmazdı. Toplantılara yapacağı ev sahipliği için de aynı şey geçerliydi. Birlikte içki içtikleri halde, Heerak asla sınırını aşmazdı. Yani, Heerak artık içmemesi gerektiği zaman durmak istediğini karşısındaki kişiye doğruca söyleyebilecek bir konumdaydı.
Ancak hiç içmemek çok zor olacaktı. Bir müşteriyle akşam yemeği toplantısı yapılırken her iki tarafın da belli bir ölçüye kadar içmesi gerektiğine dair konuşulmayan sözsüz bir anlaşma vardır. Heerak hiçbir zaman bir müşterisine tek bir damla alkol içmeyeceğini açıkça söylememişti.
’Müdür Kang masadan kalktığında içkimi çöp kutusuna mı atsam? Hayır, bu iyi olmaz. Bay Kang muhtemelen ilk yudumumu alırken izlemek isteyecektir. Peki ona midemin yakın zamanda delindiğini, bu yüzden alkolün yasak olduğunu söylesem? Ama yaralı biri için fazla sağlıklı görünmüyor muyum? Ben olsam buna inanmazdım. Belki de bariz bir yalan söylemektense hiç yalan söylememek daha iyidir.’
Yalanları ve mazeretleri bir kenara bırakıp sadece doğruyu söyleme seçeneği her zaman vardı. Heerak aklından geçirdiği an, bunu düşündüğü için bile kendine kızdı. Bütün gerçeği söylemektense ölmeyi tercih ederdi. Heerak, “o kişiyi” bahane olarak kullanmak ya da onu satmak istemiyordu.
Restorana geldiler. Heerak, bu işten hızlıca kurtulmak istiyordu ama Müdür Kang o gece o kadar keyifliydi ki Seokchan’ın da onlara katılmasını istedi. Heerak sekreteri için üzüldü ama en çok da Seokchan’ın orada olması planlarının önüne engel olacağı için sinirlenmişti. Şimdi, Heerak’ın Müdür Kang’a yalan söylemekten başka bir seçeneği yoktu. Seokchan bu yalanları duyduğunda ne tepki verecekti? Heerak içinden acı acı güldü.
Heerak kendini olabildiğince özür diler ve endişeli bir ifadeye bürüdü.
“Çok üzgünüm Bay Kang, ama bir iş seyahati için birkaç saat içinde uluslararası bir uçağa yetişmem gerekiyor. Bu gece içersem çok yorulacağım, bu yüzden bu gece için sadece senin bardağını doldurabileceğim.”
Bunun gerçekten zayıf ve sakat bir bahane olduğu belliydi ama Heerak yine de utanmazca bunu söylemekten vazgeçmedi.
Müdür Kang hemen ardından dramatik yorumlarda bulundu. “Bu günlerde meşgul olduğunuzu duyuyordum ama hayal ettiğimden çok daha meşgulsünüz. Dinlenmeniz gerekirken değerli vaktinizi aldığım için üzgünüm. Bana önceden söyleseydiniz, başka bir gün için toplantı planlamaya fazlasıyla istekli olurdum.”
Heerak gülümsedi ve her yoruma elinden geldiğince olması gerektiği şekilde tepki verdi, ama dürüst olmak gerekirse, sekreterinin nasıl bir yüz ifadesi olduğunu daha çok görmek istemişti. Sekreterine karşı bilinci ekstra açıktı.
Kısa bir tartışma ve akşam yemeğinden sonra Müdür Kang’ı gönderdi. Çıkışta, Heerak hayal kırıklığına uğramış müdüre golf oynama sözü vermişti. Heerak, golf sahasına birlikte gitmeyi önerdiğinde, Müdür Kang’ın umutsuzca bağlantı kurmak istediği ağabeyinin de onlarla olacağını ekledi. Aslında şu an yalan söylediği için, diğer adama dört gözle bekleyebileceği bir vaatte bulunması adil olmuştu. Müdür Kang, bu vaadi sözleşmeleri hakkında yapılan tartışmadan daha büyük bir kazanç olarak görüyor gibiydi. Yüzünde büyük bir gülümseme ile Heerak’a güvenli yolculuklar diledi.
Seokchan arabaya biner binmez umursamazca sordu. “Şimdi sizi nereye götüreyim? Havaalanı olur mu?”
Heerak eliyle yüzünü kapattı ve sadece kıkırdadı. İşte bu yüzden, Seokchan’ın onlarla oturmasının talihsizlik olduğunu düşünmüştü.
“Yalan olduğunu bildiğin halde neden soruyorsun?”
Seokchan küçümseyici bir şekilde yanıtladı. “Nereden bilebilirdim ki? Son zamanlarda o kadar gizemlisiniz ki, belki de bilmediğim bir iş seyahatiniz vardır diye düşündüm.”
‘Gizemli.’ Bu kelime Heerak’ın hoşuna gitti, bu yüzden daha fazla bir şey söyleyemedi.
Heerak, Seokchan’a onu evine götürmesini söyledi. Seokchan, daha önce olduğundan daha da şaşkın görünüyordu. Heerak’ın varış noktasının kendi evi olmasını beklemiyordu, özellikle de Heerak yurt dışı seyahati ile ilgili bahaneler uydurduktan sonra. Seokchan’ın sorgulayan bakışları onay arıyordu ve Heerak kararlı bir şekilde başını salladı.
Seokchan şüpheci bir tonla konuşmadan önce tereddüt etti, “Genel Müdür, benden bir şeyler saklamak istiyorsanız sorun değil ancak herhangi bir sağlık sorununuz varsa lütfen bana bildirin. Başkan’a ulaşmam gerekirse bu bilgiye sahip olmak benim için faydalı olacaktır.”
Bunu duyan Heerak kahkahalara boğuldu ancak Seokchan katılmaya pek hevesli görünmüyordu. Heerak ciddi yüzlü sekreteri için suçluluk duygusu hissetti ancak neşesini bastırmakta zorlandı.
Yine de, her geçen gün Heerak Seokchan’a karşı daha da pişmanlık duyuyordu. Eğer soğuk algınlığına yakalanırsa veya aşırı içmekten hastalanırsa ailesinin yaygara koparacağından ve çalışkan sekreterini gereksiz yere azarlayacağından emindi.
“Düşündüğün gibi değil. Ben gerçekten eve gitmek istiyorum.”
Söylediklerinin sadece yarısı doğruydu, diğer yarısı ise biraz bahaneydi.
Gelecekte Seokchan üzüldüğünden ya da hayal kırıklığına uğradığından yakınır ve Heerak’ı mantıksız davranmakla suçlarsa, Heerak bazı şeyleri saklı tutmasına rağmen ona asla yalan söylemediğine dair güvence vermek istiyordu. Heerak’ın Seokchan’ı kandırmaktan kaçınması gerekiyordu ki yalan söylemediğini güvenle söyleyebilsin.
Seokchan, Heerak’ın sadece eve gitmek istediği cevabını duyunca daha da inanamadı ve endişe ile gülümsedi. Heerak sadece eve gitmek isteseydi, en azından bir tane içki içerdi. Seokchan buna inanmasının beklenip beklenmediğini sormak istedi ama o sormasa da Seokchan’ın yüzünü okuyan Heerak sadece kıkırdadı. Kıkırdaması sessizliğini koruyacağının bir işaretiydi.
Seokchan, direksiyonu Heerak’ın evine doğru çevirdi, sonra sıkıntılı bir sesle, “Lütfen daha fazla kaza çıkarmayın. Bekleyin, hayır, bir yerde hata yaparsanız lütfen hemen bana haber verin. Sonuçta, henüz çözmediğiniz bir sorun var değil mi?”
Heerak her şeyi anlatmak için can atıyordu.
‘Bahsettiğin şeyi artık çözmeye niyetim yok’ derse sekreterinin nasıl tepki vereceğini merak etti. Seokchan şaşırırdı ama muhtemelen tamamen şok olmazdı. Seokchan ile geçirdiği zamanı düşünen Heerak, sekreterinin mevcut durum hakkında zaten belli bir fikri olduğunu garanti edebilirdi.
Hatta bundan neredeyse emindi çünkü Seokchan “bu konuyu” bilerek açmamıştı ve üstüne Heerak’a yakın zamanda biriyle görüşüp görüşmediğini sormuştu. Seokchan akıllı ve zekiydi bu yüzden Heerak için endişeli olmasına rağmen sorularını üstelememiş ve ona kaçması için yer bırakmıştı.
Tüm bunlara rağmen yine de Seokchan, günlük iş bittikten sonra her gün doğruca eve gittiği için Heerak’ın şüpheli davrandığını düşünmüş olmalı. Seokchan muhtemelen Heerak’ın evde ne yaptığını merak ediyordu.
Tabii ki, istese bile, en azından şimdilik Heerak’ın eteğindeki taşları Seokchan’a dökmeye niyeti yoktu.
Seokchan’a bir şey söylemek istememesinin birkaç nedeni vardı. En büyüğü utançtı. Sekreterine daha önce ne kadar özel bilgi vermiş olursa olsun, Heerak, şu an yaşadıklarını Seokchan’a söylediği anda kendisi için aşağılanma hissedeceğini ve utançtan bir delik kazıp içine girmek isteyeceğini düşünüyordu.
Ve sonuç olarak Heerak sadece güldü, çünkü yapabileceği tek şey buydu. Objektif olarak konuşulursa eğer, Heerak tuhaf davranıyordu, bunun farkındaydı. “O günden beri” kendinde bir sorun var gibi hissediyordu.
“O gün”, yani Doseonla ikinci kez yattığı günden beri…
***
Sonunda Heerak’ın evine vardılar.
Seokchan’ın önünde asansöre rahatça binen Heerak, kapılar kapanır kapanmaz heyecan ve gerginlikle nefes verdi. Ön kapıyı hızla açtıktan sonra, Heerak banyoya girdi. Hiç düşünmeden elbisesini çıkardı ve saate baktı. 23.00’e 10 dakika vardı. Zamanının kısıtlı olduğunu hissetti ve sinirli bir şekilde bazı küfürler mırıldandı. Fazla zamanı kalmamıştı. Yüzünü özenle yıkayacak zamanı yoktu. Bugün güzel bir köpük banyosu yapmak yerine duş kabinini kullanmaktan başka seçeneği yoktu.
Pudra ve nemlendirici kremleri yüzüne özenle yayarak kendine güzel, nemli bir ışıltı verdi. Saçlarını iyice kuruttu ve özel bir saç ürünüyle hafifçe şekillendirdi.
Ardından soyunma odasına yöneldi. Adımları ağırlaştı. Bu hazırlanma sürecinde onu en çok strese sokan kısım buydu.
Yakışıklı ve güzel olanlar kendi görünüşünün diğerlerinden üstün olduğunu doğal olarak bilirlerdi. Heerak da aynıydı. Bu nedenle, görünüşünü iyi kullanmak için tarzına çok dikkat etmesi gerekmiyordu. Şimdiye kadar, Heerak görünüşüne inanıyordu ve kişisel stilistin onun için seçtiği şeyler arasından gözüne ilk çarpan şeyi giyiyordu. Ama şimdi tam tersi bir durum içindeydi.
Bu akşam giyeceği kıyafeti defalarca değiştirip tekrar tekrar seçti. En yorucu görev, bugün için görünümüne en uygun kıyafetleri seçmekti.
Heerak’ın akşamları bile koşarak gelebilecek bir stilisti ve randevu almasa bile tek bir aramanın ardından güvenle uğrayabileceği bir güzellik salonu vardı. Gözyaşları içinde bu kolaylıklardan vazgeçmesinin nedeni Seokchan’dı.
Bu hizmetleri her gece geç saatlerde kullanırsa, bunun bilgisi birkaç gün içinde Seokchan’ın kulaklarına ulaşırdı. Seokchan’ın şüpheleri olduğunu biliyordu ama elinde somut bir kanıtı yoktu, bu yüzden dırdırı şimdi kabul etmek erken olurdu.
Henüz bunun öğrenilmesini istemiyordu.
Heerak, Seokchan’ın bu ilişkiyi keşfetmesi fikrinden rahatsızlık duymuyordu. Bu noktada Betalar ile ilgili “eğer” ve “ama” ları tartışmak gülünç olurdu zaten. Heerak sadece bu yürek hoplatan anlarını kimseyle paylaşmak istemiyordu. Bunun sebebini kendisi de tam olarak kavrayamıyordu. Kendini anlayamadığı için, sadece içgüdülerini takip edebileceğini düşündü.
Yorum