Çevirmen: Ari
Chen Dong Lan da güldü ve bakışlarını çevirdi. Yuan Yuan’ın güldüğünü ne zaman görse, uzun süre bakmaya cesaret edemiyordu.
“Biraz su ister misin?” Chen Dong Lan, imparatora bir hazine sunmaya hevesli bir memurmuş gibi sordu.
Yuan Yuan, eski püskü eve eleştirel bir bakış attı. “Su içmeme gerek yok. Aç mısın?”
Bunu sorduğunda Chen Dong Lan orman parkından aceleyle döndüklerini ve henüz akşam yemeği yemediklerini fark etti.
Bu yüzden, “Acıktın mı? Hemen bir şeyler pişireceğim.”
“Tüp bile yok. Nasıl yemek yapacaksın?”
“…”
Chen Dong Lan bunu unutmuştu. Çok uzun süre önce taşınmıştı ama bir kez bile yemek pişirmemişti. Kullanılmamış mutfak, eşyalar dışında hep boştu.
Yuan Yuan kaşlarını kaldırdı ve “Bu zamana kadar ne yedin? Dışarıdan mı aldın?”
Chen Dong Lan, aniden yatağının altında yarıya kadar hazır erişte ve dolapta birkaç paket bisküvi ile dolu bir kutu olduğunu hatırlayarak belli belirsiz, “Evet… aşağı yukarı. İşten sonra rahatça dışarıda yiyorum.”
“Gerçekten mi?” Yuan Yuan yakından sorguladı.
“Gerçekten…” Chen Dong Lan, Yuan Yuan’ın onun içini gördüğünü hissetti ve kendinden emin olmadan cevap verdi. Kötü yemek yemeyi amaçlamamıştı, sadece yalnızken yemek yemesi vücudunun gereksinimlerini karşılamak içindi ve başka bir ilgiden yoksundu. Kendine şatafatlı bir akşam yemeği hazırlamak için hiçbir çabadan kaçınmasa bile tadı bisküvi ya da erişteden daha iyi olmayacaktı.
Elbette Yuan Yuan, Chen Dong Lan’ın yalan söylediğini biliyordu. Chen Dong Lan büyük paket bisküviler alır ve onları dolapta saklardı. Bir keresinde sadece kısa bir süre birlikte yaşadıklarını, kıyafetlerinin yanlış yerde tutulduğunu ve Chen Dong Lan’ın odasındaki dolapta onları aradığını hatırladı. İki dolabı vardı. İçlerinden biri, dört mevsim boyunca giydiği tüm kıyafetlerini içeriyordu ve alanın sadece yarısını dolduruyordu. Diğer dolap boştu ama köşede bir paket bisküvi vardı -bir aile boyu paketti, süpermarketten alınabilecek en büyük çeşitten.
Chen Dong Lan’ın dolaba bakışı çok açıktı.
“O zaman yemek yemeye gidelim.” Chen Dong Lan, ifşa olma krizinden kendini kurtarmaya oldukça hevesliydi.
“Bu da iyi.” Yuan Yuan bunu önemsemedi ve dedi ki, “Madem daha önce dışarıda yemek yedin, ne tavsiye edebilirsin? Oraya gideceğiz.”
Chen Dong Lan kekeleyerek konuştu, “Onlar… o dükkanlar bu saatte açık değildir.”
“Gidip görelim.”
Chen Dong Lan’ın elleri arkasında kenetlenmişti. Yuan Yuan, her gün evde bisküvi yediğini biliyor olmalıydı. Neden yine de böyle davranıyordu?
Onu cezalandırmak için mi?
Chen Dong Lan dürüstçe temize çıkmak niyetindeydi. “Aslında ben…”
“Unut gitsin.” Yuan Yuan komik bir ifade ortaya koydu. “Hadi yaşadığımız yere dönelim ve yemek pişirelim.”
Chen Dong Lan neden bu kadar tekrar ettiğini anlayamıyordu ama Yuan Yuan önerdiği sürece her olasılığı değerlendirecekti. “Evde hiç malzeme olmamalı ve şimdi satın almak kolay olmaz…”
Bu noktada durakladı. Kelimeleri her zaman başarısız oluyordu. Oradan çok uzun zaman önce taşınmıştı ama yine de bilinçaltında orayı evi olarak görüyordu.
Burası sadece bir kareydi. Burada yiyip uyuyor, her günü mekanik olarak tekrarlıyordu.
Bir daha asla bir evi olmayacağını düşünmüştü.
Yuan Yuan’ın umurunda değildi. “Erişte yemek de fena olmaz.” Chen Dong Lan düşünmeden reddetti. “Onun yerine dışarıda yiyelim. Ben ısmarlayacağım… Tamam mı?”
Bu kadar uzun süre ayrı kaldıktan sonra Yuan Yuan için yemek yapıyorsa, bu sadece öylesine bir erişte olamazdı. Yuan Yuan için bir şeyler yapma ihtiyacını gidermek amacıyla diğer zamanlardan daha iyi bir şey yapmak zorundaydı.
Yuan Yuan bir kez daha onun yanında kalmasına izin vermişti ve Chen Dong Lan onun önünde en iyisini göstermek istiyordu.
Yuan Yuan kaşlarını çattı. “Madem bir şey yapmak istediğinde benim onayıma ihtiyacın var, neden doğrudan beni dinlemiyorsun?”
Şaşıran Chen Dong Lan, onun isteksiz olduğunu düşündü. “O zaman sadece seni dinleyeceğim. Erişte pişireceğiz.”
“…”
Yuan Yuan kara kara düşündü.
Demek istediği Chen Dong Lan’ın ona her şeyi sormaya devam etmesine gerek olmadığıydı.
Her zaman taviz vermesine gerek yoktu. Yuan Yuan da onun için taviz verebilirdi.
Neden bu kadar aptaldı?
Sonra Chen Dong Lan evinden iki tencere aldı, süpermarket kapanmadan önce bir kutu yumurta almak için koştu ve bir demet taze soğanla artık taze olmayan bir salatalık alıp erişte pişirmek için önceki ortak kiraladıkları evlerine gitti.
Eve girdiğinde Chen Dong Lan’ın kalbi titredi.
Yeterince hızlı, yeterince kafası karışmış ve meşgul bir hâlde ayrıldığına memnundu. Birkaç dakika daha kalsaydı ya da biraz daha aklı başında olsaydı, gitmeye isteksiz olurdu.
Ev biraz dağınıktı. Yuan Yuan, düzeni sevmeyen bir adam değildi. Aksine çevresini toparlamaktan çok memnun olurdu. Sadece meşgul olduğu zamanlar bunu umursayamıyordu. Temizlemeyi düşünmeden önce evin ne kadar dağınık ya da kirli olduğunu düşünmüyordu.
Chen Dong Lan etraftayken, Yuan Yuan’ın kolayca girmediği odasının yanı sıra her gün temizlik ve düzenleme yapardı.
Başka malzemeler görmeyi umarak buzdolabını açtı ama yoktu. Suyun yanında sadece küçük bir şişe açılmamış kırmızı şarap vardı.
Yuan Yuan’ın alkol kapasitesi fena değildi ama bir dereceye kadar iyi de değildi ve evde hiç içmemişti. En azından birlikte yaşadıkları üç yıl içinde Yuan Yuan eve hiç alkollü içki getirmemişti.
Yuan Yuan da buzdolabına bakmak için yürüdü ve Chen Dong Lan’ın bakışlarının şarap şişesi üzerinde oyalandığını görünce, “Bunu Yu Lin vermişti. İçmek ister misin?”
Chen Dong Lan hızla başını salladı. “Hayır… Sadece merak ettim.”
Sadece burada başka birinin izinin olacağından ve başka birinin eşyalarının burada olduğundan endişelenmişti.
Neyse ki Yuan Yuan öylesine sordu, erişte ile kırmızı şarap içmeye hiç niyeti yoktu.
Erişte çok sade ve basitti. Doğranmış taze soğan ve salatalık dilimleri, yanlarında kızarmış yumurtayla üzerlerine serpildi. Chen Dong Lan elinden geleni yapmıştı.
Yuan Yuan tadına baktı, tadı çok tanıdıktı.
Yemek yaparken herkesin kendi tadı olurdu. Tamamen aynı malzemeler kullanıldığında bile, o kişinin tüm yemeklerini birbirine bağlayan farklı bir tat olurdu.
Chen Dong Lan’ın yaptığı yemek, sadece kendisinin üretebileceği bir tada sahipti.
Bundan önceki dönemde ne yediği sorulsa söyleyemezdi çünkü Chen Dong Lan etrafta olmadığında yemekleri çok gelişigüzeldi.
İkisi yemeklerini bitirdiğinde saat onu çoktan geçmişti. Yuan Yuan bulaşıkları yıkamak için toplarken Chen Dong Lan ayağa kalktı. “Öyleyse önce ben döneceğim.”
Yuan Yuan kafasını mutfaktan çıkardı. “Bekle, seni birazdan geri götüreceğim.”
Araba sürmesine nasıl izin verebilirdi? Chen Dong Lan, “Bir taksiye bineceğim. Erken uyumalısın.”
Yuan Yuan’ın sesi kesindi. “Olmaz.”
Chen Dong Lan gerçekten ne yapacağını bilmiyordu. Sadece kibarlık olsun diye mi söylüyordu? Reddetmeli miydi yoksa kabul mü etmeliydi? Kızmaması için ne demeliydi?
Yuan Yuan ellerini kuruladı ve mutfaktan çıktı. Chen Dong Lan’ın çelişkili ifadesini görünce sinirlendi ama aynı zamanda bunu komik buldu. “Karar vermek bu kadar zor mu? Beni rahatsız etmek istemiyorsan o zaman bu gece burada kal.”
Bir anda Chen Dong Lan’ın zihni bomboş kaldı. “…Ama yedek kıyafet veya banyo malzemeleri getirmedim.”
“Benimkileri giy. Yeni malzemelerim de var.”
Chen Dong Lan hemen cevap vermedi, kalbi alev alev yanan bir ateşe atılmış gibi hissediyordu. Artık Yuan Yuan sadece kibarlık yapıyor olsa bile reddedemezdi. Utanmadan kalacak ve Yuan Yuan’ın daha önce giydiği kıyafetleri yine utanmadan giyecekti.
Yuan Yuan, Chen Dong Lan’ın kıyafetlerini giymesine izin vereceğini ama kesinlikle iç çamaşırını giymesine izin vermeyeceğini söylemişti. Sonra Chen Dong Lan’a eski pijama takımını verdi ama iç çamaşırı yeniydi.
İkisi de yıkanmayı bitirip dinlenmeye hazır olduktan sonra Chen Dong Lan aniden giderken odasından her şeyi çıkardığını ve yatakta sadece bir şilte kaldığını hatırladı.
Yuan Yuan kapı çerçevesine yaslanıp yatağı izleyen Chen Dong Lan’a baktı. Bunu zaten önceden düşünmüş gibiydi. “Yatağım yeterince büyük. Bu gece birlikte yatalım.”
Chen Dong Lan şaşırmıştı. “Ben kanepede uyuyacağım.”
“Sadece kibarlık olsun diye söylediğimi mi düşünüyorsun?”
Chen Dong Lan’ın kalp atışları hızlandı ve bir dürtüyle cevapladı. “Tamam o zaman. Birlikte yatalım.”
Yuan Yuan’ın yatağı aslında epeyce büyüktü. Burası tek banyolu ana yatak odasıydı. Daha önce ikisinin de ayrı ayrı yıkanıp bireysel hayatlarını birlikte yaşayabilmeleri de bu yüzdendi.
Yuan Yuan, Chen Dong Lan için yeni bir yastığa kılıf geçirip sol tarafa koydu, sonra sağ tarafa uzandı. Başucu lambasını kapattıktan sonra karanlık ne yapacağını bilmeyen Chen Dong Lan’ı koruyordu.
Sert vücudu biraz rahatlamıştı.
Yuan Yuan “İyi geceler,” dedikten sonra esnedi.
Chen Dong Lan mırıldanarak cevap verip uzandı. Yuan Yuan ile aynı yorganın altında olduğu için yatağın diğer tarafında hafif bir çöküntü hissedebiliyordu. Chen Dong Lan’ın gözleri ağrıyordu ve şişmişti.
Uyumadan önce sohbet etmediler, Yuan Yuan çabucak uykuya daldı ve nefesi yavaşladı. Chen Dong Lan arkası ona dönük bir şekilde yan yatıyordu, bakmaya bile cesaret edemedi.
O da çok çabuk uykuya dalmıştı.
Uyuduktan sonra bir rüya görmeye başladı ama bu hoş bir rüya değildi.
Yuan Yuan’ın gitmesine izin verdiği günü gördü. Yuan Yuan başka bir yere taşınacağını söylediğinde kalbinde bir soğukluk hissetti.
Yuan Yuan’ın kesinlikle bilmesi gerektiğini düşündü.
Ortak kiraladıkları eve ait olduğu bir yermiş, kendi eviymiş gibi davranmayı benimsemiş, Yuan Yuan’a güvenmeyi kendine görev edinmiş ve kirasını paylaşmak için onu nazikçe davet eden eski sınıf arkadaşına bu tarif edilemez duyguları beslemişti.
Yuan Yuan’ın tek cümle edip gitmesini çaresizce izledi. Yalnızlık, kalp ağrısı, umutsuzluk, hepsi bir araya geldiğinde ruh hâlini tam olarak tarif edemezdi.
Sonra daha korkunç bir görüntü ortaya çıktı. Soğuk, derin suya düşmüştü ve boğulmak üzereydi. Yuan Yuan yan taraftaydı, gözleri sudan bile soğuktu.
“İğrençsin.” dedi. “Benden hoşlanıyorsun, ne kadar iğrenç...”
“Chen Dong Lan… Chen Dong Lan!”
Soğuk bir el Chen Dong Lan’ın alnındaydı ve onu çektiği acının ortasından çekip çıkardı.
Yuan Yuan’ın gözleri endişe doluydu. “İyi misin?”
Yuan Yuan çok derin bir uykudaydı ama yanındaki Chen Dong Lan’ın kısa ve yoğun nefesi onu uyandırmıştı.
Bir şeylerin ters gittiğini hemen anlayıp ışığı açtığında Chen Dong Lan’ın yüzünün anormal derecede kırmızı olduğunu ve tüm vücudunun terden sırılsıklam olduğunu görmüştü.
“Elin neden bu kadar soğuk…” Chen Dong Lan uyandığında ilk fark ettiği şey buydu.
“Ateşin var!” Yuan Yuan kızmıştı. Uyurken bütün vücudu sıcaktı, nasıl soğuk olabilirdi? Chen Dong Lan’ın ateşi tam olarak ne kadar yüksekti?
“Seni hastaneye götüreceğim.” Kalktı ve saate baktı. Saat gecenin üçüydü.
Chen Dong Lan onu durdurmak istedi ama hareket edemediğini fark etti. Kendinde bir sorun olduğunu hissetmiyordu. Rüyadan uyanıp Yuan Yuan’ı gördüğünde vücudunun bir tüy kadar rahat ve hafif olduğunu hissetti.
Yuan Yuan pijamalarını çıkarıp yatağın yanında üstünü değiştirdi. Hızlı hareketlerle hemen giyindi. Chen Dong Lan’a yardım etmek için yürüdü, sonra bir palto kapıp Chen Dong Lan’a giydirdi.
“Yuan Yuan, ben iyiyim…”
Yuan Yuan mutsuz görünüyordu. “İyi olduğunu düşünmüyorum.”
Bununla Yuan Yuan’ın bacaklarını yorganın altından çıkardı ve ayakkabılarını giymesine yardım etmek için çömeldi.
Yorganın altından çıktıktan sonra Chen Dong Lan kendini iyi hissetmemeye başladı. Ter içindeydi, pijamaları vücuduna yapışmıştı. Soğuk havayla karşılaştığında hem sıcaklamış hem de üşümüş hissetti.
Başı dönüyordu ve ‘Yuan Yuan ayakkabı giymeme yardım ediyor’ gerçeğine pek tepki gösteremedi.
Hastaneye ulaştığında acil de tedavi gördü ve ilaç yazıldı. Yalnızca bekleme salonunda bir serum takılırken tepki verdi. Yolda Yuan Yuan’ın sırtında yatıyordu.
Yuan Yuan hesabı ödeyip geri döndü ve tek kelime etmeden yanına oturdu.
Chen Dong Lan onu baştan susturmaya çalıştı. “Yuan Yuan…”
Yuan Yuan ona sinirle baktı. “Daha önce hastaneye gelmeni istediğimde arabadan inmeyi tercih ettin. Harika, gecenin ortasında 39.7 derecelik yüksek ateşlesin. Artık tatmin olmuşsundur.”
Chen Dong Lan pişmanlıkla doluydu. Aldığı tüm kararlar Yuan Yuan’a dayanıyordu. Yuan Yuan’ı rahatsız etmeme ve onu asla kızdırmama ilkesine bağlıydı. Ama çok sakar ve işe yaramaz olduğu için olmalıydı ki işler istediği gibi gitmemişti.
Chen Dong Lan kısık bir sesle, “Üzgünüm.” dedi.
Yorum