Çevirmen: Ari
Başta Yuan Yuan, Chen Dong Lan’ın onunla iletişime geçmek için önce davranacağını düşündüğü için telefonuna kilitlenmişti.
Birkaç arama ve kısa mesaj aldı, hatta bir şaka aramasını yanlışlıkla cevapladı ancak Chen Dong Lan onunla hiç iletişim kurmadı.
İşten sonra Chen Dong Lan ile evde konuşabileceğini düşündü.
Ta ki evdeki sönük ışıkları görene kadar.
Evde artık orada yaşayan başka bir kişinin izi yoktu. Chen Dong Lan’ın çok az kişisel eşyası vardı, üstelik bunları asla rastgele yerleştirmezdi. Normalde en çok aldığı şey kitaplardı. Daha sonra her gün yemek yapmaya başladığında çeşitli işlevlere sahip tencere ve mutfak aletleri almıştı. Boyutları büyük değildi ve iki kişi için uygundu.
Şimdi bunların hepsi ellerinden alınmıştı.
Her neyse, Yuan Yuan yemek yapamadığı için onları burada bırakmasının zaten bir anlamı yoktu. Gerçekten ihtiyacı olsa bile sadece erişte yapabilirdi ki onun da tadı berbat olurdu.
Güldü, sonra çalışmak için odasına geri döndü.
İki gün sonra Chen Dong Lan bir mesajı gönderdi. “Çoktan yeni eve yerleştim. Son zamanlarda çok meşgulüm, zamanım olduğunda seni ziyaret edeceğim.”
Chen Dong Lan biraz tuhaf bir insandı. Bir bilgisayarı ve akıllı telefonu vardı ama onların en önemli işlevini hiç kullanmıyordu.
Evdeyken bile telefonu veya bilgisayarıyla hiç vakit geçirmiyordu. Kitap okumadığı zamanlar kanepede oturup televizyon izliyordu. Reklam bile olsa ciddiyetle ekrana bakardı. Üstelik hep sabit bir pozisyonda duruyordu. Kiralık evlerindeki kanepenin üzerinde birkaç yıl geçirmişti. Oturduğu yerde eski hâline dönemeyen bir çöküntü bile vardı.
WeChat’i yoktu ve telefonunu hiçbir zaman bir şey satın almak için kullanmamıştı. Akıllı telefonunun modeli çağa ayak uyduruyordu ancak onu yalnızca arama yapmak veya kısa mesaj göndermek için kullanırdı.
Bunun tek istisnası, okul münazara takımı grubuna eklenmiş olması ve üniversitede oldukça aktif olmasıydı.
Mesajını aldıktan sonra Yuan Yuan onu aradı.
“Selam?” Chen Dong Lan’ın tarafı çok sessizdi.
“Nereye taşındın? Bugün işten sonra gelip bir bakacağım.”
Bir gürültü cümbüşünün ardından Chen Dong Lan aceleyle, “Gerek yok, gerek yok, ben burada iyiyim.” dedi.
“Az önceki gürültü neydi?”
“…Telefonu düzgün tutamıyordum.” Chen Dong Lan’ın sesi kısıktı.
Yuan Yuan kendisinin güldüğünün farkında olmadan katı bir ses tonuyla “Neden gerek yok, gelip seni göremez miyim?” diye sordu.
“Öyle değil… öyle değil,” diye açıkladı Chen Dong Lan, “Sadece son zamanlarda işle çok meşgulüm, o yüzden düzgün bir şekilde toparlayamadım. Ev çok dağınık ve seni davet etmek için gerçekten utanç verici hâlde.”
Önceki kısa mesajında yerleştiğini söylemişti. Yuan Yuan buna aldırış etmedi ve devam etti, “O hâlde yerleşmene yardım etmem daha doğru olur.”
“…” Chen Dong Lan’ın cevapları tükenmişti.
“Şuna ne dersin; evi toparlamak için acele edeceğim, sonra da seninle iletişime geçeceğim. O zaman gelebilirsin, tamam mı?” Chen Dong Lan, ‘bunda güzelce anlaşalım’ tonunu kullanıyordu.
“Tamam, o zaman öyle yapalım.” Tam o sırada ofisinde biri onu aradığı için telefonu kapatmak zorunda kaldı.
Chen Dong Lan, bir şeyi yapacağını söylediğinde hemen yapacak biriydi. Daha iki gün geçmeden Yuan Yuan’a evin düzgün bir şekilde yerleştirildiğini bildiren bir mesaj gönderdi.
Ama şans eseri ofisi büyük bir davaya karışmıştı. Her gün mesaiye kalmak için ofiste sabahlayan epeyce insan oluyordu. Yuan Yuan oradan kaçamadı, yapabileceği tek şey Chen Dong Lan ile buluşmayı ertelemekti.
Muhtemelen dünyada bunun gibi birçok durum vardı. İnsanlar nadir bir fırsat bekliyor ve bu fırsat bir kez kaçırıldığında sonsuza kadar beklemek zorunda kalıyorlardı.
O noktadan sonra Yuan Yuan bir aydan fazla bir süre Chen Dong Lan ile tekrar iletişime geçmedi. Bu süre zarfında işle ve yeni evindeki tadilatlarla meşguldü, Chen Dong Lan’ı düşünmedi.
Daha sonra olanlar olmasaydı, muhtemelen artık iki yabancı olacaklardı.
Bunu başlatan kişi, münazara ekibinden dışa dönük ve sıcak kalpli bir Xuejie’ydi.* Okul zamanlarında bütün Xiediler* ve Xuemeiler* onun bakımını ve ilgisini görmüştü. Mezun olduktan sonra çalışmak için yurt dışına gitmiş, orada evlenip doğum yapmıştı. Bu yıl nadir bir ziyaretle geri döndüğünde hâlâ T şehrinde olan münazara ekibindeki herkesin toplanmasını istedi.
Ç/N: Xuejie, kendinden büyük ve kıdemli kadınlar için, Xiedi, kendinden küçük ve kıdemsiz erkekler için, Xuemei de kendinden küçük ve kıdemsiz kadınlar için kullanılır.
İlk yanıt veren Yu Lin’di ve organizatör olmak için gönüllü oldu, hatta Xuejie’ye kızını getirmesi için şiddetle ısrar etti. Ancak Kafkasyalı kocasının onlara eşlik edeceğini öğrendikten sonra kayıtsız bir şekilde pes etti.
Sadece yemek ve içmek için bir yere gitmeleri çok basit kalacağından Yu Lin herkes için bir tur planladı. T şehri yakınlarında, manzaralı noktalarıyla ünlü bir orman parkı vardı. Arabayla yaklaşık üç saat sürüyordu. Yurt dışında yaşayan Xuejie’nin anavatanının büyük nehirlerini ve dağlarını görmesi çok iyi olurdu.
“…ve o yabancı da bizim manzaramızı görebilir.” Yu Lin öfkeyle söylendi.
Üniversite yıllarında bu Xuejie’ye karşı bir beğeni ve hayranlık besliyordu. Hafif bir hoşlantı olmasına rağmen tekrar düşünmek yine de üzücüydü.
“Kocası iş için gelmişti, hani bizimle gelmeyecekti.” Xuejie, aktiviteleri düzenleme görevini Yu Lin’e vermiş olsa da özel olarak Yuan Yuan’dan da yardım istedi.
“Şu anda kaç kişi var?”
Yuan Yuan istemsizce, “Chen Dong Lan’ı davet ettin mi?” diye sordu.
Sorduktan sonra boş boş baktı. Sözcükler neden bu kadar doğal çıkmıştı? Oysaki uzun zamandır hiç konuşmamışlardı ve bu kişiyi unuttuğunu bile düşünmüştü.
Yu Lin ifadesiz bir şekilde “Hayır.” dedi.
“O zaman onu da davet et.”
Yu Lin bir sorunu dile getirdi, “Şey… Chen Dong Lan, o, buluşmalara pek katılmıyor gibi…”
Yu Lin’in söylediği bir gerçekti. Chen Dong Lan’ın kişiliği fazla içe dönüktü. Buluşmalar sırasında eğlenceye katılmazdı ve bir fon tahtası gibi köşede sessizce otururdu. Münazara ekibi sık sık buluşma yapsa da bir süre sonra Chen Dong Lan neredeyse hiç davet edilmemişti.
“O ayrı mesele.” Yuan Yuan sinirli bir şekilde kaşlarını çattı.
“O zaman onu sen davet et.” Yu Lin kararlı numarası yaptı. “Hem onunla uzun süredir yaşıyorsun.”
“O da ayrı mesele.” Yuan Yuan parmağını kaldırdı ve sert bir ifadeyle Yu Lin’e doğrulttu. “Davet ediyor musun, etmiyor musun?”
Yu Lin başını eğip itaatkar bir şekilde, “Edeceğim… Edeceğim, tamam mı?” dedi.
Sonunda gezi turuna çıkan toplam yedi kişi vardı.
Cuma günü için bir saat belirlendi, herkes işten sonra yola çıkacaktı. Oraya vardıklarında çok geç olmayacaktı ve bir gece dinlendikten sonra ertesi sabah erkenden kalkıp dağa tırmanabileceklerdi.
Cumartesi günü orada kalacaklar, sonra Pazar günü öğlen geri geleceklerdi ve birlikte bir akşam yemeği için yeterli zamanları da olacaktı.
Yu Lin ısrarla Xuejie’den kızını getirmesini istemişti. Bu sebeple dört yaşındaki küçük kıza bir hediye almak için yarım günlük izin aldı. Yuan Yuan’ın da işi biraz sonra bitmişti. İlk önce beşte gidip iki sınıf arkadaşını alması, ardından da evde bekleyen Chen Dong Lan’ı alması gerekiyordu. Mesajlarını kontrol ederken okunmamış bir mesaj gördü: “Yolun çok dışında yaşıyorum, yoldan sapman için seni rahatsız etmek istemiyorum. Önceden ofise geleceğim.”
Yuan Yuan, resepsiyona “Beni aramaya gelen herhangi bir arkadaşım var mı?” diye sormak için hemen iç hattı kullandı.
Resepsiyonist, “Hiç kimse gelmedi…” dedi.
Yuan Yuan aceleyle eşyalarını topladı ve ofis binasından çıkarken Chen Dong Lan’ın yanında bir çantayla binanın önündeki meydanda, çiçeklerin ve çalıların yanında öylece durduğunu gördü.
Chen Dong Lan ana giriş yönüne baktığı için hemen Yuan Yuan’ı fark etmişti.
Yuan Yuan birkaç adımda yanına vardı, “Neden beni içeride beklemedin?”
Resepsiyona arkadaşı olduğunu söylemiş olsaydı, misafir odasında bir fincan sıcak çayla bekleyebilirdi. Dışarıda soğuk rüzgarda duracak kadar ileri gitmesi gerekiyor muydu?
“Daha yeni geldim. Her neyse, saat neredeyse beş ve rahatsız etmemek daha iyiydi.” Chen Dong Lan ayrı kaldıkları süre boyunca saçlarını kesmişti. Yuan Yuan, bunun yüzünden mi olduğunu bilmiyordu ama daha zayıf görünüyordu.
Chen Dong Lan’ın spor çantasını kaptı ve kaldırdığında ağır olmadığını fark etti. İfadesi gevşemişti ama sesi hâlâ pek iyi değildi, “Her zaman çok kibarsın.”*
Ç/N: İroni yapıyor.
Bunca zaman sonra, yirmili yaşlardaki iri yarı bir adam olan kendisinin, daha önce olanlara beklenmedik bir şekilde hâlâ kızgın olduğunu fark etti.
İkisi otoparka yürüdüler ve Chen Dong Lan çantasını geri aldı. Yuan Yuan onu bir daha elinden almadı, yalnızca arabadaki klimayı birkaç derece daha yükseğe ayarladı.
Biri kadın ve diğeri erkek iki arkadaşı, Ou Yang ve Zhou, çok yakınlarda yaşıyorlardı.
Arabaya binen Ou Yang, Yuan Yuan’ın omzuna hafifçe vurdu, “Yuan Lao Da* son görüşmemizin üzerinden ne kadar zaman geçti?”
Ç/N: Lao Da, ailenin en büyük çocuğuna, patrona, bir grubun liderine karşı ya da bazen de sadece bir saygı ifadesi olarak kullanılır.
Ou Yang daha önce Yuan Yuan ile ulusal bir münazara yarışmasına katılmıştı ve onunla çok iyi bir ilişkisi vardı. Yuan Yuan da çok mutluydu, ikisi ön yolcu koltuğunda oturan Chen Dong Lan’ı tamamen yok sayarak coşkuyla sohbet ettiler.
Neyse ki bu durum uzun sürmedi. Xiao Zhou’yu aldıklarında Xiao Zhou, Chen Dong Lan’ın varlığına çok şaşırmıştı. “Geleceğini düşünmemiştim. Vay canına, bu çok beklenmedik bir şey.”
Ou Yang’ın tuhaf bakışlarını hisseden Xiao Zhou güldü ve “Okul takımına ilk katıldığımda Chen Dong Lan ile çok uzun bir münazara yarışı yapmıştık.” dedi.
Yuan Yuan’a bakarak, “O zamanlar Yuan Lao Da bize her gün koçluk yapmaya gelmişti çünkü Chen Dong Lan onun eski sınıf arkadaşıydı ve ben de bundan faydalandım.”
Chen Dong Lan benzeri görülmemiş bir şekilde güldü, “O zamanlar herkesi geri tutan bendim…”
Xiao Zhou elini salladı, “Hayır, hayır, aslında herkes sana hayrandı. Konuşmayı sevmesen de mantığın çok keskindi ve dördüncü münazara pozisyonunda çok iyiydin. Ne zaman zirveye yaklaşsak bizi geri çekerdin.”
Herkes münazarayı sevdiği için bu konudan bahsederken Ou Yang da çok ilgiliydi. “Şimdi bahsedince, biraz bir şeyler hatırlıyorum gibi. O zamanlar takımda tuhaf bir münazara tarzına sahip birinin olduğu söyleniyordu. Her ayağa kalktığında atmosferin aniden değişmesine neden olup çok yavaş konuşuyordu. O sen miydin?”
Xiao Zhou kahkahayı patlattı. “Bu o. Ne zaman bir yarışmayı bitirse azarlanırdı.”
Yuan Yuan da o dönemdeki olayları hatırlıyordu. Chen Dong Lan’ın okul takımına bu kadar beceriksiz bir şekilde girmesinin tek nedeni sağlam mantığıydı. Korkunç olan şey, Chen Dong Lan’ın münazara tarzının büyük bir sorunu olmasıydı. Bir çocuğu uyumaya ikna ediyormuş gibi yavaş ve nazikti. Münazara diğer tarafı ikna etmesi gereken bir oyundu. Doğru söylense bile konuşma tarzında bir süsleme olmadan jüriyi ve seyirciyi etkileyemezdi.
Bu yüzden Chen Dong Lan sık sık fırça yerdi. Yarışmalardan sonra jüri tarafından, takım arkadaşları tarafından, takım lideri tarafından ve son olarak da kendisi tarafından azarlanırdı.
Yuan Yuan araba sürüyordu ama Chen Dong Lan’a bakacak kadar dikkati dağılmıştı, gözlerinde belli belirsiz bir gülümsemenin olduğunu gördü. Aslında nadiren duygularını yansıtırdı.
Bu şekilde mutluluğunu açığa çıkarması da oldukça nadirdi.
Yorum