Çevirmen: Ari
Yuan Yuan geldiğinde buluşmadaki herkes yeterince içki içmiş gibiydi.
Onu gördüklerinde yüzleri çoktan kıpkırmızı olmuştu ve onu da sarhoş etmek isteyerek bir içki daha istediler. Yuan Yuan’ın alkol kapasitesi fena değildi ama yine de bu sarhoş grubunun saldırısını kaldıramadı. Gece yarısından sonra dağıldıklarında doğru dürüst yürüyemiyordu.
Eve vardığında ışıklar hâlâ açıktı, Chen Dong Lan kanepede oturmuş televizyon izliyordu. Gecenin ortasında izlediği şey bir varyete şovunun tekrarıydı ve sunucunun kahkahası çok abartılıydı.
Şaşkınlık içinde, “Uyumadın mı?” diye sordu.
Chen Dong Lan hafifçe iç çekip televizyonu kapattı. Yuan Yuan, bu eylemin aşırı derecede basit olduğunu düşündü. Eğer, “Uyumana gerek yok, sadece bütün gece televizyon izle.” derse öyle mi yapacaktı?
“Kendini iyi hissetmiyor musun?”
Yuan Yuan durmadan şakaklarını ovuştururken, “Biraz.” diye yanıtladı.
“Sana ayılman için çorba pişireceğim.” Chen Dong Lan başı eğik şekilde kanepede otururken parmakları uzaktan kumandayı eziyor, bilinçsizce oraya buraya basıyordu.
Yuan Yuan’ın dikkati dağıldı, “…Gerek yok, çok geç oldu.” Çoğu zaman Chen Dong Lan’ın düşüncesinin gerçek mi yoksa şimdiki gibi nezaketen mi olduğunu ayırt edemiyordu.
“Nasıl olsa uyuyamıyorum.” Chen Dong Lan çok doğal bir şekilde konuştu ve mutfağa yürümek için ayağa kalktı. Bu daire büyük değildi ve mutfağın ışığı açıkken neredeyse bütün ev aydınlanıyordu. Chen Dong Lan ocağı açtığında yanma sesi duyuldu. Artık gecenin geç saatleriymiş gibi hissettirmiyordu.
“Gerçekten gerek yok.” Yuan Yuan onu takip etti. “Çalışma saatlerim epey katı ama yarın biraz geç kalsam sorun olmaz. Eğer gerçekten çorba içmem gerektiğini düşünüyorsan bırak, ben kendim yaparım.”
Chen Dong Lan duraksadı.
“Tamam.” İki saniye kadar durdu, küçük çorba tenceresini ocağa koyduktan sonra bıraktı, “Aslında biraz yorgunum. Sen devam edebilirsin.”
“Tamam, iyi geceler.” Yuan Yuan’ın ruh hali biraz karmaşıktı.
Chen Dong Lan’ın ses tonu gerçekten de yorgun gibiydi. Mutfaktan çıkarken başını hafifçe eğdi ve Yuan Yuan kapının kenarına yaslandığı için omuzları ona sürttü.
Tam o sırada Yuan Yuan aniden yanlış bir şey söylemiş olabileceğini fark etti.
Işık hâlâ açıktı ve ocak yanıyordu. Mutfakta yalnız kalmıştı, ev sessizdi; gece geç saatler yine gecenin geç saatleri olmuştu.*
Ç/N: Az önce “gecenin geç saatteleriymiş gibi hissettirmiyordu” cümlesine atıf olarak yazılmış yani Chen Dong Lan gidince kendini yalnız hissediyor.
Yuan Yuan, ocağın önünde durdu. Telefonundaki zamanlayıcıyı ayarladı, Chen Dong Lan ve kendisi arasındaki etkileşimin eskisi kadar tatmin edici olmadığını hissederek çorbayı umursamazca pişirdi.
Son üç yılda Chen Dong Lan ile bir aile gibi her açıdan rahat bir şekilde birlikte yaşamışlardı.
Ancak son zamanlarda Chen Dong Lan’a karşı olan davranışlarını ve tavırlarını aşırı derecede yorumlamaya çalışmaya başlamıştı. Kalbinin derinliklerinde her zaman bu yorumların belki de yersiz olmadığını hissediyordu..
Bu akşamki yemek masasını hatırlayan Yuan Yuan buzdolabını açtı. Birkaç şişe su dışında tamamen boştu.
Aslında akşam çok fazla yemek pişirmişti, hepsini tek başına bitiremezdi ve bu yüzden hepsini atmış olmalıydı.
İçinde tarif edilemez bir rahatsızlık hissetti.
Son zamanlarda Yu Lin bir ev satın alma sürecindeydi. Mezun olduktan sonra bir tane kiralamıştı ancak sonra hoşlanmamış, kısa bir süre sonra başka bir yere geçmek istemişti. Birkaç yıl çalıştıktan ve parası olduktan sonra kendi evini almak için acele ediyordu.
“Dört yatak odası, bir oturma odası ve bir yemek odası, ofisten otuz dakika uzaklıkta, mahallenin yakınında yiyecek ve içecek alabileceğim bir cadde var, yeme ve içme konusunda da endişelenmeye gerek yok…” Yu Lin, yeni evinin her ayrıntısını anlattı. Peşinatını yeni ödemiş olduğundan hemen taşınmak için can atıyordu.
“Bu kadar büyük bir evde tek başına mı kalacaksın?” Yuan Yuan’ın onun tekrarlayan sözlerinden başı ağrımıştı.
Yu Lin ciddi bir şekilde yanıtladı, “İki çocuğum olsun istiyorum…”
Yuan Yuan güldü. İki çocuk mu? Bu yaşına kadar Yu Lin bir kızın elini bile tutmamıştı.
Yuan Yuan’ın onunla alay ettiğini hisseden Yu Lin biraz utandı ve konuyu değiştirdi, “Gerçekten komşum olmayı düşünmek istemiyor musun?”
Yu Lin ev seçerken bu soruyu zaten sormuştu.
Yuan Yuan gülümsemeyi bıraktı, “Daha önce de söylediğim gibi, ev satın almak gibi bir planım yok.”
Yu Lin onunla sohbet etmek için Yuan Yuan’ın masasının yanında duruyordu. Bunu duyduktan sonra bir sandalye çekip karşısına oturdu, “Ev almayacaksan o zaman o kiralık eski küçük evde bir ömür yaşayacak mısın?”
Yuan Yuan boş boş baktı.
O gerçekten… böyle düşünüyormuş gibi görünüyordu.
Daha önce Yu Lin ona, onun da bir ev satın almak isteyip istemediğini sorduğunda kesin olarak reddetti. O zamanlar üzerinde fazla düşünmemişti. Bu sadece bilinçaltının bir tepkisiydi.
Şimdi geriye dönüp baktığında, Chen Dong Lan ile yaşamaya devam etmenin kötü olmadığını hissediyordu ve bunun bitme olasılığını hiç düşünmemişti.
Yu Lin bir şeyler hissediyor gibiydi, “Chen Dong Lan yüzünden olamaz…”
Yu Lin ve Yuan Yuan aynı yılda mezun olmuşlardı. O da okul münazara takımındaydı ve kendini Yuan Yuan’ın en iyi arkadaşı olarak görüyordu. Chen Dong Lan ekibe katıldıktan ve Yuan Yuan ile karşılaştıktan sonra arkadaşlıkları hızla yeniden kurulmuştu. Başlangıçta hepsinin birlikte takılabileceği düşündü ancak Chen Dong Lan, Yuan Yuan dışındaki herkese karşı son derece kayıtsızdı. Tüm bu süre boyunca Chen Dong Lan ile belirli olmayan bir ilişki sürdürmüşlerdi.
Yu Lin çılgınca bir tahminde bulundu. “Benden hoşlanmadığını hep hissetmiştim. Ama sırf komşu olmamızı istemiyor diye başka bir eve taşınmana izin vermeyecek kadar kötü olamaz, değil mi?”
“Senden hoşlanmadığını nereden çıkardın? Sadece içe dönük bir kişiliğe sahip. Öyle söyleme.” Yuan Yuan bunu söylerken çok ciddiydi.
Yu Lin şaşırdı, “Cevabın oldukça hızlı, hemen Chen Dong Lan’ı destekliyorsun.”
Yuan Yuan sustu.
Yu Lin de konuşmadı. Ortam bir süreliğine biraz tuhaftı.
“Sen…” Yu Lin onu yokladı.
Yuan Yuan hemen sözünü kesti ve “Bu hafta sonu gidip bir bakacağım.” dedi.
Yu Lin gözlerini genişletti, “Neye bakacaksın?”
“Evlere.”
Bu Yuan Yuan’ın kişiliğiydi: Bir şeye karar verdiğinde, eylemleri özensiz olmazdı. Aslında bir ev satın almak için fazlasıyla para biriktirmişti, üstelik Yu Lin onu komşusu olmaya davet etmişti. Böylece hafta sonu geldiğinde Yu Lin’inkiyle tamamen aynı model olan bir eve sahipti.
Tam da bu yüzden Chen Dong Lan’a bunu nasıl anlatacağı konusunda bazı tereddütleri vardı.
Pazar günü ikisinin de işi yoktu. Chen Dong Lan yediden önce kalkmıştı. Yuan Yuan alarmı duydu ve saate bakarak biraz tembellik etmeye karar verdi. Dokuzda kalktığında, Chen Dong Lan televizyon izliyordu.
“Kahvaltını yaptın mı?”
Chen Dong Lan’ın dikkati sabah haberlerindeydi ve bakışlarını çevirmedi, “Yaptım.”
Yuan Yuan buzdolabını açtı. Dünden farklıydı. Bugün buzdolabı, kilitli poşetlere konulmuş taze sebzelerin yanı sıra süt ve yumurtalarla doluydu.
“Bu sabah erkenden yiyecek almaya mı gittin?”
“Evet.” Chen Dong Lan, “Senin için yağsız etli yumurta lapası pişirdim. Neredeyse pişmiş olmalı.”
Yuan Yuan, dolabı kapatmayıp cevap vermeden buzdolabının kapısına yaslandı.
Onun hareketsiz olduğunu gören Chen Dong Lan mutfağa girdi ve kepçeyle yulaf lapası almasına yardım etmek için bir kase çıkardı. Yarım kaseyi doldurduktan sonra, “Bak bakalım, bu kadar yeterli mi?” diye sordu.
Yuan Yuan yürüdü ve bakmadan, “Yeterli. Yulaf lapasını şimdi hazırladıysan daha önce ne yedin?”
Chen Dong Lan yulaf lapasının üzerine biraz taze soğan serpti, “Bisküvi.”
Birkaç yıldır profesyonel bir avukat olarak, Yuan Yuan’ın suskun olduğu zamanlar nadirdi. Bu an da onlardan biri olarak sayılabilirdi.
Yuan Yuan yulaf lapasını yerken Chen Dong Lan televizyon izlemek için geri döndü.
Ne kadar sürede yemek yediğini bilmiyordu. Kısacası aklı karışmıştı. Son birkaç lokma yulaf lapası çoktan tamamen soğumuştu. Kaseyi yıkayıp kuruttuktan sonra dolaba koydu ve doğrudan Chen Dong Lan’ın yanına oturdu.
Kanepe büyük değildi bu yüzden üzerinde oturan iki adam neredeyse birbirlerine yapışmış hâldelerdi. “Chen Dong Lan… Ofisime çok yakın bir ev aldım ve birkaç ay içinde taşınmayı planlıyorum.” dedi.
Chen Dong Lan ona baktı. Sanki hiçbir tepkisi yokmuş gibi gözleri biraz belirsizdi.
“Durum buyken… kira için yeni birini mi arayacaksın yoksa yeni bir eve mi taşınacaksın? Yeterli zamanın yoksa önemli değil. Kiranın yarısını karşılamana yardım edebilirim.”
Yıllar sonra bile Yuan Yuan o anki Chen Dong Lan’ı hâlâ hatırlıyordu.
Önce başını eğip yüzündeki tüm ifadeyi gizledi. Bir süre sonra eliyle alnını tuttu. Yuan Yuan onun parmaklarının titrediğini açıkça görebiliyordu.
Başını tekrar kaldırdığında yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı, “Vaktim olunca yeni bir yer arayacağım. Satın aldığın ev nerede? Tebrik ederim.”
Gülümsemesi mükemmeldi, en ufak bir samimiyetsizlik bile görülmüyordu.
Yuan Yuan ona mahallenin adını söyledi.
Chen Dong Lan başını salladı, “Orayı duymuştum. İyi bir semt olduğu için evler çok pahalıymış.”
Yuan Yuan şaka yapıp “Yani eğer pahalı olmasaydı benim gibi oradan mı ev alacaktın?” dedi.
Chen Dong Lan gözlerini kaçırdı, “Evet.”
Neden “Evet.” dedi ki?
Yuan Yuan’ın ona cevap vermesinin binlerce yolu vardı, ama sonunda sadece güldü ve işi bahane ederek kendi odasına döndü.
—
Bugün, üç yıllık birlikte yaşamalarının son günüydü.
Ertesi sabah Yuan Yuan, Chen Dong Lan’ın eşyalarını toplama sesiyle uyandı. Perdeleri açıp baktıktan sonra havanın hâlâ karanlık olduğunu gördü. Odadan çıktı. Oturma odasında bir sürü paketlenmiş kutu vardı ve Chen Dong Lan onları üst üste yığıp kontrol ediyordu.
Yuan Yuan kekelememeye çalışarak konuştu, “…Eşyalarını mı topluyorsun?”
Aslında yeni evinin devir teslim tarihi henüz gelmemişti ve taşınmasına daha çok zamanı vardı. Bugün gitmesi gerekse bile Chen Dong Lan’ın Pazartesi sabahı toplanmasına gerek yoktu! Paketlemeyi neredeyse bitirmiş gibi görünüyordu. Bütün gece uyumamış mıydı?
Yuan Yuan biraz kızgındı. Kalbinde çalkalanan bilinmeyen duygularla, “Seni kovdum mu?”
“Öyle değil.” Chen Dong Lan bir kutuyu bıraktı, sonra doğruldu. Eğilmiş olduğu için yüzü hafifçe kızarmıştı, “Şans eseri evini kiraya veren bir arkadaşım var. Tek oda ve fiyatı da benim için uygun. Hemen şehir dışına çıkması gerekiyormuş, o yüzden bugün taşınmam en iyisi.”
Biraz endişeyle ve aynı zamanda büyük bir çabayla açıkladı.
Ama Yuan Yuan’ın öfkesi bir nebze olsun azalmamıştı, “Bu bugün her şeyi toplaman gerektiği anlamına gelmiyordu. Tüm gece uyumadın mı?”
Chen Dong Lan ses tonunu sıradanlaştırmaya çalıştı, “Ara sıra bütün gece uyanık kalmakta sorun yok.”
Artık Yuan Yuan daha da kızgındı, “Tamam, iyi olduğunu hissettiğin sürece sorun değil.”
Üzerini değiştirmek ve yıkanmak için kendi odasına döndü, sonra Chen Dong Lan ile tekrar konuşmadan evden ayrıldı.
Ofisine vardığında bütün sabahı sinirli bir ruh hâli içinde geçirmişti. Yu Lin bile onunla konuşmaya cesaret edemiyordu.
Öğleden sonra pişmanlık duymaya başladı.
Chen Dong Lan bütün gece uyumamıştı ve aceleyle toparlanmıştı. Ayrılmak için çok aceleci değil miydi?
Chen Dong Lan gerçekten ayrılmak mı istiyordu?
Hayır, onu resmen kovmuştu.
Yorum