Koyu Switch Mode

Loneliness [Novel] 13. Bölüm

Tüm Bölümler Loneliness [Novel]
A+ A-

Çevirmen: Ari


Chen Dong Lan kışın doğmuştu. Ebeveynleriyse ertesi yılın baharında boşanmışlardı.

Annesiyle kaldı. Daha “Anne” demeyi yeni öğrendiğinde, annesi yeniden evlendi ve hiç beklemeden yeni kocasından çocuk sahibi oldu.

Annesi ve üvey babası onu çok seviyordu ve her ikisi de bunun arkasında gerçek sevgi olduğunu biliyordu. Ama dünyada her zaman değiştirilemeyecek bazı şeyler vardı; annesi küçük kardeşini biraz daha fazla seviyordu. Onu her zaman kızdırdığı ve hatta ağladığı için azarlardı. Ama Chen Dong Lan ile sadece geçim masrafları hakkında konuşurdu.

Chen Dong Lan ağlasa da, umursamasa da bu hiçbir şeyi değiştirmeyecekti.

Böylece Chen Dong Lan, derdini anlatamayan bir çocuk olarak büyüdü.

Onu tarif etmek için dilsiz demek doğru olarak kabul edilebilirdi. Chen Dong Lan her zaman başı eğik yürürdü ve onunla konuşan herkesi uzun süre görmezden gelirdi. Onları görmezden gelmese bile, sohbet etmez ve onu içten içe azarlayıp sonra ona sırt çeviren erkek sınıf arkadaşları yüzünden garip duruma düşerdi.

Bunun yanı sıra, çok uzundu ama her zaman kambur dururdu. Sınıfta bir soruyu cevaplaması için öğretmen tarafından çağrıldığında her zaman küçülürdü. Kolayca cevaplanabilecek basit bir soru bile olsa, sanki omzuna kadar gelen genç kadın öğretmen onu yiyecekmiş gibi cevap veremeden kekeler ve kızarırdı.

Ortaokulun ikinci yılında, sınıf arkadaşı Yuan Yuan onun yanına geldi ve aynı masaya oturdu.

O zamanlar Yuan Yuan erkekler arasında en popüler öğrenciydi, çünkü erkekler neşeli, cesur, onları basketbol sahasında ve oyunlarda ileti taşıyabilen çocuklarla arkadaş olmayı severdi.

Üstelik notları çok iyiydi, zaman zaman kopyalamak için ödevini ödünç alabiliyorlardı. Ayrıca uzun boylu, güçlü ve yakışıklıydı, bu nedenle Yuan Yuan’la birlikte olmak kızlara yaklaşabilecekleri anlamına da geliyordu.

Yuan Yuan, Chen Dong Lan için yerini değiştirmemişti. Karşı sırada oturan iyi bir arkadaşı içindi.

Chen Dong Lan sessizdi bu yüzden Yuan Yuan ona aldırmadı. İstisnai durumlar haricinde Yuan Yuan, Chen Dong Lan’ın çok ilgisiz olduğunu hissetmişti, o yüzden onu anlamak için herhangi bir çaba göstermedi.

Bu şekilde Yuan Yuan ve iyi arkadaşları bir dönem boyunca Chen Dong Lan’ın yanında gürültü yapıp durdular.

Daha sonra Chen Dong Lan’ın ailesi taşınmak zorunda kaldı.

“Amcanla* uzun bir tartışmadan sonra, Xiao De’yi özel bir yabancı dil okuluna gönderme kararımıza bağlı kalmaya karar verdik. Bu şekilde onu birkaç yıl içinde yurt dışına göndermek daha kolay olacak. Dong Lan, bu şekilde okulundan daha uzak olacak ama küçük kardeşin için seni rahatsız etmemiz gerekiyor. Okula yakın bir yer kiralamak istersen sorun değil. Sana bakması için birini tutacağım.”

Ç/N: Amcadan kastı üvey babası.

Annesi Chen Dong Lan’a böyle söylemişti.

O ve amca, uzun zamandır küçük erkek kardeşinin eğitimi hakkında endişeleniyorlardı. Çok fazla endişeleri olduğu için Chen Dong Lan onlara yük olmaya cesaret edememişti. Bu yüzden okula gitmek için iki saat önce kalkar, akşamları metroda biraz ödev yapardı, sonra da eve varana kadar hava çoktan kararmış olurdu.

Metroya bindiği ilk gün Yuan Yuan ile karşılaşmıştı.

Yuan Yuan’ın bindiği metro en yoğun istasyondaydı. Kalabalık arttıkça herkes etli börek* haline geldi. Biraz geç olmuştu, Yuan Yuan o kadar bunalmıştı ki terliyordu. Başını kaldırdığında Chen Dong Lan’ı gördü. Sanki bir kurtarıcı görmüş gibi, “Hey, çek beni!” diye bağırdı.

Ç/N: Sıkış tıkış olduğunu belirtmek için kullanılan bir terim.

Chen Dong Lan birkaç saniye tereddüt etti. Kısa korna sesi duyulduğunda Yuan Yuan vagonun dışında kalmıştı.

Yuan Yuan ona geniş gözlerle bakarken, kafasını şaşkınlıkla kaldırdı. Metro treni bir ıslık sesiyle uzaklaştı.

Sonuç olarak Yuan Yuan gecikmişti.

“Yanlış bir şey yapmadım. Sen benim sınıf arkadaşımsın!”

İlk dersten sonra Yuan Yuan basketbol oynama davetini reddedip Chen Dong Lan’ı kınamak için sırasına oturdu. “Neden bana yardım etmedin? Beni çekmeyeceğini söyleseydin, tüm çabamı gösterirdim. Ama beni çekeceğini düşündüğüm için bekledim.”

“Üzgünüm…” Chen Dong Lan onun büyük, parlak gözlerine bakmaya cesaret edemedi. “Çok fazla insan olduğunu düşündüm ve eğer uzanırsam… birini iteceğimden korktum.”

“Ee?”

Yuan Yuan başını eğdi ve Chen Dong Lan’ın gözlerine bakmaya çalıştı. “Daha yüksek sesle konuş ve başını biraz kaldır. Seni net duyamıyorum.”

Chen Dong Lan söylediklerini tekrarladı.

“Öyle düşünmemiştim…” Yuan Yuan başını kaşıdı ve güldü. “Ama sesin çok zayıf, ağladığını sandım. Bu iyi olmaz. İlkokuldan mezun olduğumdan beri hiçbir sınıf arkadaşımı ağlatmadım.”

Chen Dong Lan boynunu sertçe düzeltti. “Bir dahaki sefere seni içeri çekeceğim.”

Yuan Yuan parmaklarını şıklattı ve gülümsemesi genişledi. “Öyleyse sana önceden teşekkür etmeme izin ver.” Bunun üzerine basketbol oynamak için dışarı koştu. Çok fazla zaman kalmamasına rağmen, topa iki kez dokunabilse bile iyi hissedecekti.

O gece onu çekeceğine söz veren Chen Dong Lan, onu metroya çekme senaryosunu defalarca kafasında canlandırdı fakat kader o ki dönemin geri kalanında bir daha Yuan Yuan ile metroda hiç karşılaşmadı.

Belki bitişik trenlere bindiler, belki farklı vagonlardaydılar ya da belki de sadece aralarında birkaç kişi vardı, yine de birbirlerine rastlamadılar.

Üçüncü sınıfta Yuan Yuan ilkokul spor buluşmasının açılış töreninde konuşmacıydı. Spor alanındaki binlerce benzer öğrenci arasında en önemsizi Chen Dong Lan’dı. Başını eğdi ve ayakkabılarının altındaki çimenleri tek tek saydı.

“Herkese merhaba. Ben Yuan Yuan, ortaokul üçüncü sınıf öğrencisiyim. Bugün burada size hitap edebilmek benim için büyük bir onur.” Yuan Yuan, bir elinde mikrofon, diğerinde bir kağıt ile dimdik duruyordu. Yüzünde rahat bir gülümseme vardı, sesi doğal ve sakindi.

Chen Dong Lan ona bir kere bakınca kaçta kaldığını unutmuştu.

“Bu bahar, çimenler uzadığında ve kuşlar uçuşurken, okulumuzun spor buluşmasını başlatıyoruz. Nihai fiziksel uygunluk hedefi doğrultusunda, okul…”

Yuan Yuan oldukça hızlı konuşuyordu ancak netti ve duraklamaları tam yerindeydi, bu kadar sıkıcı bir resmi konuşmayı özellikle dinlettirici yapıyordu.

Bundan büyülenen Chen Dong Lan’ın kendi kendini değiştirmesinin nedeni buydu.

Chen Dong Lan’ın spor karşılaşmasında bir etkinliği vardı ve bu yüksek atlamaydı. Fiziksel zindeliği orta düzeyde olmasına ve başarıları ideal olmamasına rağmen uzun bacaklı insanlar spor komitesi tarafından bu etkinliğe kayıt olmaktan kurtulamamışlardı.

Saha ve koşu etkinliklerinin yerleri farklı olmasına rağmen bazen aynı anda yapılıyorlardı.

Chen Dong Lan sıraya girerken atış sesi duyuldu ve dört yüz metrelik yarış başladı.

Yuan Yuan lacivert spor kıyafeti giyerek, lider pozisyonunda koşuya başlamıştı. Saçları çok kısaydı ama çok hızlı koştuğu için kısa saçları bile rüzgar tarafından uçuşuyordu.

O gün Yuan Yuan dört yüz metre ön yarışında ikinci oldu ve okulunun rekorunu kırdı.

Sonuçları hüsran olmasına rağmen Chen Dong Lan hayatında yaptığı en iyi şekilde atladı.

Chen Dong Lan son atlayışından sonra muhtemelen sıralamaya giremeyeceğini bilerek ayrılmak için kıyafetindeki numarayı çıkarırken yarışmayı izleyen kalabalığın arasında Yuan Yuan’ın ona gülümseyerek baktığını gördü.

Bakışları tesadüfen karşılaştığında Yuan Yuan selamlamak için elini kaldırdı.

Chen Dong Lan gergindi ve nasıl karşılık vereceğini bilmiyordu. Paslı bir robot gibi başını sallaması biraz zaman aldı. Yuan Yuan’ın yakın arkadaşının da yüksek atlama yarışmasına katılmış olması gerektiğini düşünerek hemen başka bir yöne döndü.

Fakat Yuan Yuan, o iki adım bile uzaklaşmadan yaklaşmak için koştu. “Nereye gidiyorsun? Selam verdim.”

Chen Dong Lan durdu ve utanarak, “Ben… Başka bir öğrencinin yarıştığını görmeye geldiğini düşündüm, bu yüzden önce gitmek istedim.” dedi.

Yuan Yuan’ın kafası karışmıştı. “Diğer öğrencileri izlemeye geldiğimde seni de izleyemez miyim? Hayır, kafamı karıştırdın. Tanışmadığımız için birbirimizi izleyemez miyiz?”

Chen Dong Lan başını eğdi ve söylediklerinin mantıklı olduğunu düşündü. Utandığı için kulakları ısınmıştı. “Öyle demek istemedim, seni ve arkadaşlarını rahatsız edeceğimden korktum.”

“Ne diyorsun? Hepimiz sınıf arkadaşıyız.”

Yuan Yuan’ın konuşmasında söylediği gibi, uzun otların ve uçan kuşların olduğu güzel bir gündü. Yuan Yuan’ın bir eli cebindeydi, koşu parkurundan yeni çıkmış, ince bir ceket giymişti. Gücü hiç azalmamış gibi görünüyordu.

O gün ‘tanışmayan sınıf arkadaşları’ndan ‘arkadaş’ olmaya geçtiler. Hâlâ tanıdık olmasalar da Chen Dong Lan bu sahneyi uzun zamandır hatırlıyordu.

Üçüncü yılda okul yükü ağırlaşmıştı. Chen Dong Lan uzun zamandır kendini iyi hissetmiyordu ve çok zeki olmadığını biliyordu, bu yüzden derslerine daha fazla zaman harcamaya başladı. Okuldan önce ve sonra metroda bile ders çalışıyordu.

Sonuç olarak, bir gün ders çalışırken dikkatsizce uyuyakalmıştı.

Onu uyandıran kişi bir daha asla onunla aynı metroya binmeyeceğini düşündüğü Yuan Yuan’dı.

“Durağa ulaşıyoruz.” Biri omzunu sıvazladı.

Chen Dong Lan kaşlarını çattı ve gözlerini açarak Yuan Yuan’ın parıldayan gözleriyle karşılaştı.

İnsanların gözlerinin içine bakmakta iyi olmamasına rağmen, nedenini bilmediği bir şekilde her zaman Yuan Yuan’ın gözlerinin özellikle parlak olduğunu hissediyordu. Bakışlarını kaçırıp yaklaşan durağı kontrol etti. Okuldan iki durak ötedeydi.

Chen Dong Lan’ın bakışlarını gören Yuan Yuan güldü. “Uyandırmanın zor olacağından korktum.”

Yüzü değişmese de Chen Dong Lan’ın kalbi hareketlendi. Uyanması hiçbir zaman zor olmamıştı. İlkokula başladığından beri annesine ve amcasına sorun çıkarmamak için her gün vaktinde uyanıyordu.

“Zor değil… Teşekkür ederim.” Chen Dong Lan dizindeki kitaba dokunmaya yeltendi ama boştu.

“Onu almana yardım ettim.” Yuan Yuan elini kaldırdı ve kitabı geri verdi. “Sabahın bu erken saatlerinde şiir mi ezberliyorsun? Uykulu olmana şaşmamalı.”

“Ben…” Chen Dong Lan nasıl cevap vereceğini bilmiyordu. Biraz düşündükten sonra, “Sorun şiirlerde değil.” dedi. Kısmen şiirlerden kaynaklansa da bunun temel nedeni çok erken kalkmasıydı.

“Temelde, sorun ders çalışmakla ilgili.” Yuan Yuan bunu söyledikten sonra esnedi.

Chen Dong Lan tekrar nasıl cevap vereceğini bilmiyordu.

Neyse ki Yuan Yuan sohbet etmekte iyiydi. “Bana rastlaman garip değil mi? Bu hattı bir süredir kullanmıyordum.”

Chen Dong Lan sorması gerektiğini hissetti. “…Neden?”

Yuan Yuan tekrar esnedi. “Daha önce ailem bir iş gezisine gittiği için geçici olarak teyzemin evinde kalmak zorundaydım. Tanrım, gerçekten çok uzaktı. Teyzem her gün beni ve amcamı dövmek istiyordu, bizi savaştaymışız gibi yemeye zorla oturtuyordu. Amcama beni okula götürmesi için ısrar etti. Aradan bir ay bile geçmeden amcam o kadar bitkinleşti ki halamdan daha zayıf hâle geldi.”

Chen Dong Lan gülmek istedi ama kendini tuttu.

Yuan Yuan’ın kafası karışmıştı. “Komik miydi, değil miydi?”

Chen Dong Lan başını salladı. “Komik… Hayır, komik olan senin anlatışındı.”

Yuan Yuan tepkisizce, “Gülmek istiyorsan, sadece gül.” dedi.

Chen Dong Lan tereddüt ettikten sonra, “…Ailenle alay ettiğimi düşünmenden korktum.” dedi.

“Pfff-” Yuan Yuan güldü. “Bu kadar ciddi olma! Neden hep bu kadar korkaksın? Korkacak bir şey yok Chen Dong Lan.”

Chen Dong Lan ona boş boş baktı.

Hedefi vurmuştu.

Kalbinde, başından beri var olan kaşıntı o kadar yoğunlaşmıştı ki, yumruklarını sıkıp arkasına saklamaktan kendini alamadı.

Üçüncü yıl çok hızlı geçmişti. Bu süre zarfında Yuan Yuan sınıflar arasında basketbol oynama sıklığını azaltmıştı, bu da Chen Dong Lan’a daha da yakınlaşmış gibi hissettirdi.

Her ne kadar bu sadece tek bir kişinin hissi olsa da.

İkisi okula giderken metroda düzenli olarak buluşuyor, ancak çoğu zaman sadece kısaca sohbet ediyorlardı. Chen Dong Lang onunla konuşmak niyetinde olsa da, her tereddüt ettiğinde “ne söylemeliyim?” ve “ne hakkında konuşmakla ilgilenir?” gibi soruları düşünürken fırsat kaçıyordu.

Her halükarda onunla tartışacak mükemmel bir konuya sahip olsa bile ilk konuşan Yuan Yuan olmadığı sürece sormaya cesaret edemezdi.

Bu tür konularda ilk önce cesaret edemezse gelecekte yapması da giderek daha zor olacaktı.

Her “iyi konu” sonunda buruşmuş bir kağıt topu gibi bir kenara atılana kadar zihninde tekrar tekrar analiz edilmişti.

Mantıken ikisi de aynı metroyla eve gidiyor olmalılardı. Ama Yuan Yuan hava güzel olduğunda her akşam daha da uzun süre arkadaşlarıyla basketbol oynamaya kalıyordu.

Kardeşinden iki saat sonra eve varan Chen Dong Lan’a gelince, ailesinin onu akşam yemeğine beklemesini istemediğinden eve gitmeden önce kantinde bir şeyler atıştırıyordu. Zaten eve geç dönüyordu ve annesiyle amcası endişelenirse diye daha fazla erteleyemezdi.

Yuan Yuan’la okuldan metro istasyonuna kadar yürümeyi ve sonra metroda vedalaştıklarını hayal etti.

Ama bu her zaman sadece bir hayaldi.

Ortaokuldan mezun olduktan sonra aynı liseye girdiler ama farklı sınıflara düştüler.

Chen Dong Lan kendini tanıtırken ilk kez topluluk önünde sırtı düz, kızarmadan, gümbürdeyen bir kalp olmadan ve kekelemeden konuştu.

Yuan Yuan’ın ona söylediklerini hatırlıyordu: “Daha yüksek sesle konuş ve başını biraz kaldır.”

Ve bir de, “Korkacak bir şey yok Chen Dong Lan.” demişti.

Etiketler: novel oku Loneliness [Novel] 13. Bölüm, novel Loneliness [Novel] 13. Bölüm, online Loneliness [Novel] 13. Bölüm oku, Loneliness [Novel] 13. Bölüm bölüm, Loneliness [Novel] 13. Bölüm yüksek kalite, Loneliness [Novel] 13. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X
İçerik Uyarısı
Uyarı, "Loneliness [Novel] 13. Bölüm" reşit olmayanlar için uygun olmayan şiddet, kan veya cinsel içeriğe sahip olabilir.
Onayla
Çık