Çevirmen: Ari
Yuan Yuan işten çıkmak üzereydi ki meslektaşı Yu Lin, “Bu akşam ki akşam yemeği toplantısını unutmadın değil mi?” diye sordu.
Yuan Yuan’ın masası biraz dağınıktı ve masayı toplamakla meşguldü. Başını kaldırmadan, “Hatırlıyorum.” dedi.
Yu Lin’in dili tutulmuştu. Bu açıkça unuttuğunu gösteriyordu. Yuan Yuan’ı salmaya niyeti yoktu, “Bu gece yedi de, aynı eski yerde. Bu konu dün sonuçlandığında tek bir kişinin bunu kaçıramayacağı konusunda anlaşmaya varıldı.”
Yuan Yuan saatine bakmak için bileğini kaldırdı ve kaşlarını çattı, “Bir yere gitmem gerekiyor. Neden şöyle yapmıyoruz: Onlara biraz geç kalacağımı söyle, zaten herkesin morali yüksek olduğundan kimse hatırlamayacaktır.”
Yu Lin bunu garip buldu. “Kiminle buluşacaksın, kız arkadaşın mı yoksa ailen mi?” Hatırladığı kadarıyla, Yuan Yuan biriyle buluşacağı için asla acele etmezdi.
“Bugün benim doğum günüm. Chen Dong Lan bana evde yemek hazırlayacağını söylemişti. Eve gitmiş ama pırasa almayı unutmuş ve eve giderken onun için biraz almamı istedi.” Bunu söyleyerek aceleyle ceketini giydi. “Gitmek zorundayım. Geç olursa satın alamayabilirim.”
Yu Lin ona aval aval baktı, sonra hemen kafasına vurdu, “O kadar meşguldüm ki bugün senin doğum günün olduğunu unuttum!”
Yüzünde ‘Üzgünüm dostum seni hayal kırıklığına uğrattım.’ ifadesi vardı.
Yuan Yuan güldü, “Senin kutlamandan yoksun değilim.”
Arabayla otoparktan uzaklaşan Yuan Yuan, pırasayı süpermarketten almaya karar verdi.
Doğum gününü kutlamak için ona yemek hazırlamak isteyen Chen Dong Lan onun ev arkadaşıydı.
Bundan bahsetmişken, Chen Dong Lan ile geçmişi oldukça derindi. İkisi üniversite arkadaşıydı ve ikisi de okulun münazara takımına katılmışlardı. Ondan önce aynı şehirde ki aynı liseden ve hatta aynı ortaokuldan sınıf arkadaşıydılar.
Üniversiteden önce Yuan Yuan, Chen Dong Lan’ı çok iyi tanımıyordu, sadece üstünkörü bir izlenime sahipti, adını yüzüyle bile eşleştiremiyordu. Bu suskun ve içine kapanık eski sınıf arkadaşını ancak münazara ekibiyle etkileşime girdikten sonra iyice tanıyabilmişti.
Chen Dong Lan eğitimini tekrarlamak zorunda kaldığı için Yuan Yuan’ın bir yıl altındaydı. Dong Lan mezun olup kiralık bir yer ararken, Yuan Yuan ile birlikte kalan kişi tesadüfen başka bir yere taşınıyordu. Daha sonra bu şekilde Chen Dong Lan’ı onunla kalması için davet etmişti.
Oldukça doğal bir şekilde üç yıldır ev arkadaşıydılar.
Eve pırasa ile geldiğinde Chen Dong Lan mutfakta sebze doğramaktaydı, doğrama sesi çok netti.
Dışarıda her soluğu buhara dönüşüyordu ama evin kliması açık olduğu için çok sıcaktı. Yuan Yuan’ın pamuklu terlikleri daha önce biri tarafından ayakkabı rafından alınmış ve ayaklarını rahatça geçirebilmesi için kapıya yerleştirilmişti.
Yuan Yuan mutfağa girdiğinde Chen Dong Lan arkasını döndü. Elinde bir bıçak vardı ve iki eli de ıslaktı. “Çok fazla pırasa almışsın.”
“Ah?” Yuan Yuan bir bakış atmak için poşeti kaldırdı, “Çok az olacağından korktum.”
Chen Dong Lan başını salladı, bıçağı bırakıp pırasayı iki eliyle aldı.
Yuan Yuan aniden bir nefes bıraktı.
Az önce sanki yanlış bir şey yapmış ve azarlanmaktan korkuyormuş gibi bir hisse kapılmıştı. Azarlanmadığını anlayınca kalbinden yeni bir yaşam ümidi yükseldi.
Biraz anlaşılmaz bir tavırla odasına gitti ve uygun bir şeyler giyinip mutfağa döndü. “Herhangi bir konuda yardımcı olabilir miyim?” Yuan Yuan’ın yemekleri felaket, hatta büyük bir felaket olsa da prensibi ev işlerinin birlikte yapılmasıydı. Chen Dong Lan o içeri girer girmez, “Bugün senin doğum günün, her şeyi bana bırak,” dedi. Ama Yuan Yuan’ın morali yüksekti, “Doğum günümde kendi yeteneğimi tatmak harika olur!”
Chen Dong Lan ona baktı. Gözleri her zamanki gibi durgundu, en az onun kadar sessizlerdi. Onu iyi tanımayanlar, soğuk biri olduğunu düşünüyorlardı ama aslında onun insanlara davranma ve meseleleri ele alma şekli böyleydi- tüm duygularını mütevazı bir biçimde kalbinde tutuyordu.
Bunun için hiçbir kanıt olmamasına rağmen Yuan Yuan durumun böyle olduğuna inanıyordu. Hatta bundan emindi.
“Bugün senin doğum günün olduğuna göre daha iyi bir şeyler yememiz gerekiyor. Bunu yapmana izin verirsem, tadı o kadar iyi olmaz. Bu cidden hoş olur mu?”
Yuan Yuan: …
Bunu söylemek, “Yardım edersen beni daha da meşgul edersin, kenara çekil.” demekten farklı mıydı? Yuan Yuan isteksizce mutfaktan ayrıldı.
Yemeği beklerken bir süre dinlenmek istiyordu. Ama bir kez oturduktan sonra geri getirdiği işi çıkarmadan edemedi. Hukuk okumuştu ve mezun olmadan önce fakültedeki kıdemlilerle bir ofis kurmaya karar vermişlerdi. O andan itibaren her gün bir önceki günden daha yoğun geçmeye başlamıştı.
Bilinmeyen bir süre sonra Chen Dong Lan geldi ve kapıyı tıklattı.
Yuan Yuan, normalde odasının kapısını kapatmadığı için buna özellikle dikkat etmiyordu. Chen Dong Lan onay almadan içeri girmedi ve inatla kapının önünde durup kapıyı tekrar tıklattı.
Her zaman biraz ısrarcıydı, üstüne düşünürseniz aslında biraz garip biriydi.
“Bitirdin mi?”
“Bitirdim.”
Chen Dong Lan sadece basit günlük yemeklerde iyi olduğunu söylemişti ama hazırladığı yemek masası kesinlikle günlük kalitede değildi.
Turplu ördek çorbası, küçük ateşte kil bir tencerede yavaşça haşlanmıştı, fazla yağı alınmış berrak çorbanın üzerine doğranmış pırasa serpilmişti. Nereden bakarsanız bakın restoran standartındaydı.
Buna ek olarak baharatlı domuz eti dilimleri, uzun fasulyeli patlıcan ve arpacık soğanı ile karıştırılmış soya peyniri olmak üzere üç yemek daha vardı.
Yuan Yuan, “Bitiremezsem beni suçlayacak mısın?” diye sordu.
Aslında genellikle yemek pişiren Chen Dong Lan’dı ama sadece bir ya da iki çeşit yemek yiyorlardı, hatta bazen kızarmış pilavla bile yetinyorlardı. Üç yıl birlikte yaşadıktan sonra ikisi de doğum günlerini kutlamayı düşünmemişlerdi. Bu yıl ilk kez biri diğerinin doğum gününü kutluyordu.
Chen Dong Lan biraz pirinç almasına yardım etti ve hatta yemek çubuklarını onun için güzelce ayarladı, “Suçlamam.”
“Yiyebildiğim kadar yiyeceğim, anlaştık mı?” Yuan Yuan bir ağız dolusu ördek çorbasının tadına baktı. Ördek haşlandıktan sonra iyice pişmişti ve ağızda yumuşacık bir his uyandırıyordu.
Yemek masasının üzerindeki ışığın sıcak gölgesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığından emin değildi ama Chen Dong Lan’ın yüzünde hafif bir kızarıklık vardı, “Bu… Tabii ki, yiyebildiğin kadar ye.”
Bir parça patlıcan aldı ve kasesine koydu ama yemedi, itip kakmaya devam etti. Uzun bir süre sonra sessizce, “Doğum günün kutlu olsun…” dedi.
Sesi çok kısıktı ve Yuan Yuan bunu net bir şekilde duyamamıştı, fakat ona iyilik dilediğini bilerek güldü, “Teşekkür ederim. Bugün yemekler gerçekten çok lezzetli.”
Yarım kase pirinci sessizce bitirirken Yuan Yuan’ın telefonu aniden çaldı.
Gelen aramaya baktı ve onun Yu Lin olduğunu görünce direkt kapattı. Ama Yu Lin birini nasıl rahat bırakacağını bilen biri değildi. Gelen ikinci çağrı yine reddedildi, ardından üçüncü, dördüncü çağrı…
“Acil bir durum mu?” Chen Dong Lan daha fazla dayanamadı.
“Telefonu açmama müsade et.” Yuan Yuan bu arkadaşıyla ne yapacağını bilmiyordu, saklayacak bir şeyi olmadığı için Chen Dong Lan’ın önünde cevap verdi.
Telefon gürültülüydü ve biri bağırıyordu. Ayrıca iki şey çarpıştığında çıngırdayan sesler de duyuluyordu, muhtemelen insanlar bardakları birbirine tokuşturuyorlardı. Yu Lin yüksek sesle, “Hâlâ gelmiyor musun?!” diye sordu.
Bütün bunlar Chen Dong Lan tarafından telefon hoparlörde olmasa bile duyulmuştu.
Yuan Yuan, nezaketinden hiçbir iz olmadan, “Kapatıyorum.” diye yanıtladı.
“Seni velet!” Yu Lin bağırdı, “Bana herkese geç kalacağını söylememi söyledin. Şimdi herkes seni soruyor. Yine de gelmeyecek misin?”
Yuan Yuan çaresizce alnını destekledi. Yu Lin açıkça çok fazla içmişti ve bunu ortalığı karıştırmak için kullanıyordu.
“Daha ayık olduğunda tekrar ara.” Yuan Yuan aramayı sert bir şekilde sonlandırdı ve ardından hızla telefonunu kapattı.
Chen Dong Lan başını kaldırmadan sordu. “Ofisin bir toplantı mı düzenliyor?”
Yuan Yuan biraz rahatsız hissetti. Chen Dong Lan ona bir hafta önce bundan bahsettiğinde hiç düşünmeden kabul etmişti. Ne de olsa bu bir iyi niyet göstergesiydi, onu nasıl yüzüstü bırakabilirdi? Fakat Yu Lin’in aramasından sonra biraz hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyordu.
“Evet.” Telefonu açarken bıraktığı yemek çubuklarını bir daha eline almadı. “Geçenlerde sonuçlanmış büyük bir dava vardı ve dün bir toplantı olacağını söylediler. Bu şekilde ısrar edildiğine göre, sanırım bir süreliğine uğramam gerek.”
Chen Dong Lan sessizdi ama konuştuğunda sesinde bir değişiklik yok gibiydi, “Oraya mı gidiyorsun? İçeceksen taksiyle gitmen daha iyi.”
Yuan Yuan başını salladı ve ayağa kalktı, “Yemeyi bitirdikten sonra tabakları bırak. Döndüğümde toplarım.” Aralarında yemek yapan ve bulaşıkları yıkayan hep Chen Dong Lan olmuştu. Yemek masasında bir kişi daha azdı ama Chen Dong Lan etkilenmeden yemeye devam etti, “Ben hallederim, çabuk gitmelisin. Bulaşıkları yemek yedikten hemen sonra yıkamak daha iyidir.”
Ne kadar düşünceli.
Muhtemelen Chen Dong Lan’ın sahip olduğu ve diğerlerinde olmayan güçlü nokta buydu. Sırf sessiz olduğu ve sohbet etmeyi sevmediği için ya da hayatında iniş çıkışlar daha az olduğu için etrafındaki insanlara aşırı kısıtlamalar getirmiyordu.
Bir kez ihtiyaç duyulmadığında temiz bir şekilde ortadan kaybolmayı başarabiliyordu.
Yuan Yuan, uzun yıllar ortak kiracı olabilmelerinin nedeninin bu olduğunu düşündü.
Gece çok soğuktu, bu nedenle Yuan Yuan ayrılmadan önce bir palto giyip atkısını taktı.
Taksiye bindiğinde düşünmeye başladı.
Chen Dong Lan ile evde yemek yemesi aslında bu yıl sıklaşmıştı.
Beraber yaşadıkları birinci ve ikinci yılda sadece ara sıra birlikte yemek yerlerdi. Yuan Yuan çoğu zaman fazla mesai yapmak için hukuk bürosunda kalırdı ve doğrudan orada yemek yerdi.
Başta Yuan Yuan eve yemek için dönmese bile Chen Dong Lan’ın kendisi için yemek yapacağını düşünürdü, sadece daha basit bir şey yapıyor olabilirdi. Bir gün, yemek saatinde bir belgeyi almak için eve gitti ve Chen Dong Lan’ı yemek masasında tek başına oturmuş ekmek kemirirken buldu.
Kuru bir ekmeği sadece bir bardak sütle birlikte yiyordu.
Sırtı çok düzdü, ışık gölgesini yansıtıyordu. Tarif edilemez bir şekilde yalnız görünüyordu.
Yuan Yuan bunun geçici olduğunu düşündü: Chen Dong Lan’ın morali bozuk olduğu için bugün yemek yapmaya isteksiz olmalı.
Ancak birkaç seferden sonra Chen Dong Lan’ın yalnız olduğunda doğru düzgün yemek yemediğini fark etti.
Hiç yemiyor değildi; düzenli yemiyor, çoğunlukla ekmek ve hazır erişte tüketiyordu. Sadece yaşamasına yetecek iki kuru bisküviyi kemirmek onun için normal bir davranıştı.
Yuan Yuan aniden mantığın ötesinde bir sorumluluk duygusu hissetti. ‘Çocuklara iyi öğretemediğim için asi oluyorlar’ sözüne benzer şekilde her gün yemek yemek için eve dönmeye başladı.
Bu gerçekten garipti. Yuan Yuan, Chen Dong Lan ile yemek yemek istediğini belirttiği sürece, Chen Dong Lan ne kadar meşgul veya yorgun olursa olsun kesinlikle her seferinde uygun bir yemek pişiriyordu.
Konuma vardığında sürücü birkaç kez seslendi ama Yuan Yuan hâlâ derin düşüncelere dalmış vaziyetteydi. Özür dileyip parayı ödedi. Arabadan indikten sonra soğuk rüzgarın esintisini hissetti ve atkısını sıkılaştırdı.
Aslında…
Chen Dong Lan onun gitmesini istememiş olabilir miydi?
Ağzı “Çabuk gitmelisin.” diyordu ama dümdüz olan sırtı çökmek üzereydi ve ayrıldığı an çeşitli duygulara kapılacakmış gibi görünüyordu.
Yuan Yuan, yoğunlaşan ve dağılan sise bakarak derin bir nefes aldı.
Yanlış anlamış olsa gerekti.
Yorum