Çeviren: Ari
Xie Zhiyao, Gu Chaocheng ile bu kadar kısa sürede tekrar karşılaşmayı beklemiyordu.
Bu öğleden sonra grubuyla birlikte Hua Sheng’e ait olan Sheng He binasında bir hayran toplantısı yapacaktı ve tesadüfen Gu Chaocheng’in bugün bir göz atmaya geleceği söylenmişti.
Xie Zhiyao haberi duyduğu an mutlulukla zıpladı ve hızla soyunma odasına gidip uzun bir süre saçını yapmak için uğraştı.
Gu Chaocheng, Xie Zhiyao sahneye çıkmadan önce etkinlik mekanına geldi. Menajer, etkinlik organizatöründen onun geleceğini duyduğunda misafirperverlikle ağırlamak için aceleyle gitti. Xie Zhiyao kargaşadan faydalanmak istese de menajer tarafından azarlanarak kovuldu, “Xie Zhiyao, içeride kimin oturduğunu biliyor musun? Neden buraya geliyorsun?”
Xie Zhiyao’nun dudakları kıpırdadı, tereddütle sordu, “Başkan Gu olmalı?”
“Bunu biliyorsan öyleyse neden buraya koşturuyorsun?” Müdür, “Çabuk git ve prova yap,” diyerek onu sahneye gitmesi için itti.
Morali bozulan Xie Zhiyao, mutsuz bir şekilde sahneye doğru yürüdü. Ama daha yarı yolu bile yürüyemeden arkasından gelen bir hareketlilik duydu.
Bu bir grup insan tarafından çevrelenen Gu Chaocheng’di. Yanındaki menajer hevesle tanıtım yapıyordu, “Grubumuz biraz az tanınsa da yaptıkları işin kalitesi yine de çok yüksek. Başkan Gu, vaktiniz varsa performanslarını izleyebilir veya grubumuzu size tanıtmalarına izin verebilirsiniz.”
Xie Zhiyao hemen canlandı. Arkasını döndü ve dudaklarının köşeleri havaya kalkmış hâlde doğrudan Gu Chaocheng’e baktı. Sonra bağladığı kollarını çözerek hızla Gu Chaocheng’e el salladı.
Elbette Gu Chaocheng onu gördü ama görüş alanı sadece birkaç saniyeliğine Xie Zhiyao’ya düştü, sonra kayıtsızca bakışlarını çevirdi.
Xie Zhiyao’nun yakınlarda durduğunu gören ve onun konuşkan ve sevimli olduğunu bilen menajer ona el salladı, “Zhiyao, buraya gel, Başkan Gu’ya grubumuzdan bahset.”
Xie Zhiyao bir adım öne çıkmıştı ki Gu Chaocheng’in “Yandaki beta, buraya gel,” dediğini duydu.
Xie Zhiyao sanki bir anda buzlu suya düşmüş gibi hissetti. Gu Chaocheng’e şaşkınca baktı ama Gu Chaocheng ona bakmıyordu.
Wu Ke onun yanında duruyordu ve Gu Chaocheng ona seslendiğinde hemen selamladı.
Xie Zhiyao’nun kafası karışmıştı ve sonrasında olanlar hakkında net bir şey hatırlamıyordu. Gece geç saatler olmasına rağmen Wu Ke henüz dönmemişti. Xie Zhiyao da yurt odasına geri dönmek istemiyordu, bu yüzden alt katta durup yavru kediyle konuştu. Kedi onu duymazdan geldi ama köpek ona yaklaştı. Xie Zhiyao’nun burnu biraz sızladı. Köpeğin burnuna dokundu ve iç çekti, “Sizin beni avutmanızı bekliyorum, ne kadar utanç verici.”
–
Wu Ke hayatı boyunca hiç bu kadar görmezden gelinmemişti.
Görünüşü sektördeki en iyilerden sayılmasa da en azından grubunda görselden sorumluydu. Onunla arkadaş olmak isteyen ikinci zengin nesil, şirketin alt katından Batı Caddesi’ne kadar uzun bir hat oluşturabilirdi… ama beklenmedik bir şekilde Gu Chaocheng tüm bu süre boyunca onu görmezden mi gelmişti?
Gu Chaocheng onu bir restorana getirdi ve yemekler servis edilir edilmez tek bir kelime söylemeden yemeye başladı. Yemekten sonra da şoförden kendisini geri göndermesini istedi.
Sanki isteksizce yapılan bir görev gibiydi.
“Hasta falan mı?” Wu Ke, Gu Chaocheng’in yemek yerken ki somurtkan ifadesini düşündüğünde, bir ürperti hissetti, “Her halükarda o Hua Sheng’in başkanlarından biri, neden hiç konuşkan değil?”
Wu Ke, yurda doğru yürürken köşede çömelmiş şekilde bir kediyi okşayan Xie Zhiyao’yu görünce konuşmayı bıraktı. Yaklaştıkça onun kendi kendine mırıldandığını duyabiliyordu.
Wu Ke, Xie Zhiyao’ya merhaba demek istemedi ama Xie Zhiyao dönüp onu gördü ve hızla ayağa kalkıp sordu, “Geri mi döndün?”
“Aşağıda ne yapıyorsun?”
Xie Zhiyao gerçek düşüncelerini sakladı, “Kediyi besliyorum.”
Wu Ke, Xie Zhiyao’nun tam bir umutsuz vaka olduğunu hissetti. Onunla konuşmaya zahmet etmedi, bu yüzden doğruca asansöre gitti. Ama Xie Zhiyao arkadan yetişerek tereddütle sordu, “N-neden bu kadar geç döndün?”
“Seni ilgilendiriyor mu?”
Xie Zhiyao’nun dili tutulmuştu. Sözleri Wu Ke’den güçlükle çıkarmanın bir yolunu düşünmek üzereyken, yanlarına şirketten birkaç sanatçı geldi. Wu Ke’yi gördüklerinde, onu abartılı bir şekilde selamladılar, “Ah hey! Bu, müstakbel başkanın karısı değil mi?”
Wu Ke şirkette pek sevilmiyordu ve bu insanların bunları söyleyerek ne demek istediklerini biliyordu.
Biri, “Ee Wu Ke, Gu Chaocheng bugün seni ne yapmaya götürdü?” diye sordu.
Xie Zhiyao’nun kalbi sıkıştı ve hemen kulaklarını dikti.
“Sadece basit bir yemek yedik,” Wu Ke saçını düzeltti ve gülümseyerek, “Başkan Gu oldukça esprili biri, bana geçmişi hakkında bir sürü hikaye anlattı.” dedi.
“Eh, feromon derecesinin çok yüksek olduğunu duydum ve ayrıca kendini kontrol etme konusunda da titizmiş.”
Wu Ke gülümserken ağzını kapattı, “Ah, bunu bilmiyordum.”
Etraftaki herkes yarı ciddi yarı sahte bir şekilde güldü.
Gülmeyen tek kişi Xie Zhiyao’ydu. Asansörün köşesinde başını önüne eğmiş ayak parmaklarının ucuna boş boş bakıyordu.
Görünüşe göre… Gu Chaocheng’in böyle bir tarafı da vardı. Demek ki soğuk ve açık sözlü olması yanlıştı, gerçek olan ona karşı çekim hissetmemiş olmasıydı.
Yurt odasına geri dönen Wu Ke duş aldı. Dışarı çıktığında Xie Zhiyao çoktan battaniyelerine sarınmıştı. Aniden bir şey hatırladı, sonra oturma odasına gitti, ceketinden bir şey çıkardı ve odalarına geri dönüp elindeki şeyi uzaktan Xie Zhiyao’nun yatağına fırlattı.
“Başkan Gu sana getirmemi istedi.”
Xie Zhiyao’nun kafası biraz karışmıştı. Not defteri olduğunu ancak eline aldığında anladı.
Düğünde kulise bırakmıştı. Gu Chaocheng onu almış ve birinden ona geri vermesini istemiş olmalıydı.
“Onu tanıyor musun?”
Xie Zhiyao nasıl cevap vereceğini bilmiyordu ama “O gün beni yolda kurtaran kişi Başkan Gu’ydu.” dedi.
Wu Ke şaşırdı ve bir süre sonra kaşlarını kaldırdı, “Oh.”
“Sorun nedir?” Xie Zhiyao battaniyesini aldı ve gergin bir şekilde sordu, “Başkan Gu başka bir şey söyledi mi?”
Wu Ke başını salladı, “Hayır, bir şey söylemedi, sadece bunu sana getirmemi istedi.”
Xie Zhiyao hayal kırıklığıyla başını salladı.
Wu Ke yatağa girdi ve ışıkları kapatmak üzereydi ki aniden, “Başkan Gu omegaları sevmiyor gibi görünüyor, omega kokusundan iğreniyor ve aynı zamanda eşcinsel de değil.”
Bu sözler aslında Gu Chaocheng’in ağzından söylenmemişti. Gu Chaocheng tüm yemek süresi boyunca onun gözlerinin içine bile bakmamıştı. Sadece bir şeyler almak için ofise döndüğünde Gu Chaocheng’in şoförüyle biraz dedikodu yapmıştı.
“Başkan çok tuhaf bir insan.” Bu, sürücünün Gu Chaocheng hakkındaki yorumuydu.
Bir insan biraz tuhafsa katlanılabilirdi; parası varsa hiç sorun değildi. Wu Ke kendi beynini bu şekilde yıkadı, sonra telefonunu aldı ve bir melodi mırıldanarak arkadaş çevresinde gezindi.
Diğer taraftaki ifadesi fazlasıyla yalnız görünen Xie Zhiyao’yu fark etmedi. Kırmızı gözlerle küçük kare defteri elinde tutuyor ve hiçbir şey söylemeden tavana bakıyordu.
Xie Zhiyao üzgün bir şekilde düşündü: Aşkın tatlılığını hiç tatmadan önce acısını tatmıştı. Bu kadar kolay kanmamalıydı.
–
“Zhiyao, göz altlarındaki koyu halkalar neden bu kadar ciddi görünüyor?” Grubun en büyüğü olan Lang Ge, morali bozuk Xie Zhiyao’yu görünce hemen elindeki şeyi bırakıp yanına gitti.
Xie Zhiyao gözlerini ovuşturdu ve tereddütle sordu, “Lang Ge, biriyle ilgilenmek nasıl bir duygu?”
Lang Ge afalladı, sonra gülümsedi, “Ah, en küçüğümüz büyüdü ve sonunda aydınlandı! Çabuk Gege’na söyle, kim o?”
“Ben-“
Diğer odadaki grup arkadaşı az önce dışarı çıkmıştı. Lang Ge’nın sözlerini duyunca, anında büyük adımlarla yanlarına geldi ve gözlerinde meraklı bir bakışla Xie Zhiyao’ya baktı, “Ne, ne, en küçüğümüz bekarlıktan mı çıktı?”
“Yok öyle bir şey-“
Xie Zhiyao sözünü bitirmeden önce teslim olmak için ellerini kaldırmak zorunda kalana kadar etrafındaki iki kişi tarafından köşeye sıkıştırıldı, “Bekarlıktan çıkmadım ve bir sevgilim de yok. Sadece birine karşı gizli, tek taraflı bir ilgim var ama o zaten omegaları sevmiyor.”
Lang Ge’nin ifadesi durgunlaştı ve çabucak tepki verip Xie Zhiyao’nun omzunu sıvazladı, “Sorun değil Zhiyao, üzülme, denizde bir sürü balık var.”
“Evet, bu senin sorunun değil. Sen çok tatlı birisin, senden hoşlanmadığı için bu onun kaybı.”
Wu Ke odasından çıktı. Birkaç kez esnedi, kanepedeki üç kişiye baktı ve sonra mutfağa gitti.
Lang Ge alay etti ve küçümseyerek, “Ona aldırış etmeyin. Gu Chaocheng ile tek başına yemek yedikten sonra kuyruğu havaya yükseldi. Gerçekten zengin bir aileyle evlenebileceğini düşünüyor.”
Yanındaki kişi sesini alçalttı ve sordu, “Ama bu gerçekten garip, Gu Chaocheng’in ünlülerle etkileşime girmediğini duymuştum. Sadece yemek yemekten bahsetmiyorum, grup fotoğrafı bile çekmiyormuş. Onun gibi biri nasıl Wu Ke ile ilgilenebilir?”
Lang Ge, Xie Zhiyao’nun sırtını sıvazladı ve ona, “Zhiyao, ondan etkilenme. Gu Chaocheng midir Li Chaocheng midir nedir, umursama.”
Xie Zhiyao’nun dudaklarının kenarları tekrar aşağı sarktı.
Lang Ge’nin tavsiyesini gerçekten dinlemek ve bu ani ve anlamsız ilgiden vazgeçmek istiyordu ancak saat 10’u geçmesine rağmen Yu Feng yoluna koşarken bacakları yine ona itaat etmemişti.
Ya… onunla karşılaşabilirse?
Konuşmadan ya da merhaba demeden, sadece uzaktan biraz görmesi bile yeterdi.
Xie Zhiyao lisedeyken, sık sık arkadaşlarından birine gizlice aşık olduklarında dersten sonra iki ya da üç bina öteye gitmek zorunda kalsalar bile yine de o kişinin sınıfının kapısına gittiklerini duymuştu. Xie Zhiyao o zaman anlamamış ve bunun çok anlamsız olduğunu düşünmüştü. Sonunda artık anlıyordu.
Gu Chaocheng’e ne zaman ilgi duyduğundan emin değildi. Muhtemelen Yu Feng yolundaki endişe verici derecede tehlikeli o birkaç saniyedeydi; belki de tehlikenin kalp çarpıntısına yol açtığı bir asma köprü etkisi* olabilirdi. Kendi kendini bu şekilde kandırmayı seçti.
[Ç/N: Asma köprü etkisi, uyarılmanın yanlış nedene yüklenmesidir. Örnek: Asma köprüyü geçerken heyecanlanan bir kişinin kalp çarpıntısını köprünün karşı tarafında duran kişiye aşık olduğuna yorması]
Fakat Yu Feng caddesindeki kavşağa yürürken uzaktaki loş sarı ışığın altında Gu Chaocheng’in durduğumu gördü. En uç tarafa yürümek için kararlı bir şekilde ileriye bakarken düz bir takım elbise giyiyordu. Xie Zhiyao’nun kalp atışları aniden hızlandı.
Asma köprü etkisini ve denizde ne kadar çok balık olduğunu unutarak, doğrudan ona koştu. Belki adımları çok sertti belki de heyecandan sesli soluk alıp veriyordu ama Gu Chaocheng ondan birkaç metre uzaktayken aniden durdu ve arkasını döndü.
Xie Zhiyao kendini durdurmayı başaramadı; ileriye koşarken doğruca Gu Chaocheng’in göğsüne çarptı.
–
Bir anda ortaya çıkan bu küçük omega, Gu Chaocheng’in çenesini incitmişti. Ona bir ders vermek için Xie Zhiyao’nun yakasının arkasını öfkeyle kaldırdığı sırada alnını kapattığını gördü. Gözleri yaşlarla dolu bir şekilde başını kaldırdı ve ağlayarak, “Acıyor,” dedi.
“…” Gu Chaocheng bir an için ne yapacağını unuttu. Bıraktı ve alnını kontrol etmek için Xie Zhiyao’nun kolunu çekti, “İyi misin?”
“Alnım şişecek,” diye ağladı Xie Zhiyao, “Tipim kayacak!”
“Şişmemiş.”
“Ama sonra şişecek!”
Gu Chaocheng hareket etmeye cesaret edemedi. Açıklanamaz bir şekilde suçluymuş gibi hissediyordu, “Ne yapmalıyım? Sana ilaç almama ne dersin?”
Xie Zhiyao birkaç dakika sonra sakinleşti ve şu anki zayıf görünümünün utanç verici olduğunu düşündü. Arkasını dönerek gözyaşlarını sildi, sonra Gu Chaocheng’den özür dilemek için arkasını döndü, “Üzgünüm Bay Gu, size çarpmak istemedim.”
Gu Chaocheng bir an onun duygusal değişikliklerine ayak uyduramadı, “Hâlâ acıyor mu?”
“Şimdi daha iyi,” Xie Zhiyao başını salladı.
Gu Chaocheng uzandı ve Xie Zhiyao’nun alnındaki kırmızı ize elinin tersiyle dokundu. Eli biraz soğuktu. Xie Zhiyao kıpırdamaya cesaret edemeyerek afallamış bir halde öylece durdu, ama aniden Wu Ke’nin söylediği şey aklına geldi- Başkan Gu, omegaları sevmiyor, omega kokusundan nefret ediyor. Aniden bir adım geri çekildi ve kendini uzaklaştırmak için inisiyatif aldı.
Gu Chaocheng’in eli boşluğa düştü ve nedenini anlamak istercesine ona baktı.
“Üzgünüm Bay Gu.” dedi Xie Zhiyao.
Uysal görünümü Gu Chaocheng’in kafasını biraz karıştırmıştı. Omegalar konusunda tecrübesizdi ve daha önce onlarla mümkün olduğu kadar temas kurmamaya çalışmıştı. Şimdi böyle biriyle karşılaşınca afallamış ve yönünü şaşırmıştı.
Ama Xie Zhiyao diğer omegalardan farklıymış gibi görünüyordu. Tu Yan kadar kötü değildi ve yatağına girmek için yalvaranlar kadar utanmaz da değildi…
Dur!
Gu Chaocheng kendini hızla gelişen düşüncelerinden uzaklaştırdı. Xie Zhiyao’ya baktı, “İyiysen sorun yok.”
Ayrılmak için döndü ama Xie Zhiyao kolundan tuttu, “Bay Gu, özür dilemek için size yemek ısmarlayabilir miyim?”
“Gerek yok.”
Xie Zhiyao tutuşunu gevşetti, “Peki.”
Gu Chaocheng’in arkasını dönüp gitmesini izledi. Yürüdüğünde sırtı her zaman düz ve dikti, uzun ve güçlü görünüyordu. Ancak Xie Zhiyao, kendisinin parlayan gözleri yüzünden olduğunu bilmeden, Gu Chaocheng’in yürüme hızının eskisinden biraz daha fazla olduğunu fark etti.
Yurda döner dönmez bütün gece alnına bir buz torbası koydu. Ertesi gün uyandığında yaptığı ilk şey aynanın önüne koşarak şişlik var mı diye kontrol etmekti.
“Tanrıya şükür, tanrıya şükür, alnım şişmemiş.” Xie Zhiyao koşarak yatağına döndü ve rahat bir nefes aldı, “Şişseydi bu öğleden sonraki performansım iptal olurdu.”
Battaniyeleri neşeyle tekmeledi ve oturma odasında birinin yüksek sesle konuştuğunu duydu.
“Gideceğiz tabi! Eğlenceli Müzik Şovu’ndan bir davet mi? Gelecek ay tanıtım yapmak için yeni albümümüzü onlara getirmemiz için bizi mi davet ediyorlar?!”
Xie Zhiyao dondu. Eğlenceli Müzik Şovu şu anda en bilinen müzik şovuydu. Açıkçası grupları oraya gidebilecek kadar tanınmış değildi.
“Ge, bu kaynağı sen mi buldun?”
Menajerin sesi yankılandı, “Hayır, nasıl bu kadar yetenekli olabilirim? Neler olup bittiği konusunda net değilim ama bence Wu Ke yüzünden olabilir. Daha önce Gu Chaocheng ile yemek yemişti ve belki de Gu Chaocheng ondan çok memnun kaldığı için bazı kaynaklar bulmasına yardım etmiştir.”
Bir grup insan kahkahalarla güldü. Dedikodular, Eğlenceli Müzik Şovu’nda olmanın heyecanında kayboldu.
Xie Zhiyao bunun onun için pek iyi olmadığını düşündü.
Bencil değildi, sinsi değildi ve aksine sevgi doluydu ama yine de mutlu olamıyordu.
Dışarıda kimse yokken köpek maması, kedi maması ve iki tane kase aldı, sonra onları aşağı taşıdı.
İki kedi çok çabuk yemeğin kokusunu alarak pantolonunun bacaklarına sürtünüp etrafını sardı. Bir kasenin içine kedi maması döktü ve diğerine de köpek için köpek maması döktü. Başına dokunmak için uzanmak istediğinde köpek çevik bir şekilde ondan kaçındı, kaseye koştu ve mamayı afiyetle yedi.
Xie Zhiyao’nun hafızası onun bu tavrını görünce canlandı ve daha da üzgün hissetti, “Pis köpek, tıpkı o koca aptal köpek gibisin!”
Öfkeyle yukarı çıktı, defterini aldı ve birkaç büyük kelime yazdı; ‘Artık Gu Chaocheng’den hoşlanmak istemiyorum’ Daha yarısını yazmıştı ki çirkin göründüğünü düşünerek yeniden yazmak için yeni bir sayfa açtı. Ama tam sayfaları çevirirken, bir şeylerin doğru olmadığını fark etti.
Sayfa sayfa çevirerek yavaşladı, sonra aniden durdu.
Boş bir sayfada Tu Yan’ın imzası vardı.
Xie Zhiyao, Tu Yan’ın imzasının neye benzediğini hatırlıyordu. Bu gerçekten onun imzasıydı.
Bir süre nefesini tuttu ve kalan üç kelime olan ‘Gu Chao Cheng’i yazamadı.
–
Gu Chenbai işini yeni bitirmişti ve eve gitmeye hazırdı. Asansöre girdikten sonra bir şey hatırladığı için bir sonraki katın düğmesine basıp Gu Chaocheng’in ofisine gitti.
Gu Chaocheng her zamanki gibi fazla mesai yapıyordu.
Gu Chenbai kapıyı çaldı ve içeriden alçak bir ses duydu, “Buyrun.”
“Ge, yemek yedin mi?”
Onun sözleri üzerine Gu Chaocheng başını kaldırdı ve soğuk ifadesi biraz yumuşadı, “Evet, geri mi dönüyorsun?”
“Mn, Tu Bao akşam yemeği yemedi.”
Gu Chaocheng kaşlarını çattı, “Eli mi kırık? Neden kendine hiç bakma yeteneğine sahip değil? Cidden anlamıyorum, bir eşle mi evlendin yoksa bir çocuk mu yetiştiriyorsun?”
Gu Chenbai tek kaşını kaldırdı, “Bu kötü değil, eğlenceyi ikiye katlıyorum.”
Gu Chaocheng’in ifadesi kötüleşti ve anında elini sallayıp, “İyi, güzel, tamam, gidebilirsin.” dedi.
“Ge,” Gu Chenbai yaklaştı ve ona gülümseyerek sordu, “O defteri geri verdin mi?”
“Mn.”
“Tepkisi nasıldı?”
“Kimin?”
Gu Chenbai, “Defterin sahibinin” diye iç çekmeden edemedi.
“Ah, bilmiyorum, oda arkadaşından geri vermesini istedim.”
Gu Chaocheng bunu söyledikten sonra sanki ne demek istediğini bilmiyormuş gibi Gu Chenbai’ye poker suratıyla baktı. Gu Chenbai öfkeyle güldü, “Senin için imza isteyeceğim diye Tu Bao tarafından kapıdan atılma riskini göze aldım ama sen o kişiyle buluşmadın mı?”
“Onunla buluşmak istediğimi söylediğimi hatırlamıyorum,” Gu Chaocheng duraksadı, çekingen gözleri bilgisayar ekranına konsantre olmuştu.
Oh, düğünden sonra sahne arkasına koşan ve çarptığı herkese gösteri yapan dans grubunun çıkıp çıkmadığını soran ve sonra Qi He’nin stüdyo otobüsü uzaklaşırken elinde defterle, saçakların altında durup mutsuz bir şekilde otobüsün gidişini izleyen kimdi?
Gu Chenbai ona nezaketen yardım etmişti ancak bu kişinin kendi isteğiyle hareket edebileceği bir şeydi. Gu Chaocheng’i düzeltmeye çalışmaktan vazgeçti ve çaresizce, “Unut gitsin, istediğin gibi yapmakta özgürsün,” dedi.
Gu Chaocheng birkaç saniye kaskatı kesildi ama tam gitmek üzereyken Gu Chenbai’yi durdurdu, “Chenbai, omegaların hepsi Tu Yan gibi değil mi?”
Gu Chenbai yüksek sesle güldü, “Tu Yan sana ne yaptı? Ondan bu kadar mı korkuyorsun?”
“…Sinir bozucu olduğu, rahatsızlık verdiği ve sözleriyle başkalarını incittiği için ondan hoşlanmıyorum.”
“O zaman iyi, kibar ve konuşmasını bilen birini bulmalısın.”
Gu Chaocheng afalladı ve cevap vermedi.
Gu Chenbai, “Ge, eğer böyle biriyle tanışabilirsen, onu elinde tutmanın bir yolunu bul. Fırsatı kaçırırsan tüm hayatın boyunca pişman olacaksın.” Ardından kapıyı kapattı ve gitti.
–
Xie Zhiyao’nun şu anki ruh hali oldukça karmaşıktı.
Gu Chaocheng’in neden onun için Tu Yan’ın imzasını aldığını anlamamıştı. Bu davranış onun için sadece belirsizdi. Sanki bu tüm dünyada sadece ikisinin bildiği küçük bir sırmış gibi hissediyordu. Tekrar deftere bakmaya cesaret bile edemedi. Bakışları üzerine düştüğünde kalp atışları hızla çarpıyordu.
Xie Zhiyao, kalbinin ritmindeki düzensizliğin bu günlerde çok ciddi olduğunu düşündü. Böyle devam ederse işi biterdi.
İlk aşkı çok acı vericiydi. Aşık olmak gerçekten de kolay bir şey değildi.
Aslında bu gece Yu Feng yoluna gitmek istiyordu ama menajeri ona yasak koymuştu. Son zamanlarda dans pratiğini çok saldığını ve yetersiz olduğunu, bu yüzden dans sınıfında tek başına düzgün bir şekilde pratik yapmasını söylemişti. Xie Zhiyao ağzına bir kaşık pilav doldurdu ve yiyebileceği kadarını yemeye karar verdi.
O sırada dışarıdan Wu Ke geldi. Menajer onu azarlamak istedi ama Gu Chaocheng’le olanları düşününce ona kolayca kızmaya cesaret edemeyerek itinayla sordu, “Ke, Başkan Gu son zamanlarda seninle temasa geçti mi?”
Wu Ke şaşırmıştı. Gözlerini devirdi ve “Pek değil, son zamanlarda işle meşgul olduğunu söyledi.” dedi.
Menajer biraz hayal kırıklığına uğramıştı ama yine de gülümsedi ve “Önce sen iletişim kurmayı deneyebilirsin,” dedi.
Wu Ke kayıtsızca başını salladı, ayakkabılarını değiştirdi ve odasına gitti.
Xie Zhiyao sessizce kenardan konuşmaları dinlemişti ve bir anda ağzındaki yemeği yutmak zorlaştı. İçinden düşündü: ‘Belirsiz’ olan ne? Xie Zhiyao, yine duygusallaşıyorsun, sende o koca aptal köpeğin numarası bile yok ama hâlâ onunla çıkmayı düşünüyorsun. Yine de Xie Zhiyao biraz iyimserdi, midesini hızla yarım kase pirinçle doldurdu ve kendi kendine şöyle dedi: Zorluklarla karşılaştığımda çözmeliyim, eğer numarası bende yoksa o zaman gidip sorarım!
Dans sınıfına koştu ve onlarca kez dans pratiği yaptı. Ardından menajerinin isteği doğrultusunda Weibo’da yayınlamaları için planlama ekibine bir dans videosu gönderdi. Daha sonra saat ondan önce Yu Feng yoluna koştu, yolun başında durdu ve her iki tarafa bakmak için boynunu çevirdi.
Ancak iki saatten fazla beklemesine rağmen Gu Chaocheng’i göremedi.
Gu Chaocheng’in bu sabah bir iş gezisi için Lan Şehri’ne uçtuğunu nereden bilebilirdi?
Xie Zhiyao sabahın erken saatlerinden beri olan rüzgar yüzünden üç kez hapşırdı. Titreyerek yurda döndü ve bir duş bile almadan battaniyelerine sarıldı.
Ertesi gün uyandığında alarm uzun süredir çalıyordu. Şaşkınlıktan gözlerini açamadı, o sırada Lang Ge onu çağırmak için yanına gelmişti. Uzanıp alnına dokundu ve ateşinin olduğunu fark etti.
Xie Zhiyao kafası karışmış bir vaziyette Lang Ge’nın ona verdiği ilacı içti. Menajer kapıyı çaldı ve onlara şöyle dedi: “Bugün Lan Şehri’ne gidiyoruz, orada bir varyete şovu için çekiminiz var.”
–
Xie Zhiyao her zaman sağlıklıydı ve yılda sadece bir kez nezleye yakalanırdı. Hatırladığı kadarıyla üstüne dağ gibi çöken böyle ağır bir hastalığa hiç yakalanmamıştı. İlacı aldıktan sonra içinden bu kadar ağır ateşlenmesinin muhtemelen mutsuzluğundan kaynaklandığını düşündü.
Xie Zhiyao bütün bir gün boyunca süren program çekimini bitirdikten sonra parçalara ayrılacakmış gibi hissediyordu, soyunma odasındayken neredeyse bayılacaktı. Lang Ge ona oda kartını vererek dinlenmesi için çabucak odaya dönmesini ve o akşamki akşam yemeği partisine katılmamasını söyledi.
Xie Zhiyao’da başından beri akşam yemeği partisine ilgisizdi. İstediği tam olarak buydu, bu yüzden oda kartını aldı ve gitti.
Asansöre girmeden önce oda kartı numarasına baktı ve ardından duvardaki oku takip ederek odaya gitti, “1808…”
Hedefine vardığında Xie Zhiyao oda kartını uzatıp sensörün üzerinden iki kez kaydırdı. Fakat hata uyarısı duyuldu, “Ha?” Xie Zhiyao bunun garip olduğunu düşündü. Kartı çevirdi ve birkaç kez tekrar taradı ama kapı yine de açılmadı.
Şüpheyle tekrar denemek üzereyken önündeki kapı kendi kendine açıldı.
İçeride yabancı, uzun boylu ve alfa gibi görünen bir adam duruyordu. Pahalı bir gecelik giymişti ama kaşlarının arasında sabırsızlık yazılıydı ve gözlerinde kötü bir parıltı vardı.
“Sen kimsin?”
Xie Zhiyao titredi ve yanlış odaya girmeye çalıştığını fark etti. Hemen eğilip özür diledi. Tam gidecekken adam bileğini tuttu. Xie Zhiyao’nun küçük yüzünün kızardığını ve uzuvlarının zayıfladığını gören adam, kızgınlık döneminin geldiğini ve acilen çözülmesi gerektiğini düşündü. Etrafta kimsenin olmadığını görünce Xie Zhiyao’yu odaya çekti, “Kapıma gönderilen küçük ve güzel bir omega.”
“Hayır-“
Adam çok güçlüydü ve Xie Zhiyao’nun bileği acıyana kadar sıktı. Ne yazık ki her yeri ağrıyordu ve ne kadar uğraşırsa uğraşsın ondan bir türlü kurtulamadı. Ölesiye korkmuştu, yardım için bağırdı ama adam hemen ağzını kapattı.
Tam o sırada biri arkadan omzunu tutarak onu geri çekti.
Aniden sırtı sağlam bir gövdeye yaslandı. Xie Zhiyao’nun kalbi boğazında asılı kalmıştı.
“Başkan Yang, sarhoş musunuz?” Gu Chaocheng’in sesi Xie Zhiyao’nun kulağında uğuldadı.
Cennetten inen ilahi bir asker gibiydi. Xie Zhiyao bir an afalladı ve korkusu uçup gitti.
Adam donakalmıştı, Gu Chaocheng’e baktı ve hemen “Başkan Gu?” dedi.
Gu Chaocheng, Xie Zhiyao’yu arkasına çekti, adama “Başkan Yang, sarhoş olduğunuz için erken yatmalısınız.” derken ifadesi buz gibiydi.
Adam önce Xie Zhiyao’ya sonra da Gu Chaocheng’e baktı. Alaycı bir şekilde gülümserken gözlerindeki bakış anında netleşti, “Evet, evet, evet, sarhoş olduğumdan onu yanlış kişi zannettim, arkadaşım sanmıştım.”
Utanmazca sırıtıp Xie Zhiyao’dan özür diledi. Xie Zhiyao, konuşmadan veya cevap vermeden Gu Chaocheng’in arkasına büzüldü.
Gu Chaocheng, Xie Zhiyao’yu götürürken adam gülümsemeye devam ediyordu ama dudaklarının kenarları eskisine göre daha düzdü.
“Bay Gu, ne yapmalıyız?” Xie Zhiyao biraz korkmuştu. Gu Chaocheng’i takip etti ve gergin bir şekilde sordu, “Size karşı misilleme yapar mı?”
Gu Chaocheng tek kelime etmeden onu odasına götürdü. Xie Zhiyao’nun içeri girmesi için kapıyı açtı ve ona açıklamadan önce, “Burada bekle, birazdan geleceğim.”
Xie Zhiyao bir felaketten kaçtıktan sonra dalgaların karaya getirdiği odun parçası gibi hissediyordu. Doğal olarak Gu Chaocheng ne dediyse onu yaptı.
Gu Chaocheng dışarı çıktığında Xie Zhiyao kanepeye oturdu ve onu gergin bir şekilde bekledi. Gu Chaocheng on dakika sonra geri geldi, kapıdan girer girmez Xie Zhiyao’nun endişeli gözleriyle karşılaştı.
Gu Chaocheng “Korkma,” dedi.
Xie Zhiyao’nun gözlerinde yaşlar birikmişti. Gu Chaocheng tereddüt içinde ona doğru yürüdü ve çaresizce elini uzatıp Xie Zhiyao’nun başını nazikçe okşadı.
“Korkma, hallettim.” Gu Chaocheng, “Otelden onu izlemesini istedim, intikam için seni bulmaya cesaret edemez,” dedi.
Xie Zhiyao burnunu çekti. Gu Chaocheng onun hâlâ korktuğunu düşündü. Hangi rahatlatıcı sözleri söyleyeceğini düşünmek için beynini son hızıyla çalıştırırken ağlayan Xie Zhiyao’nun mutsuzca konuştuğunu duydu, “Peki intikam almama yardım ettin mi?”
Gu Chaocheng içinden düşündü: Az önce hukuk departmanıyla iletişime geçtim ve o kişinin şirketiyle olan sözleşme yenilememi sonlandırdım, bu intikam sayılır mı?
“Onu dövmemi ister misin?”
Xie Zhiyao başını sallamak istedi ama isteğinin biraz fazla olduğunu düşündü, sonuçta o kimdi ki? Gu Chaocheng’in onun adını hatırlayıp hatırlamadığını bile bilmiyordu. Ama o kişi Gu Chaocheng’in iş ortağı gibi görünüyordu, onu gücendirmemeliydi.
Xie Zhiyao sıktığı yumruklarını gevşetti, “Unut gitsin.”
Gu Chaocheng kapının kapalı olmadığını hatırladı ve kapatmak için arkasını dönmek istedi ama Xie Zhiyao o adamı gerçekten dövmek istediğini düşünerek panikledi, hızla Gu Chaocheng’in koluna sarılarak “Dur, kavga etme, kavga etme, incinmeni istemiyorum…”
Gu Chaocheng, Xie Zhiyao’nun elindeki sıcaklığı hissetti ve şaşkınlıkla sordu, “Vücudun neden bu kadar sıcak? Kızışmada mısın?”
“Ben-“
“Kızışmadayken etrafta öylece dolaşmaya nasıl cesaret edebiliyorsun?” Gu Chaocheng, Xie Zhiyao’nun elini itip ondan uzaklaştı ve öfkeyle, “Daha sana sormadım; kızışmadaki bir omega olarak garip bir alfanın odasında mı yapıyorsun? Bugün orada olmasaydım ne olurdu biliyor musun?”
Xie Zhiyao o kadar çok azarlanmıştı ki tek kelime bile edemiyordu. Zaten bu durumdan rahatsızlık hissediyordu ve şimdi üstüne daha da haksızlığa uğramış hissetmişti. Yu Feng yoluna gidip bütün gece soğuk rüzgarda bekleyecek kadar aptal olmasaydı ateşi çıkmazdı ve bugünkü olay gerçekleşmezdi.
“Kızışmamı yarım ay önce geçirmiştim, hatırlamıyor musunuz?”
Bu sözler ağzından çıkar çıkmaz ikisi de sustu.
Xie Zhiyao gözyaşlarını sildi ve gitmek üzere hareketlendi. Gu Chaocheng onu geri çekmeye cesaret edemedi, bu yüzden onu takip ederek alçak bir sesle sordu, “O zaman neyin var?”
“Ateşim var! Olamaz mı?” Xie Zhiyao cebinden suyla karıştırılması gereken grip ilacını Gu Chaocheng’in önünde tuttu.
Gu Chaocheng’in beyni birden kısa devre yaptı. Xie Zhiyao’nun elinden ilacı alıp onu durdurdu ve beceriksizce, “B-ben senin için karıştıracağım.” dedi.
–
Ve şu an Xie Zhiyao açıklanamaz bir şekilde Gu Chaocheng’in yatağında yatıyordu. Gu Chaocheng’in nereden bulduğunu bilmediği portatif bir yemek tepsisi almasını ve ona birkaç çeşit grip ilacını getirmesini izledi. Gu Chaocheng’in hareketleri sanki ikisi samimi aşıklarmış gibi çok doğaldı.
“Yemek yedin mi?”
Xie Zhiyao kaseyi tutarken cevapladı, “Hayır.”
“Ne yemek istersin? Senin için sipariş edeceğim.”
Xie Zhiyao ateşinden dolayı her tarafının ısındığını hissetti. Yüzünü kaseye gömdü ve utangaç bir şekilde, “Yemek konusunda seçici değilim,” dedi.
“O zaman sipariş veriyorum?”
Xie Zhiyao başını salladı, “Peki.”
Gu Chaocheng sekreterini aramak için oturma odasına gitti ve ona birkaç yemek ismi söyleyip mümkün olan en kısa sürede getirmeleri için otelin mutfağına iletmesini istedi. Xie Zhiyao yatak odasına döndüğünde ilacı yeni bitirmişti. Kaseyi tutarken onu gizlice izliyordu ve geri döndüğünü görünce hızla bakışlarını kaçırdı.
Xie Zhiyao’nun yatağında itaatkar bir şekilde oturduğunu gören Gu Chaocheng’in kalbinde tuhaf bir duygu belirdi.
“Bay Gu,” Xie Zhiyao başını indirdi ve kısık sesle konuştu, “Hâlâ adımı hatırlıyor musunuz?”
“Hatırlıyorum, Xie Zhiyao.”
Gu Chaocheng ona ilk defa tam adıyla hitap ediyordu. Xie Zhiyao’nun yüzü daha da kızardı, yorganı çekiştirdi ve “O zaman- o zaman sadece adımı biliyorsunuz. Sonuçta sadece birkaç kez görüştük. Yabancılardan pek de farkımız yok.”
Gu Chaocheng söylediklerine biraz üzüldü ve yeni filizlenen küçük düşüncelerine bir kova soğuk su dökülmüş gibi hissetti. Ama bu doğruydu, o sadece Xie Zhiyao için bir yabancıydı, hatta hoş olmayan bir yabancıydı. Xie Zhiyao onunla ne zaman karşılaşsa ya ağlıyor ya da sinirleniyordu.
Gu Chaocheng’in ses çıkarmadığını gören Xie Zhiyao çizgiyi aştığını düşündü. Kasesini bıraktı ve dikkatle sordu, “Bay Gu, sizi rahatsız mı ediyorum?”
Gu Chaocheng kendine geldi ve kaseyi ondan aldı, “Hayır.”
“O zaman…” Xie Zhiyao bakışlarını kaçırmadan ona baktı. “Bay Gu, bekar mısınız?”
Gu Chaocheng hayrete düştü. Xie Zhiyao’ya bakmaya cesaret edemedi, bu yüzden elindeki kaseye baktı ve “Evet,” diye yanıtladı.
Xie Zhiyao’nun gözleri parladı, yüzünde anında bir gülümseme belirdi. Uzandı ve hafifçe yana döndü, gözleri doğrudan Gu Chaocheng’e bakarken mutlu bir şekilde, “Bay Gu, bana hangi ilacı verdiniz? Nasıl bu kadar etkili? İçtiğim anda baş ağrım kesildi.”
Gu Chaocheng’in yüzü soğudu. Hemen mutfağa, yırtılarak açılmış olan grip ilacını kontrol etmeye gitti. Doğru olduğunu onayladıktan sonra yatağın yanına döndü ve Xie Zhiyao’ya, “Sana az önce verdiğim şey grip ilacı, yanlış ilaç değil, ilaçla ilgili bir sorun mu var?” dedi.
“…” Xie Zhiyao’nun gülümsemesi dudaklarında dondu. Döndü, yorganı çekti ve üstünü örterek sert bir şekilde, “Sorun yok.” diye yanıtladı.
Gu Chaocheng neyi yanlış söyleyerek yine Xie Zhiyao’yu mutsuz ettiğini bilmiyordu. Yatağın yanında durdu ve daha önce söylediği şeye devam etmeye karar vermeden önce birkaç dakika boyunca içsel bir savaş yürüttü, “Sadece adını bilmiyorum, aynı zamanda bu yıl yirmi bir yaşında olduğunu da biliyorum. Qi He’nin stüdyosundan bir sanatçısın ve dans grubunun adı AGT.”
Xie Zhiyao’nun dudakları kıvrıldı, bu nasıl tanımak sayılabilir? Zaten bunları söylemedim mi? Ben her şeyi ezbere öğrenene kadar senin hakkında araştırma yapmak için uzun süre internette dolaştım, anladın mı?
“Oh, bu sadece bizim yarı yabancı olduğumuzu kanıtlıyor.”
Gu Chaocheng yine sessiz kaldı.
Tam şu an ondan omegalarla konuşma becerilerini öğretmesini istemek için Gu Chenbai’yi aramak istiyordu.
Uzun bir sessizlikten sonra küçük omeganın nazik sesi tekrar duyuldu, “Bay Gu, aslında ne söyleyeceğinizi bilmiyorsanız konuşmak zorunda değilsiniz. Sadece sizinle sohbet etmek istiyorum, sizi sorgulamak değil.”
Yorum