Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap, 7. Bölüm

Çevirmen: Ashily
***7.Kısım***
‘Artık dayanamıyorum.’
Koi dişlerini sıktı. Gözleri kızarmış ve kan çanağına dönmüştü. Diğer ödevleri yüzünden bütün gece uyuyamamıştı. Berbat bir haldeydi ve mantıklı düşünemiyordu.
Her şeyden önce, Ashley Miller’ın günlerdir ona yanıt vermemesi yüzünden üzgündü.
‘Düzgün yüzünle beni kandırdın.’
Ashley Miller ona göre artık bir suçluydu. Hemen gelip ödevini teslim etmezse ne söylerse söylesin öfkesinin dinmeyeceğini düşündü.
Ancak gerçekte, bırakın onunla tartışmayı, yüzünü bile göremiyordu. Koi, sadece maillerinin değil, gönderdiği mesajlarında dikkate alınmaması üzerine sinirlenmişti ama hepsi bu kadardı. Son çare olarak, dersten önce bir dolabın önünde durup Ashley’nin her zaman birlikte takıldığı arkadaşlarını beklemeye başladı. ‘Onlar Ashley’e ne olduğunu bilirler.’
Ve karşılaştıklarında arkadaşlarından duydukları tamamen beklenmedikti.
Şaşıran Koi farkında olmadan yüksek sesle “Ashley hasta mı?” diye sorduğunda arkadaşlarından biri “Evet” dedi.
“Üşütmüş. Biraz dinlendikten sonra iyileşecektir. Bir şey mi oldu?”
“Ah… Hayır, hiçbir şey… teşekkür ederim.” Kekeleyen Koi, günlerdir ona kızdığı için kendini suçlu hissetti.
‘Belki de bana ceketini verdiği içindir…’ Aklına gelen tek şey buydu. Ashley’nin o günden sonra okula gelmemesi üşüttüğünün sağlam bir kanıtıydı.
Endişeli bir şekilde “Çok hasta mı?” diye sordu ama aldığı tek yanıt omuz silkmek oldu.
“İyileşince gelecek. Ne oldu? Yapacak bir işin mi var?”
“Ah…” Koi beklenmedik soru karşısında duraksadı. Ashley’nin onun yüzünden üşüttüğünü anlatmayı düşündüğünde, nedense kelimeler ağzından çıkmadı. Ona karşı aşırı derecede nazik davrandıktan sonra hasta olduğu gerçeğini başkalarına söylerse ne olurdu? Kimsenin Ashley’i övmeyeceği kesindi.
‘Belki de daha fazla kişi bana zorbalık yapacak.’ Bunu hayal eden Koi ardından gelen rahatsız edici hisle çabucak başını salladı.
“Hayır. Önemli bir şey değil. Görüşürüz o zaman, teşekkür ederim, hoşçakal.” dedikten sonra kaçar gibi oradan ayrıldı. Hızla ilerledikten sonra etrafa bakındı. Kendi aralarında konuşuyor ve yürüyorlardı. Kimse Koi’nin şüpheli tavrından kuşku duymuyor gibiydi.
“Haahh.” Duvarın olduğu yere geçip yaslandığı anda nefesini tuttu ve gözlerini kapattı. ‘Varlığının toz kadar olmadığı bir hayat en iyisi. Yüzümü bile unutmuşlardır.’ Koi güvenle nefes verdi.
‘Neyse, sorun değil. Ashley üşüttüğü için üzgünüm ama şu anda yetiştirmem gereken bir ödevim var. Önce bu sorunu çözmeliyim.’
Bir sonraki dersin olduğu sınıfa geçerken başının ciddi şekilde belada olduğunu fark etti.
‘Hiç şaşırtıcı değil.’
Bir anlığına her şeyin kolayca hallolacağını düşünmüştü. Sorunsuz ilerleyeceğini sandığı ödevin akıbeti tamamen beklentilerinin ötesindeydi. Bu tür şeyler zaten hep başına geliyordu. Uzun bir hayat yaşamamıştı ama onun için işler hiçbir zaman yolunda gitmemişti.
‘Yine de bu sadece bir ödev.’
Bu kadar acı çekmek zorunda kaldığını düşündükçe sinirlendi. Herhangi birine ağır bir küfür etmek istiyordu ama doğru düzgün bildiği bir küfür dahi olmadığı için daha da sinirlendi. ‘Küfür bile edemiyorum.’
Kısa bir süre kendi kendine işkence ettikten sonra, soğukkanlılığını yeniden kazanmayı başardı. Şu an bu kadar depresif olmanın zamanı değildi. Çabucak bir çözüm bulmak zorundaydı. ‘O halde ne yapmalıyım?’
Fazla uzatmadan bir sonuca vardı. ‘Hastalığı için üzgünüm ama ödevi bitirmek için elinden geleni yapmasını söyleyeceğim.’ Ne kadar düşünürse düşünsün kalan sürede ödevi tek başına bitirmesi imkansızdı. Çünkü, Koi’nin diğer derslerden de birçok ödevi vardı.
Hızlıca karar verdikten sonra harekete geçti. Cep telefonunun ekranını açtı ve Ashley Miller’ın numarasını buldu. Telefonunda part-time çalıştığı marketin numarası da dahil olmak üzere 10’dan az numara olduğu için Ashley’nin numarasını bulması zor olmadı. Ayrıca adı A ile başladığı için Ashley’nin numarası öndeydi.
Koi derin bir nefes aldı ve cesaretini kaybetmeden önce düğmeye bastı. Arama sesini duyduğunda, küt küt atan kalbini sakinleştirmek için birkaç kez derin nefes aldı.
Ve sonunda uzun bekleyişin ardından hattın diğer ucundan bir ses duyuldu.
– …Evet.
Ashley Miller’dı.
Alçak sesini duyduğunda deli gibi atan kalbi, durmuş gibiydi. Ama çok geçmeden iki kat daha hızlı atmaya başladı ve Koi kalbinin ağzından fırlayacağından korkarak tek eliyle ağzını kapattı. Ashley biraz duraksadıktan sonra tekrar konuştu.
– …Merhaba? Kimsiniz?
Yorgunluk dolu sesi açıkça hasta olduğunun işaretiydi. Koi, biraz suçluluk duygusu ve biraz da ödevle ilgili endişe duyarak konuşmaya başladı.
“Ah, um, merhaba. Ben Connor Niles, birlikte İspanyolca dersi alıyoruz ve ödev için aynı gruptayız. Green Bell’de buluşmuştuk, hatırladın mı?” Tereddüt içinde uzun bir açıklama yaptı ama Ashley bir süre cevap vermedi.
– Ah…
İç çekiş olup olmadığını anlayamadığı nefes sesini duyan Koi telefonu kulağından çektikten sonra konuşmak için geri koydu.
“Sana mail ve mesaj gönderdim ama cevap vermedin. Hasta olduğunu duydum, iyi misin?”
Ashley boğuk bir sesle alaycı bir şekilde yanıt verdi.
-…Önce iyi olup olmadığımı sorman gerekmiyor muydu?
Tabii ki de Ashley, Koi’nin onun için endişelenmemesine üzülmemişti. Bu sadece hasta birinin asabi doğasıydı. Her şeyden önce, ikisi birbirleri için endişelenecek kadar yakın değillerdi. Üstelik okulun en popüler yıldızı olan güzel kız arkadaşı tarafından çoktan teselli edilmiş olmalıydı.
Dolayısıyla Koi’nin söylemesi gerekeni söylemesi yeterliydi. Boğazını temizledi ve konuştu. “Geçen gün çok fazla kişisel soru sorduğum için özür dilerim. Bunu bir daha yapmayacağım, peki ödevi birlikte bitirebilir miyiz?
Cevap vermesini bekledi ve bir sonraki sözlerini söylemeye hazırlanıyordu ki, Ashley ciddileşti ve isteksizce sordu.
– Ödev mi?
Koi’nin düşündüğünden çok daha iç karartıcı bir tepki vermişti. Koi bir an için şaşırdı çünkü Ashley’nin ödev konusunda kendisi kadar hevesli olmayacağını düşünmüştü ama bu kadar kayıtsız olacağını da düşünmemişti.
“Ah, geçen gün konuşmuştuk değil mi? Arjantin yemek kültürünü inceleyecektik. Ben kahveyi, sen de sandviçi. Araştırmanı yaptın mı…?”
Kendine hiç güvenmeyen bir tonda sormuştu. Cesareti kırılmış sesinden utanmıştı ama o Ashley Miller değildi. Kendini herkesten daha iyi tanıyordu ve bunu değiştirmenin hiçbir yolu olmadığını biliyordu.
Bir cevap beklerken, Ashley sıkıntıyla içini çekti ve cevap verdi.
– Umm, emin değilim.
“Ne?” Koi şok olmuştu ama Ashley ilgisini çoktan kaybetmiş görünüyordu. Bitkin bir sesle mırıldandı.
– Yapmak zorunda olduğumuz bir ödev değil. Neden kabaca bir şey araştırma hazırlamıyorsun?
“Hayır, olmaz. Dur bir dakika, Ash!”
Koi aceleyle konuşmayı bitirmek üzere olan Ashley’i durdurdu. Telefonun diğer ucundaki iç çekiş Koi’nin bir an için sersemlemesine neden oldu ama konuşmaya devam etmesi gerekiyordu. Tüm cesaretini topladı ve titreyen bir sesle devam etti.
“O zaman araştırmayı ben yapacağım. Lütfen sadece ufak bir kısmıyla ilgilen. Taslağı, konuyu ve hepsini halledeceğim, buna ne dersin?”
Ashley tekrar bir şey söylemeden önce Koi devam etti. “Gerçekten bu puanı almam gerekiyor.”
Birkaç saniyelik bir sessizlik oldu. ‘Lütfen!’ Dua edercesine gözlerini sımsıkı kapattığında, Ashley cevap verdi.
– Bu beni ilgilendirmez.
“Ama…” Hızla ona cevap vermeye çalıştı ama telefon çoktan kapanmıştı. Koi telefonunun ekranına boş boş baktı. ‘Beni bu şekilde tek başıma mı bırakacaksın? Gerçekten mi?’
İnanılmazdı ama doğruydu. Telefon çoktan kapanmıştı. Koi tekrar aramayı denedi ama bu sefer aramaya cevap alamadı. Sinir bozucuydu ama Ashley’nin ödevi yapmaya hiç niyetinin olmadığını kabul etmek zorundaydı.
Yorum