Koyu Switch Mode

Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap, 50. Bölüm

A+ A-

Çevirmen:  Ashily


***50. Kısım***

Koi birden kendine geldi. İrkilerek geri çekilmek üzereydi ki, Ashley kolunu tutunca tek yaptığı şey olduğu yerde hareketsiz durmak oldu. Az önce heyecandan hızla atan kalbi şimdi farklı bir nedenden dolayı hızla atıyordu.

Kafasını kaldıran Koi kekeleyerek sordu. “Ben, k-kokuyor muyum?”

Ashley gayet doğal bir şekilde cevap verdi. “Elbette.” Ve ardından sanki bu durum çok normalmiş gibi ekledi. “Kokuyorsun.”

Şaşkınlıkla Koi’nin sesi yükseldi. “Benden koku mu geliyor?”

Ashley bu sefer de hiç tereddüt etmeden başını salladı. “Evet.”

Panikleyen Koi aceleyle sordu. “N-Ne tür bir koku?”

Koi gerginlikle cevap vermesini beklerken, kısa bir süre düşünen Ashley konuştu. “Lezzetli bir koku.”

“Ne?” Aptalca gözlerini kırpıştıran Koi’ye, Ashley gülümsedi. O ana kadar kaskatı kesilen Koi yavaşça kendine geldi sonunda, Ashley’nin şaka yaptığını fark etti.

“Bu da ne demek?” Koi nihayet rahatlayarak gülmeye başladığında, Ashley kaşlarını çatıp ciddiyetle konuştu.

“Gerçekten. Seni her zaman yemek istiyorum.”

Koi gülmeye devam ederek başını salladı. “Olmaz, ben pek lezzetli değilim.”

Ashley başını aşağı eğerek Koi’ye baktı. “Öyle mi? Lezzetli görünüyorsun.”

Ashley bir kez daha Koi’ye yaklaştı. Az önce nefesinin değdiği yere bu kez dudakları değdi. Koi beklenmedik bu durum karşısında şaşkınlıkla donakalınca, Ashley ağzını açıp boynunu ısırdı.

“Ah.” Aslında hiç acımamıştı ama refleks olarak küçük bir çığlık attı. Aksine, ısırdığı yer öyle gıdıklıyordu ki Koi hızla geri çekilmek istedi ama Ashley kollarını tutmaya devam ettiği için sadece omuzlarını kaldırabildi.

“Yapma.” deyince Ashley dişlerini hafifçe geri çekti. Marshmallow yer gibi hafifçe dişlerini bastırmış ve yavaşça boynunu ısırmıştı. Ashley bir süre öylece durdu. Koi gıdıklanmıştı ve biraz da utanmıştı, bu yüzden onu itmeye çalıştı.

“Bırak artık, gerçekten. Çok gıdıklanıyorum.”

Omzunu ittiren eli tutmak ve onu hareketsiz bırakmak çok Ashley için kolaydı. Eğer isteseydi, Koi’yi burada sarabilirdi. Koi bunun farkına bile varamazdı.

Ama bu dürtüye direndi ve başını kaldırdı. Tabii dişlerini çekmeden önce dudaklarını boynuna bastırıp sertçe emmeden bırakmadı.

Beyaz boynunda bıraktığı kırmızı izden memnun kalan Ashley, bakışlarını Koi’nin yüzüne çevirdi. Koi, rüya görüyormuş gibi sersemlemiş bir yüz ifadesiyle sadece gözlerini kırpıyordu. Hala ne olduğunu anlamış görünmüyordu. Ashley gülümseyerek sordu. 

“Daha fazlasını yiyebilir miyim?”

Ani bir farkındalıkla kendine gelen Koi, kıpkırmızı olmuş yüzle cevap verdi.

“Hayır. Ben yemek değilim.”

Aceleyle onun elinden kurtulup, soyunma odası olarak kullandığı depoya koştu. Ne beklemesini söyledi, ne de hemen geri geleceğini.

Depo kapısının gürültüyle kapanmasını izleyen Ashley baş parmağını yavaşça dudağında gezdirdi. Az önce hissettiği duyguyu canlı bir şekilde yeniden hissetti. 

“Aah…” Dudaklarına dokunmaya devam ederek iç çekti. “Daha fazlasını yemek istiyorum.”

*

*

Koi’nin çıkması tam 15 dakika sürdü. Her zaman giydiği, lekeli ve yakası sarkmış bir tişört ve eski kot pantolondan ibaret bir kıyafeti giymesinin neden bu kadar uzun sürdüğünü Ashley çok iyi bilse de, bilmemezlikten geldi.

“Vay canına, süslenip püslenip geleceğini sanmıştım.”

“Ö-Özür dilerim.” Koi aceleyle özür diledi.

Utanarak kafasını kaşıyan Koi, çok geçmeden Ashley’nin görünüşünü fark edince afalladı.

Genelde salaş bir tişört ve kot pantolon giyen Ashley, bugün tamamen farklı giyinmişti. Üzerinde birkaç düğmesi açık mavimtırak bir gömlek ve ayak bileklerinde biten gri bir pantolon ardı. Ayakkabıları da spor ayakkabılar değil, sepya renkli (ÇN:  kahverengimsi-kırmızı bir renk) mokasenlerdi.

Her zaman saçlarını jöle ile geriye tarayan Ashley, bugün doğal bir şekilde bırakmıştı ve büyük siyah güneş gözlükleri çok yakışmıştı. Üstelik açık gri bir ceket de giymişti, bu hali Ashley’i tamamen farklı biri yapmıştı.

Ashley gülümseyerek sordu. “Neden öyle bakıyorsun?” 

Koi sersemlemiş bir şekilde gözlerini kırpıştırarak konuştu. “Şey, bugün biraz farklı görünüyorsun.”

Ashley sadece “Öyle mi?” dedi ama Koi’nin tepkisinden içten içe memnundu. Dün geceden beri bu anı dört gözle bekliyordu. Böyle süslü bir şekilde giyinmek onun karakterine pek uygun değildi ve babasıyla ilgili bir şey olmadığı sürece asla böyle giyinmezdi ama bu sefer istisnaydı. Babasının sekreterinin durumu öğrendiğinde bunu da hemen ona rapor ederdi.

‘Kimin umrunda, zaten şimdiye kadar rapor etmediği şey kalmamıştır.’ Ashley, şimdilik anın tadını çıkarmaya karar verdi. 

Marketten çıktıktan sonra kapıyı kilitleyip arkasını dönen Koi, bekleyen Ashley’e hızlıca yaklaştı. “Diğerleri ne yapıyor? Eğleniyorlar mı?”

‘Parti düzenleyen birinin bu şekilde dışarıda olması doğru mu?’ Koi merak ederek sorduğunda Ashley aniden Koi’nin elini tuttu. Şaşkınlıkla irkilen Koi’nin elini tutmaya devam ederek park ettiği arabaya doğru yürürken cevap verdi. “Bilmiyorum. Bakmadım bile.”

“Gerçekten mi?” Koi konuşmaya odaklanmaya çalıştı ama Ashley’nin elini tutması tüm dikkatini dağıtıyordu. Ashley, Koi’nin heyecanını fark etmesine rağmen devam etti. 

“Babamın sekreterine söyledim, o halleder.”

“Öyle mi.”

Koi cevap verirken bile doğru düzgün düşünemiyordu. Sadece elini tutması bile kalbini çarptırıyorken bugün Ashley çok karizmatikti. Her zaman karizmatikti ama daha da karizmatik olabileceğini düşünmemişti. Koi, bu düşüncelerle ona hem hayranlık duydu hem de böyle karizmatik birinin yanında olmaya layık olup olmadığını sorgulamaya başladı.

Kabaran göğsü yavaş yavaş sönmeye başladı ve bir anda morali bozuldu. Ashley’nin elini yavaşça bırakmaya çalıştı ama Ashley onu daha sıkı tuttu. Ashley, Koi’nin kaçmasını önlemek için elini daha sıkı tuttu ve sordu.

“Sorun ne, Koi?”

“Ne? Şey…”

Koi tam “Hiçbir şey yok” diyecekti ki karşısındaki arabayı görünce duraksadı. Her zaman bindikleri Cayenne değildi. Kafası karışmış bir şekilde bakarken, Ashley diğer elini cebinden çıkarıp anahtarı çıkardı. Bipleyen sesle kilitli kapı açıldı ve Koi şaşkınlıkla sordu. “Bu senin araban mı?”

“Babamın arabası aslında.”

Az önce müşteriyle yaptığı konuşmanın aynısıydı ama atmosfer tamamen farklıydı. Ashley, nazikçe gülümseyerek Koi’nin sorusuna cevap vermişti. Koi alçak bir sesle “Vay canına” diye mırıldandı. Arabalardan pek anlamayan Koi bile bu sedanın zarifliğine ve şıklığına hayran kalmıştı.

“Hadi, bin.” Ashley, yolcu kapısını açarak söyledi. Koi hızla kendine gelip içeri girdi.

Arabanın içi dışarıdan göründüğünden daha gösterişliydi. Koltuğun yumuşak derisi sırtına değdiğinde memnuniyetle iç geçirdi. Oturur oturmaz, Koi şimdiye kadar bindiği arabalardan tamamen farklı olduğunu anladı. Konsoldan, torpido gözlüğüne, gösterge paneline kadar her şey göz kamaştırıcı ve lüks görünüyordu. Koi içerideki tutacakların derisinin yumuşaklığını hayranlıkla okşarken, Ashley arabayı dolanıp sürücü koltuğuna oturdu.

“Ne yapıyorsun?” Ashley’nin gülümseyen sesiyle Koi birden irkildi ve kekeledi.. “Ah, ş-şey…”

Sonrasında aceleyle emniyet kemerini takmaya çalıştı ama panikten mi yoksa utandığından mı bilinmez sürekli yanlış yapıyordu.

Koi’nin paniklemiş halini gören Ashley birden elini uzattı. “Bir dakika.”

O an Koi’nin nefesi kesildi. Ashley’nin kolu üzerinden geçti. Koi sadece gözlerini çevirerek, Ashley’nin emniyet kemerini çekip takmasını izledi. Ashley, kemeri takarken ona doğru eğilmişti. 

Bununla beraber Koi’nin görüş alanına Ashley’nin başı girdi. Güneş ışığında gümüş renkte parlayan saçları hemen gözlerinin önündeydi. Koi, onun parlak platin saçlarına hayranlıkla baktı.

Kendisinden 20 cm daha uzun olan Ashley’nin başını görme fırsatı pek rastlanacak bir durum değildi. Birdenbire, paten bağcıklarını bağladığı anı hatırladı. Elbette o anki heyecanı da.

Kalbi hızla çarpmaya başladı…

Koi dikkatlice elini kaldırdı. Onun saçını okşamak istiyordu. ‘Ashley’nin saçlarının yumuşaklığı nasıl acaba? Peki yanaklarının sıcaklığı? Çenesi, burnu… Dudakları.

O sırada, Ashley aniden başını kaldırdı. Göz göze geldiler ve Koi donup kaldı. Ashley’nin gözleri kısıldı. Yavaşça dudaklarını araladığında Koi sersemlemiş bir şekilde ona baktı. ‘Öpüşebiliriz.’

Koi nefesini tutarak düşündü. ‘Kesinlikle öpüşeceğiz.’

Ashley’nin kırmızı dudaklarından çıkan nefesi, onun dudaklarını hafifçe gıdıkladı.

Etiketler: novel oku Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap, 50. Bölüm, novel Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap, 50. Bölüm, online Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap, 50. Bölüm oku, Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap, 50. Bölüm bölüm, Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap, 50. Bölüm yüksek kalite, Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap, 50. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X