Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap, 5. Bölüm

Çevirmen: Ashily
***5.Kısım***
“Hah, açlıktan öleceğimi sandım.” Abartılı bir şekilde yüksek sesle konuşan Ashley önündeki hamburgeri alıp ağzına attı. Double köfteli bir hamburgerdi. Sipariş ettiği yemek miktarı şaşırtıcıydı ama onları yeme hızı daha da şaşırtıcıydı.
Hamburgerinden üç ısırık alan Ashley, ardından sandviçlerini yemeye başladı. Sonrasında tekrar hamburgerinden ve akçaağaç şurubuna batırılmış gözlemeden yedi. Bu sırada Koi buzsuz kolasını bir bardağa azar azar doldurup yavaşça içti.
Üç şişe maden suyunu içip dördüncüsünü sipariş eden Ashley “Yeterli olduğuna emin misin?” diye sorunca Koi kola bardağını Evet anlamında kaldırıp içiyormuş gibi yaptı.
Bunu gören Ashley başını salladı. “Kolayı buzsuz içmek sıradışı bir şey.”
‘Bu şekilde daha çok içebilirsin.’
Garson içecekleri tazelemedi. Bu sayede, midesi patlayana kadar yemek yiyen Ashley Miller yemeyi bırakana kadar uzunca süre Koi, kola içmeye devam etti.
“Bu kadar çok yiyebilmen inanılmaz.”
Kıskanılmamak için sakin kalarak cevap veren Ashley “Çünkü her gün çok ağır antrenman yapıyorum.” diye mırıldandıktan sonra, bifteğini büyük parçalara bölüp ağzına atıp sözlerine devam etti. “Ayrıca hala büyüme dönemindeyim.”
“Uzuyor musun? Hala mı?” Koi’nin şok içinde sorduğu soruyu Ashley kayıtsızca yanıtladı. “Geçen ay 4 cm uzadım.”
Koi korkuyla “Şimdi boyun kaç?” diye sorduğunda Ashley çok sakin bir bakışla cevap verdi. “192.”
Koi, hemen yemek yemeyi bırakması için ona bağırmamak için kendini zor tuttu. ‘Basketbolcu mu olacaksın, 2 metre olmayı mı hedefliyorsun, yoksa Guinness Dünya Rekorları Kitabı’na mı girmek istiyorsun,’ diye kızma isteğini bastırabilmesinin nedeni, tüm bu düşüncelerinin kıskançlıktan kaynaklandığını bilmesiydi.
“Buz hokeyinde çok fazla fiziksel mücadele vardır, bu yüzden vücudun ne kadar büyükse o kadar iyidir.” Canlandırıcı bir bir gülümsemeyle konuşan Ashley’e, Koi içinden cevap verdi, ‘Şimdi bile fazlasıyla büyük.’
Buz hokeyi takımının ana oyuncuları arasında bile en büyük olan oydu.
‘Diğer bir deyişle bu yüzden kaptansın.’ Koi onunla daha fazla tartışmak istemedi. Koi’nin bakış açısından bu bir tartışma olabilirdi ama Ashley için bu, yerde yuvarlanan bir futbol topunu tekmelemek gibi önemsiz bir konuşmaydı.
Sonrasında Koi, “Profesyonel olmayı düşünüyor musun?” diye sordu. Kim duyarsa duysun aşağılık kompleksiyle boğuşan bir ineğin tonunda sormuştu. ‘Elden bir şey gelmez, çünkü gerçek bu.’
Ancak, hayatına en ufak bir gölge bile düşürmemiş gibi görünen Ashley Miller bu sefer de net bir şekilde cevap verdi.
“Hayır, sadece lisenin sonuna kadar spor yapacağım.”
Garip bir şekilde gerçekçi bir cevap olduğu için Koi kendini tuhaf hissetti. İstemsizce ona bakarken, Ashley gözlemenin kalan yarısını büyük parçalara ayırarak konuşmaya devam etti. “Profesyonel bir oyuncu olarak oynayacak kadar büyük bir yeteneğim yok.”
“Bu doğru değil.” Dünyada benzeri olmayan bir narsist olduğunu düşündüğü çocuğun ağzından çıkan beklenmedik sözler üzerine Koi farkına bile varmadan bunu inkar etti.
Ardından Ashley, birkaç saattir gösterdiği kibar ve canlandırıcı gülümsemesini yeniden takındı.
“Teşekkür ederim.” Basitçe minnettarlığını dile getiren Ashley ekledi. “Babamın işini devralma olasılığım yüksek, bu yüzden onunla ilgili bir üniversiteye gideceğim.”
Sakin bir sesle, sanki hava durumundan bahsediyormuş gibi kendi kendine mırıldandı ama Koi bu konuşmanın öylece bitmesine izin vermedi.
“Babanın işi mi? Ne iş yapıyor?”
Koi, sadece kullandığı arabaya bakarak ailesinin çok zengin olduğunu düşünmüştü ama bu merakını daha da arttırdı. Ashley sanki Koi’nin parıldayan gözleri eğlenceliymiş gibi gözlerini kısarak cevap verdi.
“Zenginin malını fakirden korumak için çalışıyor.”
‘Bu bir bilmece mi?’ Koi hiçbir fikri olmadığı için ilk aklına geleni söyledi. “O bir şeytan mı?”
“Ah.” Onun güleceğini düşünmüştü ama Ashley beklenmedik bir şekilde şaşırmış görünüyordu. “Sayılır. O bir avukat.”
“Ha…” Ancak o zaman Ashley’nin sözlerinin pek de yanlış olmadığını anladı. ‘O kadar zenginse oldukça ünlü bir avukat olmalı, değil mi?’ Ashley, sanki Koi’nin düşüncelerini okumuş gibi ekledi.
“Doğu’da oldukça ünlü bir hukuk firması var. Avukat Miller derseler onun babam olduğunu anlayabilirsin.” Böylesine büyük sözler söylemesine rağmen, hiçbir gurur ya da kendini beğenmişlik belirtisi göstermedi. Az öncekinden hiç de farklı olmayan bir tonda konuşarak gururla maden suyunu içti.
“O zaman mezun olduktan sonra Doğu’ya mı gideceksin? Üniversiteye de orada mı gitmeyi düşünüyorsun?”
“Muhtemelen.”
Duruma bakılırsa babasının mezun olduğu üniversiteye gidecekti. Koi, bir an tereddüt ettikten sonra dikkatle sordu.
“O zaman sen neden buradasın? Bütün ailen burada mı?”
‘Doğudaki tek kişi babası mı? Belki tatillerde buraya geliyordur.’
Ashley, bu konuda kendi kendine tahminler yürüten Koi’ye hızla yanıt verdi.
“Buradaki tek kişi benim. Ailem Doğu’da.”
“Tek kişi sen misin? Neden?” Düşünmeden soran Koi, Ashley’nin ifadesini gördüğünde otomatikmen sustu. Ashley her şeyi açıkça cevapladığı için çizgiyi fazla aşmıştı. ‘O kadar yakın değiliz ama ona özel hayatı hakkında çok fazla şey sordum.’
Onun pişman olduğunu fark eden Ashley, az öncekiyle aynı tonda konuştu. “Yalnız yaşamak istedim.”
“Vay be, ben de yalnız yaşamak isterdim. Seni kıskandım.”
Dünyadaki her gencin hayalini kurduğu hayat değil mi bu? Güzel bir araba, rahat bir hayat ve kendine ait bir ev. ‘Gerçekten sahip olmadığı hiçbir şey yok.’ Farkında olmadan ona hayran kalmıştı. Ashley gülümsedi. Koi, onun acı gülümsemesi karşısında tekrar duraksadı.
“Umm, yine de yalnızlık zor. Temizlikten nefret etmiyor musun? Çamaşırlardan da.”
Aceleyle sözlerini geçiştirdi ama bu kez de aldığı cevap beklediğinden farklıydı. “Ben yapmıyorum… Her hafta sonu temizlik şirketinden birileri geliyor. Rahatça yaşıyorum diyebiliriz.”
‘…Az önce ne duydum ben?’ Koi soğukkanlılığını kaybetti. Böyle garip bir şey duyduğu için beyninin aşırı yüklendiğini hissetti. Evin o kadar büyük mü diye sormak istedi ama kendini tutmayı başardı. Şu ana kadar çok fazla şey sormuştu.
‘Çizgiyi aştım. Ashley Miller ve ben o kadar yakın değiliz.’ Koi içinden kendini azarladı. Ardından gelen tuhaf sessizlik nedeniyle utandı.
Ashley umursamaz bir tavırla yemeğin kalanını yiyordu ama Koi bu sessizliğe daha fazla dayanamadı. ‘Söyleyecek bir şeyler bulmalıyım, düşün, düşün.’
Koi yakın zamanda sınıf arkadaşlarından birinin Omega olduğunun ortaya çıktığını hatırladıktan sonra aceleyle sordu. “Ah, bu arada. Düşününce takımınızdan kimsenin henüz ikinci cinsiyeti ortaya çıkmadı, değil mi?”
Ashley başını olumsuz anlamda salladı. “Çoğu kişinin ikinci cinsiyeti ortaya çıkmıyor.”
İstatistiksel olarak, Alfa ya da Omega olma olasılığı sıfıra yakındı. Koi de hayatının geri kalanında Beta olarak yaşayıp öleceğine inanıyordu.
‘Ashley’nin cinsel kimliği ortaya çıkarsa Alfa olacağı kesin.’ Alfa olmak Ashley Miller’a oldukça uygun görünüyordu. Gittiği her yere feromon yayması şu anki halinden çok da farklı değildi.
“Cinsel kimliğin ortaya çıktığında antrenman yapmak zor değil mi?”
“Çoğu bırakıyor. Profesyonel olmaları tamamen imkansız.”
Alfa ve Omegalar, kızgınlık döngüleri nedeniyle çeşitli kısıtlamalara tabiydiler ve bunlardan biri de sporcu olamamalarıydı. Çünkü kızışmaya girerlerse oyun düzgün oynanamaz ve bu da takımı etkilerdi. Bireysel oyunlar kızışmaları geldiğinde ara verilerek kontrol edilebilirdi ama takım oyunları farklıydı. Maçlar bastırıcı alınıp oynansa bile ilaçlar oyuncunun kondisyonunu çok düşürüyordu ve ağırlıklı görüş vücudu ciddi anlamda zorladığı yönündeydi. Bu nedenle profesyonel takımlara Beta veya kızışmaya girmeyen Gamalar harici oyuncu alınmıyordu. Yüz milyonlarca doların yatırıldığı bir oyunda risk almayı göze alacak kimse yoktu.
Koi, “Hiç cinsel kimlik tahmin testi yaptırdın mı?” diye sorduğunda Ashley başını olumsuz anlamda salladı.
“Hayır, sen?”
“Yaptırmadım.” Koi dürüstçe cevapladı. “Zaten muhtemelen Beta çıkardı.”
“Benim de.” Koi nedense Ashley sohbeti gönülsüzce geçiştirmiş gibi hissetti. ‘Belki de bu konuyu konuşmayı pek sevmiyordur.’
Tam konuşmak için başka bir konu ararken duvardaki saati gördü. Saat neredeyse dokuz olmuştu. Restoran yakında kapanacaktı. Okulun en ünlü kişisinin önünde olmasının onu fazla heyecanlandırdığını fark eden Koi geç de olsa kendine geldi.
‘Ödev için buluştuk. Kendine gel!’ Koi kendine kızdıktan sonra aceleyle asıl konuya girdi.
“Ah, pekala, bugünlük bitirmeye ne dersin? Mail adreslerimizi değiş tokuş edelim ve araştırmayı kendi başımıza yapalım. Sanırım bir dahaki sefere buluştuğumuzda içindekiler tablosunu düzenleyebilir ve bölümleri birleştirebiliriz. Sana uyar mı?”
Ashley “Olur.” dedikten sonra peçetisini alıp ağzını sildi. Masanın üzerindeki tabaklar Koi farkına bile varmadan boşalmıştı.
“O halde görüşmemiz artık bitti, değil mi? Gidebilir miyim?”
Yorum