Lick Me Up If You Can [Novel] 1. Kitap, 104. Bölüm

Çevirmen: Ashily
***104. Kısım***
“Teşekkür ederiz, yine bekleriz.”
Ashley, sokağa kadar gelip onu selamlayan mağaza müdürü ve personeline başıyla selam verdikten sonra arkasını döndü. Bekleyen şoför, park halindeki aracın arka kapısını açtı ancak Ashley olduğu yerde durup konuşmaya başladı.
“Önden gidin. Ben biraz yürümek istiyorum.”
Yaşı ilerlemiş şoför, şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırarak yan tarafa baktı. Ashley’nin geldiği günden beri sürekli yanında olan iki koruma birbirine baktı.
“Sizinle iletişime geçeceğiz, lütfen yakınlarda bekleyin.”
İçlerinden biri bunu söylediğinde şoför başını sallayarak arabaya döndü. Ashley, onları arkasında bırakarak yürümeye başladı. Onun kadar iri olan iki adam, onu belli bir mesafeden takip ediyordu ama bu Ashley’nin umrunda değildi. Şu anda, olabildiğince özgürlüğün tadını çıkarmak istiyordu.
Doğu’ya geldiğinden beri hayatı tam bir hapishane olmuştu. Sınırsız özgürlükle istediği hayatı yaşayan Ashley için günler cehenneme dönmüştü. Belirli bir saatte uyanmak, babasıyla kahvaltı yapmak ve öğlen olduğunda kendi başına yataktan kalkamayan “o kişiyle” yemek yemek zorundaydı. Akşam olduğundaysa bir partiye veya bir toplantıya katılması gerekiyordu.
Tüm gününü partilere hazırlanmakla geçiren Ashley, partinin ev sahibinin kim olduğunu, mesleğini, şirketinin ne iş yaptığını bile öğrenmek zorundaydı; aksi halde babasının yüzünde açıkça hoşnutsuz bir ifade olurdu.
Elbette Ashley babasının isteklerine kasten karşı çıkacak kadar aptal değildi. Bir an önce Koi’nin yanına dönmek için elinden geleni yapıyordu. Gerekirse sabahlara kadar çalışarak, sessizce, sorgulamadan her emri yerine getiriyordu.
Ama iş bununla bitmiyordu. Ashley üniversite hazırlıklarına da başlamıştı. Zaten 12. sınıfa geldiğinde herkes üniversite hazırlığına yoğunlaşırdı. Ancak babası, “herkes gibi” olmayı kabul etmiyordu. Oğlunun, diğerlerinden birkaç kat üstün olması gerekiyordu. Ve ne yazık ki babası, Ashley’nin beklentilerini karşılayabilecek kadar yetenekli olduğunu biliyordu.
Büyük ihtimalle babası Ashley’nin kendisiyle aynı üniversiteye gitmesini istiyordu. Bu nedenle Ashley, o üniversiteden mezunlarla tanışıp düzenli olarak bilgi topluyordu. Bu yoğunluk yetmezmiş gibi Fransızca çalışmaya başlamıştı. Zaten İspanyolca’da çok iyiydi ama bu bile babasını memnun etmek için yeterli değildi. Muhtemelen Fransızcası yeterince iyi olduğunda, Almanca öğrenmek zorunda kalacaktı.
Tüm bunlarla uğraşırken günler hızla geçiyordu. Üstelik Doğu’nun Batı’ya göre üç saat ileride olması Koi’yle konuşmasını zorlaştırıyordu. Aramak için fırsat bulduğunda bile genelde Koi’nin uyuduğu bir zamana denk geliyordu. Bugün olduğu gibi, bilinçli bir şekilde zaman ayırmadığı sürece kendisine vakit ayırması mümkün değildi.
Ashley, bugün için birkaç gün öncesinden var gücüyle çalışmıştı. Kendi kendine bir tatile ihtiyacı olduğunu söyleyerek gece boyunca Fransızca çalışıp önden hazırlık yapmıştı. Ve böylece, büyük bir çabayla yalnızca bir günlük tatil hakkı kazanabilmişti.
‘Ah.’
Yanağında hissettiği ani soğuklukla Ashley başını kaldırır kaldırmaz soğukluğun sebebini anladı. Gökyüzünden birer ikişer kar taneleri düşüyordu. Batı’da geçirdiği yıllara rağmen sık sık yağan kara hala alışkın değildi.
Ashley olduğu yerde durup bir süre gökyüzüne baktı. Gri bulutların ağır ağır hareket ettiği puslu kış göğü, buraya geldiğinden beri sık sık gördüğü bir manzaraydı.
“Haa…”
Derin bir nefes verince beyaz bir buhar etrafa yayıldı. Olduğu yerde durup çevresindeki insanların başlarını eğerek hızlı adımlarla yanından geçmesini izledi. Batı’nın kışın bile açık olan gökyüzü aklına geldi. Ardından, her zaman kollarına atlayan Koi’yi daha da özlediğini hissetti ve kalbi sıkıştı.
Yarın Noel’di. Şükran Günü’nden sonra eve dönme umutları çoktan suya düşmüştü. Noel geçtikten sonra hemen yeni yıl gelecekti. Muhtemelen Ashley yeni yılı da Koi ile geçiremeyecekti.
‘Yoksa sonsuza kadar gitmeme izin vermemeye mi karar verdi?’
Ashley yürümeye devam etti. Liseden mezun olmasına daha bir yıl vardı. Ne yapıp edip Koi’nin yanına dönmeye kararlıydı. ‘Zaman alsa bile, mutlaka.’
‘Lütfen beni bekle, Koi.’
İçinden ona bu ricada bulunurken, sipariş verdiği yüzüğü hatırlayıp hafifçe gülümsedi.
Platin bir halkadan yapılan yüzüğün ortasında oldukça büyük bir pırlanta vardı ve her iki yanında küçük pırlantalar sıralanmıştı. Basit bir tasarıma sahip iki yüzük almıştı ve içlerine Koi’nin ve kendisinin isimlerinin kazınmasını istemişti.
Kendi yüzük parmağına uygun olan yüzüğe Koi’nin adını, ölçüsünü tahmini olarak yaptırdığı yüzüğe ise kendi adını yazdırmıştı. Bu şekilde, tamamen birbirlerine ait olacaklardı.
‘Bunun ne anlama geldiğini ona söylediğimde Koi’nin ne diyeceğini merak ediyorum.’
Yüzünün kızarıp ne yapacağını bilemez hale geldiğini hayal edince istemsizce gülümsedi. Tek üzücü olan şey, yıl sonu olduğu için siparişlerin yoğun olması ve yüzüklerin hazırlanmasının en az bir ay sürecek olmasıydı. Sabırsızlanıyordu ama elinden bir şey gelmezdi.
Kar giderek daha yoğun yağmaya başlamıştı. Koi böyle yoğun bir kar yağışını hiç görmemiş olmalıydı. Her yıl sonu görkemli etkinliklerin yapıldığı kavşağı hatırlayarak, bir gün Koi’yi buraya getirmeyi umdu.
‘Onunla Noel’de ökse otunun altında öpüşeceğim. Yıl sonunda geri sayımı birlikte yapacağız, yeni yıla girer girmez ona sarılıp öpeceğim. Ardından fısıldayacağım.
Mutlu yıllar, Koi.’
Koi’nin kızarmış burnuyla ona gülümsediğini hayal edince keyfi yerine geldi. “Haa…” Derin bir nefes verdikten sonra adımlarını yavaşlattı. Trafik lambasının önünde duran Ashley’nin arkasındaki korumalar da durdu. Ashley, ellerini cebine sokarak onlara döndü.
“Arabayı çağırın.”
Korumalar hızla şoförle iletişime geçti. Ashley bir süre olduğu yerde kaldı ve muhtemelen yakınlarda olan arabayı bekledi. Kar yağmaya devam ediyordu ama insanlar sadece geçip gidiyordu. Bu sırada saçlarına ve omuzlarına yavaşça karlar birikmeye başlamıştı.
***
Ashley “Yine mi parti?” diye sorunca babasının sekreteri tereddüt etmeden başını salladı. İstem dışı derin bir iç çekişle cevap verdi.
“Yıl sonu olduğu için birçok etkinlik var.”
“Öyle olmalı.”
Ancak Ashley’nin merak ettiği şey başkaydı.
“Bunu daha ne kadar yapmam gerektiğini merak ediyorum.”
Bu sözlere sekreter, ifadesiz bir yüzle cevap verdi.
“Geri dönmek için bir nedeniniz var sanırım.”
Onun işi, Ashley’nin her hareketini babasına bildirmekti. Koi’yi de bildiği kesindi ama belli etmeden mi konuşuyordu, bilinmezdi. Ashley sadece kaşlarını çattı. Sekreter, konuyu daha fazla kurcalamadan değiştirdi.
“Bunu yalnızca Bay Miller bilebilir. Ben sadece iletirim.”
Ashley, ona duyduğu öfkeyi bastırıp özür diledi.
“…Size kızmak istememiştim.”
“Önemli değil. Bay Miller’ın bana verdiği yüksek maaş, sebepsiz yere azar işitmemi de kapsıyor.”
‘Alay mı ediyor, yoksa ciddi mi?’ O kadar resmi bir tonla konuşuyordu ki gerçeği mi söylüyordu, anlaşılması zordu. Ashley ‘Her neyse ne düşündüğünü bilmem gerekmiyor.’ diye düşündü.
Sekreter sadece işini yapıyordu. Ashley de aynı şekilde babasının dediğini yapmak zorundaydı. Bir an önce gidebilmeyi dileyerek, istemese de bunu kabul edecekti.
“Ocak’ın ilk günü bir parti olacak. Teknik olarak Aralık’ın son günü.”
Sekreterin sözleriyle Ashley otomatik olarak ‘Yeni yıl partisi olsa gerek. Ve o zamana kadar Koi’ye dönemeyeceğim.’ diye düşündü.
Sekreter masaya haftalık programın yazılı olduğu bir kağıt koydu ve konuştu.
“Bu çok önemli bir parti, o yüzden özellikle dikkatli olmanız gerekecek. O gün Bay Miller katılmayacak, yalnızca siz katılacaksınız.”
“Sadece ben mi? Neden?”
Ashley, kaşlarını çatarak sordu. Sekreter resmi bir tonla cevapladı.
“Sadece sizin katılmanız gereken bir parti olduğu için.”
“…Hah.”
‘Niye sordum ki?’ Ashley hafif bir pişmanlıkla programı eline aldı. Programı her zamanki gibi doluydu ama sadece 31 Aralık günü parti haricinde bomboştu.
“Bu çok mu önemli bir etkinlik?”
Ashley, yüzünü buruşturarak sorunca, çıkmak üzere olan sekreter kapının kolunu tutup geri döndü.
“Bir Baskın Alfa olarak çok şey öğreneceğiniz bir yer olacak.”
Ve bu sözlerle kapıyı çarpıp çıktı. Ashley kaşları çatık bir şekilde programa bakmaya devam etti ancak kısa süre sonra bir kenara koyup yatağa uzandı.
‘Hiç umurumda değil,’ diye düşündü. ‘Yeter ki bir an önce Koi’ye dönebileyim.’
Buna yeterince dayanmıştı. ‘Şu parti bitsin, döneceğim.’
“Artık sadece bir hafta daha dayanmam gerekiyor.”
Kendini bu şekilde teselli ederek gözlerini kapattı.
“Seni özledim, Koi.”
Kendi sesinin bu kadar güçsüz çıktığını ilk kez duyuyordu.
************************************************************************************************
Herkese selamlar~
Buraya kadar geldiğimize göre Ashley’nin ailesi hakkında ufak bir bilgi vereceğim. İki babası var. Biri tahmin edebileceğiniz gibi Ashley’nin nefret ettiği Baskın Alfa babası, “Dominique”. Adam oğlunu mükemmeliyet takıntısı mı yoksa sevgisizliği mi bilinmez robot gibi yetiştirmek istiyor. “O kişi” diye bahsettiği kişi de diğer babası. Seride ara ara yer veriyor ama şimdiye kadar her zaman diğer babasından belirsiz bir şekilde bahsedildi. İlerleyen kısımlarda seride daha çok açıklama olacak eksik olan yerlerde ben bilgi veriyor olacağım. – Ashily
Yorum