Dersten sonra tüm futbol takımı soyunma odasına gelen Josh’u selamladı. Josh’la daha yakın olan oyuncular, özellikle daha abartılı bir şekilde omzuna vurdular.
“Hey, iyi görünüyorsun. İkinci cinsiyetinin ortaya çıktığından emin misin? Aynı gibisin.”
“Sadece rol yaptın değil mi? Okula gelmemek için yalan söyledin.”
“İlaç verdiler mi? Hiç kokmuyorsun, gerçekten Omega mısın?”
Josh sırıttı ve onu koklayan çocukları itekledi. “İlaç verdiler. Bir süre ilaca devam etmem gerekiyor, çok sinir bozucu.” Açıkça itiraf etti. “Dürüst olmak gerekirse gerçekten bir Omega gibi hissetmiyorum. Farklı bir şey göremiyorum.”
Hepsi Josh’un sözleriyle başını salladı.
“Biliyorum. Yine de buna inanamıyorum.”
“Josh’un ikinci cinsiyetinin ortaya çıkacağını hiç düşünmemiştim.”
Birbirlerinin yüzlerine bakıp konuşurlarken, Tommy araya girdi.
“Bize ilacını göster. Bir göz atalım.” Josh, Tommy’nin merakla uzattığı eline ilacı verdi. Ardından bir grup meraklı genç etrafına toplandı.
“Bu bir bastırıcı, daha önce hiç görmemiştim.”
“Kardeşim de bundan içiyor. Bunun rengi biraz farklı gibi.”
“Her şirket farklı üretmiyor mu? Neyse, bunu içersen feromon kokmuyorsun, değil mi?”
“Nasıl bir şey olduğunu hep merak etmiştim.”
Kendi aralarında gevezelik eden gençler meraklarını giderip ilacı geri verdiler. Şişe Josh’a geri verildiğinde içlerinden biri başka bir konu açtı.
“Peki şimdi ne olacak? Gerçekten bırakıyor musun?”
Soyunma odası bir anda sessizliğe büründü. Herkesin kasıtlı olarak uzak durduğu ve kaçınmak istediği konu bir anda su yüzüne çıktı. Bir anda tüm gözler Josh’a odaklandı. Josh boğazını temizleyip sıkıntılı bir şekilde yanıt verdi. “Yapacak bir şey yok, kurallar böyle.”
Dolambaçlı bir şekilde konuşmak karakterine uyan bir şey değildi ama şimdilik verebileceği en iyi cevap buydu. Beklendiği gibi, soyunma odasına bir umutsuzluk çöktü.
“Maç gelecek ay.”
“Başka biri değil sen bırakıyorsun…”
“Kimin bıraktığının bir önemi yok, yapmanız gereken şey aynı.” Josh sakince araya girdi, ancak aldığı cevap hiçte sakince değildi.
“İhtiyacımız olan şey bir oyun kurucu, Josh. Hangi pozisyonda oynadığını unutmadın, değil mi?”
“Bu, sadece bir ay içinde senin beceri seviyene uygun bir oyun kurucu seçmemiz, bizimle uyum sağlaması ve maçı kazanmamız gerektiği anlamına geliyor.”
“Sana benzeyen bir tanıdığın var mı? İkizin falan, hmm?”
Gerçek niyetlerini ortaya çıkarır çıkarmaz paniğe kapıldılar. Josh, onların ıstırap içinde başlarını tutup saçma sapan konuşmaları karşısında şaşkına dönmüştü ama bu konuda yapabileceği hiçbir şey yoktu. Derin bir iç çektiği sırada, olanları izleyen Ed araya girdi.
“Moral bozucu olduğunu biliyorum ama herkes dursun, ikinci cinsiyetinin ortaya çıkmasını Josh istemedi.”
“Elbette.”
“Evet…”
İç çekişler bir süre devam etti. Ancak kısa süre sonra eski hallerine geri döndüler ve Josh’tan özür dilediler.
“Üzgünüm Josh. Sonraki maç için acelemiz olduğundan böyleyiz.”
“Seni suçlamak istemedik.”
Josh iyi olduğunu göstermek için elini kaldırdı. “Biliyorum, önemli değil.”
Yine herkes sustu ve garip bir sessizlik oldu. Bir süredir izleyen Tommy, her zamankinden daha yüksek bir sesle bağırdı.
“Neşelenin gençler, biz kimiz? Savunmadaki bizonlar, D Lisesi canavarları! Herkese günlerini gösterelim, yapabiliriz!”
Tommy’nin bağırışı üzerine diğerleri de bağırdılar ve çılgınca ellerini salladılar. Kısa bir süre sonra koç soyunma odasına geldi ve hepsi sıraya girerek Josh’a sarılıp, el sıkışarak uzun süren vedalaşmayı sona erdirdiler.
“Hepiniz kendinize iyi bakın, sonra görüşürüz.”
Son kişiyle de el sıkışıp vedalaşmasının ardından, Josh’u asık suratlarla uğurladılar. Josh, antrenmanı geciktirdiği için özür diledikten sonra soyunma odasından ayrıldı. Eşyalarını etrafta kimse yokken tek başına gelip toparlamayı düşündü. Çünkü herkesin önünde toparlanırsa gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacakmış gibi hissetti. Josh o anı olabildiğince geciktirmek istedi.
“Görüşürüz.”
Son kez vedalaştıktan sonra kapıyı kapattı. Dışarı çıkıp koridorda bir başına kaldığında içini yıkıcı bir kayıp duygusu kapladı.
Canı sıkkın bir şekilde kafasını kaşıyarak koridorda yürüdü. Muhtemelen spor kulübündeki tüm oyuncular antrenman yaptığı için soyunma odalarının çoğu boş görünüyordu. Tam ‘Futbol takımındakiler biraz sonra çıkar.’ diye düşündüğü sırada biri Josh’un ağzını kapattı.
“?”
Refleks olarak saldırgana dirseğiyle vurmaya çalıştı ama saldırgan hızla belinden yakaladı ve tuttu.
“Diğerleri nerede…?”
Josh dişlerini sıktı ve belinden tutan çocuğa dirsek attı. Çocuk bastırılmış bir çığlıkla yere yığılırken Josh geri uzanıp çocuğun ağzını kapatan elini tuttu ve şiddetle çekti.
“Ah, agh!”
Titreyen ve çığlık atan çocuğun arkasından, başka biri daha koştu. Josh havada zıpladı ve ona doğru koşan çocuğu tekmeledi. Tekmelenen çocuk kanayan burunla yere yığıldı.
“Bacaklarına dikkat et dostum!”
“Bacaklarını tut!”
“Lanet olsun onu nasıl yapacağım?”
Telaşlıydılar, bir şekilde Josh’u yakalamaya çalışıyorlardı ama yanına bile yaklaşamıyorlardı. Çünkü tepkisi anında uçan tekmeydi.
Saldırganların sayısı Josh’un tahmin ettiğinden daha fazlaydı. Kaba bir sayımla, sekiz veya on kişi varmış gibi görünüyordu. Josh ne kadar güçlü olursa olsun, bu kadar kalabalıkla tek başına baş edemezdi. Şimdilik kaçmak en doğru seçenekti. ‘Kim olduklarını daha sonra öğrenmek için çok geç değil.’
Josh hızla karşılık vererek uzaklaştı ve yavaş yavaş çıkışa doğru çekildi. Futbol takımındakilerin çıkma zamanı geldi ama Josh’un onları bekleyecek gücü kalmamıştı. Bu durumdan kendi başına kurtulması gerekiyordu.
“Ha? Ne? Ne oluyor? Çocuklar!”
Josh birinin bağırdığını duyunca duraksadı. Ama bu bir tuzaktı. Ardından başka biri kafasına bir sopayla vurdu ve Josh bilincini kaybetti.
*
*
Sızlayan başının ağrısıyla birlikte kulakları çınlıyordu. Kulaklarına saplanan ağrıyı hisseden Josh, güçlükle gözlerini açtı. Bulanık görüşünün olayları doğru bir şekilde algılaması biraz zaman aldı. Bir süre sonra yerde yattığını, hapsedildiğini fark etti.
‘Bu da ne böyle…?’
Kalkmaya çalıştığında bileklerinin bağlı olduğunu fark etti. Şaşkınlıkla üzerine baktı, neyse ki bileği dışında başka bir yeri bağlanmamıştı. Bacaklarını bir yandan diğer yana hareket ettiren Josh durdu ve durumu anlamaya çalıştı. Getirildiği yer, binaların arkasında tenhadaki bir spor salonu deposuydu. Spor kulübü eşyalarının ve diğer çeşitli ekipmanların muhafaza edildiği bir yerdi ama burası işe yaramaz veya nadiren kullanılan eşyaları getirmek için kullanılan bir yer olduğundan çoğu kişinin buraya gelmesi için bir neden yoktu.
‘Bunun gibi durumlar dışında.’ Josh sakince düşündü. Çoğu zaman, bu tür durumlar zorbalığa uğrayan öğrenciler tarafından yaşanmıştır. Elbette şimdiye kadar Josh bu durumdaki bir öğrenciye yardım edecek konumdaydı ama hiçbir zaman mağdur konumunda olmamıştı.
‘Şartlar her zaman değişir.’
Şu an Josh’un içinde bulunduğu durum tam olarak buydu. Ama onun asıl merak ettiği şey, ona karşı kimin bu kadar kin beslediğiydi. Şimdiye kadar kimseyi incitmediğinden emindi bu yüzden ne kadar düşünürse düşünsün aklına kimse gelmiyordu.
‘Bir ihtimal Wilson olabilir mi?’
Neredeyse kavga etmek üzere olduğu rakip bir okulun oyun kurucusunu hatırladı, ancak kısa süre sonra Wilson’ı listenin dışında bıraktı. Başkasının okuluna gelip bunu yapacak kadar aptal değildi. Ayrıca gerçekten bunu yapan o olsaydı, Josh’u kendi okuluna sürüklerdi.
‘O zaman…’
Tam bunu düşündüğü sırada kapalı olan depo kapısı açıldı ve kalabalık bir grup çocuk içeri girdi. O anda Josh ilk kez kokladığı garip bir koku hissetti.
Birisi hayranlıkla “Gerçekten, yaptın.” dedikten sonra bir başkası söze girdi. “Zordu, onu buraya taşıyabilmek için beş kişi uğraştı.”
“Öyle olmalı, o harika bir oyun kurucu.” Bu sözlerine başka biri güldü. “Artık değil.”
“Evet, artık değil.” İçlerinden biri cevap verdi. “O artık bir Omega.”
Josh kaşlarını çatarak son sözü söyleyen çocuğa baktı. Tanıdık görünüyordu.
Çok geçmeden kim olduğunu hatırladı. Emma’nın peşinden koşan spor kulübündeki pisliklerden biriydi.
Akabinde anıları sırayla gözlerinde canlandı, yüzleri birer birer aklına geldi. Sadece Emma’yı rahatsız ettikleri için Josh ve arkadaşları tarafından azarlananlar değil, başka okullardan öğrencilerin de karıştığını gören Josh, sonunda durumu bir ölçüde anladı.
‘Bu p*çler bunu tek başlarına yapamadıkları için birilerini tutup ve yapmışlar.’
“Bir sporcunun temel ilkesinin adil oynamak olduğunu bilmiyor musunuz?”
Bir an duraksadılar ve sanki Josh’un iğneleyici sözleri onları delip geçmiş gibi birbirlerine baktılar. Bir süre sonra içlerinden biri cevap verdi.
“Ben bir sporcu değilim.”
“Sen de değilsin.”
Konuşan çocuğun sözlerine çok komikmiş gibi hepsi güldü. Josh hafifçe kaşlarını çattı. ‘Kendilerini linçleyeceklerini düşünmemiştim.’
Ardından, geçte olsa akıllarına Josh’a Omega diye seslendikleri geldi. Bununla birlikte bir tanesi öne çıktı ve ağzını açtı. “Omega olduğu doğru mu? Ben pek bir fark görmüyorum.”
“Doğru.”
Beraberinde bir başkası Josh’un çantasını açtı ve içinden bastırıcısını çıkardı. Bunu gören kalabalık şaşkın bir yüzle ilaca ve Josh’a dönüşümlü olarak baktı. Sonunda biri ağzını açtı. “Şüphen varsa, bu p*çin feromonlara tepki verip vermediğini denediğimizde, değil mi?”
Başka biri sordu. “Senin ilaç içmen gerekmiyor mu?”
Çocuk soruyu cevapladı. “İçmeyeceğim. Beni sersemletiyor.”
Yanındaki konuştu. “Feromonlar yayıldığında ne kadar ilaç içtiğinin bir önemi kalmıyor.”
Bundan sonra, hafif koku derinleşti. Kısa süre sonra Josh bunun bir Alfa’nın feromon kokusu olduğunu anladı.
‘…Ah.’
Birden gözlerinin önü karardı ve beyni durdu. Josh’un kafası karışmıştı çünkü bu duyguyu daha önce hiç yaşamamıştı ama ne kadar denerse denesin, bilinci puslu bir hal alıyordu.
“Görünüşe göre işe yarıyor.”
“Gerçekten bir Omega mı oldu? O gerçekten Josh Bailey mi?” Biri inanamayarak sorduğunda bir diğeri cevap verdi. “Islandığında anlarsın.”
“Nasıl yani?”
Sonra Josh’a doğru bir adım attı ve “Omegalar heyecanlandıklarında alt tarafları ıslanır.” dedi.
Josh kaşlarını çattı ve direnmeye çalıştı. Ancak baş dönmesi kötüleşti, görüşü bulanıklaştı ve zihni boşaldı. Hissedebildiği tek şey feromonların kokusuydu.
‘Daha fazlasını istiyorum. Daha fazla.’
“Dikkat et seni tekmeleyebilir. O p*ç bir aygır kadar güçlü.” Birisi onu gerginlikle uyardı ama diğer çocuk Josh’a doğru yürüdü ve ona güldü.
“Aygır mı, o artık ölene kadar tohumlarını ekemez. Onun rolü tohumları almak.” dedikten sonra elini Josh’un pantolonunun üzerine koydu.
“Tohumları hangimiz alacak görelim.”
“…!”
Direnmeye fırsat bulamadan pantolonu çıkarıldı. Josh’un uzun bacakları fazla direnç göstermeden çıplak kaldı.
Bir an için boş gözlerle Josh’a baktılar. Onlara hep tepeden bakan kişi şimdi yerde yuvarlanıyordu, feromonlarla sarhoş olmuştu ve aklını kaybetmişti.
‘Görülecek böyle başka manzaralar var mı?’ Yüksek bir yutkunma sesi duyuldu ve biri ağzını açtı. “Sanırım yapabilirim.”
Planı ilk yaptığında çoğundan olumsuz tepkiler almıştı. Josh Bailey’e tecavüz etmek mantıklı mıydı? Her şeyden öte, hiçbiri bir erkeğe karşı heyecanlanıp penisinin kalkması gibi bir şey hayal edemiyordu. Bu kişinin Josh olması bunu daha da gülünç hale getiriyordu. Çünkü o, 1.80 cm boyunda kaslı bir oyun kurucuydu.
Ancak önlerindeki durum karşısında atmosfer önemli ölçüde değişti. Güçlü görünüşlü adamın bu şekilde ayaklarının dibinde olduğunu düşündükleri anda, içlerinde zafer sarhoşluğuyla karışık bir üstünlük duygusu kabardı. ‘Josh Bailey’den daha güçlüyüm.’
Giderek daha fazla kişi yutkunuyor ve güçlükle nefes alıyordu. Birisi pantolonunun önünü okşuyordu ve penisini çıkarmak için sabırsızlanıyordu.
“Bekleyin, herkes sırayla yapacak.”
Muhtemelen bunu planlayan çocuk ilerledi ve durdu. “Çok vaktimiz var, yavaş yavaş oynayalım. Nasılsa karşı koyamıyor.”
Acı ama gerçek buydu. Josh sadece iki bileği bağlı olmasına rağmen kendini güçlü hissetmiyordu. Sanki tüm vücudu feromonlar tarafından eziliyormuş gibi hissediyordu. Alt tarafı ıslanmaya devam etti, aklı feromonların oluşturduğu istekle doluydu ve kendini toparlayamıyordu.
‘Bana ne oldu böyle?’
Karnının içi zonkluyordu ve deliği kaşınıyordu. Birinin içine bir şey sokmasını istiyordu. Bu çıldırtıcı arzuyu bastırılabildiği sürece o kişinin ayakkabısının tabanını bile yalamaya razı olurdu.
O anda Josh gerçekten bir Omega olduğunu fark etti.
Şimdiye kadar hiç zayıf biri olmamıştı. Her zaman bir kazanan, güçlü biriydi ve kimse onu küçümsemeye cesaret edemezdi.
‘Hiç bir Alfa’nın feromonunun sadece kokusuyla bu şekilde yere yığılayacağımı hiç hayal etmiş miydim?’
“Ugh…” Zaptedilmez bir öfkeyle Josh derinden inledi. Ama yapabileceği tek şey buydu. Ayağa kalkıp onları dövmekten çok uzaktı, sadece kendini ayık tutmaya çalışarak sınırlarına ulaşmıştı. Çocuklar, Josh’un sefil görünümünü izlemekten keyif aldılar.
“Şimdiye kadar beni hor görüyordun, değil mi? Yerde böyle yuvarlanmak nasıl bir duygu?” Bu işi ilk planlayan ilk çocuk keyifle haykırdı. Eline geçen bu fırsatı herkesten önce değerlendirmeye karar verdi. Bu zaten önceden planlanmış bir şeydi ve sonunda ne olacağını düşünmek onun işi değildi. Josh’un aşağılanmasını ve çaresizliğini sonuna kadar izleyeceğine dair yemin etti. Tıpkı bir süre önce onun yaptığı gibi.
Onu acımasızca savuran bacakları şimdi gevşemişti. O cesaretle Josh’un kasıklarının arasına yerleşti. Buna rağmen Josh karşı koyamadı. Onun bir Alfa olduğu gerçeği, Tanrı’nın bir lütfu gibiydi. Josh da bir Omega’ydı. ‘Ona boyun eğdirmek için alfa oldum.’ Bu ilahi adaletten başka bir şey değildi. ‘Onu dize getirdim.’
Josh’un kasıkları sırılsıklam olmuştu. Sanki karşısındakinin penisini bir an önce içine almak istiyormuş gibiydi, çocuk Josh’un çekici deliğini görünce daha fazla dayanamadı. Tamamen dikleşmiş penisini çıkarıp Josh’un deliğine sokmaya çalıştığı anda beklenmedik bir şey oldu.
Josh aniden ayağa fırladı ve acımasızca çocuğun boynunu ısırdı.
“…Ah, aaghh!”
Saldırıya uğrayan çocuğun ürkmüş çığlıkları depoda yankılandı ve o ana kadar heyecanla izleyen grup paniğe kapıldı ve tam bir curcuna yaşandı.
“Ne, neden?”
“Şu deliden hemen kurtulun!”
“H-hayır! Ben korkuyorum, sen yap!”
“Hey ne yapıyorsunuz? Beni öldürecek! Bir şey yapın!”
Etraftakilerin panik içinde bağırışları duyuldu. Bu sırada Josh, dişlerini çocuğun boynuna elinden geldiğince sert bir şekilde geçirdi ve bırakmadı.
“K-kurtarın beni, yardım edin. Ah, acıyor, agh.”
Çocuk bağırdı ve çırpındı. Bu sırada Josh’un ısırdığı yerden durmadan kan akıyordu. Josh tüm gücüyle boynunu ısırıyordu.
“Ne yapıyorsunuz? Gerçekten öleceğim!”
“Ambulansı arayın!”
“Delirdin mi? Ne yaptığımızı bir düşünün, hepimiz kovulacağız.”
Hepsinin kafası karışmıştı ve ne yapacaklarını bilemiyorlardı ama kimse aralarına girmeye cesaret edemedi. Bu sırada var gücüyle mücadele eden çocuk Josh’u uzaklaştırmayı başardı. İtmenin etkisiyle Josh dizlerinin üzerine çöktükten kısa süre sonra yere düştü ve gülmeye başladı. Ağzının köşeleri ve hatta köprücük kemiğinin altı az önce akan kanla kırmızıya boyanmıştı ve görünüşü bir iblisi andırıyordu.
Kan akışını engellemeye çalışan çocuğun gözleri bembeyaz olmuştu. Şaşıran grup üyeleri aceleyle ona doğru koştu.
“Uyan, aç gözlerini!”
“Ne yapıyorsun? Hadi hastaneye gidelim.”
“Tut hadi!”
“Tanrım, kan…”
Bilincini kaybedenler arasından kendilerine gelebilen birkaç kişi, baygın çocuğu taşıyarak apar topar depodan kaçtılar. Josh onların panik içinde kaçtığını görünce sertçe bağırdı.
“Tam size göre, or*spu çocukları!”
Grubun geri kalanı düşünceli bir şekilde ona baktı. Az önce gördüklerine inanamadılar. Her şey bitti sanıyordum ve Josh’un bizi asla yenemeyeceğinden emindim ama bu da ne? Korkudan kıpırdayamayan biz miyiz? Josh değil mi?
Ne kadar zayıf olursa olsun rakipleri Josh Bailey’di. Josh’a karşı komplo kurmaları hataydı. Grup olarak delirmiş oldukları ortadaydı.
Kaybedenler bir oyun kurucuyu nasıl yenebilir?
Ardından ağır ağır nefes alan Josh, yere yayıldı ve ağzını açtı. “Ne isterseniz yapın. Çünkü artık bir şey yapamam.” Bunları söyledikten sonra güldü ve devam etti. “Ya da bunun yerine bundan sonra size ne olacağını hayal edin.”
Gözlerini yavaşça hareket ettiren Josh, hepsinin yüzünü ezberlemeye çalışır gibi teker teker inceledi. Sadece bu durumun bir an önce bitmesini ve rahatlamayı istiyordu. Daha fazla uzarsa, aklını kaybedebilir ve biriyle birlikte olmak için yalvarabilirdi. Böyle bir skandalı göstermektense buna çabucak son vermek daha iyiydi.
Kalanlar ‘Daha sonra intikam alabiliriz.’ diye düşündü. Ama düşündükleri gibi olmadı. Az önce bir salgın gibi yayılan tüm arzu ve başarma duygusu nerede kaybolmuştu? Eğer şimdi vazgeçerlerse, hayatlarının sonuna kadar kaybeden olarak kalacaklardı. Ama vazgeçmezlerse de, Josh’un misillemesinden korkuyorlardı. Josh’un sürpriz saldırısı başarılı olduğu için ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Josh aynı numaraya iki kez düşmezdi ve onlar için geriye kalan tek şey bedelini ödemekti.
Biri tereddütle geri çekilirken diğerleri endişeyle etrafa bakınarak onu takip etti. Her zamanki ezikliklerine geri döndükleri için enerjik görünümlerinin nereye gittiğine düşünmekle meşgullerdi. Kaçmaya bile cesaret edemediler. Acınası durumu izleyen Josh gözlerini kıstı.
“Hahh!”
“Aaaagh!”
Josh yerinden fırlayıp bağırınca çığlık atıp panik içinde kaçtılar. O kadar korkmuştular ki birbirlerine çarpıp yere düştüklerine bile ses çıkaramadılar. Birbirlerini ileri ittiklerini gören Josh nefes nefese güldü.
“Hahahaa…”
Bir süre güldükten sonra gücü tükendi. Touchdown’dan (Amerikan futbolunun en değerli skoru, topu sayı çizgisinin ilerisine geçirmek) hemen sonra maçın bitiş düdüğünü duymuş gibi hissetti. Gülmeyi kestiğinde, etraf hızla sessizliğe büründü. Tek duyabildiği aralıklı nefes alışıydı. Yalnız olduğunu krizi atlattığını anlayınca gevşedi ve zar zor tutunduğu bilincini kaybetti.
Bilincini kaybettiği sırada gözlerini kapatırken ”Demek Omega olmak böyle bir şey.’ diye düşündü.
***
“Şşt, Josh Bailey!”
Josh, adını birkaç kez söyleyen bir ses duyunca güçlükle gözlerini açmayı başardı. Bulanık görüşüne birinin yüzü yansıdı.
Bir anlığına afalladı. ‘Bir yerden tanıyorum ama kim?’
Karşısındaki kişi göz kapaklarının yavaşça inip kalkmasına şaşırmış gibiydi ve çok geçmeden ağzını açtı.
“Sanırım hala kendinde değil.”
“Emma, sessiz ol.”
Azar üzerine başını çeviren Josh, geç de olsa onların kim olduklarını hatırladı. Annesi endişeli bir ifadeyle Josh’a bakarak devam etti. “Nasılsın? İğne yaptıkları için yakında iyileşeceğini söylediler ama her ihtimale karşı durumunu takip etmek adına bir hafta hastanede kalmanı istediler.”
Josh kafası karışmış şekilde sordu, “Durumumu takip mi, neden?”
Annesi ve Emma birbirlerine baktılar. Bir süre sessiz kalan annesi sonunda ağzını açtı. “Aniden kızışma döngün gelmedi mi? Bunu ilk kez yaşadığın için durumunu takip etmeleri gerekiyor. Neyse ki ciddi bir şey yok ama durumun stabil hale gelene kadar ilacı nasıl kullanacağını görmemiz gerekiyor.”
Emma yan taraftan sert bir sesle “Depoda tek başına uzanıyormuşsun, ne oldu? Orada ne yapıyordun?” dedi. Endişelendiğinde bu tavrı takınırdı.
Ancak Josh’un başka endişeleri vardı. “Tek başına mı?”
‘Şimdi düşünüyorum da, beni buraya kim getirdi?’ Kendi kendine bu soruyu sorduğunda, Emma konuşmaya devam etti. Huysuzca “Evet, Jack olmasaydı ne olurdu bilmiyorum. Jack, içeri gel, sen bir kahramansın.” dedi.
Sonra koltuğundan kalktı ve kapının önünde duran çocuğu içeri sürükledi. Bakışlarını Josh’tan kaçıran ve konuşamayan utangaç çocuk Emma’nın aşık olduğu çocuğun ta kendisiydi. Josh, arkadaşlarıyla onu azarlamaya gidip yaygara kopardığını hatırlayınca utandı.
“Beni buraya sen mi getirdin?”
Çocuk Josh’un sorusu karşısında şaşkınlıkla kekeledi. “Ah, şey sadece 911’i aradım…”
Josh, bir süre sessizce Jack’e baktı. Bilincini kaybetmeden önceki duruma dönüp baktığında şüpheli bir çok şey vardı. Ayrıca hareketlerinden bir şeyler sakladığı belliydi. Josh gözlerini ondan ayırmadan ağzını açtı.
“Anne, Emma. Bir kaç dakikalığına çıkabilir misiniz? Onunla yalnız konuşmak istiyorum. Ona özel olarak teşekkür etmeliyim.”
Emma karşı çıkmaya çalıştı ama annesi onu kolundan tutunca başarısız oldu. İsteksizce dışarı sürüklenmeden önce uyarı yapmayı göz ardı etmedi.
“Koridorda olacağım, o yüzden bir şey olursa bana seslen Jack. Josh, Jack’e zorbalık yaparsan seni mahvederim.”
“Josh, kurtarıcısına bunu yapabilir mi?” Annesi buz gibi bir sesle azarlayarak Emma’yı dışarı sürekledi. Emma haksızlığa uğradığına dair bir şeyler söyledi ama kapı kapalı olduğu için hiçbir şey duyulmadı.
Hastane odası bir anda sessizleşti. Gerginlik içinde olan Jack, Josh’un bakışlarından kaçınmak için başka bir yere bakmaya devam etti. Kaçmadığı için Josh’la konuşmaya hazır görünüyordu. Josh ona bir süre baktıktan sonra konuştu.
“Ne oldu? Bana doğruyu söyle, burada sadece ikimiziz.”
Alçak sesle konuştu ama yine Jack kolayca cevap veremedi. Bir süre duraksayan Jack, sonunda ağzını açmayı başardı. “Şans eseri onların plan yaptığını duydum ama uygulamaya koyacaklarını düşünmemiştim. Her ihtimale karşı, depoya bakmaya gittim…”
“Başından beri gördün mü?” Josh’un sesi kendiliğinden yükseldi. Jack şaşırmıştı, sonra üzgün bir sesle “Özür dilerim” dedi. Josh bir anlığına afalladı. Jack, söyleyecek başka şeyi yokmuş gibi tekrar sustu. Josh gergin bir şekilde saçlarını geriye doğru taramaya çalıştı ama geç de olsa koluna takılı bir serum bulunca durdu.
‘IV serum, hayatım boyunca böyle bir şeyin bana takılacağı bir günün geleceğini hiç düşünmezdim.’
Şaşkınlıkla kaslı kollarına sessizce baktıktan sonra mümkün olduğunca sakin bir şekilde ağzını açmadan önce kısa bir iç çekti. “O zaman neden bir şey söylemedin? Bana bir şey olmasını mı bekliyordun?”
“Ah hayır, bu doğru değil.” Jack çabucak inkar edercesine başını salladı. Bir cevap bekleyen Josh’la zorlukla konuştu.
“Çok kalabalıklardı o yüzden tek başıma bir şey yapamadım…”
Sonraki sözleri tamamen beklenmedikti.
“Ayrıca, hyungun bu olanları başkalarına göstermek istemeyeceğini düşündüm.”
Josh derinden şok olmuştu. Bu sözleri duyana kadar fark etmemişti ama doğruydu. Ama öyle olsa bile sadece izlemek saçmaydı. Bir anlığına düşüncelere dalmış olan Josh, başının ağrıdığını hissederek ağzını açtı.
“Yani bu yüzden mi sonuna kadar bekledin?”
“Hayır, polisi aramayı düşünüyordum ama sen o pisliğin boynunu ısırdın!” Jack aniden sesini yükseltti. Josh, onun yumruklarını sıktığını, gözlerinin heyecanla parıldadığını görünce duraksadı. Jack hızla konuşmaya devam etti.
“Aslında bunu hyungun tek başına çözebileceğini düşünmüştüm. Yine de tehlikeli bir şey olursa birini aramam gerekecekti o yüzden saklanıp izliyordum! Ama vay canına, o p*çler neredeyse altına işeyecekti. Hepsi korkudan titriyordu, bu gerçekten harikaydı!”
Bir dizi küfürle Josh’a olan saygısını ve hayranlığını göstermek için elinden geleni yaptı. Josh’un, onun beklenmedik yanıtı karşısında ağzı açık kaldı. Josh kendini toparladığında Jack odanın içinde dolaşarak Josh’u övüyor ve korkakları yeriyordu. Josh, onun heyecanını kontrol edemiyormuş gibi yumruğunu havada salladığını görünce bir an afalladı.
“Bir dakika, evet. Tamam, sakin ol.” Josh gecikmeli olarak onu sakinleştirdi ve bir sandalyeye oturttu ama aklına söyleyecek bir şey gelmiyordu. Jack’in beyaz, çilli yüzünün ona heyecanla ve kızarmış yanaklarla baktığını gören Josh, konuşmadan önce duraksadı.
“Tek başına halledebileceğimi mi düşündün?”
“Evet.”
Josh hızla başını salladı ve şüpheyle sordu. “Feromonlar yüzünden nasıl felç olduğumu görmedin mi?”
“Gördüm.” Jack tereddüt etmeden cevap verdi. “Omega ya da her neyse, sen Josh Bailey’sin.”
“…”
“O salaklara kaybetmen imkansız.”
Jack’in parlak gözleri Josh’a olan mutlak güvenini gösteriyordu. Josh’un onu böyle görünce nutku tutulmuştu.
“…Evet.”
Bir süre sonra Josh ağzını açtı.
“Tamam, teşekkürler.” Sonra yavaşça gülümsedi ve Jack parlak bir şekilde gülümsedi. Josh elini uzattığında, sevinçle elini sıktı.
“Oyun kurucu olmayı bırakman çok üzücü ama ne yaparsan yap, harika olacağını biliyorum.”
Onun bile kendisine saygı gösterdiğini gören Josh şimdiye kadar görmezden geldiği sıskaya ilk kez gülümsedi. “Tabiki öyle.”
Jack vedalaştıktan sonra hastane odasından ayrıldı. Bir süre sonra Emma içeri girdi ve hiçbir şey söylemedi. Josh onun kızaran yanaklarının Jack’le bir ilgisi olup olmadığını merak etse de görmemiş gibi yaptı.
Annesi Josh’u yanağından öptü ve gülümsedi. “O zaman ben gidiyorum. Bir şeye ihtiyacın olursa Emma’ya söyle.”
Emma da onunla vedalaşıp odadan çıktı. Yalnız kalan Josh uzandı ve düşündü. ‘Gelecekte bu bedene alışmam gerekecek. Ben bir Omegayım ve beklenmedik pek çok şey yaşayacağım.’
O sırada kapı açıldı ve içeriye hemşire girdi. Serumun bittiğini onayladıktan sonra bir sonraki serumu bağlarken konuştu. “Nasıl hissediyorsun? Daha iyi misin?”
Josh da ona gülümseyerek karşılık verdi. “Evet, elbette, teşekkür ederim.”
Hemşirenin yüzündeki gülümseme daha da büyüdü. Josh onunla rahat bir şekilde sohbet ederken, ‘Önemli değil’ diye düşündü.
Yakında 18 yaşına gireceği gerçeğiyle birlikte şu anda yalnız olduğundan bahsettiğinde hemşire garip bir şekilde gülümsedi.
“Ortak bir noktamız var, ben de yalnızım.” Bununla birlikte serumun bağlı olduğu kaslı kolunu hafifçe okşadı. Josh ona baktı ve tekrar gülümsedi.
***
Josh’un hastaneye kaldırıldığı haberi tüm okula yayılmıştı.
Sadece öğretmenleri değil, daha önce hiç konuşmadığı sınıf arkadaşları da Emma’ya Josh’u sormuştu.
‘Görünüşe göre Josh daha büyükleri tercih ediyor.’ Emma kendi kendine düşünürken dudaklarını büzdü. Şimdiye kadar Josh, kendisiyle aynı yaşta veya ondan bir ya da iki yaş büyük kızlarla birlikte oluyordu. Daha da büyük kızlar var mıydı bilmiyordu ama Emma’nın bildiği kadarıyla kimse ondan küçük değildi. (Ashily: Bu demek oluyor ki yaş konusunda da bilinen tek istisna Chase.)
Aslında Josh’un, Emma’nın gözünde bile çocuksu olan öğrencilerle baş etmesi imkansızdı. Herkesin gözünü açması için bağırmak istemesine karşın, dersten sonra annesinin ricasıyla Josh’un kaldırıldığı hastaneye gitti. Bir şeye ihtiyacı olup olmadığına gidip bakmasını söylemişti.
‘Bir şeye ihtiyacı olsa beni arardı.’
Emma bütün gün sessiz kalan telefonuna bakarak hastanenin koridorlarında yürüdü. Josh genel olarak konuşkan olmasına rağmen, yine de Emma onu hastanede yatarken görmekten hoşlanmıyordu. Ayrıca Jack ve Josh bir şeyler saklıyor gibiydi. Neler olduğunu bilmediği için soramıyordu.
Emma kendine kendine ‘Neyse şimdilik ona iyi davranacağım.’ diye söz verdi. ‘Josh sayesinde Jack’e çok daha yakınım.’ Hastane odasının kapısını rahat bir ifadeyle açtığında Josh’un onu neden hiç aramadığını anladı.
“Ah, Emma.”
“Emma, hoşgeldin.”
“Merhaba, Emma.”
Josh’un sağında duran sarışın selam verdi, solundaki esmer eğildi ve Josh elini salladı. Emma açık kapının önünde durup odadaki manzarayı inceledi.
‘Bu da ne böyle…?’
Dili tutulmuş Emma’ya bakan Josh açıklama yaptı. “Beni ziyarete gelmişler. Bu Sam, bu da Kitty.”
“Josh’un hastaneye kaldırıldığını duyunca çok merak ettim.”
“Ben de ne kadar endişelendim bilemezsiniz, üstelik onunla ilgilenecek kimse yoktu.”
Ardından konuşan Kitty fısıldadı. “Onunla ilgilenmeyi bana bırakmaya ne dersin?”
Josh, eski kız arkadaşından ayrıldığından beri yalnız olmalıydı. Niyetleri belliydi. Ancak bu planı bir kişi yapmamıştı.
“Josh, ben okulun sağlık kulübündeyim. Hemşire üniforması bile giyebilirim.” Sam nazikçe konuştu ve Josh’u öpmeye çalıştı ama Kitty sertçe omzuna vurup itti. Hazırlıksız yakalanan ve geri itilen Sam, dengesini yeniden sağladığında Kitty’ye ters ters baktı.
“Ne yapıyorsun? Bu da neydi…”
“Git buradan, önce ben geldim. Josh’la senden çok vakit geçirdim. Değil mi Josh?”
“Senin gibi bir taş kafanın böyle bir imkanı nasıl olabilir, beni güldürme. Josh’la ortak tek bir dersin bile yok değil mi?”
“Haklısın, notların A, belki sütyen bedenin de A’dır, değil mi?”
“Seni..!”
Emma her an birbirlerinin saçlarını yolacakmış gibi görünen kızlara bağırdı. “Hastanede ne yapıyorsunuz? Bunu yapacaksanız ikiniz de gidin buradan!”
Kavga etmek üzere olan ikili durdu. Kızgındılar ama Josh’un önünde bu çirkin yönlerini gösteremezdiler. Soğukkanlılığını geri kazanan Sam ağzını açtı.
“Pekala, bunu yapmamızın amacı ne? Seçim Josh’un.”
“Ne yapacaksın? Kimi istiyorsun Josh?”
İkisi de Josh’a kendi yöntemleriyle yaklaşmaya başladı.
“Geçen dönem oryantal dans öğrendim. Hastaneden taburcu olmanın şerefine sana özel bir performansa ne dersin?”
“Josh, Bayan Thompson’ın dersini kaçırdın, değil mi? Sana yardım edeyim. Bugün müsaitim. Baş başa çalışalım olur mu? Onu dışarı çıkart.”
“Ders çalışmaktan başka verecek bir şeyin yok, zavallı inek.”
“Ben zekiyim. Ders çalışırken Josh’un fiziksel durumuyla da ilgilenebilirim.”
Bununla birlikte Sam sinsi bir bakış attı ve elini Josh’un karnına koydu. Kitty yüzünü buruşturduğunda Emma’nın arkasından biri aniden sertçe konuştu.
“Bu tarz tıbbi uygulamalar yasaktır.” Gerçek hemşire ortaya çıkınca ikili panik içinde yataktan kalktı. Soğuk bir yüzle ikisi arasında ileri geri baktı, sonra doğruca Josh’a yürüdü. Serumu kontrol edip not alırken Josh’a baktı.
“Nasılsın Josh?” Emma ve diğer kızlar onun az öncekiyle kıyaslanamayacak kadar dost canlısı sesine şaşırdılar. Ancak Josh, neşeli bir kahkahayla karşılık verdi. “Çok iyiyim, teşekkürler Christine.”
Bunun üzerine hemşire gülümsedi, anlamlı bir şekilde omzuna vurdu ve arkasını döndü. Odadan çıkmadan önce son kez arkasına dönüp ona bakan genç kızlara alayla gülümsedi.
Kısa süre sonra hastane odasının kapısı kapandı ve Sam ile Kitty birbirlerine baktılar. İkisi aynı fikirdeydi. Birbirleriyle savaşmanın sırası değildi.
“Josh, hadi şöyle yapalım.”
Sam konuştu ve Kitty de başını salladı.
“Üçümüzün çıkmasına ne dersin?”
“Ha.” İnanmayarak haykıran Emma’ydı. ‘Bu p*ç nesi bu kadar iyi?’ Josh, ona beklentiyle bakan iki kıza cevap verdi.
“Bu mümkün değil.”
Emma içinden ‘Evet en azından bu kadar sağduyun olmalı.’ diye düşünürken Josh olumsuz anlamda başını salladı. “Daha önce denedim ama sonuçları pek iyi değildi.”
‘…Ne bekliyordum ki?’
Tamamen bezmiş olan Emma arkasını döndü ve hastane odasından çıktı. Sam ve Kitty’nin tiz sesleri arkasından gelmeye devam ediyordu ve kısa süre sonra ortalık savaş alanına döndü.
Josh bir hafta sonra hastaneden taburcu edildiğinde yanındaki kız arkadaşı ne Sam, ne Kitty, ne de hemşireydi. Josh ve yeni kız arkadaşını gören herkes aynı şeyi düşündü. ‘Bu da gider.’
Hayatında hiçbir şey değişmedi. Kızışmaya girdiğinde ilaçlarını içmesi gerektiği dışında. En azından feromonlar bir dereceye kadar dengelendiğinde eskisi kadar kokudan etkilenmiyordu.
Emma hâlâ eziklerin peşindeydi ve Josh’un kız arkadaşları durmadan değişiyordu.
Bir Omega olduğu ortaya çıkmıştı ancak bu durumun onun üzerinde hiçbir etkisi olmadı. Josh hala hayattan keyif alıyordu. Dolayısıyla bir Omega olduğu gerçeğini saklamıyordu. Ta ki koruma olarak çalışmaya başlayana kadar.
***
“İyi bir iş var.”
Bir gün Mark bu sözleri söylediğinde herkes çok sevindi ve gözleri parladı. Mark heyecanlı bir yüzle açıklamaya devam etti.
“Sözleşme süresi kısa ama maaş iki katı, hayır, üç katı. Bir daha asla böyle bir şans elimize geçmeyecek. Hepsi büyük uğraşlarımın sonucu.”
“Evet. Harikasın, Mark.”
“Üç katı ne kadar ediyor? Bekle beni Las Vegas!”
“Durduk yere kim üç katı maaş verir ki? Zor bir iş değil mi?”
Isaac, Henry ve Seth birbiri ardına konuşurken, Mark başını salladı.
“Kolay olmayacak. O ünlü bir aktör.”
Josh kendi kendine ‘Bir aktör mü?’ diye düşündüğü sırada Mark kim olduğunu duyurdu.
Sonunda bu hikaye bitti. Bölümler o kadar uzundu ki bir an hiç bitmeyeceğinden korktum sjsjsjsjs Josh lisedeyken bile ben Omega’yım deyip pes eden bir karakter olmamış. Gerçekten tam bir idol. Onu havalı yapan da bu yönü. Bu hikayede en sevdiğim kısım Josh’un Omega olduğu için güçsüz gösterilen, zorbalığa uğrayan, sürekli onu kollayacak bir semeye ihtiyaç duyan biri olmaması. Bir de Omegaverse serilerde Omega olduğu için sanki kız arkadaşı olamazmış gibi bir algı var. Ondan farklı olarak Josh’un kız arkadaşlarının olması iyiydi bence.
Şimdi kemerleri bağlayın sonraki bölüm mükemmel bir kitaba geçiş yapıyoruz. Kitap ön izlemesi olarak şu görseli bırakıyorum
Etiketler: novel oku Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 3: Bir Gün, novel Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 3: Bir Gün, online Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 3: Bir Gün oku, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 3: Bir Gün bölüm, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 3: Bir Gün yüksek kalite, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 3: Bir Gün light novel, , ashily
Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸
Yorum