Koyu Switch Mode

Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 1: Bir Gün

A+ A-

YAN HİKAYE BÖLÜM 1: BİR GÜN


ÖNEMLİ!!

Arkadaşlar merhaba, bu bölümle ilgili size kısa bir bilgi vermem gerekiyor.

Bu kısım orjinalde ikinci kitabın ikinci yarısında yer alıyor. Ve Josh’un geçmişi anlatılmakta.

Yan Hikaye’de yer alacak karakterler bakımından bu bölümü kitabın sonunda değil başında okumanızda fayda var diyerek ilk bölümde yayınlamaya karar verdim. Ve bölüm bir kitabın yarısını kapsıyor yani inanılmaz uzun. O yüzden 3 parta böldüm. Bölüm başlığından da ayırt edeceğiniz üzere ilk 3 bölüm bu hikayeyi anlatmakta.

Yan Hikaye 4. Bölümden itibaren Ana Hikayenin devamında olanları okumaya devam edeceğiz. (Yani en heyecanlı yerleri)

Not: Daha önce Ana Hikaye’de bahsi geçen çoğu olay burada anlatılıyor ve buradaki karakterler daha sonra karşınıza çıkacak. O yüzden dikkatli okumanızı öneririm.

_____________________________

Anneleri birkaç gündür garajı düzenlemekle meşguldü. Babalarının ani vefatıyla zor durumda kalan anneleri yıllarca sanki her şeyden vazgeçmiş gibi, aynı işleri tekrar etmeye devam etmişti. Emma ve Josh tabii ki de ona sevgiyle yaklaşıp yaptıklarını sıcak bir şekilde karşılamıştı.

Bir kaybın üstesinden gelmek için geçen süre kişiden kişiye değişen bir şeydi. Ailede en çok zamana ihtiyaç duyan kişi Josh’un annesiydi. Josh bunu normal buluyordu. Emma ve o babalarını kaybetmişti ama anneleri hayatının geri kalanında onunla birlikte olmaya yemin eden eşini kaybetmişti. O yüzden ona zaman verip beklemekten başka çareleri yoktu. Ve bir gün, anneleri sonunda tekrar yaşamaya karar verdi. Babalarının olmadığı bir hayatı kabullendi.

‘Geri kalanımız bir şekilde yaşamaya devam etmek zorundayız.’

***

“Babanın arabası senin.” Annesi garaj satışı yapmaya karar verdiği sabah arabanın anahtarını Josh’a verdi. “Dikkatli sür, hızlı gitme.”

“Tamamdır. Teşekkürler, anne.” Josh sevincini içinde tutamadı ve annesini yanağından öptü. Emma’ya da en sevdiği küpelerini vermişti. Hayattayken babalarının ona verdiği bir hediyeydi.

Daha sonra, babasının eşyaları da dahil olmak üzere yıllar içinde biriktirdikleri şeyleri dışarı çıkarmaya başladılar. Eşyaları evin önüne koyarlarken komşuları birer birer çıkıp bakındılar. Annesinin eski dikiş makinesi ve mücevher kutusu, oldukça kullanışlı ve göz alıcıydı, bu yüzden Josh onları bilerek ön tarafa koymuştu.

“Josh, annem bunu da satmak istiyor.” Emma sızlanıp arka bahçede bırakılmış ızgarayı işaret ederek ona baktı. Arada bir babaları mangal yaptığında, tüm aile akşam yemeğinde orada otururdu. Babaları bir elinde bira, diğer elinde maşayla durmadan et kızartırdı. O öldüğünden beri hiç kullanmamışlardı.

Bir anlığına sersemleyen Josh çabucak kendini toparladı ve hızla ızgaraya bir göz attı. Babalarının kullandıktan sonra temizleme alışkanlığı sayesinde ızgara hemen et kızartabilecek kadar iyi durumdaydı. Elektriğinin düzgünce çalıştığından emin olduktan sonra ızgarayı alıp garajın önüne geri döndü.

Bu sırada, birkaç kişinin çıkardıkları eşyaları karıştırdığını gördü. Ama hepsi bu kadardı. Kısa süre sonra ayrıldılar. Çok gergin olan ve eşyaları satmak için fırsat arayan Emma da hayal kırıklığı içinde omuzlarını düşürdü.

“Fazla çabalama.” Josh’un niyeti gerginliği azaltmaktı ama Emma onunla aynı fikirde değildi.

Josh’a öfkeyle dolu gözlerle baktı. “Bunları satıp bu ayki elektrik ve su faturalarını ödeyeceğim. Şu an geçinmekte ne kadar zorlandığımızın farkında mısın? Sadece eğlenmeyi biliyorsun!”

“Eğlenmek çok fazla, değil mi?” Josh ellerini kaldırıp indirdi ama Emma’nın tepkisi pek değişmedi. Aslında son zamanlarda evdeki karanlık atmosferden hoşlanmadığı için geç saatlere kadar arkadaşlarıyla takıldığını inkar edemezdi. Bir süre sonra tek kelime etmeden eşyaları çıkardı ve Emma’nın talimatlarına göre onları sergilemeye odaklandı.

Düzenlemeyi neredeyse bitirdiğini düşündüğü için gitmek üzereydi ama bunu fark eden Emma onu tiz bir sesle bağırarak engel oldu. “Yine nereye gidiyorsun?”

“Arabayla test sürüşü yapacağım.” Josh annesinin ona verdiği araba anahtarını kaldırırken gülümsedi.

“Uzun zamandır kullanılmıyor, bu yüzden çalışıp çalışmadığına bakacağım. Sen de binmek ister misin?” Bunu gülümseyerek söylediğinde şimdiye kadar, gülümsemeyen kimse olmamıştı. Ama kız kardeşi bir istisnaydı. Gözleri ona oldukça ürkütücü bir şekilde bakıyordu. “Nereye kaçıyorsun? Kapa çeneni ve buraya gel.”

“Ah, Emma.”

“Hemen gelecek misin?” Parmağını Josh’a doğrulttu ve “Şimdi!” dedi. Kardeşinin ifadesi her zamankinden daha korkutucuydu. Sonuç olarak Josh’un omuz silkip, kendisine söylendiği gibi dönmekten başka şansı kalmamıştı.

“Burada dur, ziyaretçiler birazdan gelir.”

“Nereden geliyorlar?” Hiçbir gölgenin görünmediği boş mahalleye göz atan Emma, ​​cevap vermek yerine telefonunu çıkardı ve birini aradı. Birkaç saniye sonra sesini düzeltti ve nazikçe konuştu.

“Evet, Alyssa. Ne yapıyorsun? Hayır, şu anda garaj satışı yapıyorum. Hesabımda paylaştıklarımı gördün mü? Tamam, neden gelip bir bakmıyorsun? Ah, hayır. Ben eşyaları organize etmekten sorumluyum ve Josh da satıştan. Evet, herhangi bir sorun varsa Josh’a sorabilirsin. Evet, görüşürüz.”

Hızla telefonu kapatan Emma, arkasını döndü ve Josh’un önünde durdu. “Paylaşım yaptın mı? Sana hesabında paylaşım yapmanı söylemiştim.”

Birkaç gün önce söylemişti. Josh, elbette onu görmezden geldi. Ama artık bundan kaçma şansı yoktu. “Ben…”

Abisinin lafı dolandırdığını ve bakışlarını kaçırdığını gören Emma konuştu. “Şimdi yap. Tanıtımı yapmazsan tüm bunları nasıl satacağız?”

Kız kardeşinin gözlerini kocaman açıp emirler vermesine bakılırsa, bunu yaptırmaya kararlıydı. Uzun zaman sonra anneleri ilk defa motive olduğu için satışların başarılı olması iyi olurdu. Josh, hiçbir şey söylemeden Emma’nın söylediği gibi hesabında paylaşım yaptı. Tek yaptığı, öylesine seçtiği bir eşyanın fotoğrafını çektikten sonra satılık yazmak olmuştu.

“Bana ver şunu.” Emma şimdiye kadar sosyal medyada bırakın Josh’la takipleşmeyi kullanıcı adını bile vermemişti. Tabi ki Josh da gıcık olup kullanıcı adını sormamıştı. Bu yüzden, gerçekten yayınlayıp yayınlamadığını doğrulamak için başka yolu olmayan Emma, ​​tereddüt etmeden Josh’un telefonunu aldı. Gönderileri hızlıca gözden geçirerek hiç hoş olmayan bir ifadeyle “Yapacak bir şey yok,” diye mırıldandı ve telefonu geri verdi. Göz ucuyla yorumların ve gönderilerin sayısını kontrol etmeyi de unutmadı.

“Şimdi değilse başka ne zaman kontrol edecektim?” Emma kendi kendine mırıldandı ve hızla Josh’a baktıktan sonra başını çevirdi. Her ne kadar okulda çok popüler bir oyun kurucu ve sözü geçen biri olsa da kardeşinin gözünde normal görünümlü bir pislikti. Neyse ki Josh arkadaşının mesajına yanıt verirken, Emma’nın az önce kendi kendine söylediklerini duymamıştı.

Josh’un dikkatinin dağıldığı sırada Emma keçeli kaleminin kapağını çıkardı. Ve çok geçmeden eşyaların fiyatlarını değiştirmeye başladı. Eşyaların fiyatlarının en az iki en fazla beş katına çıktığını görünce Josh’un gözleri şaşkınlıkla kocaman açıldı. “Emma, ​​ne yapıyorsun? Bir şey satmak istemiyor musun?”

Ama Emma ızgaraya 300 dolar yazmaya cüret etti. Ağzını kocaman açan ve ne yaptığını sorarcasına parmağını doğrultarak fiyatı işaret eden Josh’a kendinden emin bir şekilde yanıt verdi.

“Bu babamın her hafta temizlediği bir ızgara. Yeni kadar temiz ve üzerine baba eli değdi.”

“Yeni görünüyor, ama yeni değil. Üzerine babamın eli değdi, Marilyn Monroe’nun değil.” Josh olumsuz tepki verdiğinde, Emma elindeki kalemi sallayarak ona dik dik baktı.

“Satışların temeli, insanları makul olmayan fiyatlarla bile satın almaya istekli hale getiren güvendir. İnsanların bunun çöp olduğunu bildikleri halde cüzdanlarından para çıkarmalarını sağlamak pazarlamadır.”

“Ne saçmalıyorsun?” Açıkça rahatsız olan Josh, sert bir dil kullandı ama Emma hızla arkasını döndü. Josh, haklı bir tavırla kendini görmezden gelen kardeşinin tavrı karşısında şaşkına döndü kardeşinin sırtına baktı, sonra yüzü buruşmuş bir şekilde, “Ne!” diye bağırdı.

Evin içinden eski bir porselen çıkaran Emma, ​​masanın üzerine koydu. “Satışları en çok etkileyen şey dekorasyondur. Alıcıları güzel çöpler almaya ve toplamaya istekli kılan bir psikolojidir.”

Saçma felsefesini açıkladıktan sonra, nereden geldiği bilinmeyen ucuz bir porselene cesurca 20 dolar yazdı ve Josh’a yanında durmasını emretti.

“Orada dur.”

Josh kardeşinin bunları söyleyip uzun saçlarını arkaya atıp uzaklaştığını görünce bir kez daha şaşkına döndü.

“Bu da ne şimdi? Gerçekten…” Kardeşinin arkasından bağırdı ama hepsi bu kadardı. Josh homurdandı ve Emma’nın söylediği gibi ucuz porselenin yanında durdu.

‘Bu saçmalığı yirmi dolara kim alır?’

Tam kaşlarını çatıp “İki dolara satsan bile kimsenin alacağını sanmıyorum.” dediği andı.

“Ah.” Kendi kendine konuştuktan sonra arkasını döndüğünde, daha önce bir yerlerde gördüğünü düşündüğü bir kız belirdi. Josh, bir süre düşündükten sonra kim olduğunu hatırladı. Mahallenin girişindeki kırmızı tuğlalı evde yaşayan kızdı. Emma ile aynı sınıfta olan bir ortaokul öğrencisiydi.

“Merhaba.” Josh onu her zamanki gülümsemesiyle selamladığında, kız hızla kızardı ve dili tutuldu. Kız utandığını açıkça belli edince Josh konuşmayı devam ettirmesi gerektiğini düşündü. Bir kadınla konuşurken heyecandan konuşamama deneyimini hiç yaşamamıştı. Bu sefer de ustaca konuşmaya devam etti. “Bir şeye ihtiyacın olup olmadığını görmek için etrafa bir bak, sormak istediğin bir şey varsa sorabilirsin.”

Yine de, bunlar sadece sözde bir hizmetti. Porselen porselendir, ızgara ızgaradır. Merak edilecek ya da açıklanacak bir şey yoktu. Ayrıca, her eşyanın arkasında harika bir hikaye yoktu. Josh’un ailesinin o kadar köklü bir geçmişi yoktu ve sıradan bir aile eviydi.

Ancak Josh’un yetersiz açıklamalarını dinledikten sonra, kız beklenmedik bir şekilde 20 dolarlık porseleni tek kuruş eksiltmeden satın aldı. Hatta arkasını dönüp birkaç kelime ekledi. “Bunu götürüp yine geleceğim.”

Gülümseyerek “Peki, teşekkürler.” dediğinde kızın yüzü daha da kızardı ve aceleyle arkasını dönüp uzaklaştı. Josh, kızı dolandırdığını hissederek elindeki paraya baktığında aniden beliren bir el onu aldı.

Refleks olarak ona vurmak üzereyken kendini durdurmayı başaran Josh’un nefes alıp vermesini izleyen Emma ağzını açtı. “Bak, haklıyım, değil mi? Satışları etkileyen şey dekorasyondur.”

Ardından Josh’u üzerinde 50 dolar yazan bir çay masasının yanına gönderdi. Masa bir süre sonra sandalyelerle birlikte 100 dolara satıldı.

*

*

“Hey, Josh. tüm bunlar da ne?”

Takımının kaptanı ve oyun kurucusunun yaptığı paylaşıma bakmaya gelen Tommy, şaşkın gözlerle etrafına bakındı. Josh’un durduğu garajın önü eşyalar kadar kadınlarla da doluydu. Çoğu kendi yaşındaki kızlar olmak üzere, oldukça büyük görünen kızlar da vardı.

“Josh, kullandığın şey bu muydu?” Tatlı bir sesle soran göz alıcı kızıl saçlara sahip güzel kız, geçen sene mezun olan balo kraliçesiydi. O kadar popülerdi ki okulda onu tanımayan kimse yoktu hatta Josh’la kısa bir süre çıktıklarına dair söylentiler bile vardı. Tabii gerçeği sadece ikisi biliyordu. Etrafı heyecanla izleyen Tommy, ikisinin ilgiyle birbirine baktığını görebiliyordu. Kızın sorduğu şey egzersiz aletiydi. Josh’un babasıyla birlikte kullandığı bir şeydi ama o bu dünyadan ayrıldığından beri Josh bir daha kullanmamıştı. Josh gülümsedi, bacaklarını ayırarak egzersiz aletinin üzerine oturdu ve ona baktı. “Bunu kullanan tek kişi ben değildim.” Yalan değildi.

Kız etraftan yükselen sesleri duymazdan gelerek eğildi ve baştan çıkarıcı bir şekilde fısıldadı. “Daha sonra nasıl kullanacağımı söyler misin? Nasıl kullanacağımı… öğrenmek istiyorum.” Kasıtlı olarak nefes alarak garip bir şekilde gülümsedi.

Josh kıkırdadı ve fısıldadı. “Maalesef satışa dahil değilim.”

“Ah.” Sesi hayal kırıklığına uğramış gibiydi ama bu pes ettiği anlamına gelmiyordu. Teslimat için fazladan ödeme yaptığını da söylemeyi unutmadı. “Satın alamam ama kiralayabilirim değil mi? Senden haber bekleyeceğim.”

Tommy bir not bırakıp giden kızın arkasından şaşkınlıkla baktı ama Josh pek oralı olmadı.

Ondan sonra her türlü hurda saçma fiyatlara satıldı. Josh’un küçükken kullandığı ksilofon, hiç kullanmadıkları duvar süsü. En azından paspas yeniydi ama deseni o kadar tuhaftı ki Josh hediye edilse bile almak istemezdi.

Ne yazık ki ailesi Josh’un babası da dahil olmak üzere pek zevk sahibi değildi. Bu şeylerin neden evde olduğunu anlayamadığını düşünen Tommy, bahçede sınır çizmek için kullanılan bir makine olduğunu görünce gözlerini kocaman açtı. “Hey, evinizde böyle bir şey nasıl olabilir?”

Josh, şaşırmış Tommy’ye baktı ve cevap verdi. “Ben de şimdi gördüm.”

Hayatı boyunca sık sık her türlü eşyayı satın alıp biriktiren babasını düşündüğünde bu olası bir hikayeydi. Yine de bu kadar garip bir alet almış olacağı aklına gelmezdi. Bununla beraber makine Tommy tarafından satın alındı ​​ve götürüldü. Tommy Josh’la aynı takımda oynadığı için Josh makinenin fiyatını beş dolar düşürdü ancak kendi kendine bunun internetten yeni bir makine almaktan çok da farklı olmayacağını düşündü. Hatta garajda çürüyen başka bir şeyi daha görünce onun da yeni gibi olduğunu düşündü.

“Part time bir işte çalışmak daha iyi değil mi?” Josh’un bu şekilde çok daha fazla para kazanacağı doğruydu. Ama Josh, Tommy’nin önerisi üzerine başını olumsuz anlamda salladı. “Hayır, ben hala küçüğüm.”

Tek bir sorunlu kaydı dahi olursa üniversiteye girerken sorun yaşama ihtimali yüksekti. Tommy “Tamam o zaman,” diyerek hemen onayladı.

Josh, Tommy’yi uğurladıktan sonra satışa geri döndü. Giderek daha fazla insan gelmeye devam etti.

***

Sabah erken saatlerde başlayan garaj satışı öğlen saatlerinde zirve yaptı. Sadece komşular değil, okuldaki çocuklar da bakmaya gelmişti. Anne ve babasını sürükleyen çocuklar oldukça pahalı şeyler alırken, yalnız gelenler de eli boş dönmüyorlardı. Herkes Josh’a eşyaların geçmişini sormak için sıraya girmiş gibiydi ve hepsini birer birer ele alıp onlara büyük önem atfettiler. Sıradan bir orta sınıf ailenin Amerika Birleşik Devletleri’nin tarihinden çok daha kısa olan tarihi yetersiz olmasına rağmen, ufak hikayelerden etkilenip eşyalar için para ödedikten sonra Josh’tan ellerini sıkmasını isteyip ve hızla ayrıldılar.

Kalabalık artınca Emma fırsatı değerlendirip gelenlere kurabiye ve limonata ikram etti. Yiyecekler gülünç derecede pahalıydı ama herkes sorgulamadan satın alıp yedi. Tabii Josh yine yiyeceklerin önünde duruyordu.

“Tükemişler. Gidip yenilerini getireyim.”

Emma heyecanla eve girip boş masadan ayrılırken, gözlerini başka yöne çeviren Josh onu çağıran yaşlı adamı gördü. Bir süre önce söz konusu olan ızgaraya bakıyordu, kaşlarının çatık olması beklenmedik bir durum değildi.

“Hmm, bu biraz pahalı değil mi? Aynı şeyin markette 50 dolar daha ucuza satıldığını gördüm.”

İnatçı bir ifadeyle konuşan adam -Emma’nın bir süre önce aradığı- Alyssa’nın babasıydı. Josh zaman zaman buna benzer şikayetler duymuştu ancak kızları genellikle o bir şey söylemeden anne babasına karşı onu savunmuştular. Bu kez de Alyssa öne çıkıp babasını azarladı. “Baba! Bunun bir aile geçmişi var. Geçmişini bilmiyorsun bile.”

Josh ona buruk bir gülümsemeyle bakarken, Alyssa utanıp kızardı. Babası isteksiz bir şekilde ızgaraya bakıp sordu. “İyi durumda gibi görünüyor… Ama bunu gerçekten istiyor musun, Alyssa?”

Kızının isteyip istemediğini bir kez daha kontrol ettikten sonra başını iki yana sallayıp “Bu yaştaki kızların duygularını anlayamıyorum” diye mırıldandı ve parayı çıkarıp ödemeyi yaptı. Alyssa’nın babası evde üç ızgara daha olduğunu söyledikten sonra yeni ızgarayı arabaya yüklemek için ayrılırken, Alyssa Josh’la konuştu.

“Emma’ya benimle iletişime geçtiği için teşekkür ettiğimi söyle Josh. Önümüzdeki hafta mangal partisi yapacağız geleceksin değil mi?”

Emma’nın ızgaranın fiyatını bu kadar güvenle yazmasının nedeninin ne olduğunu Josh birdenbire fark etti.

‘Kardeşini satmaya nasıl cüret edersin?’ Onu bulup rezil etmek istedi ama kardeşini arkadaşının önünde utandıramazdı. Bu yüzden gelişigüzel bir gülümsemeyle başını salladı. “Tamam, beni davet ettiğin için teşekkürler.”

“Rica ederim.” Alyssa parlayan bir ifadeyle vedalaştı ve birkaç kez arkasına bakarak uzaklaştı. Alyssa’nın yolcu koltuğuna oturup ona el sallamasını izleyen Josh, o gözden kaybolur kaybolmaz Emma’yı bulmak için arkasını döndü. Yüzündeki misafirperver gülümseme çoktan kaybolmuştu. ‘Bundan kolayca kurtulmana izin vermeyeceğim Emma. ‘

“Josh, şunu almak istiyorum.”

“Ah, özür dilerim. Bir dakika bekle.” Josh yüzünde bir gülümsemeyle elini kaldırdığında başka bir ses daha duyuldu.

“Josh, nereye gidiyorsun?”

“Josh!”

“Josh, bir şey soracaktım!”

Kendisine seslenenlerden müsade isteyerek eve giren Josh, kısa süre sonra annesini mutfakta yalnız buldu. “Emma nerede?”

O sırada pişen kurabiyeleri fırından çıkaran annesi başını kaldırdı “Buradaydı” dedi ve “Bir şey mi oldu?” diye sordu.

Cevap vermek yerine etrafa bakınan Josh, tek kelime etmeden dışarı çıktı.

‘Sakın beni bu felaketin ortasına atıp kaçtığını söyleme.’ Öfkeyle dişlerini sıktığında komşusunun evine giden duvarda bir gölge gördü. İstemsizce kaşlarını çattığı sırada biri omzundan tuttu. Arkasına döndüğünde, oynadığı futbol takımındaki takım arkadaşı olan Ed’i gördü. “Burada ne yapıyorsun?”

Ed’in sorusuna soruyla karşılık verdi. “Neden buradasın?”

Ed yanıt olarak arkasını gösterdi. Ed’in ablası ve erkek kardeşi garaj satışındaki şeylere bakıyorlardı. Josh’la göz göze geldiklerinde parlak bir şekilde gülümseyip el salladılar. Ed içini çekti ve homurdandı. “Uzun zamandır tatil yapmıyorum. Bana iyi davran, tamam mı?”

Zorla dışarı çıkarıldığı açıktı. Can sıkıntısıyla başını salladı ve etrafa göz gezdirdi. “Emma nerede? Yalnız mısın?”

“Ben de onu arıyordum.”

Josh, arkadaşını kız kardeşi konusunda uyarmaktan vazgeçti. Önceliği Emma’yı bulmaktı. Josh bir adım daha attı ve duvara doğru yürüdü. Yaklaştıkça gölgeler daha belirgin hale geldi ve Josh çok geçmeden oradaki iki kişiyi gördü.

“Ah.”

“Şşt.” Josh, bir şey söylemek üzere olan Ed’in sözünü kesti ve ona susmasını işaret etti. Ed de başını salladı ve gizlice gözetlemek için arkasından eğildi. Başını yukarıdan uzattı. Beklendiği gibi duvarın önündeki Emma’ydı. Önemli olan karşısındakinin kim olduğuydu.

“Ha.” Josh istemsizce nefes verdi. Emma’nın önünde -siyah, kalın geniş çerçeveli gözlükler takan- Emma ile yaklaşık aynı boyda olan ve vücudunda sadece iç organları varmış gibi görünen zayıf ve sıska fiziğe bir sahip okul arkadaşı duruyordu.

Okudukları okul, ilkokuldan liseye kadar tüm dönemleri kapsayan bir okuldu, bu yüzden liseye geldiğinizde okuldakilerin çoğunu tanırdınız ama cidden bu çocuk daha önce hiç görmediği biriydi. ‘Bana onun transfer öğrenci olduğunu söyleme.’

Ama Josh’u daha da çılgına çeviren, Emma’nın ona karşı olan tavrıydı. Hafifçe kızarması, gözlerini kaçırması ve fısıldaması Josh’a çok tanıdık geliyordu. Ona aşık olan tüm kızlar bu şekilde itiraf ederdi. İzlemeye devam eden Josh, Emma’nın sesini duymuştu.

“Geldiğin için teşekkürler. Gelmeni beklemiyordum… Hayır, biraz bekledim.”

‘Tanrım.’ Josh yüzünü ellerinin arasına aldı ve dilinin ucundaki küfürleri bastırmaya çalıştı. Patlamak üzere olan öfkesini güçlükle yatıştırdı. Emma konuşmaya devam etti.

“Ben, umm. Vaktin varsa önümüzdeki hafta sonu benimle film izlemeye gelir misin?”

‘Ne demeye ona çıkma teklif ediyorsun!’ Ed, yumruklarını sıkarak fırlamak üzere olan Josh’u çabucak yakaladı. Josh, Ed’in bekleyip ne olacağını görelim diyen gözlerle baktığını görünce sakinleşmeyi başardı. Sessizce çocuğun yanıtını beklemeye başladılar. Bir süre duraksayan sıska çocuk sonunda ağzını açtı. “Hafta sonu kiliseye gitmem gerekiyor…”

‘Şu anda Emma’yı red mi ediyorsun? Kız kardeşimi?’

“Josh!” Nefesini tutup tekrar saldırmaya hazırlanan Josh’u gören Ed, ona hızla engel oldu. “Kız kardeşin seni şimdi görse ne kadar utanç verici olurdu?”

Kızgındı ama söyledikleri doğruydu. Josh’un bir kez daha buna katlanmaktan başka seçeneği yoktu. Bu sırada Emma çabalamaya devam etti.

“O zaman yapacak bir şey yok. Geçen gün ödevde bana yardım ettiğin için sana teşekkür etmek istedim o yüzden fazla kafana takma. Peki, sakıncası yoksa, bir dahaki sefere bana matematik öğretebilir misin? Çok zorlanıyorum da….”

‘Ahh! Ben buradayken o p*çten sana matematik öğretmesini istemeye nasıl cüret edersin?’

Turnuvaları bile kazanmış olan Josh için saçma bir istekti. Saldırma arzunu bastırması için Josh’u tutan Ed, ikisini gergin bir şekilde izliyordu. Sıska çocuk tekrar konuştu. “Sorun değil ama meşgulüm. Öğretmenim haftada üç gün geliyor. Programıma uyarsa düşünürüm.”

“Elbette! Teşekkürler Jack. Sana kesinlikle geri ödeyeceğim…”

Josh daha fazla izlemeye dayanamadı. Koşup o çocuğu yakasından tutmak yerine içindeki öfkeyi bastırıp geri çekildi.

Evin önüne geri döndükten sonra garajın duvarını yumrukladı ama öfkesi dinmedi. Josh’un yanındaki Ed yüzünü ekşiterek konuştu.

“Hey, kız kardeşinin zevkleri çok tuhaf… Üstelik bu bir ya da iki kez olan bir şey değil…”

Acıyarak söylediği sözler Josh’u daha da kızdırmıştı. Josh ona korkunç gözlerle baktığında, Ed hızla arkasını dönüp göz temasından kaçındı. “Hayır, senin kardeşin olmasına rağmen zevki seninkinin tam tersi. Sadece bunun nedenini merak ettim.”

Josh dişlerini sıktı ve konuştu. “Kapa çeneni Ed.” Ed başını kaşıdı ve aceleyle onu bekleyen ablası ve erkek kardeşinin yanına gitti.

Josh, öfkesini yatıştırmak için birkaç derin nefes aldıktan sonra güçlükle takındığı misafirperver gülümsemesiyle satışa geri döndü. Ed haklıydı. Arkadaşlarını kız kardeşine dokunmamaları için tehdit etse de, kardeşinin böyle salakların peşinden koşmasını izleyeceğine futbol takımından biriyle takılmasının onun için daha iyi olacağını düşündü.

‘Her şekilde o çocuk olmaz. Emma’yı reddetmeye nasıl cüret eder?’ Bunu düşündükçe daha çok sinirleniyordu. Sorun şu ki, bu Emma’nın böyle birine aşık olduğu ve Josh’u öfkelendirdiği ilk sefer değildi.

Eşyaları bekleyen kalabalığa sattıktan sonra, Ed’i buldu ve garaja sürükledi.

“Ne söyleyeceğimi biliyorsun, değil mi?” Ed, Josh’un alçak sesle sorduğu soruyu başıyla onayladı. “Tabii ki de, Josh.”

Ciddi bir yüzle cevap verdi. “Kardeşin yanlış yola giriyorsa, onu doğru yola sevk etmek elbette dostluktur.”

“Evet, aynen öyle.”

İkisi birbirlerine baktılar ve kollarını kavuşturup yemin ettiler. Ed’in gözleri kararlılıkla parlıyordu. Arkadaşının kardeşine hakaret etmeye cüret eden adamı öylece bırakmayacağını ve bedelini mutlaka ödeteceğini söyledi.

***

“Tamam, bugünlük burada bırakıyoruz!”

Antrenman, teknik direktörün düdüğünün sesiyle sona erdi. Herkes terden sırılsıklam olmuş ve bitkin düşmüştü ama hâlâ yapacak işleri vardı. Josh daha önce konuştuğu arkadaşlarıyla duş alıp, çabucak yıkandı ve gitmeye hazırlandı. Normal zamanda şakalar yapıp saçma şeyler hakkında konuşurlar, sonrasında oyun oynamaya gitmek ya da kız arkadaşlarıyla takılmak için plan yaparlardı ama bugün farklıydı.

Josh tam soyunma odasından çıkmak üzereydi ki içlerinden biri onunla konuşmaya başladı. “Josh, şimdi aklıma geldi de K Lisesi’ndeki çocukların senin peşinde olduğunu duydum, haberin var mı?”

Josh’un tek söylediği, “Ah, evet,” oldu.

“K Lisesi’nden kim peki? Wilson mı?”

Gruptan biri, Josh’un arkasından yürürken “Onun dahil olduğu çete olduğuna eminim.” dedi. Diğeri de alaycı bir şekilde cevap verdi.

“Son maçta Josh’a fena yenilmişti. Yerinde olsam sinirden uyuyamazdım.”

“Komik çocuklar, her maçta yenildikleri için onları ciddiye alamıyorum.” Peşindekiler güldü ama Josh hiç havasında değildi. Şu andan itibaren, sadece o sıska çocuğa gününü göstermek istiyordu. ‘Kız kardeşimi reddetmeye nasıl cüret edersin?’

Onu daha da çok sinirlendiren şey, böyle sıska bir salağa aşık olan ve onu küçük düşürmesine izin veren Emma’ydı ama onu azarlayamazdı. Bunu yapmak, onu gizlice izlediğini itiraf etmekle aynı şey olurdu -Öyle bir yerde ilk önce yakışıksız davranan Emma’ydı, bu yüzden kendi yaptığı saygısızlık sayılmazdı- Ama Emma’ya neden hep böyle çocuklara baktığını sorsa, alacağı tek yanıtın Emma’nın isyanı olacağı belliydi. Çünkü Emma’nın cevabı hep aynıydı.

<Bana zevklerim hakkında ne yapacağımı söyleme!> ‘Tıpkı bunun gibi.’

Sonuç olarak, Josh bu yolu seçmişti. Aynı yöntemi zaten birkaç kez kullanmışlardı ve üflesen uçup gidecekmiş gibi görünen tipler, Emma’nın çevresinden hızla kaybolmuşlardı.

Lanet olası kız kardeşi, berbat zevki yüzünden abisinin onun için perde arkasında ne kadar çaba gösterdiğinin asla farkında değildi.

Bu kız kardeşi olan bir abinin kaderiydi. Josh kendini böyle teselli ediyordu. Ve her zaman güçlü takım arkadaşları onun yanındaydı.

Bugün yine önceden anlaştıkları gibi hepsi Josh’un arabasına binip sıska çocuğun olduğu yere doğru ilerlediler. Bunu daha önce birkaç kez yapmışlardı, o yüzden ne yapacakları hakkında konuşmalarına dahi gerek yoktu. Tamamen uyum içindelerdi. Bugün sıskanın dersten sonra gönüllü olmaya gittiği gündü. Hangi huzurevine gideceğini önceden biliyorlardı ve sokağın köşesine saklanarak doğru anı bekliyorlardı.

Diğer zamanlarda, sıskanın annesi onu almaya gelirdi ancak gönüllü olduğu günlerde huzurevindeki çalışanlardan biri eve kadar ona eşlik ederdi. Bazı günlerse, ona eşlik eden huzurevi çalışanının işini bitirmesi için bir saate yakın beklemek zorunda kalırdı ve bu olduğunda, ödevlerini yapmak için her zaman aynı binadaki kafede otururdu. Josh’un grubunun peşinde olduğu şey de tam olarak buydu.

Tommy “Çıktı.” diye fısıldadı. Yapılı vücutları binanın köşesine zorlukla saklanmış olan çete, boylarının yarısı kadar olan sıska çocuğu nefeslerini tutmuş bir şekilde bekliyorlardı. Masum avın ne olacağı hakkında hiçbir fikri yoktu. Çirkin gözlüğünü çıkardı ve hevesle cep telefonunda bir şeylere bakarak yürümeye başladı. ‘YouTube’dan sıkıcı videolar izliyor olmalı.’ Hepsi aynı şeyi düşünüyordu.

Ed boğuk bir sesle “Geliyor.” diye fısıldadı. Herkes tetikteydi. Daha önce birlikte bir çok maça çıktıkları için birbirlerini iyi tanıyorlardı konuşmaya bile gerek duymadılar. Biri öne çıkacak, diğeri arkayı kapatacak, diğeri de sıskayı yakalayacaktı. Ve sonunda hepsi bir araya gelip ona gününü gösterecekti.

Ve sonunda Tommy’nin öne çıktığı anda beklenmedik bir şey oldu.

“Haah!” Bir çığlıkla beraber sıska, başka biri tarafından sürüklendi.

“Ah.” Şaşkınlıkla istemsiz nefes veren Ed doğruldu. ‘Bu bir adam kaçırma mı?’ Josh şaşkınlıkla düşündü. Sakin bir Kaliforniya kasabasınıda olağanüstü bir kaçırma olayının yaşanması mümkün değildi. Her şeyden önce, sıska çocuk sıradan bir ailenin ikinci oğluydu.

Hepsi konuşmadan hızla hareket etti. Bir yanlışlık olmalıydı. Dışarı fırlayarak her yerde sıskayı aradılar.

“Şurası!” Ed bir tarafı işaret etti ve aceleyle koştu. Onu takip eden grubun geldiği yer binanın arkasındaki karanlık bir alan oldu. Ve beklenmedik bir manzaraya tanık oldular.

“Ah, ugh…” Sıska yakasından tutulmuş şekilde ve acı içinde inliyordu. Etrafında, enteresan şekilde Josh’un grubuyla aynı sayıda ve sıskayla kıyaslanamayacak kadar yapılı çocuklar vardı. Her iki tarafta da aynı anda tepki gösterdi.

“Ne?”

“Ne oluyor?”

“Ha?”

“Bu da ne?”

Ve benzer sorular peş peşe geldi. Birbirlerinin yüzlerine bakar bakmaz iki taraf da gruptaki kişi sayılarının neden eşleştiğini anladı.

Sıskayı yakasından tutan oğlan dişlerini sıkarak mırıldandı. “Josh.”

Josh da ona dik dik bakarak karşılık verdi. “Wilson.”

İkisi bir süre öylece birbirlerine baktılar. Her iki taraf da gergindi, önce diğerinin harekete geçmesini bekliyorlardı. Josh gelmeden önce soyunma odasında duyduklarını hatırladı. O sırada, Wilson dişlerinin arasından konuştu. “Bu mahallede ne işiniz var? Korkaklar.”

Josh, onun provokasyonuna tepki göstermedi ve yavaşça karşılık verdi. “Ezikler bugünlerde beni görmek istedikleri için ben onların ayağına geldim.”

Josh’un sözleri biter bitmez, arkasındaki arkadaşları sanki o anı beklemiş gibi onlarla alay etmeye başladı.

“34’e 17, 34’e 17, 34’e 17!”

“Kaybedenler!”

“Gelin kıçımı yalayın ezikler!”

“Aptallar hahaha.”

Tommy arkasını dönüp poposunu okşayıp güldüğünde, Josh da dahil olmak üzere tüm grup kahkahalara boğuldu. Wilson’ın çetesindekilerin yüzleri hızla sertleşti. Son maçlarının skoru 34’e 17’ydi, Josh’un okulu kazanmıştı ve son golü Josh atmıştı. O sırada her şeyiyle öne atıldığı halde Josh’u durduramadığına dair acı dolu bir anısı olan Wilson’ın yüzü kıpkırmızı kesildi.

“İşe yaramaz okulun serserileri.” Der demez elinde tuttuğu zayıf bedeni de fırlatıp attı. Sıska çocuk tökezledi ve kalçasının üzerine düştü ama ciddi şekilde yaralanmışa benzemiyordu. Ne yazık ki, kimse ona aldırış etmedi. Herkesin gözleri tek bir yerdeydi. Josh ve Wilson karşı karşıyaydı.

İkisi de nefeslerini tutarak, sanki öldürecekmiş gibi hırlayarak birbirlerine bakıyorlardı. Diğerinin vücuduna ilk kim dokunursa ya da dokunmak üzere harekete geçerse anında kavga çıkacaktı. Her iki taraf da o anı kaçırmamak için çok gergindi. Wilson, Josh’a onu öldürecekmiş gibi baktı ve dişlerini sıktı.

“Benimle uğraşma seni köylü. Bir sonraki maçta üzerine oturacağın bir sağlam kemik bile bırakmayacağım.”

Bunun üzerine Josh’un gözleri büyüdü ve kollarını açarak arkasına baktı.

“Vay canına, hepiniz duydunuz mu? Sağlam bir kemik bile bırakmayacakmış, ah, çok korktum! Son maçta 17 sayı atan takımın oyun kurucusu değil mi bu! 17 yaşında ve 17 gol attı! 34 yaşına gelmesi için 17 yıl daha beklemem gerekecek! O yaşta oynayabilir miyim bilmiyorum. Aman Tanrım! Dizlerim ve omuzlarım sızlıyor!”

Josh alaycı bir şekilde ve sızlanarak konuştu. Arkasından bir kahkaha daha koptu öfkesine hakim olamayan Wilson küfretti ve Josh’u ittirdi.

“Or*spu çocuğu!”

“Ha!”

“Josh!”

Josh bir anlığına tökezledi ama hemen karşılık verdi. Bu kez Wilson geri adım attı. Hızla öne çıkan ikili neredeyse birbirlerinin burunlarına değecek şekilde birbirlerine yaklaşıp atıştılar.

“Seni öldüreceğim, Josh Bailey.”

“Dene bakalım, seni korkak p*ç.”

Bu sefer gerçekten korkunç bir atmosfer oluştu. Sanki yumruklar havada uçmak üzereydi. Hepsi nefesini tuttu ve gerektiğinde saldırmaya hazırlandı.

Tam o sırada, aniden biri ortaya çıktı ve bağırdı. “Hey, orada ne arıyorsunuz?”

Aniden gerginlik kayboldu ve herkes sesin geldiği tarafa baktı. Mekanı temizleyen, dükkan sahibi, yemek artıklarıyla dolu bir çöp kutusuyla orada dikiliyordu. Daha sonra kavga ettikleri boş arsanın AVM’nin çöp toplama yeri olduğunu anladılar. İri yapılı bir adam yaklaştı, çöp kutusunu yere bıraktı ve öfkeyle bağırdı. “Kimsiniz siz? Gereksiz bir şey yapmayın ve gidin buradan, hadi.”

El hareketleri ve sözleri Josh ve Wilson’ı geri adım atmaya zorladı. İkili ayrıldıktan sonra bile adam “Bunu burada yapmayın ve gidin” diyerek elini sallamaya devam etti.

“Buradan uzaklaşmazsanız polisi arayacağım.” Adamın tehditleri karşısında daha fazla devam edemezlerdi. İstemeyerek de olsa, uzaklaşırken birbirlerine bakmakla meşguldüler.

“Şanslısın, Josh Bailey.”

Josh, Wilson’ın söylediklerine alay ederek karşılık verdi. “Annenle vedalaşmayı unutma, aman tanrım, annen yoktu değil mi?”

Wilson o anda neredeyse yumruğunu savuracaktı ama arkasındaki çetesi aceleyle onu tuttu ve durdurdu. Wilson, Josh’a dik dik baktı, kollarını iki yandan bağlayarak konuştu.

“Sonraki sefere kesinlikle gitmene izin vermeyeceğim.”

Josh daha fazla konuşmadı yanıt olarak sadece orta parmağını kaldırdı. Önden yürüyen Ed gülümsedi.

“Sizi geveze p*çler.” Kahkahalara boğuldular. Josh da başını salladı ve güldü.

Bir süre sonra otoparka çıktıktan sonra bir şey unuttuklarını anladılar.

“Hey, bir dakika bekleyin!”

Arkadan gelen ani bağırış üzerine fazla düşünmeden başlarını çevirdiler. Cezalandırmaya çalıştıkları sıska çocuk peşlerinden gelmişti. Grup aniden buraya neden geldiklerini ve kimi beklediklerini hatırladı.

Bir süre şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.

“Ne yapacağız?”

“Bilmiyorum.”

Fısıldayarak soru cevap alışverişinde bulunurken, kum torbaları olması gereken sıska heyecanlı bir yüzle ağzını açtı. “Teşekkür ederim. Sayenizde kurtuldum! Neredeyse dayak yiyecektim…”

Defalarca teşekkür edince grup mahcup oldu. Josh alçak sesle fısıldadı. “Bir şey yapın!”

Sadece birbirine bakan grup üyeleri arasında, Ed cesurca öne çıktı ve cevap verdi. “Hayır, teşekküre gerek yok sadece tesadüfen oradan geçiyorduk.”

“Ama öne çıkıp bana yardım ettiniz. Teşekkür ederim. Birinin bana yardım edeceğini hiç düşünmemiştim…”

Soluksuz şekilde Wilson’a nasıl bulaştığını, zorbalığa uğradığını, Wilson’ın çetesinin ne kadar gaddar ve zalim olduğunu anlattı. Yakınmasını sessizce dinlediler. Onların yapacaklarından habersiz olan sıska oğlan kocaman bir gülümsemeyle tekrar teşekkür etti.

“Tesadüfen geçmeseydiniz yine dayak yiyecektim. Teşekkürler.”

“….”

Hepsi sessizdi. Oğlan tamamen yanılıyordu ama ‘Biz de aynısını yapmaya gelmiştik.’ sözleri ağızlarından çıkmıyordu.

“Ah, tamam o zaman.”

Sabırla bekleyen Josh gitme vaktinin geldiğini anladı. Boğazını temizledi ve konuştu.

“Her neyse, sorun değil. Yardımcı olduğumuza sevindim… Şimdi gidiyoruz.”

“Sen Emma’nın abisisin değil mi?” Arkasını dönüp gitmek üzere olan Josh, birdenbire ağzından çıkan isim karşısında duraksadı ve ona baktı. Işıldayan gözlerle ve kızarmış yüzle bakan sıska oğlan heyecanla konuştu.

“Abisinin ünlü olduğunu biliyordum. Ayrıca senin gibi biri bana bu şekilde yardım etti… Çok teşekkür ederim, bunu asla unutmayacağım.”

“Ah, şey… tamam.”

Utanan sadece Josh değildi. Aceleyle geri dönen grup üyeleri sustu ve ‘Peki şimdi ne yapacağız?’ der gibi birbirlerine baktılar.

Bir sonuca varması gereken kişi Josh’du. Yutkundu ve güçlükle ağzını açtı. “Peki o zaman… sonra görüşürüz.”

“Josh.” Ed paniğe kapıldı ve adını seslendi ama Josh ona geri kalmasını söylüyormuş gibi göz kırptı. İsteksizce Josh’un arabasına bindiler.

“Görüşürüz. Teşekkürler.” Josh arkalarından bağıran oğlanı geride bırakarak arabayı çalıştırdı. Ve uzun süre birbirleriyle konuşmadılar.

“Böyle olmamalıydı.” Yolcu koltuğunda oturan Ed, başını tuttu ve inledi. Arka koltuktaki çocuklar da farklı durumda değildi. İç çekti ve sızlandılar ama hepsi bu kadardı. Josh, bu anlamsız son karşısında afallamıştı ama başka bir şey düşünemiyordu. Sonunda tek bir şey söyledi. “Bir sonraki fırsatı kollayalım.”

‘Belki o zamana kadar Emma fikrini değiştirir.’ diye düşünerek sürmeye devam etti.

Arkadaşlarını birer birer bırakıp eve döndüğünde, neredeyse gece yarısı olmuştu.

‘…Yoruldum.’ Kendini bayılacak kadar yorgun hissediyordu. ‘Hiç bu kadar yorulmuş muydum? Tüm gün futbol oynasam bile yorulmazdım. Zihinsel yorgunluk diyelim ama bedenim neden bu kadar ağır geliyor?’

Çabucak duş aldıktan sonra sadece iç çamaşırını giyerek yatağa girdi. Sanırım ateşim var. Üşüttüm mü acaba? Josh yatmadan önce ilaç içip içmemesi gerektiğini bir süre düşündükten sonra vazgeçti. Her şey yorucu geliyordu. Parmağını dahi kıpırdatacak gücü yoktu. Gözlerini kapattı ve çok geçmeden derin bir uykuya daldı.

************************************************

Chase olmadığı için bir tık sıkılsam da bölümü çok gülerek çevirdim. Josh’un havalı geçmişi beni bitiriyor. Haftaya Pazar günü yeni bölümde görüşmek üzere ♥ -Ashily

Etiketler: novel oku Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 1: Bir Gün, novel Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 1: Bir Gün, online Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 1: Bir Gün oku, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 1: Bir Gün bölüm, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 1: Bir Gün yüksek kalite, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye Bölüm 1: Bir Gün light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X