Koyu Switch Mode

Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 2. Bölüm

A+ A-

Çevirmen: Ashily

YAN HİKAYE 25. BÖLÜM


***17.Kısım***

“Josh! Son görüşmemizden bu yana uzun zaman geçti! Nasılsın?”

“Daha iyi görünüyorsun, tatil güzel miydi? Her şey yolunda mı?”

“Josh, seni görmek çok güzel. Özlemiştim.”

Seth’in ardından gösterişli bir şekilde selam veren Henry’i Isaac’in selamı takip etti. 

‘Şu aptal çocuk.’ Seth içinden kınayıp hiçbir şey olmamış gibi davranarak dikkatini tekrar Josh’a verdi. Koruma ekibinin yatak odasına gelen Josh, sırayla herkesle selamlaştıktan sonra konuşmaya başladı.

“Hepiniz nasılsınız? Sorunsuz bitirmenize sevindim.” 

“Evet, yakın zamanda bir olay oldu ama…” Seth’in sözleri yarıda kesildiğinde, Isaac umursamaz bir tavırla devam ettirdi. “O çocuk oyuncağıydı. C’nin seviyesinden bakarsak oldukça sakindi.”

“Evet.”

“Tabii ki.” Seth ve Henry sırayla onayladılar. Josh sadece gülümseyebildi.

Laura’nın sözleşmenin sona erdiğini açıklamasının üzerinden iki gün geçmişti. Sanki Josh’a dönmeden eve gitmesi söylenmişti. Beklendiği gibi, herkes eşyalarını topluyordu ve yatak odası oldukça dağınıktı. Tam o sırada Mark içeri girdi ve Josh’u gördü.

“Josh! Sensin!” 

Kollarını genişçe açarak onu kucaklayan Mark, Josh’un sırtını sıvazladıktan sonra bıraktı.

“Çok sıkıntı yaşadın mı? Artık her şey bittiğine göre geri dönüyoruz.”

Omuzlarını tutarak güven dolu bir şekilde konuşan Mark’a karşı, Josh başını sallayamadı. Bunun yerine sıkıntılı bir yüz ifadesiyle ona baktı, onu gören herkes bir şeylerin ters gittiğini hissetti.

Beklendiği gibi Seth “Ne oldu? Yapman gereken bir iş mi var?” diye sordu.

Isaac merakla ona baktı. “Ne işi?”

Seth, böyle durumlara alışkınmış gibi açıklama yaptı. “Josh’un döneceğini söylememesi, burada yapması gereken bir şey olduğu anlamına geliyor.”

Josh da herkes gibi onunla aynı fikirdeydi. Seth’in keskin zekasına bir kez daha hayran kalarak başını salladı. “Evet, aslında bu konu hakkında sizinle konuşmam gereken bir şey var.”

Rahat ortamda küçük bir gerginlik oluştu. Henry, telefonunu çıkarıp girdikleri iddia ile ilgili yazdığı notu buldu. Isaac ciddi bir yüzle Pitt’e baktı, Mark ise ne söylerse söylesin şaşırmamaya kararlıydı. Seth, tahmininin doğru olup olmadığını merak ederek Josh’un ağzına bakıyordu. Sonunda Josh konuştu.

“Öncelikle gelecekteki işlerimizde ekiple çalışmak için elimden gelen her şeyi yapacağım. Çok özel bir durum olmadığı hiçbir şeyi kaçırmayacağım.”

“Ah, işte bu.”

Mark rahatlamıştı ama diğerleri aynı şekilde hissetmiyordu. Seth, Josh’un sözünü kestiği için Mark’a alışılmadık bir şekilde ters ters baktıktan sonra Josh’a döndü. “Söyleyeceğin tek şey bu değil, değil mi?”

“Tabii ki hayır. Şimdi asıl konuya giriyorum…”

Aralarındaki gerginlik bir kez daha hissediliyordu. Josh boğazını temizledikten sonra konuştu. “Aslında, ben evleniyorum.”

“…”

Hepsinden şaşkınlık nidaları duyacağını düşünmüştü ama tam tersi oldu. Hepsi ölü gibi sessizdi. Nefes bile alan yoktu. Hepsi ağızları ve gözleri kocaman açılmış şekilde dururken Josh utanarak başını kaşıdı.

“Hey, o kadar da şaşıracak bir şey yok.”

Bu sözler, herkesi ani şoktan uyandırdı. Ve Josh’un düşündüğünden daha şiddetli tepkiler geldi.

“Evlilik mi? Yok artık, evlilik mi?”

“Doğru mu duydum? Ah, Josh. Az önce ne dedin sen?”

“Evleniyor musun, Josh? Hayır, bir ilişkin olduğunu bile bilmiyordum ama sen evleniyor musun?”

“Yalan söylüyorsun, değil mi? Şaka yapıyorsun. Geçen gün sıradan insanlara yapılan şakalardan birini izlemiştim.”

Seth bariz gerçeğe dikkat çekti. “O şakalar yoldan geçen insanlara yapılıyor, Josh’u tanıyan biri ayarlayıp onu gözetlediğinde değil.” 

Seth’in sözlerine Mark şaşkınlık içinde gözlerini kırpıştırarak “Yine de” diyerek itiraz etti. “İnsanların böyle durumlarda nasıl tepki verdiklerini görmek istemiş olamaz mı? Ayrıca, Josh’u neden tanımasınlar ki? O bir koruma.”

“O bir koruma ve bizim asımız.”

“Evet, asımız! Josh ailemizden biri gibi. Ama evlenirse ne yapacağız? Hepimiz buraya mı geleceğiz? Yoksa sadece iş aldığımızda mı görüşeceğiz? Josh, bu ne büyük bir sürpriz?”

Mark dahil herkes paniğe kapılıp konuşmaya başladı. Henry, yarın dünyanın sona ereceğini, aldığı tüm maaşı Vegas’ta harcayacağını ve hamster yetiştirmek istediğini ama yine de hiçbir şeyin yolunda gitmediğini söyledi. Isaac şaşkınlıkla dua etmeye başladı, sonra tekrar düşüncelere daldı, sonra kafasını kaşıyarak Fransızca anlaşılmaz kelimeler mırıldandı.

Seth ve Josh bu kaosun içinde sakin kalabilen tek kişiler gibi görünüyordu. En azından yüzeyde. Çılgınlığı sessizce izleyen Seth, Josh’a döndü. Sanki “Neler oluyor?” der gibiydi.

Üyeler bir nebze sakinleşene kadar bekleyen Josh, dikkatleri üzerine çekmek için öksürdü. “Öhö.” 

Bir anda sessizleşen ortamda konuşmaya başladı.

“Neden bu kadar şaşırdığınızı anlamıyorum ama.”

“Tabii ki şaşırırız, başka biri değil, sen evleniyorsun Josh!”

“Gerçekten evleniyor musun? Yoksa tatilde Vegas’a gidip sarhoşken bir hata mı yaptın?”

“Eğer öyleyse boşanabilirsin, ne kadar oldu? Belirli bir süre içinde başvurursan…”

Art arda gelen sözlerle Josh yavaş yavaş sinirlenmeye başladı.

“Niye evleneceğimi söylediğimde hepiniz hemen boşanmaktan bahsediyorsunuz?”

Dayanamayıp sinirlendiğinde üyeler duraksayıp sessizleşti. Tepkilerini gören Josh pişmanlık duydu ama yanlış bir şey yapmadığını da düşündü. İlk kez bu tepkiyi alıyor değildi, evleneceğinden ne zaman bahsetse her seferinde aynı tepkiyi alıyordu ve bu canını sıkmaya başlamıştı. Derin bir nefes alarak sakinleşti ve konuşmasına devam etti.

“Hayır, hata yapmadım veya başka şey olmadı. Ben gerçekten evleniyorum, Mark.” Josh, soğukkanlı bir şekilde açıklama yaparken onların tekrar çığrından çıkmalarını engellemek için hızlıca ekledi. “Evlenmek üzere olduğum kişi Pitt’in babası.”

“Ne?”

“Dur bir dakika, ne dedin?”

“Bu gerçekten gizli kamera şakası değil mi? Kamera nerede? Bulalım!” Her yandan şaşkınlık sesleri yükseldi. Bu kez Seth bile beklenmedik bir şekilde şaşırmıştı.

“Bekle, Josh. Anlamıyorum.” Seth’in şaşkınlığı hissediliyordu ve beklemesini işaret edercesine elini kaldırdı.

“Pitt’in babasıyla evleniyorsun, yani bu süre zarfında gizlice mi buluştunuz? Ne zamandan beri?”

Henry o anda “Ne kadar istiyorsun?” diye bağırmamak için kendini zor tuttu.  Dudaklarını sıkıca kapatarak Josh’un cevabını beklerken, Seth nadiren duyulan bir inleme sesi çıkararak konuşmasına devam etti.

“Ara vermek zorunda kaldığın süre boyunca neler oldu? Rahatsızlık verdiysek özür dilerim ama dürüst olmak gerekirse, tanıdığım insanlar arasında evlenmeyecek ilk kişi sendin. Ama şimdi, adaylarım arasında evliliğini ilk ilan eden sen oldun. Nasıl oldu bu? Ayrıca Pitt’in babası mı? Partnerin bir erkek miydi? Alfa mı? Yeniden mi bir araya geldiniz? Bu kadar çok soru sorduğum için üzgünüm ama şu anda kafam çok karışık.” 

Seth, alışılmadık şekilde çok konuştu. O konuşurken diğer üyeler de başlarını sallayarak sessizce dinlediler. Öte yandan Henry, bu kadar sakin ve etkili konuşmayı becerebildiği için Seth’i kıskanıp onun gibi konuşabilmeyi dileyerek dinledi.

Seth konuşmasını bitirince herkes Josh’un cevabını beklemeye başladı. Söylemek istedikleri çok şey vardı ama öncelikli sorular bunlar gibi görünüyordu. Josh derin bir nefes alıp konuşmaya başladı. Herkes ona bakıyordu. Josh, biraz gergin bir şekilde gülümsedi.

“Başka yere bakamaz mısınız?”

Şaka yapmaya çalıştı ama karşılık olarak Seth’ten soğuk bir cevap aldı. “Çabuk söyle.”

Herkesin tepkisi aynıydı. Josh mecburen hazırladığı cevapları sorulara uygun şekilde vermeye başladı.

“Pitt’in babasıyla daha önce Kaliforniya’ya geldiğimde tanışmıştım. Sonra birbirimizi unuttuk ama bu kez iş için buraya geldiğimde tekrar buluştuk.”

“Onu hep sevmiş miydin, Josh?”

Henry, dişlerini sıkarak Isaac’ın sözünü kesti. “Kapa çeneni, Isaac.” 

Josh mümkün olduğunca resmi bir şekilde devam etti.

“Bir şekilde anlaştık ve birbirimize karşı hislerimizi fark ettik. Böylelikle evlenmeye karar verdik. Bunu en kısa zamanda Pitt’e de söylemeyi planlıyorum. Ayrıca buraya taşınmayı düşünüyorum ama iş aldıkça hangi eyalette olursa olsun katılacağım. İşimi bırakmayı düşünmüyorum.”

Geriye en büyük soru kalmıştı. Üyeler  kafası karışmış olsalar da Josh’un söylediklerini kabullenmeye başlamışlardı. Ama Josh gizlediği bombayı patlatmadan önce beklenmedik bir şey oldu. Seth, Henry’e dönüp konuştu.

“Tamam, ben kazandım. Ver bakalım.”

“Lanet olsun!”

Henry küfrederek cebini karıştırdı, bir tomar banknot çıkardı ve büyük bir gürültüyle Seth’in uzattığı eline sıkıştırdı. Josh şaşkınlıkla onlara bakarken Mark sadece güldü ve Isaac başını eğdi.

‘Burada ne oluyor…?’

Parayı kontrol eden Seth, her zamanki gibi sakin bir sesle konuşmaya başladı. “Josh, aslında bir süredir davranışlarının garip olduğunu düşünüyorduk.” 

Josh bu beklenmedik cevaba şaşırken, Seth soğukkanlılıkla devam etti. “Son zamanlarda davranışlarının garip olduğunu  ilk fark eden Isaac’di.”

Bir an için Isaac’e bakan Seth, tekrar Josh’a döndü. “Sebebini merak edip aramızda tahminler yürüttük ve eğlence olsun diye iddiaya girdik. Gördüğün gibi sayende ben kazandım.” 

Gülümseyerek parayı hafifçe salladı. Josh, bu garip hikayeye inanamayarak etrafına bakındığında Isaac, durumun doğru olduğunu belli edercesine üzgün bir yüzle başını salladı.

“Ben senin hastalandığını ve bizden gizleyerek hastaneye gittiğini düşünmüştüm.”

“Yok artık.” Josh’un sözlerine hızla Henry cevap verdi. “Tam da bu yüzden bu herif, ne yaparsa yapsın hep berbat ediyor.”

Isaac’i aşağılama fırsatını kaçırmayan Henry’nin arkasında duran Mark kahkahayla güldü. “Henry’nin ne dediğini biliyor musun? Senin kumara battığını düşündü.”

Henry bunu duyduktan sonra bile hala kendinden emindi. “Kumar oynamak, hastaneye gittiğini düşünmek kadar aptalca değil, Mark.” 

Bir kez daha kendisine laf sokan Henry’e “Aptal sensin,” diyen Isaac’e bakan Josh, gözlerini Seth’e çevirdi. 

“Yani sen, benim biriyle çıktığımı mı düşündün?”

Seth kocaman bir gülümsemeyle cevap verdi. “Evet.” 

Sanki doğru cevabı alacağını biliyormuş gibi kendinden emin bir gülümsemeydi bu. 

Josh da ona gülümseyerek yumuşak bir sesle uyardı. “Bir gün gerçekten kimsenin haberi olmadan kaçırılıp hapsedilebilirsin, Seth.”

“Ben mi? Neden?” 

Bu kez nedenini Seth de bilmiyordu ama her şeyi çok çabuk fark etmesinden şüpheleniyordu. 

Josh, cevap vermek yerine konuyu değiştirdi. “Her neyse, beni anladığınıza sevindim. İşler ters giderse işten atılabileceğimi düşünmüştüm.”

Mark, aceleyle elini sallayarak itiraz etti. “Hayır, asla! Bu konuda endişelenmene gerek yok, Josh.” Ve her zamankinden daha sıcak bir gülümsemeyle ekledi. “İstediğin kadar kalabilirsin Josh. Şirketimizin kapıları sana her zaman açık.”

“Teşekkür ederim, Mark.”

İkisi güven dolu bir şekilde el sıkıştılar. Onları izleyen Isaac, konuştu.

“Peki evleneceğin kişi kim, Josh?”

Bir an için duraklayan Josh’a, Mark sanki yeni hatırlamış gibi devam etti. “Doğru ya, düğün nerede olacak? Smokin giymemiz gerekiyor mu?”

Damadın sağdıçlığını yapmayı düşünmek bile Mark’ı heyecanlandırdı ve sesi daha da yükseldi. Bu beklenmedik soru, Josh’a sağdıçlara ihtiyacı olduğunu fark ettirdi. 

“Evet, ne giyeceğimizi daha sonra konuşuruz. Size de uyarsa sağdıcım olmanızı isteyeceğim.”

Josh, arkadaşlarına bakarak aynı fikirde olup olmadıklarını kontrol etti. 

Seth başını salladı ve Isaac de “Tamam” diye mırıldandı. Henry, konuşmasına gerek kalmadan parlayan gözleri ve kızaran yanaklarıyla zaten cevabı belli ediyordu. “Buketi kim yakalayacak?”

Henry’nin sorusu üzerine Josh kaşlarını çattı. “Buketi mi?”

“Bukete gerek var mı? O da erkek sonuçta.”

“Ah.” Henry’nin çok geçmeden modu düştü. Josh, onun onun şaşırtıcı derecede romantik biri olduğunu düşündü. ‘Henry fit ve yakışıklı bir adam, çiçekler ona çok yakışırdı.’

Josh tam bunu düşünürken Mark konuştu. “Evlilik için yapman gereken çok şey var, aklına takılan bir şey olursa bana sor. Deneyimliyim sonuçta. Janet’i de çağırabilir miyim? Bütün ailemi tatil için buraya getirmeyi düşünüyordum.”

Başlangıçta anlaşılmış ücret, sözleşme uzatmalarından gelen ek gelirle birleşti ve beklenenden çok daha fazla kazandılar. Bir yıl boyunca sadece eğlenip çalışmamayı düşünebilecek kadar çok kazanmışlardı. Mark, bu fırsatı değerlendirip ailesiyle uzun bir tatil planladı, Isaac Kanada’ya gitmeyi planladı ve Seth ise ne yapacağına daha sonra karar vereceğine söyledi. Tabii ki bunlar, Henry yokken konuşulmuş şeylerdi. Tüm paranın çoktan ödendiğinden habersiz olan Henry, Mark’ın sözlerini duyunca öfkelendi.

“Parayı neden parça parça ödüyorlar? Üstelik çok parası var.”

Henry, şikayet etse de Mark bilmezden geldi. Onun bir anda tüm parasını kumarda kaybetmemesi için bu gerekliydi. Diğerleri de aynı fikirdeydi. Sonuç olarak, Henry ekip içinde tatil planı olmayan tek kişiydi.

Yine de her zaman parasını kumar veya içkiye harcadığı için diğerlerinin tatil planlarından şüphelenmedi. Diğerlerinin kendisinin aksine birikim yapacak kadar sorumluluk sahibi olduğunu düşünüyordu. 

Josh, hem acıma hem de merakla Henry’e baktı. ‘Bu kadar kolay kandırılırken neden kumar oynuyor ki?’ 

Herkes aynı düşüncedeydi. Mark, konuyu değiştirdi. “O halde ailemin kalabileceği bir yer bulmam gerekiyor. Programın kesinleşince haber ver, Josh. Isaac ailesinin evine gitmeyi ertelemeli mi?”

Isaac, her zamanki gibi sakin bir tonda konuştu. “Hayır, acelesi yok. Benim için sorun değil.”

Mark, “Tamam,” diyerek başını çevirip şakacı bir şekilde ekledi. “Peki, evleneceğin kişi kim? Yoksa tanıdığımız biri mi?”

“Hepinizin tanıdığı biri.” Josh’un cevabı üzerine, zaten zor sakinleşmiş olan atmosfer bir kez daha hareketlendi. 

“Ne, tanıdığımız biri mi?”

“Alfa mı? Personellerden biri mi?”

“Hayır, geçen sefer Kaliforniya’ya geldiğinde tanıştığı biri olduğunu söylemişti, o yüzden film ekibinde olduğunu sanmıyorum.”

Şaşkın Isaac’in ardından Henry konuştu ve son olarak Seth soğukkanlılıkla başını salladı. Herkes, Josh’un geçen sefer Kaliforniya’ya ne zaman geldiğini hatırlamaya çalıştı. İş için gelmemiş olabilirdi. Bu durumda ihtimaller sınırsızdı.

“Pitt kaç yaşındaydı?”

Çocuğun yaşını tahmin etmek oldukça mantıklı bir yöntemdi. Bu soruyu soran Mark’tı. Josh, üç çocuk sahibi olduğu için Mark’ın bu tür konularda deneyimli olduğunu düşündü. Josh, tam bu tahminleri sona erdirmek üzereyken…

“Bir dakika!”

Henry, Josh’un niyetini sezmiş gibi onu durdurdu.

“Söyleme, bekle.”

Josh’un duraksamasıyla birlikte Henry, cebinden para çıkarmaya başladı. “Hadi, bahse girelim. Herkes bahse girsin.”

Geçen seferkinden farklı olarak herkes merak içinde para çıkardı. Seth de katılmak üzereyken, Henry aniden onun bileğini tuttu.

“Yapamazsın, Seth. Geçen sefer bahse girdin.”

“Ne?” Şaşkın Seth’e Henry sinsi bir gülümsemeyle yanıt verdi. “Seth’in kime bahse girdiğini hepimiz biliyoruz, değil mi?”

“Elbette.”

“Tabii ki.”

Mark başını salladı ve Isaac de onayladı. Seth, en imkansız kişiye bahse girdiği için şaşkındı. “Tamam ama doğru tahmin edersem bahis miktarı iki katına çıkacak, bunu unutma.”

Seth dişlerini sıkarak uyardığında, Mark ve Isaac gülerek kabul ettiler.

“Ah, tamam.”

“Olur, eğer doğru tahmin edersen.”

“Pekala bu kadar yeter. Tahminleri alayım. Kim olabilir?” Henry daha fazla beklemeden cevap istedi. Mark bir süre düşündükten sonra belirsiz bir tahminde bulundu. “Tatil sırasında tanıştığı bir Alfa.”

Isaac ciddiyetle konuştu. “Bir zamanlar C’nin malikanesine girip çıkan personel arasında bir Alfa vardı, sanırım koordinatör ya da öyle bir şeydi. C’nin personelinin hepsi istifa etti. Çalışmaya devam eden sadece birkaç kişi vardı, aralarında o adam hala kalmıştı. Ben ona bahse gireceğim.”

Gözlem yeteneği güçlü olan Isaac, neden böyle düşündüğünü ayrıntılı bir şekilde anlattı. 

Duygularıyla hareket eden Henry ise uzun uzun düşündü ve saçma bir tahminde bulundu. “Bizi kandırmak için erkek dedi. Josh’un partneri bir kadın!”

Diğerleri saçma bularak güldüler ama Isaac ciddi bir şekilde “Gerçekten mi?” diyerek gözlerini büyüttü ve çenesini ovuşturdu.

“Josh her zaman kadınlarla birlikte oluyor.”

Ona bakınca Henry hariç hepsi aynı şeyi düşündü. ‘Bu kadar saf olduğu için Henry’e sürekli para kaptırıyor.’

Henry büyük bir heyecanla Josh’u teşvik etti. “Tamam, sonucu öğrenelim. Söyle, Josh. Hadi. Hazırız.” 

Yanakları hafifçe kızarmıştı ve bu durumdan gerçekten keyif aldığı belliydi. Josh, arkadaşlarının keyif aldığı bu durumu bozmak istemedi. Ama bu keyif uzun sürmeyecekti. Josh sakince konuşmaya başladı.

“Pitt’in babası C.”

“…”

Bugün şimdiye kadar yaşananlardan daha uzun ve daha ağır bir sessizlik oldu. Herkes donmuş gibi Josh’a baktı. Nefeslerini daha fazla tutamadıkları, Henry’nin tıkanmış nefesini içine çekip konuştuğu ana kadar kimse tepki vermedi.

“Bekle, ne duydum ben?”

Henry, arkasına bakarak sordu. Diğerleri de pek farklı değildi.

“Bilmiyorum, son zamanlarda kulaklarım pek iyi duymuyor.”

Isaac’in sözlerine Mark da başını sallayarak katıldı. “Çekimlerde çok fazla patlama sahnesi vardı. Sürekli uğultu duyuyorum, dinlenirken hastaneye gidip baktırmalıyız.”

Seth bile başıyla onayladı. “Ah, demek bu yüzdenmiş. Son zamanlarda ben de duymakta güçlük çekiyorum. Sanırım doktora gitmeliyim.”

“Yakınlarda bir hastane var mı?”

Herkes hastaneden bahsetmeye başladı. Başka biri için bu sıradan bir sohbet gibi görünse de Josh, onlarla yıllardır birlikte olduğu için durumun farkındaydı. Gerçeklerden kaçmaya çalışıyorlardı.

Josh, soğukkanlılıkla onların hayallerini yıktı. “Hepinizin neden böyle davrandığını anlıyorum ama yanlış duymadınız.”

Donuk bir şekilde ona bakan arkadaşlarına acımasızca gerçeği hatırlattı. “Pitt’in babası gerçekten C.”

“…”

“Chase Miller.” 

“…!”

Josh’un son sözüyle arkadaşlarının kaçacak yeri kalmamıştı. Şoktan bembeyaz olmuş yüzlerini gören Josh, utançla bakışlarını kaçırdı.

“Isaac.” Seth, gözlerini Josh’tan ayırmadan, kazandığı parayı çıkarıp Isaac’e uzattı. “Sanırım bahsi sen kazandın. Josh ciddi anlamda hasta.”

Isaac bakışlarını Seth’in tuttuğu paradan tekrar Josh’a kaydırdı. Yüzünde hala inanamayan bir ifade vardı.

Josh, çekingen bir şekilde kafasını kaşıyıp “Öyle işte.” dediğinde o ana kadar ağzını açamayan Henry aniden bağırdı.

“Öyle işte ne demek!”

Bu sözlerle birlikte Henry aniden çantasını karıştırmaya başladı ve içinden bir USB çıkardı. “Bak, hatırlamıyor musun? Chase Miller’ı nasıl dövdüğünü hatırlamıyor musun? Bu kaydı defalarca izledim! Kaybolmasın diye cloud’a yükledim ve üç tane daha USB alıp hepsine kaydettim! Bu anı hayatım boyunca keyifle hatırlamak için!”

Mark, aniden sert bir yüz ifadesiyle lafa karıştı. “Bir dakika, ne diyorsun? O da ne?” 

Henry, hemen pişman oldu ama iş işten geçmişti. Mark, öfkeli gözlerle Henry’e bakarak onu sorgulamaya başladı.

“Kaydı izlemek bir dereceye kadar tamam, ama bunu kopyalayıp saklamak ne demek? Üstelik cloud’a da yüklemişsin! Geçen sefer olanlardan sonra seni biraz rahat bırakmaya razıydım ama bu kabul edilebilir bir şey mi? Müşterimin bilgilerini çalışanım çalıyor ha!” 

Güvenliği her zaman en büyük erdem olarak gören ve bundan gurur duyan Mark için bu asla kabul edilemezdi. Bu gerçeği çok iyi bilen Henry’nin de mazereti yoktu.

“Hayır Mark, konu bu değil.”

“Elbette değil!  Henry, böyle bir şeyi nasıl yaparsın? Bana böyle kazık atman da bir yere kadar!”

Mark, nadiren bu kadar öfkelenirdi. Sonunda Henry, defalarca özür dileyip Mark’ın önünde cloud’daki verileri sildi ve yedek olarak kopyaladığı tüm USB’leri de ona verdi.

“Dört USB olduğunu söylediğini hatırlıyorum?”

“Efendim?”

Şaşkınlık içindeki Henry’e, Mark duyduklarını tekrar etti.

“Üç tane daha satın alıp kaydettim dedin. Yani orijinal bir tane daha var. Hepsini teslim et, gerçekten sinirlenmeden önce.”

“Çabuk ol,” diyerek ısrar edince, Henry sonunda sakladığı son USB’yi de vermek zorunda kaldı. Josh’un evlenme haberiyle heyecanlanan Henry, aniden hazinesini kaybedip fena halde azarlanmıştı.

Yüzü asık, başı önde koltuğa çöken Henry’e herkes acıdı. Sorumsuz ve kumara düşkün olduğu doğruydu ancak bilgileri çalacak veya çalıştığı kişiyi satacak biri olmadığını Mark da biliyordu. Öyle olmasaydı, onun gevşek özel hayatını bilmesine rağmen yıllarca birlikte çalışmazdı.

Ama kural kuraldı. Ne kadar küçük olursa olsun, ihlal edilirse cezalandırılmalıydı.  Grup, tüm USB’leri kendi elleriyle parçalayan Mark’ın bir kez daha üzerlerine basarak onları ezmesini sessizce izledi.

“Bundan sonra böyle bir şey yaparsan asla affetmem.”

Bir kez daha uyardıktan sonra, Mark kırık USB parçalarını plastik bir poşete koydu. Daha sonra dışarı çıkıp yakmayı planlıyordu.

Yine ağır bir sessizlik oldu. Kimse konuşmadı, her biri kendi nedenleriyle kötü hissediyordu. O sırada Isaac aniden bir şeyi hatırladı.

“Bir dakika, geçen gün C’nin senin evine gittiğini duymuştum. Bizim ekip geride kalmıştı. Sadece düzenli koruma ekibini almıştı, biz de sen ekipten çıkarıldığın için oraya gittiğini düşündük.”

Seth hemen atıldı. “Onun seni teselli etmeye gittiğini düşünmek aptallıktı.”

Evet, Chase Miller’ın, çalışanlarına karşı bu kadar düşünceli olmayacağı kesindi.  Josh, dürüstçe cevap verdi. “O gün annem ve kardeşimle tanıştı.”

Mark hayretle iç çekti. “Hah.”

Etrafa yine sessizlik hakim oldu. Herkesin aklı tamamen boşalmış gibiydi.

Josh, ortamı yokladıktan sonra boğazını temizledi.  “Hmm.”

Ona bakışlarını çeviren üyelere gergin bir şekilde gülümsedi.

“Öyleyse, ben şimdi gideyim. Eşyalarımı daha sonra alırım, şimdilik kalsınlar…”

Bir şeyler daha söylüyordu ama kimse onu duymadı. Josh, el sıkışarak vedalaştıktan sonra dışarı çıktı. Son sözü “Sizi arayacağım” oldu.

Kapı kapandıktan sonra geride kalanlar kendine geldi. Henry, iç çekerek ayağa kalktı. Cebindeki parayı çıkarıp Seth’e uzattı.

“…Nedir bu?”

Şaşkınlıkla soran Seth’e Henry üzgün bir yüzle cevap verdi.

“Sen kazandın.”

Bu sözle Seth, kazandığını fark etti. Ardından Isaac de cebinden para çıkarıp Seth’e verdi, Mark da aynı şekilde yaptı. Seth’in elleri beklemediği kadar çok parayla dolmuştu ama bu kadar tatsız bir parayı ilk kez kazanıyordu.

“Mark, Henry, Isaac.”

Kısık bir sesle üyelere seslendi.

“İçmeye gidelim, ben ısmarlıyorum.”

Hepsi tereddüt etmeden dışarı çıktı. İşlerinin bitmesine hala bir saat olmasına rağmen umursamadılar. Sarhoş olmadan bu şoku atlatamayacaklarını biliyorlardı.

Arabayı çalıştırmadan önce Seth sordu. “Mark, gerçekten sağdıçlık yapmak zorunda mıyız?”

O anda Mark’ın yüzü bembeyaz oldu. Hemen ardından Henry bağırmaya başladı. “Niye sormadığı halde bir şey söyleyerek başımızı belaya sokuyorsun, niye! Josh’un sağdıçları düşünmediği açıktı ama şimdi onun kim olduğunu bile bile sağdıçlık mı yapacağız? Kontrat bitince o deli herifi tekrar mı göreceğiz, ha? Ha? Ha?”

Bağırıp çağıran Henry’i sakinleştirecek bir şey bulamayan Mark, “Bilmiyordum,” diye fısıldadı. Ama bu, Henry’nin öfkesini daha da artırdı. O söylenmeye devam ederken kimse onu durdurmadı. Önce Mark’ı destekleyip Henry’ye acıyanlar bile şimdi sessizdi.

Seth soğukkanlı bir şekilde arabayı sürerken, Seth’in yanındaki Isaac, inatla dışarıya bakıyor ve tek kelime etmiyordu. Bu sırada Henry, bağıra bağıra Mark’ı azarlamaya devam ediyordu. Henry, bara varana kadar Mark’ı bir fare gibi sıkıştırdı.

************************************************************************************************

Evettt~~ Serinin bu kısmına kadar geldik, yazar hala Isaac x Henry hikayesi vermedi ya bir şey demiyorum. Hala umutla bekliyorum bir ihtimal yazar diye. Çıkarsa ilk iş çeviririm. Bu bölüm okurken de çevirirken de en çok güldüğüm bölümlerden biriydi. Seth’in sallayarak bile iddiayı kazanması ayrı komedi. Cidden bu serinin her anı, her yeri ayrı keyif veriyor. Umarım siz de eğlenerek okursunuz. Sonraki bölümde görüşmek üzere ♥ -Ashily

Etiketler: novel oku Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 2. Bölüm, novel Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 2. Bölüm, online Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 2. Bölüm oku, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 2. Bölüm bölüm, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 2. Bölüm yüksek kalite, Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 2. Kitap, 2. Bölüm light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X