Kiss Me If You Can [Novel] Yan Hikaye 1. Kitap Bölüm 8: Azarlama
Çevirmen: Ashily
YAN HİKAYE BÖLÜM 8: AZARLAMA
İsmini ekranda görmesine rağmen Josh tereddüt etti. Kendi kendine ‘Dane’in benimle bir işi mi vardı?’ diye düşündü.
Kısa bir süre sonra karşı taraftan karakteristik, alçak bir ses duyuldu.
[Kaliforniya’da mısın?]
Josh, Dane’in merhaba bile demeden soru sorması karşısında biraz gerildi. ‘Bir şey mi oldu?’ Yardım edebileceği bir durum varsa elinden gelenin en iyisini yapacağını düşünerek cevapladı.
“Evet…”
Konuşurken öksürdü. Tamamen kurumuş olan boğazı şiddetli bir şekilde ağrıyordu. Nedenini hatırladığında kulakları kızardı. Josh, resmi bir şekilde eğildi, içinden özür diledi ve sakinleşmeye çalıştı.
“Bir sorun mu var? Birdenbire aradın.”
[Abartılacak bir şey yok.] Dane alçak sesle konuşmaya devam etti. [Bu hafta görüşelim mi?]
“Ne zaman?”
Josh’un sorusuna, Dane cevap vermeden önce programını kontrol ediyormuş gibi bir süre duraksadıktan sonra cevap verdi. Tarihi kontrol eden Josh, onayladı.
“Öğle yemeği uygun mu?”
[Farketmez…]
Umursamaz tepkisi güven vericiydi ama öte yandan Josh’un endişesi hala geçmemişti. Josh bir kez daha sordu.
“Gerçekten her şey yolunda mı?”
[Önemli bir şey yok. Görüşünce konuşuruz.]
Dane buluşma yerini söyledikten sonra telefonu kapattı. Josh, hızla biten konuşma karşısında şaşkına dönerek bir anlığına telefona bakakaldı.
Ama bunu düşünecek zamanı yoktu. Yakında vardiya değişimi olacaktı. Kendi bölgesine gideceğini söyleyecekken birden arkasından başka bir ses araya girdi.
“Josh, bu halin ne böyle? Neyin var?”
Arkasını döndüğünde endişeli bir ifadeyle ona bakan Laura’yı gördü. Josh bu tepkisinin nedenini merak etti ama çok geçmeden öğrendi.
“Tenin çok solgun. Ne oldu? Yoksa Bay Miller…”
Ne düşündüğünü açıkça görebiliyordu. Chase’le tartışacağını söyleyerek içeri girdiği için onun yüzünden kötü bir durumda olduğunu varsayması doğaldı.
“Hayır, teşekkür ederim. Sadece biraz yorgunum.” Bunu gülümseyerek söylediğinde, Laura endişeyle elini Josh’un koluna koydu. ‘Bir şey olmuş olmalı,’ diye düşündü. Chase’in feromonunun kokusu tüm vücuduna yayılmıştı. ‘Bu bir yumruklaşmaya benzemiyor. Ne oldu da bu kadar rengin attı?’
“Yeterince adamımız var, kendini iyi hissetmiyorsan çekinmeden bana söyle. Tamam mı?”
Bunu dedikten sonra güvenlik ekibi liderine bakarak onay ister gibi başını salladı.
“Bu doğru. Dışarı çıkılmadığı sürece bu kadar çok kişiyi kullanmanın bir anlamı yok ve zaten şu anda adam sayısında da fazlalık var…”
Tam bu sırada aniden gelen sesle, üçü aynı anda başlarını çevirdiler. Karavan kapısının açık olduğunu ve Chase’in merdivenlerde durduğunu gördüler.
Nedense ciddi bir yüzle onlara bakıyordu. Chase’in gözleri aşağı kaydıktan sonra, daha tam olarak nereye baktığını anlayamadan tekrar yukarı çıktı ve doğruca Josh’a baktı.
Chase hiçbir şey söylemedi. Sadece parmaklarını şıklattı. İçeri gel dermiş gibiydi. Elbette işaret ettiği kişinin Josh olduğunu herkes söyleyebilirdi.
Chase’in karavana doğru ilerleyişini gözleriyle takip eden üçlü, geç de olsa şaşırmıştı. Laura Josh’a endişeyle baktı ve konuştu.
“Ne? Neler oluyor? Josh, Bay Miller’ı gücendirecek bir şey mi yaptın?”
“İçeri gireceğim. Ve Josh’un, vardiya değiştirmesi gerektiğini söyleyeceğim… ” Peşinden gelen ekip liderine başını sallayan Josh gülümsedi. “Sorun değil. Sanırım biraz azarlayacak.”
“Azarlamak mı? Bay Miller?” Laura’nın tiz sesinin ardından ekip lideri ciddi bir yüz ifadesiyle başını salladı. “Josh, henüz bilmiyor gibisin ama Bay Miller konuşmuyor.”
‘Tabii ki biliyorum.’ Josh da bir zamanlar acımasız yumruğunun tadına bakmıştı.
‘Hepsi geçmişte kaldı.’ Sorun şu ki, bunu bilen tek kişi Josh’du. Bu nedenle Josh, solgun yüzüne bakıp onu caydırmaya çalışan ekip lideri ve Laura’yı yatıştırmaya çalıştı.
“Sorun değil, bu benim meselem, o yüzden ben halledeceğim. Teşekkürler.”
“Josh, bir süre sonra… gelip seni çıkarmamı ister misin?”
Josh, Laura’nın nezaketine bir kez daha Hayır, dedikten sonra karavan kapısını açtı. Tam içeri girmek üzereydi ki birden aklına bir şey gelmiş gibi ekip liderine döndü.
“Üzgünüm, vardiya sırasını değiştirir misiniz? Ne kadar süreceğini bilmiyorum.”
“Sorun değil ama…”
“Teşekkürler.”
Josh daha fazla vakit kaybetmeden onlara teşekkür etti ve karavana girdi. Kapıyı arkasından kapatana kadar sırtındaki endişeli bakışlar kaybolmadı.
Pat.
Kapıyı kapatıp arkasını döndüğünde hızla omzundan tutuldu. Duvara çarpan Josh, geç de olsa başını kaldırdı ve beklendiği gibi, Chase ona yukarıdan bakıyordu. Ama, asık suratı beklenmedikti.
“Ne oldu?”
“Çıkar onu.”
İkisi neredeyse aynı anda konuştular, ancak duraksayan tek kişi Josh’du. “Ne?”
“Çıkar onu, hemen şimdi.”
Dişlerini sıkan Chase, Josh’u yakasından tuttu. Böyle bırakılırsa gömleğini olduğu gibi yırtacaktı.
“Cidden, bunu neden yapıyorsun?”
Josh hızla onu bileğinden yakalayıp durdurduğunda, Chase sanki derin bir acı çekiyormuş gibi nefes verdikten sonra, öfkesine güçlükle engel oluyormuş gibi konuştu.
“Laura’yla ne yapıyordun?”
“…Ne?”
Josh duyduklarına inanamadı ama Chase ciddiydi ve konuşmaya devam etti.
“Benimle yattıktan hemen sonra bir kadınla ne yapıyordun?”
“Bir dakika, sanırım bir şeyi yanlış anlıyorsun… ”
Josh onu sakinleştirmeye çalıştı ama işe yaramadı. Chase kan çanağına dönmüş gözlerle ve sıktığı dişleriyle Josh’a ters ters baktı. “Koluna dokunduğunu gördüm. Yanlış anladığımı mı söylüyorsun?”
Hepsi bu kadardı ama Chase sanki Josh gözünün önünde başka biriyle yatmış gibi bağırıp çağırıyordu. Öylesine saçma bir yanlış anlaşılmaydı Josh söyleyecek söz bulamıyordu. ‘O kadar çok boşaldım ki artık ereksiyon bile olamıyorum, bu durumdayken seni nasıl aldatabilirim?’ Ayrıca vücudununun her yerine yapışmış feromonlar yüzünden nefes almakta bile zorlanıyorken birini aldatmasına imkan yoktu. Yorgun olmasına rağmen işe dönmeye çalışıyordu ama Chase aksini düşünüyordu.
“Sürünerek dışarı çıkmaya çalışıyordun. Bunun nedeni Laura mıydı? Gözlerimi senden ayırdığım anda hemen bir kadına yapışıyorsun.”
“Hayır.” Josh iç çekerek cevap verdi. “Dinle, az önce Laura’yla normal bir şekilde sohbet ettik. Ayrıca o senin sekreterin bu yüzden onunla hiç konuşmadan duramam.”
“…”
“Hey?”
Josh buruk bir şekilde gülümsedi ve Chase’in yanağını okşadı. Sanki böyle saçmalıkları aklının ucundan bile geçirme der gibiydi. Ardından Chase’in ağzını açmasını bekledi.
“Geçen gün bir personelin sana itiraf ettiğini biliyorum.”
Josh’un kafası bir anlığına karıştı. Bunun nedeni, kendisine itirafta bulunan bir değil birçok personel olmasıydı. Tabii ki anında reddetmişti. Ama Chase sonuçları umursuyor gibi görünmüyordu. Ayrıca, bir anlık sessizlik Chase’in şüphelerini daha da sağlamlaştırdı. Josh’a öfkeyle bakmaya devam ederek konuştu.
“Çıkar onu.”
“…”
Sonunda Chase’in kıyafetlerini yırtmasını önlemek için Josh’un kravatını kendi başına gevşetmekten başka çaresi kalmamıştı. Ardından Chase tarafından yatağa sürüklendi.
***4. Kısım***
Çekimlerin sonu yaklaştıkça, Chase’in sahnelerinin sayısı azaldı ve doğal olarak korumaların işi de azaldı. İşten daha fazla izin günü vardı ve Chase hiçbir şey yapmadan bütün gün karavanda kapalı kaldığı için daha rahatlardı.
Bu sayede korumaların çok daha fazla boş vakti vardı. Dönüşümlü olarak dışarı çıkıyorlar ya da geceyi dışarıda geçirebiliyorlardı. Ve öncekinden daha uzun süre uyuyabiliyorlardı. Hatta son birkaç gündür tatildeymiş gibi daha rahat günler geçiriyorlardı.
Tek bir şey istiyorlardı. Lütfen bu huzur çekimler bitene kadar devam etsin. İşten sonra, Doğu’ya dönmeden önce bir aylığına Miami’ye uğramaktan söz etmişlerdi. Hepsi o günün gelmesini bekliyordu.
Josh vardiyası gelen korumalarla ayrıldıktan sonra, diğer üyeler yurt odasında toplanıp vakit geçirdiler. Birkaç saat dinlendikten sonra mesaiye döneceklerdi. Yine hepsi huzurun tadını çıkardığı sırada bir süredir boş boş pencereden dışarı bakan Isaac, ağzını açtı.
“Sizce de Josh bugünlerde biraz tuhaf değil mi?”
Gazetede bulmaca çözen Seth’in eli bu ani sözlerle durdu ve sörf tahtasını dikkatle düzeltmekle meşgul olan Mark kaşlarını çatarak başını kaldırdı. Bu sözlere savunmasız yakalanan tek kişi Henry oldu. Bir elinde bir kahve kupası tutarak ağzına attığı fıstıkları yiyen Henry az kalsın boğuluyordu.
“Kok, kooluk, kup.”
“Henry!”
Endişelenen Mark hızla sırtına vurdu ve yer fıstığı yemekten neredeyse boğulacak olan Henry zar zor kendini toparladı. Ölüm tehlikesini atlattıktan sonra öfkesi alevlendi ve kanlı gözlerle Isaac’e baktı.
“S*ktir. Bu da neydi, birdenbire?”
Isaac, Henry’nin gözlerinde yaşlarla dişlerini sıktığını görünce utandı ve özür diledi.
“Ah, özür dilerim… İyi misin? Bu kadar şaşırmanı beklemiyordum….”
Bunun önemsiz bir şey olduğunu bilmek Henry’i daha çok kızdırmıştı. Seth’in ona sempati duyuyormuş gibi görünen yüzünü ve Mark’ın açıkça acınası olduğu şeklindeki ifadesini görmezden gelse bile, en büyük sorun Isaac’in sersemin teki olmasıydı.
‘Ona ondan hoşlandığımı söyledim ama hala Josh’tan bahsediyor ve ne hata yaptığı hakkında hiçbir fikri yok. Şu kahrolası p*ç.’
Onu en çok çileden çıkaran şey, içindekileri döküp gerçek duygularını gösterememesiydi. Sorun şu ki, ne kadar ciddi olduğunu kendinden başka kimse bilmiyordu. Kanıt olarak, Isaac her zamanki aptal suratıyla Henry’ye bakıyordu ve Seth başını sallayıp sanki daha fazlasını söylemek istiyormuş gibi Isaac’e baktı, bu sırada Mark dikkatlice bir iki kelime etti ve yerine geri döndü.
Henry ‘Bu sersemi sevdiğim için çılgının teki olmalıyım.’ diye düşündü. Tam onu ölümüne dövmekle çılgınca öpmek isteyen kendinden nefret etmeye başladığı sırada Seth ağzını açtı.
“Tuhaf olan nedir?”
Mark, Isaac’e merakla ve Henry de dişlerini sıkarak baktı. Herkesin gözleri bir anda ona çevrilince Isaac utançla başını kaşıdı.
“Hayır, aslında özellikle bir şey yok…”
Artık, bir şey yok, diyerek geçiştireceği bir durum değildi bu yüzden kendini konuşmaya devam etmeye zorladı.
“Farklı zamanlarda çalıştığımızı kabul ediyorum ama sık sık ortadan kaybolmuyor mu? Boşa zaman harcamıyorum, sadece işimi yapıyorum ama yine de onu doğru göremiyorum.”
Isaac’in sözleri üzerine Seth başını eğdi. “Öyle mi?”
Isaac kendinden emin bir şekilde cevap verdi. “Evet.”
“Nereden biliyorsun? Onu takip mi ettini? Seni pislik.” Henry’nin suçlamasına şaşkınlıkla bakan Isaac, çok geçmeden başını Seth ve Mark’a çevirdi. Henry, onu görmezden geldiği açıkça belli olan bu tavrı karşısında yumruğunu sıktı ama sallamaya fırsatı olmadı. Bunu gören Mark araya girdi.
“Bence de öyle. En son birlikte tatil yaptığımızda Josh bizle değildi.”
“Değil mi?” Isaac, sanki onun sözlerinden cesaret almış gibi rahatladı. Yumruklarını indiren Henry, Isaac’e alaycı bir şekilde baktı.
“Bir bakalım. Sen olsaydın, etrafın siyah giyen adamlarla doluyken burada kasvetli şekilde oturmak ister miydin? Belki de dışarı çıkıp güneşleniyordur.”
Bunun üzerine Seth başını kaldırdı. Bu iyi bir fikirdi. Bu kasvetli adamlardan uzaklaşmak. Eşyalarını toplayıp gitmek üzereydi ki Mark ciddi bir şekilde sordu.
“Ne demek istiyorsun? Josh’dan bir şey mi duydun?
“Eğer öyle olsaydı, tartışıyor olmazdık.”
Seth bunu söyledikten sonra Mark’ın ifadesi daha da karardı.
Chase’in orijinal koruma ekibi döndükten hemen sonra Doğu’ya geri dönecekleri beklentisinin aksine, işverenin talebi üzerine sözleşme süresi ‘çekimler bitene kadar’ uzatılmıştı ama aslında yapacak pek iş yoktu. Çekimler boyunca izleme ve etrafa bakma görevi, orijinal koruma ekibi tarafından hallediliyordu ve çoğu zaman vakit öldürmek için birlikte takılıyorlardı.
Dolayısıyla günde en fazla iki veya üç saat çalışıyorlardı ve diğer korumalarla vakit geçiriyorlardı. Hatta tüm gün boşta kaldıkları oluyordu.
Öyle ki, onları durdurmak için neden bu kadar büyük miktarda para verdiğini merak ettiler. Elbette aldıkları maaş Chase Miller’ın taktığı saatin fiyatından daha azdı.
“Önceden Josh, her izin günü Pitt’i görmeye giderdi.” Isaac, Seth’in sözleri üzerine başını salladı.
“Dışarı çıkmadığı günlerde bile sık sık ortadan kayboluyor.”
“Olamaz.” Kısa bir duraklamanın ardından Mark ağzını açtı. “İşi bırakmaya çalışmıyor, değil mi?”
************************************************************************************************
Selam bebekler ♥
Bu bölümün devamında geçen konuşma çok komik ve ne zaman okusam güldürecek cinsten tabi siz haftaya okuyacaksınız orayı mecbur skskssk
Ayrıca Henry’e gerçekten üzüldüm. Adam hislerini itiraf etmek için daha ne yapmalıydı be?
Hele koruma liderinin Bay Miller konuşmuyor dediği yer favorim. Chase cidden Josh’tan başka kimseyle konuşmuyor shshshhs
Chase’in gereksiz kıskançlığına ne demeli peki? Josh’a biri yanlışlıkla sarılsa dünyayı yakar kısmı yüzde yüz doğru bence Josh’a sabır diliyorum 😀
—>Bir de samimi bir ricamı dile getireyim. Arkadaşlar ekibe alım yapıyoruz ve başvuruları cidden heyecanla bekliyoruz umarım gerçekten keyif alarak bu işi yapmak isteyen herkes başvurur ama aynı duygulara sahip değilseniz lütfen hevesimizi kırmak ve oyalamak için başvuru formunu doldurmayın!!! Anlayışınız için teşekkürler ♥ -Ashily
Yorum