Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 3, Bölüm 69: Mutluluk

BÖLÜM 69: MUTLULUK
***38.Kısım***
Henry’nin kaldırıldığı hastaneyi ziyaret eden koruma ekibi, Henry’nin beklediklerinden daha iyi bir halde olduğunu görünce rahatladılar.
“Hastanede yatmak zorunda değilsin, değil mi?” Seth’in sorusu üzerine Henry dişlerini sıktı. “S*ktir, ne saçmalıyorsun? Seninde karnında bir delik açılmalı, lanet olası.”
“Hastaneden hemen taburcu olabileceğini duydum…. Agh.” Isaac’in düşünmeden söylediği sözler k>arşısında Henry tereddüt etmeden ayağını kaldırıp onu tekmeledi.
Kısa süre sonra attığı tekme yüzünden inleyen Henry’ye acıyarak bakan Seth, başını çevirdi. “Peki, Henry iyileşene kadar burada mı kalacağız? Yoksa ondan önce mi döneceğiz?”
Tüm gözler Mark’a çevrildi. Daha öncesinde önemli bir duyuru yapacağını söyleyen Mark, boğazını temizledikten sonra konuştu. “Doğrusu, burada C’nin koruması olarak biraz daha kalacağız.”
“Ah, yani işimiz bitmedi mi?” Seth’in sorusuna yanıt olarak Mark başını salladı.
“Çekimler bitene kadar kalmamızı istiyorlar. Reddedersek sözleşmeyi ihlal etmekten dava edileceğiz… Ancak kalırsak, süreyi tamamladığımızda sözleşme tutarının üç katını alacağımızı söylediler.”
“Şu p*ç! Her şey para mı sanıyor?” Yerinden fırlamak üzere olan Henry, Isaac’in sözleri üzerine duraksadı. “Bir dakika, yani kişi başı 300 bin dolardan fazla mı alacağımızı söylüyorsun?”
Seth şaşırarak “300 bin dolar mı?” diye sorduğunda Mark boğazını temizledi ve cevap verdi.
“Tam olarak 450 bin dolar. Çekimlerin bitmesine epey bir zaman var ama bu gelirle bir kaç yıl çalışmadan yaşayabiliriz…” Buraya kadar konuşan Mark, yüzü aydınlanmış şekilde yatan Henry’ye baktı ve ekledi. “…Kumar oynayıp kaybetmediğimiz sürece.”
Mark da dahil olmak üzere herkes, artık kimseyi duymuyormuş gibi görünen Henry’ye endişeyle baktı. Seth, Isaac’e döndü ve konuştu. “Ona daha fazla borç verme.”
“Elbette.” Isaac ciddiyetle başını salladı. Ama Mark ve Seth kesinlikle onunda bu işe başladığı nedenden dolayı tekrar dilenci olacağını biliyorlardı. Ardından Seth içini çekti, konuyu değiştirdi. “Josh’a ne oldu? Onu dünden beri görmedim.”
“Ah, o.” Mark yanıtladı. “Annesinin evine gitti. Uzun bir aradan sonra Pitt’i görmek istediğini söyledi. Önceki koruma ekibi zaten döndü, bu yüzden bolca zamanımız var…” Bunu söylediği anda, Henry aceleyle sordu. “Peki parayı ne zaman alacağız?”
Mark çabucak cevap verdi. “İş bittikten sonra.”
“Hadi ama seni küçük p*ç!” Henry’nin Chase’e küfrettiğini gören Seth, Mark’a göz kırptı. ‘Çok iyi yaptın Mark.’
Mark da karşılık olarak başını salladı. ‘Sanırım gelecekte onun payına hisse senedi almalıyım.’
***
Chase sabahtan beri tedirgindi. Bırak yemek yemeyi, suyu bile zorlukla içmişti ve bunun tek nedeni, bugünün Josh’un onu oğluyla tanıştıracağı gün olmasıydı. Tanışma mekanı ünlü bir lunapark olarak seçilmişti. Chase, daha önce hiç lunaparka gitmemiş olan Pitt için burayı özellikle seçmişti. Sonuç olarak Laura yine bıkkın bir halde Chase için büyük miktarda ödeme yapmak zorunda kalmıştı.
Tüm gün ziyaretçilerin girişine kapalı olan lunapark, erken saatlerde sıradan insanlarla değil, şüpheli siyah takım elbiseli adamlarla doluydu. Elbette hepsi Chase’in geri dönen korumalarıydılar. Tesisleri önceden teftiş etmek, çalışanların kimliğini doğrulamak ve her birinin nerede çalışacağını belirlemekle meşguldüler.
Böylelikle, zaman hızla geçti ve Josh’la sözleştikleri saat geldi.
Chase dışarıdaki masalardan birine oturmuştu ve daha önceki birkaç seferki gibi yeniden iç çekti. “Hah.” Ne kadar derin nefes alırsa alsın bir türlü sakinleşemiyordu.
Tüm gün izin aldığı için programı zaten dolu olan Chase’in, bir önceki günden sabaha kadar çekim yapması gerekmişti.
Yine de çok az uyuyup, uyandı ve karavanda volta attı. Ve sözleştikleri saaten çok daha erken gelip sabırsızlıkla Josh’u beklemeye başladı.
Tüm bu süre boyunca o kadar endişeliydi ki daha fazla bekleyecek hali kalmamıştı. Oğlunu tanıştırmak, Josh’un onu ciddiye alması anlamına geliyordu ama canını sıkan başka bir şey vardı.
<Endişelenme, seni sevecek. Çünkü…>
‘Çünkü… Devamında ne diyecekti?’ Chase ne diyeceğini merak ediyordu ama aynı zamanda ne olduğunu duymaktan da korkuyordu.
‘Oğlu da yüzümü beğeniyor ya da onun gibi bir şey olabilir mi?’
Mümkün olduğu olumlu düşünmeye çalıştı ama pek bir işe yaramadı. Chase fazlasıyla gergin ve huzursuzdu. Tam bu sırada telefonu nihayet çaldı.
Arayanı kontrol etmeden cevapla tuşuna bastı ama arayanın kim olduğu belliydi. “Alo?”
Kısa bir süre sonra karşı taraftan beklediği ses geldi. [Alo, Chase?]
Chase istemsizce titrek bir nefes verdi ve Josh konuşmaya devam etti. [Chase, duyuyor musun?]
“…Söyle.” Güçlükle cevap verdiğinde, Josh [Gelmek üzereyim, hazır mısın?] diye sordu.
Neye hazırlanması gerektiğini bilmiyordu ama “Evet,” dedi.
Josh sevgiyle konuşmaya devam etti. [Sorun yok, Chase. Her şey yolunda gidecek.]
Chase’in endişelerini biliyormuş gibi konuştu ve bir süre duraksadıktan sonra telefonu kapattı. Chase derin bir nefes aldı ve gözlerini kapattı.
‘Hayatım boyunca tanrıya hiç inanmadım ama şimdi dua edecek kadar çaresizim.’ Ellerini birbirine kenetleyip heyecanla nefes alıp verirken sonunda Josh göründü.
“…”
Chase, yavaşça doğruldu. Korumalarından birinin eşliğinde ona yaklaşan Josh her zamanki gibi gülümsedi.
Üzerinde her zamanki takım elbisesi yoktu, bunun yerine sade bir tişört ve yırtık bir kot pantolon vardı. Saçları da gelişigüzel taranmıştı ve her zamankinden farklı olarak alnının üzerinde dağınık bırakılmıştı.
Ayaklarına giydiği ayakkabılar, birkaç yıl önce popüler olan bir spor yıldızının tanıttığı ayakkabılardı ve herkesin rahatça giyebileceği türdendi ama Josh’ta farklı görünüyordu.
Chase, onu selamlamak için bir elini sallayan Josh’a bir süre hayranlıkla baktıktan sonra geç de olsa küçük bir çocuğun diğer elinden tutarak yürüdüğünü fark etti. Aynı zamanda kalbi küt küt attı.
Josh’un küçükken nasıl göründüğünü merak ediyorsanız, yanındaki çocuğa bakmanız yeterliydi. Chase şaşkınlıkla çocuğa baktı.
“Çok bekledin mi? Ne zaman geldin?” Josh her zamanki gibi gülümseyerek konuştu ve Chase’e yaklaştı. Her zamanki gibi tatlı bir sesti ama Chase gözlerini çocuktan bir türlü alamıyordu.
Gözlerini yere indiren Josh, tek dizinin üstüne çöktü ve çocukla göz teması kurdu. “Pitt, gelirken ne konuşmuştuk? Hadi, merhaba de.”
Çocuk duraksadı ve başını kaldırıp Chase’e baktı. Tıpkı Josh’a benziyordu, bir elinde peluş bir köpek yavrusu tutarken diğer eliyle baş parmağını emiyordu. Chase aniden kalbinin sızladığını hissetti.
“Merhaba Pitt.” Güçlükle konuştuktan sonra sesi kısıldığı için çabucak sustu. Çocuğun gözleri genişledi ve hızla Josh’un boynuna yapıştı. Chase’in yüzü bu beklenmedik tepki karşısında bembeyaz oldu. Bunu gören Josh kahkahalara boğuldu. “Hayır, yanlış anladın. Senden hoşlandığı için böyle yapıyor.”
“Ne?” Chase inanamayarak çocuğa tekrar baktı. Pitt yüzünü Josh’un göğsüne gömdü ve gizlice Chase’e baktı. Gözleri buluştuğunda aceleyle başını çevirdi. Josh, yanıt beklercesine elini uzatan Chase’e gülümseyerek “Çünkü utandı. O bugün biraz… fazla heyecanlı.” dedi.
Josh bunu söylediğinde Pitt tekrar başını çevirdi. Chase zorlukla gülümsediğinde çocuk aniden bağırdı. “Kötü adam!”
“Pitt!” Josh, şok olmuş ve kaskatı kesilmiş görünen Chase’e aceleyle bir bahane uydurdu. “Bu günlerde böyle bir alışkanlık edinmiş ve ilk defa karşılaştığı kişilere bunu söylüyor. Neyse, bunlar hep Emma’nın ona tuhaf şeyler öğretmesi yüzünden…”
Bir şeyler söylemeye devam etti ama Chase ne dediğini duyamadı. Yol boyunca diğer korumalara da aynı şeyi söylediğini duyana kadar kendine gelemedi.
Josh fırsatı kaçırmadan Pitt’i sert bir şekilde azarlamayı ihmal etmedi. “Pitt, sana kötü şeyler söylememen gerektiğini söylememiş miydim? Bir daha böyle şeyler söylersen, her yemeğine bezelye koyacağım!” Bunun üzerine Pitt’in yüzü bembeyaz oldu.
Yanında onu dinleyen Chase şaşırmış şekilde “Bezelye mi?” diye sordu.
“Pitt bezelyeden nefret eder.” Kaçamak şekilde cevap veren Josh, utanarak Chase’e baktı. Tabi ki, Chase’in de bezelyeden nefret ettiği o sorana kadar aklına gelmemişti. Josh bakışlarını kaçırdı ve çocuğu zorla kollarından uzaklaştırdı.
Sızlanan Pitt’i tek koluyla kucağına alıp diğer elini Chase’e uzattı. “Hadi bakalım, neyle başlayacağız? Broşürü okudun mu?”
Chase dönüşümlü olarak önündeki ele ve Josh’un yüzüne baktı. Tereddüt eder gibi görününce Josh uzandı ve elini tuttu. Chase diğer eliyle aceleyle yüzünü ovuşturdu. Josh, kulaklarının kızardığını görünce fark etmemiş gibi yapıp başını çevirdi. “Gençken buraya sık sık gelirdim ama ilk defa sıraya girmiyorum.”
“…Kaliforniya’da mı yaşadın?”
“Burası benim memleketim. D Lisesi’nden mezun oldum…”
İkili doğal bir şekilde konuşarak yürümeye devam ettiler. Birkaç koruma onları uzaktan takip etti.
*
*
Çocuğun dayanıklılığı inanılmazdı. Ardarda birkaç alete bindikten sonra bile hiçbir yorgunluk belirtisi göstermemiş.
Öte yandan, Chase ve Josh ise çocuk oyuncaklarına binmelerine rağmen çoktan fiziksel sınırlarının sonuna gelmiştiler. Pitt’in dışarıdan üçüncü kez aynı oyuncağa tekrar binmesini izleyen Josh, istemsizce omzunu ovuşturdu. Göz ucuyla Chase’e baktığında onun da canı çıkmış gibi bir ifade takındığını gördü.
Pitt, yavaş hareket eden bir trende dönerek önlerine geldi. Sonra Chase gülümsedi ve ona el salladı. Pitt de ona baktı ve gülümsedi. Pitt gözden kaybolduğunda Chase’in gülümsemesi de kayboldu.
Onu izleyen Josh gülümsedi. Chase’in hiçbir şey söylemeden Pitt’i izlemeye devam ettiğini gören Josh boğazını temizledi ve konuştu. “Teşekkürler, Pitt ilk kez lunaparka geliyor.”
Chase zayıf bir sesle, “Biliyorum.” dedi. Chase’in burayı seçmesinin nedeni, Josh’un yanlışlıkla ağzından kaçırmasıydı. Chase’in ince düşüncesini fark eden Josh sevgiyle gülümsedi. Neresinden bakarsanız bakın, çocuklarla oynamaya alışkın olmadığı ortadaydı ama Chase, Pitt’e karşı sabırlıydı. Pitt tereddüt ettiğinde veya cevap vermekten kaçındığında bile hiç sinirlenmemişti.
Yine de oyuncaklara binme konusunda sınırı varmış gibiydi ve bir kaç turdan sonra oynamayı bırakıp Pitt’e tezahürat etmeye başladı. Tekrar onlara dönen Pitt’e parlak bir gülümsemeyle el sallayan Chase, konuştu. “Bu, benim de ilk seferim.”
“Ne?” Şaşıran Josh, istemsizce ona döndü. Chase uzaklaşan Pitt’den gözlerini ayırmadan cevap verdi. “İlk defa lunaparka geliyorum.”
Ancak, az önceki oyuncağa binerken yaptığı hareketten dolayı Josh daha önce bindiğini düşünmüştü. Bunu belirttiğinde, Chase soğukkanlılıkla yanıt verdi. “Daha önce bindim. Evimizdeki bahçede çoğu şey vardı.”
Josh bahçenin ne kadar büyük olduğunu sorma zahmetine girmedi. Oyuncak yavaşlamaya başladığında Pitt’i almaya gittiler.
Josh saate baktıktan sonra “Başka neye binmek istersin?…Önce yemek yiyelim mi?” diye sordu. Pitt’in elini tutma alışkanlığı olan Josh, Chase’e baktı ve elini tutması için bir işaret verdi ama o anlamadı. Beklendiği gibi Pitt, Josh’un bacağına sarılınca, Josh sessizce bir eliyle Pitt’in diğer eliyle de Chase’in elini tutarak ilerledi.
Parktaki tüm tesisler normalde olduğu gibi çalışıyordu. Pitt’in en sevdiği şey olan dondurmacının önüne geldiklerinde Chase, Pitt’e çilekli, Josh’a vanilyalı dondurma aldı. Sonra tam gitmek üzereyken Pitt, Chase’in bacağından tutarak “Ödemeyecek misin?” diye sordu.
Çocuğun sorusu üzerine Chase durdu. Onun için bu durumun normal bir şey olmadığı belliydi. Chase, Pitt’le göz teması kurmak için Josh gibi eğildi.
“Pitt, bugün bütün parkı satın aldım. Yani ödemek zorunda değiliz.”
Pitt, başını kaldırdı. “Satın mı aldın? Buradaki her şeyi mi?” Anlamakta güçlük çektiği belliydi. Bunun üzerine Chase sakince ekledi. “Bugün, buradaki her şey senin.”
Pitt kafası karışmış bir ifadeyle Josh’a baktı. Josh gülümseyip “Evet” dediğinde Çocuk başını kaldırıp tekrar sordu. “O zaman, bir dondurma daha alabilir miyim?” Sözlerini bitirir bitirmez, artık Pitt’in elleri bir kule gibi üst üste yığılmış çilekli dondurmayı tutuyordu.
***
Çocuğu sosisli sandviçle doyurduktan sonra, Josh ve Chase hamburgerlerini ısırdılar. Josh, Chase’in bırakın ağzına bulaştırmayı, içindekileri dahi dökmeden yemesini izlerken hayran kaldı.
Öte yandan, her çocuk gibi Pitt’in de sadece çenesinde değil, bir gün önce alınan yeni gömleğinde de lekeler vardı. Josh ketçabı peçeteyle sildi ve çocuğa içecek verdi.
Ona bakan Chase ağzını açtı. “…Onu uzun süre tek başına mı büyüttün?”
Josh duraksadı ama içgüdüsel olarak doğruyu söyleme zamanının geldiğini biliyordu. Pitt’in yemek yemeye daldığını görünce cevap vermek için sesini alçalttı. “Onu tek başıma büyüttüm. Yani… Pitt’in babasının Pitt’in varlığından haberi yok.”
“Haberi yok mu?”
Josh, bir önceki gün söylemek için hazırladığı kelimeleri hatırladı. Ancak bunları dile getirmek o kadar kolay değildi. O anda, Pitt başını çevirdi. “Babacığım.”
“Ah, Meyve suyu mu?” Josh meyve suyuna uzandı ve içinde böcekler olduğunu görünce durdu. İç çekti ve oturduğu yerden kalktı. Pitt’e gülümseyerek sordu, “Yenisini getireceğim, bir kaç dakika bekler misin?”
“Babacığım yenisini getirecek.” Pitt başını Josh’tan Chase’e çevirdi. Çocuğun yüzü çekingen bir ifadeyle doluydu ama Josh bilmiyormuş gibi yaptı. “Hemen geliyorum.”
“Joshua, bir dakika bekle…” Chase geçte olsa ona seslendi ama Josh çoktan uzaklaşmıştı.
Geride kalan Chase ve Pitt arasında tuhaf bir sessizlik oluştu. Çocuk tekrar sosisli sandviçini yemeye başladı ama bir süre sonra çiğneme hızı sanki boğuluyormuş gibi yavaşladı. Bunu izleyen Chase ona kendi içeceğini uzattı. “Milkshake içmek ister misin?”
Pitt sanki tereddüt ediyormuş gibi Chase ve milkshake arasında gidip geldi. Chase her şey yolundaymış gibi bir kez daha ısrar etti. Sonunda Pitt, “Teşekkür ederim” dedi ve pipeti emdi. Chase çocuğun kabul etmesine çok sevindi. Josh’un neden onları yalnız bıraktığını ancak o zaman anladı. ‘Arkadaşlık kurmamızı istiyorsun.’
Chase çocuğun yuvarlak kafasına kararlılıkla baktı. Tıpkı Josh’a benzeyen sarışın çocuk ona ilgiyle baksa da onunla iletişim kurmaya yanaşmıyordu.
“Umm,” Defalarca tereddüt eden Chase zar zor bir konu açtı. “Nelerden hoşlanırsın? Mesela çizgi film sever misin?”
Chase çocukların sevdiği şeyleri düşünmeye çalışarak sorduğunda Pitt, ünlü bir tren karakterinden bahsetti. “Harika! Çuf çuf çuf.”
‘Tren mi yoksa karakter mi harika?’ Chase ikilemde kaldı ama çocuğun yüzünün aydınlandığını görünce umudu arttı. Bir soru daha sordu. “<Earth Taker> Sever misin?”
‘Bu yaş grubundaki bir çocuk için fazla mı büyük?’
Şu anda çekmekte olduğu filmin çizgi film versiyonunun adından bahsettiğinde Pitt gözlerini kırpıştırdı. “Sanırım bilmiyorsun,” dediğinde Pitt cevap verdi. “Biliyorum ki.”
“Öyle mi? Aralarında en çok kimi seviyorsun? Dr. Flame’i tanıyor musun?” Chase farkında olmadan heyecanlandı ve sormaya devam etti.
Pitt bir an düşünür gibi oldu, sonra tereddütle cevap verdi. “Dr. Flame’i sevmiyorum. Üzgünüm.”
Chase’in cesareti kırılmıştı ama çocuğun başını salladığını görünce duygularını saklamıştı. “Peki, kimi seviyorsun?” Gülümseyerek sorduğunda, Pitt başını kaldırıp parlak bir şekilde gülümsedi. “Buzul adamı.”
“…”
Chase isteksizce gerçeği kabul etti. ‘Çocuklar kahramanları sever.’
“Ha.” Chase içini çekip gözlerini ovuşturdu. Neden Keith’in ondan istediği gibi itaatkar bir şekilde Dr. Flame rolünü üstlenmişti ki?
“Ah?” Pitt aniden gözlerini açtı ve bir yere koşmaya başladı. Düşüncelerde kaybolan Chase geçte olsa kendine geldi ve peşinden koştu. Bulduğu şey, sevdiğini söylediği tren karakteriyle ilgili bir tema parkı hakkında büyük bir afişti.
“Babacığım, babacığım.”
Pitt gergin bir şekilde etrafına bakındı. Yüzü, Josh’un gelip onu bu cennete götürmesi arzusuyla doluydu. Elbette, Chase’in burası için de biletleri vardı. Çocuğu kollarına almaya hazır olmadığı için bunun yerine konuştu. “Gidelim mi? Babacığına oraya gelmesini söyleriz.”
Çocuk heyecanlı bir ifadeyle “Gidebilir miyiz?” diye sordu.
Chase “Evet,” anlamında başını salladığında Pitt aniden elini uzattı. Chase bir an için bunun ne anlama geldiğini anlayamadı. Çocuğun uzattığı elini hevesle salladığını görünce, ne anlama geldiğini geç de olsa fark etti, “Ah.”
Uzattığı elini hafifçe tuttuğunda dondurma yapışmış el avucunun içine girdi. Chase küçük ve yumuşacık eli avuçlarının arasında hissettiğinde bir an için neredeyse kalbinin duracağını düşündü. Josh gibi o da çocuğu kucağına almak istedi ama düşürmekten korktuğu için çocuğun onu yönlendirmesine izin vererek yavaşça tema parkına yürüdü.
Tam o sırada beklenmedik bir ses duyuldu. Chase, ani köpek havlaması üzerine olduğu yerde donup kaldı. Pitt heyecanla başını çevirdi ve gözlerini kocaman açtı.
Heyecanla “Ah? Bu Jason!” diye haykırdı.
“Bak, Jason! Tıpkı Jason’a benziyor!” Pitt elindeki peluş köpeği salladı ve mutlulukla bağırdı. Ama Chase söylediklerinin tek kelimesini bile duyamadı. Konuştuktan sonra ellerini bırakıp koşan Pitt uzaklaştıktan sonra bile kendine gelemedi. Korumaların başı Chase’in durumunda bir tuhaflık olduğunu fark ederek aceleyle yanına yaklaştı.
“Bay Miller, iyi misiniz? Yüzünüz iyi görünmüyor.”
“…”
Ekip lideri omuzlarını hafifçe sallayarak yüksek sesle bağırdı. “Bay Miller, kendinize gelin!” Chase şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Yine de, kendine gelmesi biraz daha zaman aldı. Korumalar ciddi bir ifadeyle ona bakıyorlardı. Lunaparkın tesisleri birer birer görüş alanına girdiğinde Chase neden burada olduğunu hatırladı.
‘Pitt,’ Geçte olsa kendine gelerek aceleyle aşağı baktığında ellerinin boş olduğunu gördü. Kısa süre sonra benzi attı.
“Pitt nerede?” Bunu duyan koruma lideri hızla etrafına bakındı. Gözlerini Chase’e dikmiş olan diğer korumalar şaşkınlıkla etraflarına baktılar ama Pitt çoktan gözden kaybolmuştu. Bu kez Chase’in zihni öncekinden farklı bir nedenle boşaldı.
“Hemen bulun onu…” Bağırması üzerine korumalar hızla etrafa dağıldılar.
“İçeri girin ve biraz dinlenin Bay Miller. Bayılacak gibi görünüyorsunuz…” Koruma lideri endişeyle konuştu ama Chase onu duymazdan geldi ve Pitt’i aramaya devam gitti.
‘Bu çok saçma.’ Chase panik içinde düşündü. Sadece birkaç dakika, hayır, birkaç saniyeydi. Gerçekten çok kısa bir andı ama nasıl bu kadar kısa sürede bu şekilde ortadan kaybolabildi? Bu kadar kişinin bir çocuğu görmemiş olması mantıklı mı? Nasıl ve neden.
‘Pitt’i korumuyorlardı, sadece beni koruyorlardı.’ Bağırma ve çığlık atma dürtüsünü güçlükle bastırdı. ‘Önce Pitt’i bulmam gerek. Bir çocuğun yürüyebileceği mesafe sınırlıdır. Nereye gitmiş olabilir düşün, düşün…!’
Birden Chase’in aklına bir fikir geldi. ‘Jason.’ Pitt’in peluş köpeği. Böyle bir köpek gördüğünü söylemişti.
Chase köpek havlamasını tekrar duydu. Bir an için kaskatı kesilen Chase hızlanan nefesini tutarak sordu. “…Yakınlarda bir köpek kulübesi var mı?”
***
Bir bankta oturup dondurma yiyen Josh, saatine baktı. ‘Bu yeterli olmalı. Neredeyse 30 dakika verdiğim düşünülürse, ikisi biraz da olsa yakınlık kurmuştur. Kuramadılarsa, yapacak bir şey yok.’
Ayağa kalktı ve bunu düşünerek Chase ve Pitt’in olduğu yere gitti. ‘Hiçbir şey değişmemiş olsa da şimdi her şeyi anlatacağım.’ Artık ertelemesi için bir sebep yoktu, tek ihtiyacı olan cesaretti.
Kısa bir iç çekişin ardından Josh, aceleyle gelip giden insanları gördüğünde bir tuhaflık olduğunu fark etti. Aralarında Chase’in korumalarından birini gördü ve yanına yaklaştı. “Sorun ne? Bir şey mi oldu?”
Yüzünü tanıyan koruma utançla kaskatı kesildi. ‘Bir sorun var.’ İçine kötü bir his doğdu.
*
*
“Haa, haa.” Nefesi hızlanırken Chase’in omuzları titredi. Pitt’i arama sesleri her taraftan yankılanıyordu. Ama çocuğun nereye gitmiş olabileceğine dair tek bir iz yoktu.
‘Sanırım, buraya girmek için çok küçük.’ Chase allak bullak olmuş halde köpek kulübesini aklına getirmişti. Köpek kulübesi iyi bir fikirdi ama etrafı dikenli tel örgü ile çevrelenmişti, bu da içeri girmeyi imkansız hale getiriyordu. Pitt için de öyle olmalıydı.
İşin aslı Chase, sürekli havlayan köpek yüzünden kulübenin yanına bile yaklaşamamıştı. Orası hakkında sahip olduğu tek bilgi korumalardan aldığı raporlardı. Chase yalnızca o yerden uzak durup Pitt’i aramaya devam etti ancak beklendiği gibi hiçbir şey bulamadı.
‘Joshua.’ Josh ve Pitt’in yüzleri zihninde dolaşıp duruyordu. Kendiyle ilgili yaşadığı hayal kırıklığı artmıştı ama şimdi kendiyle ilgili pişmanlık yaşamasının zamanı değildi. Kendini toparladı ve tekrar etrafa bakınmaya başladı.
Chase inanamıyordu. ‘Nasıl bu şekilde kaybolabilir?’
Çılgınca çocuğu aramaya devam ederken, korumalarından uzaklaştığını ve köpek kulübesinin yakınına geldiğini fark etti. Korumaların aradığı dikenli telden farklı bir yerdi, alçak tepeye çıkan Chase, ayaklarının altındaki uçsuz bucaksız genişlikteki dikenli teli ve bunun ötesine uzanan arazideki büyük köpek kulübesini görünce şaşkınlıkla durdu.
O kadar büyüktü ki, sadece etrafa bakarak çocuğun orada olup olmadığından emin olamazdınız. Tesisin sorumlusuna kapıyı açtırıp içeriyi aramasını söylemesi gerekliydi ama köpek sesinden korkmuştu. Chase yüzünü buruşturdu ve ‘Ne kadar korkağım.’ diye düşündü.
Yine bir yerlerden köpeğin havladığını duyan Chase kaskatı kesildi. Ayaklarını dahi hareket ettiremedi. Derin bir nefes aldı ve içinden tekrarladı. ‘Sorun yok çünkü dikenli bir tel var. Güvendeyim.’ Sakinleşmeye çalışarak aynı şeyi tekrar tekrar söyledi ama kolay kolay sakinleşemedi. Kısa süre sonra o gün olanlar tekrar zihninde canlandı.
Parlak bir şekilde gülümseyen Grayson, yaprakların huzur veren sesi, kendisinin duvara tutunup delicesine yardım için bağırırkenki görüntüsü, onu rahatsız eden tatlı feromon kokusu ve son olarak, rottweiler’ın dişleriyle güçlü vücut kokusu zihninde yeniden canlandığında, mucizevi bir şekilde aradığı çocuğu buldu.
*
*
“Pitt kayboldu da ne demek?”
Josh derin düşünceler içinde koşarak yanlarına geldi. Korumların başı solgun bir yüzle güçlükle konuştu.
“Üzgünüm. Bay Miller’ın durumu iyi değildi bu yüzden bir an dikkatimiz dağılınca aniden ortadan kayboldu… Şimdi onu arıyoruz, yakında onu bulacağız.”
“Chase’in durumunun kötüleştiğini ve Pitt’in kaybolduğunu mu söylüyorsun? Hayır, bir dakika.” Josh paniğe kapıldı ve düzgün düşünemedi. Aceleyle etrafına bakındı ama görebildiği tek şey korumalardı.
“…Chase nerede?”
Korumaların lideri, Josh’un sorusu üzerine duraksadı. Dikkatle başını çevirdi ama gördüğü şey Josh’unkinden farklı değildi. Geçte olsa Chase’in de ortadan kaybolduğunu fark eden koruma lideri aceleyle emretti. “1 ve 2 numaralı ekipler Bay Miller’ı bulun! 3 ve 4 numaralı ekipler çocuğu arasın!”
Josh ayakta öylece kalma isteğine direnerek dişlerini sıktı. ‘Kendine gel, şimdi kendini kaybetme zamanı değil.’ Başını sertçe salladı ve ardından etrafa bakındı. İkisinin de nereye gittiği hakkında hiçbir fikri yoktu ama hiçbir şey yapmadan bekleyemezdi.
Pitt ve Chase’e isimleriyle seslenerek onları aramaya başladı.
*
*
Chase boş gözlerle solgun çocuğa baktı. ‘Oraya nasıl girdin?’
Sakin bir zihinle düşündü. ‘Doğru, o kadar küçük ki dikenli telin arasındaki açıklıktan geçebilmiş olmalı.’ Kapı kilitli olduğu için arkasını dönüp gitmek gerçekten aptalcaydı.
Çok mantıklı bir tahmindi ama şimdi bunu düşünmenin zamanı değildi. Önce Pitt’i oradan nasıl çıkaracağını düşünmesi gerekiyordu.
Dikenli telin ötesinde gür otlar ve ağaçlar vardı. İleride köpek kulübesi görünüyordu ama ziyaretçilere köpek gösterilecek ya da köpek bakılacak bir yer gibi görünmüyordu. Kanıt olarak, etrafta hiç biçilmeyen yabani otlar filizlenmişti ve tesiste tek bir kişi bile yoktu, Chase buranın unutulmuş bir tesis olduğunu düşündü.
Pitt, aşırı büyümüş yabani otlarla çevrili büyük bir gölün üzerinde tehlikeli bir şekilde asılı duruyordu. Uzun otlara tutunup tepeye yaslanmıştı ama düşmesi sadece an meselesiydi. Yüzü mosmor bir halde titreyen ve ağlayan çocuğu gören Chase, zaman kaybetmeyi göze alamazdı.
Kimseyi çağıracak vakti olmadığı için tele kendi yaklaştı. Köpeğin tekrar havladığını duyduğunda dikenli teli tutan eli gözle görülür şekilde titriyordu. Hemen kaçmak istedi. ‘Ama o zaman Pitt.’
Çocuğun hemen önündeki suya düştüğünü görmüş gibi aceleyle başını salladı. Neyse ki, Pitt hala tutunuyordu. Chase dudağını ısırdı ve bağırdı. “Pitt!”
Ağlayan çocuk irkildi ve başını kaldırdı. Chase’i gördüğünde gözleri şaşkınlıkla açıldı.
“Ha?” Şaşkınlıkla ağzını açan çocuk bir anda dayanacak gücü azalmış gibi sallandı. Çocuğun göle düşmek üzere olduğunu gören Chase’in korkusu yok oldu. “Pitt!”
Chase içeri girmek dikenli teli çılgınca salladı. Ancak, tel sadece sallandı ve görünürde bir açıklık yoktu. “Ühhü,” Pitt gözyaşlarına boğuldu.
‘Bunu yapmaya devam edersem enerjimi boşa harcamış olacağım.’ Pitt’in düşme görüntüsü Chase’in gözlerinin önünde tekrar canlandığında, Chase hızla kendini toparladı.
İşte tam o anda içinden zar zor geçebileceği bir köpek deliği buldu. Chase tereddüt etmeden eğildi.
“…Ugh.” Dikenli tel omuzlarından aşağıya doğru vücudunu kesti. Keskin bir acı hissetti ama bunu görmezden geldi ve yerde emeklemeye devam etti. Yerden yükselen toz burnunu ve yüzünü kapladığında Chase nefesini tuttu. Pitt ağlamaya devam ederken Chase dişlerini sıktı ve gözlerini kıstı.
Sonunda her tarafı kir ve tozla kaplandıktan sonra telden öteye geçebilmişti. Yüzüne çamur bulaşmış, ağzına kum girmişti ve dili sızlıyordu. Tükürmek istedi ama bunu da yapamadı. Kuruyan ağzından nefes alarak hızla ayağa kalktı. Tereddüt edecek zamanı yoktu. Doğruca Pitt’e koştu.
“Pitt!” Aceleyle bağırdığında Pitt daha yüksek bir sesle ağlamaya başladı. ‘Yakında onu kollarımda tutacağım. Pitt’i kurtarabilirim.’ Chase’in aklı yalnızca bununla doluydu.
O sırada yakınlardan bir köpeğin hırladığını duydu. Refleks olarak koşmayı bırakan Chase başını çevirdi. Biraz ötede büyük bir köpek dişlerini göstererek ona dik dik bakıyordu. Chase’in vücudu kaskatı kesildi.
‘Jason.’ Pitt’in sözleri o anda anlam kazandı. Pitt’in yanında taşıdığı peluş köpekle aynı cinsten bir köpek ona bakıyordu. Sürekli duyduğu havlama sesinin sahibi belki de bu köpekti. Ancak yavru peluş köpeğin aksine o kocamandı.
Chase’in sırtından bir ürperti geçti. Pitt, köpekle Chase’in arasındaydı. Chase, Pitt’i kurtarmaya çalışırsa, köpek büyük olasılıkla hemen ona doğru koşacaktı. ‘Belki de hedef Pitt’dir.’ Chase’ten daha küçük ve zayıf olan Pitt’in hedef alınması mantıklıydı. Kanıt olarak, köpek Chase’e karşı temkinliydi ama Pitt’e olan ilgisini kaybetmemişti.
Sadece bir dakika sürerdi. Biraz cesaretle Pitt’i kurtarabilirdi. Tabi bacaklarını hareket ettirebildiği sürece.
Bir şekilde titreyen bacaklarını hareket ettirmeye çalıştı ama bu sadece düşüncede kaldı. Chase, Pitt’e daha fazla yaklaşamadı.
‘Tıpkı o zamanki gibi.’ Birden onun için kanlar içinde kalmış adamı hatırladı. Onu koruyan geniş sırtını, gülen yüzünü ve kanla kaplanmış vücudunu. ‘Joshua.’
Nefesi sıklaştı ve sırtından aşağı soğuk terler aktı. ‘Ya çocuğa bir şey olursa ona ne olacak?’ Pitt’e sevgiyle bakarken gözlerinin içi gülüyordu. Her zaman güçlü görünen adam, Pitt’e bir şey olursa yıkılırdı.
Sonrasında aklına Josh’un söylediği sözler geldi.
<Ben ölürsem ağlar mısın?>
<Evet. Çok ağlayacağım.>
Ardından Chase, Pitt’e doğru koştu. Kızgın köpek onunla birlikte hareket etti. Tam Chase korkuyla ağlayan Pitt’e sarıldığında, aniden yüksek bir silah sesi duyuldu.
Taakk!
İrkilen köpek durdu ve geri çekildi. Ama bununla kaçmadı. Silah sesi tekrar duyulduğunda panik içinde ortalıkta dolaşan köpeğin ayağına kurşunlardan biri isabet etti.
Korkan köpek daha fazla dayanamadı ve hızla kaçtı. Ardından etrafa sessizlik çöktü.
“Chase, Pitt!” Yüksek sesli bir bağırış duyuldu. Chase geç de olsa bunun Josh’un sesi olduğunu anladı.
“Ah.” Chase’in sanki üzerindeki gerginlik hafiflemiş gibi aniden ayağı kaydı. Neredeyse göle düşüyordu ama uzun otlar onu kurtardı. Hızla uzanıp çimenleri yakalayan Chase rahat bir nefes aldı. Bu sırada bulundukları yere koşan Josh çabucak elini uzattı. “Elimi tut, Chase!”
Chase başını kaldırdı. Her zaman olduğu gibi, yardımına koşan adam yine oradaydı.
Chase ufak bir gülümsemeyle önce çocuğu yukarı itti. Ağlayan Pitt, Josh’u görünce hıçkıra hıçkıra kollarını uzattı. Josh hızla Pitt’i kucakladı, arkasında güvenli bir yere bıraktıktan sonra hemen Chase’e uzandı. Chase, gülümsemeye devam ederek elini uzattı. Josh elini tutup çabucak kendine çekti.
“…!”
Sonunda yukarı çıkabilen Chase yere yığıldı. Josh da rahatlamış gibi nefes verdi.
“Babacığım, babacığım.”
“Geçti, Pitt. Korkma artık.”
“Jason, onu kaybettim.” Boş ellerini gösterdi. Josh mahçup bir halde bakışlarını çevirdiğinde, Chase yorgun bir yüzle konuştu. “Köpek göle düştü ve onu kurtaramadık.”
Yeniden ağlayarak kendine yaslanan Pitt’i okşayan Josh ciddi bir ifadeyle ağzını açtı. “Çocuğun önünde ne diyorsun?”
Chase ona döndüğünde Josh onun yanağını okşadı ve kısık bir sesle konuşmaya devam etti. “Yaralanmışsın.”
Chase’in tek yapabildiği, çizilmiş ve kirlenmiş yüzüne bakan Josh’a acı acı gülümsemekti. Onu böyle görmek Josh’u daha da üzdü. “Perişan haldesin.”
Chase ilk kez ağzını açtı “İyiyim.” Tek söylediği de bu oldu. Bu basit sözler karşısında dili tutulan Josh içini çekti. Yüzünü buruşturdu ve “Bunu neden yaptın?” diye sordu.
“Köpeklerden korkuyorsun. Peki neden böyle yaralanırken kaçmak yerine Pitt’i kurtardın?” Chase ona baktı. Sarsılmaz bakışları Josh’a döndü. “Çünkü o senin oğlun.”
O anda Josh’un gözleri kocaman açıldı. Onun şok içinde sessiz kaldığını gören Chase yorgun bir şekilde gülümsedi.
“…Hepsi bu mu?” Josh’un sesi hafifçe titredi. Chase cevap vermek yerine sadece güldü. Yine de Josh, Chase’in her zamankinden daha içten olduğundan emindi.
O noktada Josh daha fazla dayanamadı ve itiraf etti. “O senin de oğlun.”
“…?” Chase hafifçe kaşlarını çattı. ‘Bu da ne demek oluyor?’
Josh titrek bir sesle konuşmaya devam etti. “Pitt senin oğlun… bizim oğlumuz.”
“…” Chase yine sustu ve Josh’a bakmaya devam etti. Dediklerini anlamadığı belliydi. Josh sessizce gerçeği kabul etmesini bekledi.
Uzunca bir süre geçtikten sonra Chase bakışlarını yavaşça Pitt’e çevirdi. Çamur, ot ve benzeri şeylerle kirlenmiş yüze sanki ilk kez görüyormuş gibi baktı. Bir süre daha geçtikten sonra sonunda ağzını açtı. “Bu çocuk kaç yaşında?”
Chase bunu sadece aklındaki soruları toparlayamadığı için sormuştu. Josh titreyen dudaklarını ısırdı ve bıraktı. “Birkaç yıl önce seni koruduğumda rut’a girmiştin, hatırlamayabilirsin.”
“…”
“O zaman benimle yatmıştın.”
Josh, cezasını bekleyen bir mahkummuş gibi Chase’in cevabını bekledi. Chase uzun bir süre sustu. Öyle ki Josh, onun nefes almayı bıraktığını sandı. Josh’a bir ömür geçmiş gibi gelen uzun bir sessizliğin ardından Chase konuştu. “Ben…”
Josh, onun titreyen sesini duyunca başını kaldırdı. Chase yüzünde şok ve korkuyla karışık bir ifadeyle ona bakıyordu. “Sana tecavüz mü ettim?”
“Hayır hayır!” Josh çabucak reddetti. Chase şüpheyle dolu yüzüne bakarak konuşmaya devam etti. “Senden hoşlandığım için seninle yattım.”
Gerçek buydu. Josh itiraf etmeye devam etti. “Senden o kadar hoşlandım ki seninle yattım… Senin bir suçun yok.”
Şaşkınlıktan gözleri kocaman açılan Chase sessizdi. Onu o halde gören Josh’un, kalbi sızladı ve göz kapakları titredi. “Özür dilerim.”
“…”
“Şimdiye kadar söylemediğim ve sana yalan söylediğim için özür dilerim.” Chase, Josh’un titrek bir sesle özür dilemesini izledi.
Josh, ondan gelen her türlü eleştiriyi kabul etmeye hazırdı. ‘Zaten umduğum da bu değil miydi? Her şey bu şekilde sona erecek. Yeniden başa döneceğim.’
Josh göğsünün bir köşesinin sızladığını hissettiğinde, Chase birdenbire mırıldandı. “…Tanrıya şükür.”
Josh şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Beklenmedik bir şekilde, Chase’in gözleri yaşlarla doldu. Bu sözleri tüm kalbiyle söylemişti.
Chase titrek bir nefes alarak ağzını açtı. “Biriyle yattığımı biliyordum.”
“…”
“Rut’umda biriyle birlikte olduğumdan emindim ama onu hiç hatırlayamadım. Bu yüzden yıllardır onu arıyordum.”
“Buldun mu? Ben miyim?” Josh şaşkınlıkla sorduğunda, Chase iki eliyle yüzünü kapattı ve derin bir nefes aldı. “Evet.”
“Kimse gelmedi ve herhangi bir iz bulamadım, bu yüzden bunu gerçekten bir köpekle yapıp yapmadığını merak ettim.”
“Hayır!” Josh araya girdi. “Sen hiçbir zaman bir köpekle birlikte olmadın, Chase.”
Chase durdu ve kaskatı kesildi. Josh üzüntüsünü gizlemeden devam etti. “Grayson sana yalan söylemiş.”
Chase yavaşça elini yüzünden indirdi. Şok olduğu yüzünden belli oluyordu. Josh onu şefkatle alnından öptü. “Biriyle yatmayı reddettiğin için, bunu seni korkutmak için yapmış…”
“Şu p*ç, öldüreceğim onu…!” Chase aniden doğrulup bağırdı. Uyuyan Pitt irkildi ve tekrar ağlamaya başladı. Josh aceleyle çocuğu kollarına aldı ve sakinleştirdi.
“Çocuğun önünde söylediklerine dikkat et.” Chase, Josh’un nadir yaptığı uyarısı karşısında sustu. Ancak, öfkesi yatışamayacak kadar fazlaydı. Ayağa kalktı ve hızlı adımlarla volta atmaya başladı.
“Bunu seni düşündüğü için yaptığını söyledi.” Josh, buna kendi de inanmasa da şimdilik onu yatıştırmaya çalıştı.
Chase olduğu yerde durdu ve ona korkutucu bir bakışla baktı. “Grayson duyguların ne olduğunu bilmiyor. Sadece taklit ediyor.”
Josh tekrar konuşmadan önce öfkeyle titreyen Chase’e baktı. “Hiç kimseyle hiçbir şey yapmadın.”
Endişe içindeki Chase durdu ve şaşkın gözlerle Josh’a baktı. “Feromonlarını her zaman iğnelerle çıkarmış. Şimdiye kadar gerçeği saklamasının nedeni sürekli birileriyle birlikte olmayı reddettiğin için seni korkutmakmış.”
“…”
Josh, onu sakince ancak sert bir ses tonuyla engelledi. “Cinayet yok, Chase.”
“Ona çok sağlam vurdum ama onu kaçırabilirim, böylece istersen sen de ona vurabilirsin.”
“Tamam.”
“Güzel.”
İkili basit bir anlaşma yaptı. Doğal olarak hâlâ kızgın olan Chase derin bir iç çekti, yumruğunu sıktı ve ayaklarıyla yeri tekmeleyerek bir süre öfkesini dışarı attı.
Biraz sakinleştikten sonra sinirle saçlarını karıştırdı. Josh, yeniden uyumaya başlayan Pitt’i kucağında tutarak ayağa kalkarken, Chase’in bakışları onlara döndü.
Pitt’e bakışı öncekinden çok farklıydı. Hem kafası karışmış, hem meraklı hem de sevecenlikle karışık ifadeleri karşısında Josh kıpırdamadan durdu. Onun duygularını netleştirmesini bekledi.
“…Daha önce seninle yatan ve seni unutan adam.”
“Sendin.” Chase bu hızlı cevap karşısında bir şey söylemek üzereyken aceleyle sustu. Josh, onun ağzından kaçırmak üzere olduğu bir küfürü daha içinde tutmaya çalıştığını fark etti.
Pitt’in gözleri, sanki garip bir atmosfer seziyormuş gibi aniden açıldı. Chase bir süre, yarı kapalı gözlerini kırpıştırarak etrafına bakınan çocuğa baktı. Sessizlik her zamankinden daha ürkütücü ve tatlıydı. Ağzını güçlükle açan Chase, Pitt ile konuştu. “Jason’ı kurtaramadığım için üzgünüm.”
Pitt onunla sakin bir sesle konuşan Chase’e bakarak gülümsedi. Pitt duraksadıktan sonra gözlerini kırpıştırarak Chase’e, “Sorun değil.” dedi.
Chase, tekrar gözlerini kapatıp uykuya dalmak üzere olan oğluna baktı. “O senin en sevdiğin arkadaşın değil miydi?”
“Öyleydi.”
Josh buruk bir şekilde gülümsedi. “Sanırım yüzünü şimdi daha çok beğeniyor.”
“…”
“Mutlu değil misin?”
Chase aniden sessiz ve sinirli bir bakış attı. “Senin gibi mi?”
“Ben mi?” Josh sorduğunda, Chase dişlerini sıktı. “Zaten sen de beni yüzüm için seviyorsun.”
Josh durdu. Chase’in bastırdığı öfkesini dışarı vurmasına izin verdi. “Aynı şey çünkü sen de sadece yüzümü beğeniyorsun. Değil mi?”
Josh neredeyse ona, yüzünü çıkardığında ondan geriye ne kaldığını soracakken zorlukla kendini tuttu. Şimdi şaka yapmanın sırası değildi.
“Salak.”
Chase sinirlendi. “Ne?”
Josh alaycı bir gülümsemeyle konuşmaya devam etti, “O da senin bir parçan.”
“…”
“Üstelik sahip olduğun tek şey bu.” Bunu bir kez daha vurgulayan Josh şaka yaptı. “Ayrıca bir düşünsene, en başta yüzüne aşık olmasaydım sana vurabileceğimi söylediğinde o kadarıyla bırakır mıydım?”
Chase çabucak “Yani yüzümden dolayı mı gitmeme izin verdiğini söylüyorsun?” diye sordu.
“Sana sağlam bir tekme atmadım.”
Chase, Josh’un küstah cevabına hayretle baktı ama sonunda hiçbir şey söylemedi. Onunla dalga geçmeyi bırakan Josh, ciddi bir şekilde konuştu. “Belki en başta feromonlar yüzündendi.”
“…”
“Belki de yüzün yüzündendi.”
Chase duraksadı, “Şimdi?”
“Şimdi…” Josh utanarak gülümsedi. Chase ilk kez gergin görünüyordu. Josh derin bir nefes aldıktan sonra sonunda itiraf etti. “… Seni seviyorum.”
Chase’in gözleri büyüdüğünde Josh bunu daha önce hiç ciddi bir şekilde söylemediğini fark etti.
Josh sanki ilan edercesine bir kez daha söyledi. “Seni seviyorum.”
‘Bu cümlenin bu kadar tatlı olduğunu neden şimdiye kadar fark etmedim?’ Tam bunu düşündüğünde, Chase aniden Josh’a sarıldı. Kısa süre sonra dudaklarını birleştirdi, dilleri birbirine dolaştı. Chase’in nefesi Josh’un ağzına karıştığında Josh Chase’in feromonlarını hissetti. Tam bilincini kaybetmek üzereyken Chase dudaklarını ayırdı. Josh’un puslu gözlerle baktığını görünce gözlerini kırpıştırdı.
‘Bu yüzü tanıyorum.’ Chase kısa bir iç çekti. ‘Rüyamda gördüğüm adam sendin.’
Chase titrek bir sesle fısıldadı, “Gerçekten sendin.” Onu öpmeye çalıştı ama Chase bir çocukları olduğu gerçeğini gözden kaçırmıştı.
“Ühhüü…” Ortada kalan ve derin bir uykudan uyanan Pitt tekrar ağlamaya başladı. Chase utanç içinde geri çekilirken Josh kahkahalara boğuldu. “Bir çocuğun olduğu gerçeğine yakında alışırsın.”
Josh, Pitt’e utanarak bakan Chase’i öptü. Alt dudağını ısırıp bıraktıktan sonra kulağına dokundu. “O gün geride bıraktığın şeylerden biri de bu.”
Chase’in bakışları o noktaya sabitlendi, Josh sessizce konuşmaya devam etti. “Beklenmedik bir şeydi ama minnettarım. Senin sayende Pitt’e sahip oldum… Bana bir çok mutluluk yaşattın.”
“…”
“Şimdi senin de o mutluluğun nasıl bir şey olduğunu bilmeni istiyorum.”
Josh bugüne kadar bir çok ilişki yaşamasına rağmen söylemediği sözleri söyledi. “Evlen benimle, Chase.”
Chase’in gözleri kocaman açıldı. Bir eliyle ağzını kapatıp sanki inanamıyormuş gibi bir adım geri çekildi. Josh şoku atlatmasını bekledi. Kısa süre sonra Chase başını salladı.”…Ha.”
Josh gözlerinin dolduğunu fark etmemiş gibi yaptı. Bunun yerine gözlerini kapatıp onu öptü. “Seni mutlu edeceğim, Chase Miller.”
*******************************************************************************
Arkadaşlar çookk uzun bir bölümdü. Sınırsız okuduğum bölümlerden biridir burası. Hiç sıkılmıyorum.
Gelgelelim, bir diğer bombaya. Bunun için serinin sonunu bekledim. Daha doğrusu sizin fark etmenizi. İlk olarak 1.Sezon Finali’nde Chase’in iç sesinde yer alan bu olay yavaş yavaş insanların da dikkatini çeken bir durum olarak anlatıldı. Ve sonunda Chase kendi söyledi. Grayson’ın duyguları hissedemediğini. Yani sürekli gülmesinin nedeni duyguları taklit ediyor oluşuydu. Yaptığı her şeyi doğru sanmasının nedeni onları doğru ya da yanlış olarak bir değer yargısıyla yargılamıyor oluşu. Ben bu olayı tam olarak bu bölümü okuduğumda idrak edebilmiştim. Bayağı da bir şaşırmıştım ve yaptığı her şey yerli yerine oturmuştu. Bana kalırsa Dane ve Grayson’ın serisinde duygusal bir hikaye okuyacağız.
Son olarak çok kısa bir açıklama yapayım. Ekstra kitaplar bu bölümün devamı olacak. Yani buradan sonraki olayları konu alacak. O yüzden aaa çok çabuk bitti diye düşünmeyin. Çünkü bitmedi.
Final bölümünde görüşmek üzere -Ashily.
Yorum