Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 3, Bölüm 67: Her Şeyin Başladığı Gün

BÖLÜM 67: HER ŞEYİN BAŞLADIĞI GÜN
Josh, bu gidişle asla ağzını açmayacakmış gibi görünen Chase’e bakarken konuşmaya çalıştı.
Chase gözlerini kıstı ve ona baktı. “Onunla ne yapıyordun?”
Josh dürüstçe cevap verdi. “Yemek yemek üzereydim. Onunla orada karşılaştık ve ufak bir sohbet ettik.”
O anda bunu kanıtlamak istercesine Josh’un karnından gurultu sesi çıktı. Josh utandı ve mahçup bir şekilde gülümsedi. “Çok acıkmıştım.”
“Çok aç olsan da, bir kadınla flört edecek kadar vaktin vardı demek?”
“…”
Josh bir an ona baktı. Kıskanç sevgiliye sahip olmak tatlıydı ama bu zamanlamaya ve partnere göre değişen bir hikayeydi. Şimdi çok acıkmıştı ve Chase’in kıskançlığı şirinliğin sınırını aşmıştı. Chase’in dışarı çıkıp az önceki kadını bulmaya ve bir şeyler yapmaya hazırlandığını gören Josh, sözcüklerini dikkatli seçmek zorunda kaldı.
“Bir daha yapmayacağım.”
“…”
“Senden başka kimseyle konuşmayacağım.”
Josh ‘Tamam mı?’ dermiş gibi gülümsedi. 5 dakika içinde bir şeyler yemezse Chase’i yemeye çalışabilirdi. Açlığa gerçekten dayanamıyordu.
Ancak Josh’un aksine, Chase yemek yemeye pek takıntılı biri değildi. Sırf Josh’u görmek için sık sık öğünlerini atlıyordu bu yüzden de Josh’un açlığı şu an umrunda değildi. Önemli olan Josh’un gözlerinin önünde bir kadınla konuşup ona gülümsemiş olmasıydı, Chase duvara yumruk atıp bağırma dürtüsüne karşı koymak için ellerini tekrar tekrar yumruk yapıp açtı.
Öfkesini güçlükle bastıran Chase derin bir nefes aldı. Josh aniden başını kaldırdı. Chase duygularını çok şiddetli bir şekilde açığa vuruyordu ama garip bir şekilde etrafta hiç feromon kokusu yoktu. Tek alabildiği karavanın hafif kokusuydu.
‘Bir düşününce.’ Josh geçte olsa fark etmişti. Sete döndükten sonra Chase’in yaydığı feromon kokusu büyük oranda azalmıştı. Ağızlarında şekerle yaşayan Seth ve Isaac’in yedikleri şeker sayısını azaltmalarıyla şeker masrafından tasarruf ettikleri için mutlu olan Mark’ı düşündü.
“Sen.” Josh bunun nedenini sormak üzereydi ki Chase ondan önce davranıp başka bir konu açtı. “Neden bana numaranı vermiyorsun?”
Josh şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. “Ah, istiyor musun?”
Chase dişlerini sıktı ve cevap verdi, “Evet.”
‘Her zaman yanımda olduğu için bunu hiç düşünmedim, düşünmek zorunda da değildim.’ Numara değiş tokuşu yapmaktan utanan Josh, özür dilemek yerine sırıtarak cevap verdi. “Ben de senin numaranı bilmiyorum.”
Chase hızla sayıları söyledi. “310-447-12XX.”
Bir an için odaklanamayan Josh gözlerini kısarak ona baktığında, Chase konuşmaya devam etti. “Numaranı söyle.”
Kesinlikle şaka yapmıyordu. Josh utangaç bir gülümsemeyle numarasını verdi. Ama hepsi bu kadarla kalmadı. Chase telefonunu çıkardı, numarayı tuşladı ve arama ekranına bastı. Telefon zilinin çalmasıyla Josh’un gözleri kocaman açıldı.
Chase kızgınlıkla sordu. “Ne yapıyorsun? Cevap vermeyecek misin?”
Josh ‘Hayır, neden aradığın kişi karşındayken telefona cevap vermesini istiyorsun ki?’ diye düşündü ama onu kışkırtmaya gerek yoktu. Cevaplama tuşuna bastı ve Chase’e baktı. “Alo?”
Ancak o zaman Chase telefonu kapattı ve konuştu. “Kaydet.”
Josh söylendiği sessizce kaydet tuşuna basarken, Chase’in numaranın kendisine ait olduğunu doğrulamak için onu kasten aradığını fark etti.
‘Her ne kadar benden şüphelensen de saçma bir şey yaptın bence.’ diye düşünen Josh suçlu bir ruh hali içinde kaşlarını çattı. “Ben yalan söylemem.”
Aniden gözlerinin önüne Pitt’in yüzü geldiğinde ‘Sadece bir şey saklıyorum.’ diye düşündü.
Tam o sırada Chase onu banyoya doğru sürükledi, soydu ve her yerini kontrol etti. Josh, üzerinde öpücük izleri ve başka izler var mı diye kontrol edip, burnunu kasıklarına gömen ve hatta kokusunu içine çeken Chase’i görünce şok oldu.
Chase, kasıklarını koklamaya devam ederken “Çok zayıf kokuyorsun.” diye mırıldandı.
Josh içinden ‘Bu sayede şimdiye kadar Omega olduğumu saklayabildim,’ diye geçirdi.
“Evet,” dedikten sonra “Omegalardan kokuları yüzünden nefret etmiyor muydun?” diye sordu.
“Evet.” Chase, Josh ile aynı cevabı verdi ama çok geçmeden ifadesi değişti. “Bu yüzden ben…”
Bir şey söylemek üzereydi ki sustu. Josh ne söyleyeceğini merak etti ama soracak zamanı olmadı. Duştan su akarken Chase hızla dudaklarını üst üste bindirdi. Josh inleyerek karşılık verdi.
*
*
“Haah.” Josh içine çektiği sigaranın dumanını üfledi. Üst üste dört kez yapmak, çok iyi bir dayanıklılığa sahip olan Josh için bile kolay değildi. Sevişmeye ara verdiklerinde zar zor bir şeyler yiyebilmişti ama yedikten sonra her şeye yeniden başlamışlardı. Sonunda, daha fazlasını yapmasına güçlükle engel olmayı başarmıştı.
“Lütfen huysuzlanma…” Josh çömeldi ve başını kucakladı. Şafakta uyanarak, Chase’in kolunu dikkatlice belinden çıkarmıştı ve dışarı çıkmak üzereydi. Ağrıyan başını sigara içmeden yatıştırmanın bir yolu yoktu. “Haaa.”
Sırtı, kalçası, eklemleri ve vücudunun her yeri ağrıyordu. Tekrar ayağa kalkıp karavandan dışarı çıkan Josh, ciddi bir yüzle sigara dumanını içine çekti.
‘Bu sorunu nasıl çözebilirim?’ Pitt’den bahsetmek için doğru zamanın gelmesini bekliyordu ama daha da kötü şeyler olacak gibi hissediyordu. Ancak Chase için endişelendiğinden beklemeye devam ediyordu.
Alnındaki kırışıklıklar derinleşti, şimdiye kadar hiç bu kadar sorunlu bir ilişkisi olmamıştı, bu noktada her şeyi bitirmiş olurdu. Bu kadar sıkıntılı ilişkilerden nefret ederdi.
‘Bu sefer farklı olan ne?’ Cevabını bulamadığı bu soru yüzünden başının ağrıması onluk bir şey değildi. Bitmeyen endişelerle sigara içerken gün doğmak üzereydi.
“Ah.” Josh ileride gördüğü silüetle gözlerini kırpıştırdı. Tanıdık birinin yaklaştığını gördü. Vardiya değiştirmek için gelen Mark’tı. Josh sessizce yaklaşmasını bekledi.
Josh’u gören Mark şaşkınlıkla sordu. “Yüzüne ne oldu? Gece bir şey mi oldu?”
Josh kendini aynada görmemiş olsa da, sadece tepkisine bakarak yüzünün ne durumda olduğunu tahmin edebiliyordu. “Hayır, sadece yorgunum… Gidip dinleneceğim.”
Bütün gece çok çalıştığını düşünen Mark, Josh’u cesaretlendirdi. “Evet, bütün gece ayaktaydın.”
Josh selamlaştıktan sonra gitmek üzere arkasını dönmüştü ki, Mark aniden seslendi. “Ah, önceki koruma ekibinin bugün geri geleceğinden bahsetmiş miydim?”
“Ne?” Josh istemsizce arkasını dönerken Mark çok daha parlak bir yüzle konuşmaya devam etti.
“Öğleden sonra geleceklerini söylediler. Görünüşe göre ekibi tamamlamışlar. Harika değil mi? Artık eve gidebiliriz!” Mark, kendisini bekleyen karısı ve kızlarını düşününce heyecanını gizleyemedi.
Josh onu öyle görünce şaşkınlıkla “Ah, evet…” diye mırıldandı.
***
Chase, Laura’dan korumaların değiştirileceği haberini duyduğunda öğlen olmak üzereydi. Akşam üstü çekim yapması planlandığı için hala uyuyordu ancak Laura geldikten sonra gözlerini açtı.
Belki de henüz uyanamadığı için yanlış duymuştu kaşlarını çatarak tekrar sordu. “…Ne?”
Laura sabırla aynı kelimeleri tekrarladı. “Eksik kadrolarını tamamlamışlar. Öğleden sonra geleceklerini söylediler. Şu anda geçici olarak çalışan korumalar devir teslim yapıldıktan sonra geri dönecekler. Artık korumalarla ilgili bir sıkıntı olmayacak…”
Laura bir şeyler söylemeye devam etti ama Chase dinlemiyordu. Konuşmasını bitirdikten sonra Chase’in bir şeyler söylemesini bekleyen Laura, tepkisinde bir tuhaflık olduğunu fark etti ve dikkatle ona baktı.
“Um, Bay Miller? Bir sorun mu var…?”
Chase sessiz kaldığında, Laura şaşkınlıkla ona bakarken beceriksizce gülümsedi. “Koruma ekibi değiştirilecek, uygun mu?”
Chase’in tepkisi beklediğinden tamamen farklıydı. ‘Gerçekten Josh’la bir ilgisi olabilir mi?’ Dikkatlice düşünen Laura, aceleyle yargılamaktan kaçındı ve son derece ciddi bir tavırla Chase’in bir şeyler söylemesini bekledi.
Bir süre hiçbir şey söylemeden düşünceli bir şekilde oturan ve gözlerini kırpıştıran Chase’i izledi.
“…”
“Buyurun?”
Bir süre sonra ağzını açtığında, Laura ne dediğini anlayamadı ama tekrar etmesini istemedi. Neyse ki, Chase tekrar konuşmadan önce ne demek istediğini anlayabildi. “Josh’tan mı bahsediyorsunuz? Onu buraya çağırayım mı?”
Chase yine sustu. Laura ne yapacağından emin olamıyordu, belki de hâlâ uyuyordur diye düşündü. Dikkatle ağzını açtı. “O halde onu çağıracağım.”
Chase başını salladı. Laura onu selamladıktan sonra karavandan ayrıldı. Dışarıda Henry vardı.
“Josh’u çağırmamı istedi.”
Henry, Laura’nın sözlerine yanıt vermedi. Bunun nedeni Henry’nin kendinden başka kimseyle ilgilenmemesiydi ama Laura, onun sessizliğinin kendisiyle aynı varsayımlarda bulunduğu için olduğunu düşünerek yanlış anladı.
“Alo, Josh? Ben Laura.” Merakını bastırarak bir telefon görüşmesi yapmak üzere uzaklaştı. Henry tek başına kalmıştı. Kolundaki saate baktığında vardiya değişim saatinin yaklaştığını fark etti.
‘Sıra kimde?’ Programı hatırlamaya çalışarak tembel tembel karavanın etrafında dolaştı. Yönünü değiştirdiği anda, aniden önünde biri belirdi. Bir an şaşkınlıkla duraksayan Henry neredeyse küfredecekti ki tanıdık bir yüzle karşılaştı. Yardımcı roldeki oyunculardan biriydi.
Aktris gülümsedi ve selam verdi. “Merhaba, buraya Bay Miller’la bir sonraki çekim hakkında konuşmak geldim. Kendisiyle görüşebilir miyim?”
*
*
Yatak odasında su içen Chase, kapının açıldığını duyunca refleks olarak başını çevirdi.
“Joshua.” Adını söyleyerek aceleyle odadan dışarı çıktıktan kısa süre sonra hayal kırıklığına uğradı. İçeri giren kişi başka bir korumaydı. Belirgin bir şekilde kaşlarını çattı ama Henry sanki zaten böyle bir tepki bekliyormuş gibi sakince konuştu.
“Filmde rol alan oyunculardan biri rolüyle ilgili olarak sizinle konuşmak istiyor. Onunla görüşmek ister misiniz?”
Chase istemsizce “Kim?” diye sordu.
Henry ona “Vicky” adını söylediğinde onu hatırlayamadı.
“Gönder onu.”
Aniden arkadan bir kadın sesi duyuldu. “Bay Miller!”
“Dur bir dakika, buraya bu şekilde giremezsin.” Henry onun sözünü kesti ama Vicky umutsuzca Chase’e seslendi. “Bay Miller!”
Refleks olarak duraksayan Chase’le konuşmaya devam etti. “Bay Pittman’ın partisinde tanışmıştık, beni hatırladınız mı? Ben Vicky.”
Ondan yayılan Omega kokusuyla, Chase kim olduğunu hatırladı. Ama bu pek de iyi olmadı. Sonrasında o güne dair tüm anıları canlandı.
Josh’un onu öpmesini, mendiliyle yüzünü silmesini ve ona dostça bakışını hatırladı. Ve o anda her şeyin o gün başladığını fark etti. O gün onun feromonlarının kokusu yüzünden bahçeye çıkmasaydı bunların hiçbiri olmayacaktı.
‘Keşke en başta Joshua ile tanışmasaydım. Onunla tanışmasaydım, bu duyguyu bilmezdim.’
“Hatırlamıyorum.”
“Ne?” Vicky şaşkınlıkla sordu ama bu sadece Chase sinirlendirdi.
“Seni tanımadığıma göre beni rahatsız etme ve hemen git buradan. Ne yapıyorsun? Onu dışarı çıkar.”
“Bay Miller! Bekleyin, beni dinleyin…”
“Dışarı çık!” Chase daha fazla dayanamayarak bağırdı. “Beni duymuyor musun? S*ktir! Seninle ilgili hiçbir şey hatırlamıyorum!”
O anda Vicky’nin rengi soldu. Onu şoka girmiş ve sersemlemiş halde bırakan Chase, küfrederek arkasını döndü. Henry, donakalmış aktrisi incitmemeye çalışarak karavandan çıkarmaya çalıştı.
Chase, onları görmezden gelerek oturma odasının kapısını açtığında Vicky’nin özlem dolu haykırışları nefret çığlığına dönüştü. “Chase, orada kal!”
“Ne?” Henry’nin paniklemiş sesi duyuldu. Ardından karavanda beklenmedik bir ses yankılandı.
Taakk!
Arkasında yüksek bir silah sesi ve yere düşme sesi duyan Chase arkasına baktı.
Düşen Henry’di. Chase bakışlarını inleyen ve kanlar içinde yatan korumadan yukarı çevirdiğinde, iki elinde silahla titreyen kadının yüzünü gördü.
Yorum