Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 3, Bölüm 61: Sırlar

BÖLÜM 61: SIRLAR
Geçen sefer olduğu gibi, boş klinikte tek başına oturan Steward, Josh’u sıcak bir şekilde karşıladı. Dostane bir sesi ve konuşma tarzı olan nazik görünümlü bir doktordu yine de Josh cevap verirken gardını indirmedi. “Ben Bailey. Bay Miller’ın ilacını almaya geldim.”
Ona adı yerine soyadını söyleyen Josh, konuyu değiştirdi. “İlaçla ilgili özellikle değiştirilmesi gereken bir sorun yok. Aynı ilacı yazmanız isteniyor.”
“Ah, öyle mi? Sevindim.” Steward çok geçmeden ayağa kalktı. “O zaman muayenehaneye gidelim. Reçeteyi orada yazıyorum.”
Josh, masanın üzerinde yazmak için tek bir malzeme olmadığını görünce bunun anlaşılabilir olduğunu düşündü. Josh, büyük arazi boyunca Steward’ı takip ederken hafifçe kaşlarını çattı. ‘Yine de, binalar arası dolaşmak oldukça verimsiz değil mi?’ Steward, Josh’un içinden geçirdiği sorusundan bağımsız olarak, sakince bahçeyi geçti ve başka bir binaya girdi. Daha önce geldiklerinde şüpheli çikolataların verildiği binaydı.
“Merhaba.” Onlara gülümseyen resepsiyon görevlisi, Josh’un daha önce gördüğünden farklı bir yüze sahipti, beklediği gibi, önceki çalışan hiçbir yerde görünmüyordu. Josh onunla ilgili soru sormayı düşündü ancak sonrasında vazgeçti. Başka bir şeyin izinden gidiyormuş gibi görünecekti ve ne söyleneceğini zaten biliyordu, o yüzden bunu yapma isteğine karşı koydu.
Tam bu sırada resepsiyonist Steward’la konuştu. “Ah, Bay Steward. 30 dakika içinde randevunuz var.”
Steward arkasına baktı ve gülümseyerek cevap verdi. “Bu bey reçeteyi aldıktan sonra gidecek, bu yüzden geldiğinde onu odama yönledir.”
“Tamamdır.” Resepsiyonist Josh’a tekrar gülümsedi. Josh da ona gülümsedi ve ardından Steward’ı takip etti.
Geçen sefer eşlik eden Isaac olduğu için, Josh daha önce fark etmemişti ama şimdi Steward’ın arkasından yürürken binanın içindeki garip gerilimi ve baskıyı hissetti.
Herhangi bir dekorasyondan yoksun olan koridorda, pencere ve resim çerçevesi olmaması şöyle dursun, duyabildiği tek şey kendisinin ve Steward’ın ayak sesleriydi. Josh, ‘Eğer klostrofobiksen burada nöbet geçirebilirsin.’ diye düşündü.
Bununla birlikte Steward yürümeye devam etti. Josh daha ne kadar yürüyeceklerini ya da muayenehanenin neden bu kadar uzakta olduğunu anlayamadı.
‘Bu şekilde akıl hastası olmasan bile hasta olmaz mısın?’ Bunu düşündüğünde, Steward nihayet bir kapının önünde durdu ve kapıyı açtı. Josh, içeriyi gördüğünde, boğulmuşçasına bir nefes aldı.
İçeri ilk giren Steward oldu. İlerleyip perdeleri açtı ve parlak güneş ışığı odayı aydınlatması sağladı. Josh’un içeri girmesini bekledikten sonra konuştu. “Atıştırmalık bir şeyler ister misin? Ya da çay?”
“Hayır, teşekkürler.” Josh oradan küçük bir fıstık bile yemek istemedi. Sert bir yüzle reddedince, Steward başını eğdi ve gülümsedi. “Atıştırmalıkları her seferinde dikkatli bir şekilde kabul etmek zorunda olman çok üzücü.”
Josh hiçbir şey söylemedi. Bu anlaşılması güç adamla nasıl başa çıkacağını bilemediği için kafası çok karışıktı. Josh’u yalnız bırakan, Steward masanın önüne geçti ve çekmecesini açtı. Reçeteyi ve kalemi çıkardıktan sonra önceki kayıtlara bile bakmadan ilaçları yazmaya başladı.
Endişelenen Josh, “Önceki reçeteyi kontrol etmeyecek misiniz?” diye sorduğunda, Steward başını kaldırıp ona baktı.
İşaret parmağıyla kafasına dokunarak parlak bir şekilde gülümsedi. “Sorun yok hepsi burada kayıtlı.”
Josh söyleyecek başka bir şeyi olmadığı için çenesini kapadı ve Steward’ın reçeteyi yazmasını izledi. Steward önüne bakarak yazmaya devam ederken ağzını açtı.
“Neden biraz oturmuyorsun? Biraz zaman alacak, bildiğin gibi kullandığı çok fazla ilaç var.”
“…İlaçları azaltmanın bir yolu var mı?” Josh yakaladığı fırsatı kaçırmadan sordu ama Steward ona bakmadan ilgisizce cevap verdi.
“İlaçları içmeyi bırakırsa bununla başa çıkamaz. Çok hassas biri olduğu için ne yapacağını bilemeyebilir, etrafa zarar verebilir ya da nöbet geçirebilir.”
Josh bir süre düşündükten sonra konuştu. “Birkaç gündür ilaçlarını içmiyor ve durumu iyi.”
Bu söylediklerini duyduktan sonra Steward yazmayı durdurdu. O an ilk kez yüzündeki gülümseme kayboldu. Şüpheli bir ifadeyle ağzını açtı. “İlaçlarını içmedi mı?”
“Evet.” Josh başını salladı ve bildiği kadarını anlattı. “Uyku haplarını bıraktı ve bildiğim kadarıyla diğer ilaçlarını da atladı. Ama nöbet geçirmedi ve etrafa zarar vermedi.”
“…Ah.” Sadece bu kelimeyi bir iç çeker gibi söyleyen Steward şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
Josh sabırla ekledi. “İlaçların dozunu düşürmek daha iyi olmaz mı?”
“Umm… Tüm bunlar doğruysa, bu harika olur.”
Hmm, onun düşünceli ifadesine bakan Josh, sessizce cevap vermesini bekledi. Hala Steward’la ilgili şüpheleri vardı ama doktor olmasının temkinli olmasını imkansız hale getirdiğinin de farkındaydı. “Pekala,” Steward sanki bir karar vermiş gibi ağzını açtı.
“O zaman şöyle yapalım. İlacı daha önceki gibi yazacağım, bu yüzden keyfi olarak kesmesin ve olduğu gibi alsın. Bunun yerine mümkün olan en kısa sürede bir tarih belirleyip, hastaneye gelsin, uygun testleri yapalım ve ardından reçeteyi değiştirebilir veya ilaçları azaltabiliriz. Yoksunluk belirtilerine neden olabileceği için birden bırakmak iyi bir şey değil.”
“Evet, haklısınız… Teşekkürler.” Sonuç o kadar da kötü değildi. Josh farkında olmadan teşekkür ettiğinde, Steward anlaşılmaz bir ifadeyle başını salladı. Josh, teşekkürlerinin uygunsuz olduğunu fark etti ama bunu düzeltmeye çalışmadı.
Farkında değilmiş gibi davrandığında, Steward ona sessizce baktı ve garip bir şekilde gülümsedi. “Nasıl bildin? Chase’in ilaçları atladığını.”
“Aslında tesadüfen fark ettim zaman geçmesine rağmen şişede hala çok fazla ilaç olduğunu gördüm.”
Josh’un çabuk cevabı üzerine Steward, “Öyle mi?” dedi ve gözlerini kıstı. “Uyku ilaçları mıydı?”
Cevabı uzun olursa kendi kuyruğuna basacağı için Josh’un cevabı kısa oldu. “Evet.”
Steward bir süre sessizce ona baktı ve Josh da bir şey söylemedi. Soğuk sessizlikle birlikte gerginlik devam etti. Josh her şeyden habersizmiş numarası yaptı ve ilgisizce ona baktı. Gerginliğe dayanamayan kaybederdi, tabii ki Josh kaybeden değildi.
Ona sessizce bakan Steward aniden omuz silkti ve kısa süre sonra dikkatini tekrar reçeteye verdi.
“Her neyse, iyileşirse rahatlarım. Ne kadar bir Baskın Alfa olsa da, çok fazla ilaç içtiği için bir gün kötü sonuçlarla karşı karşıya kalacağından endişeleniyordum.”
Josh, Steward’ın Chase için endişelendiğini duyunca tuhaf hissetti. Birbirlerine sessizce bakarken Steward kayıtsızca ekledi.
“Artık iğne yapmayı bırakmalı mıyım diye düşünüyordum. İçtiği çok fazla ilacın yanı sıra feromon iğnesi bile yaptırıyor. Seks yapamadığı için elimden başka bir şey gelmiyor ama sadece iğnelere güvenirse bir gün kolları çürüyecek. Sonunda kolunu kesmek zorunda kalsa bu onun için zor olmaz mı?”
Josh garip bir şey duyduğunu sandı ve istemsizce tepki verdi. “…Ne?”
Steward bir yandan reçeteyi yazarken bir yandan da konuşmaya devam etti. “Umm, onu anlamıyor değilim. Ama gerçek olmayan bir şey hakkında yanılsamalara kapılıp kendine bu kadar zarar vermesi çok kötü.”
İlk başta Josh ne demek istediğini anlayamadı. Bu sözlerin ne anlama geldiğini kavraması bir kaç saniye sürdü.
“Ne demek istiyorsun? Olamaz, o zaman…” Endişeyle kekeleyen Josh yutkundu. Tam o sırada arkadan kapının açılma sesiyle birlikte sert bir ses duyuldu.
“Bir doktorun hastasının sırlarını özgürce söylemesi doğru mu?”
Tanıdık bir sesle Josh hızla arkasına baktı. Steward da şaşırmış bir ifadeyle oturduğu yerden kalktı. Beklenmedik bir adam muayenehane kapısının önündeydi.
“Grayson.”
Sessizliğin içinde Steward’ın sesi kulaklarında son derece yüksek bir şekilde yankılandı. Birden Josh, resepsiyonistin Steward’a randevusu olduğunu söylediğini hatırladı. ‘Grayson’dı.’
Beklenmedik bir durumla karşı karşıya kalan Josh, orada öylece durup gözlerini kırpıştırdı.
***32.Bölüm***
“…”
Ağır bir sessizlik oldu, kimse ağzını açmadı. Grayson muayenehane girdi, kapıyı sessizce kapıyı kapattı ve arkasını döndü. Dönüşümlü olarak Josh’un ve Steward’ın yüzlerine baktıktan sonra her zamanki gibi gülümsedi.
“Hayal kırıklığına uğradım, Steward. Güvene bu kadar kolay ihanet edeceğini hiç düşünmemiştim.”
Sanki bir trajedinin kahramanıymış gibi ellerinizi göğsünüzün üzerine koyup “Tanrım!” demeyi de ihmal etmedi. Josh, onun abartılı haykırışlarını görünce hiçbir şey söylemedi. Steward ağzını açtı.
Josh onun böyle konuştuğunu görünce hiçbir şey söylemedi. “Üzgünüm bir hata yaptım.”
“Gerçekten üzgün müsün?”
Steward gözleri kısılmış şekilde bakan Grayson’a doğal bir şekilde cevap verdi.
“Elbette, Öyleyim. Bu konuda iyice düşüneceğim.” Sanki bilerek yapmış gibi duraksadıktan sonra ekledi. “Lütfen lisansımı iptal ettirmeyin.”
Grayson, yalvarırcasına “Lütfen,” diyen Steward’a baktı. Odaya ağır bir sessizlik çöktü.
‘Bu adam şu anda ne düşünüyor?’ Josh onu içten içe endişeyle izledi.
Grayson bir süre Steward’a baktıktan sonra ilerleyip kanepeye oturdu. “Eh, yapacak bir şey yok. Nasıl olsa bir gün öğrenecekti.”
Sonra etrafına bakındı ve sordu. “Chase nerede? Buraya yalnız mı geldin? Arabasını görmedim.”
Josh arkasına bakan Grayson’a cevap verdi. “Onun yerine ilaçlarını almaya ben geldim. Bay Miller film çekiminde.”
“Ah, öyle mi?”
Tam o sırada personellerden biri kapıyı açtı ve içeri girip atıştırmalıkları masaya koydu.
“Teşekkürler, Julie.” Grayson kibarca gülümsedi ve o gittikten sonra, çikolatalardan birini alıp paketini açtı. İçindekileri tereddüt etmeden ağzına attı ve aniden hayal kırıklığına uğramış bir ifade takındı. “Her zamankinden değil.”
‘Ne demek istiyor?’ Josh kafası karışmış şekilde bakarken Steward konuştu. “İlaçlı her şey polis tarafından alındı. Üzgünüm.”
Josh şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. ‘Ne yani içinde uyuşturucu mu arıyordun? Ayrıca Steward da bir garip. Bu üzülecek bir şey mi?’ Josh şaşırmıştı ama Grayson itiraz edercesine kaşlarını çattı.
“Birazını saklamalıydın. Hayal kırıklığına uğradım Steward.”
“Üzgünüm. İlaçların analizi bittiğinde yeniden aynı ürünü almaya çalışacağız.”
“Öyle yapmalısın.”
Sözleştikten sonra Grayson başka bir çikolata daha aldı. Üzüntülü bir ifadeyle baktı ve paketi açtı. Josh, normal çikolata olduğunu bilmesine rağmen tattıktan sonra hayal kırıklığına uğradığını görünce onun anlaşılmaz bir adam olduğunu düşündü.
‘Şu anda önemli olan bu değil.’ Josh, fırsatı değerlendirerek hızla ağzını açtı. “Bay Miller’ın yapmadığı gerçekten doğru mu?”
Yeni bir çikolata paketi almakta olan Grayson ona baktı. Steward omuz silkti ve hiçbir şey söylemedi. Grayson paketi yavaşça açtı ve siyah parçayı ağzına attı. Yumuşak parçalar ufalandı ve yavaşça eridi. Yanaklarını yavaşça hareket ettirdikten sonra konuştu. “Sana söylersem benim için ne yapacaksın?”
“Sana vurmayacağım.”
“Bu kadar mı?” Grayson kahkaha attı. Ortada hiç de gülünecek bir durum olmamasına rağmen.
‘Şaka yaptığımı mı sanıyor?’ Josh bunu düşünürken yumruğunu sıktı. Tam ona ciddi olduğunu söylemek üzereyken, Grayson gülümseyerek konuşmaya devam etti.
“Dövülmekten hoşlanmam, bu yüzden sana söylemem gerekecek… Zaten ben de tam bundan bahsetmek üzereydim.”
Steward’a baktı ve omuz silkti. “Çünkü hiçbir sır sonsuza dek saklı kalmaz.”
*******************************************************************************
Evet arkadaşlar yavaş yavaş gerçeklerin ortaya çıkmaya başladığı bir bölüm sizlerle. 62. Bölüm bomba olacak. Kendinizi hazırlayın. Yavaş yavaş finale gidiyoruz. Söylemeden geçmeyeyim 70. Bölüm Final. -Ashily
Yorum