Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 3, Bölüm 56: Suistimal

BÖLÜM 56: SUİSTİMAL
“Hahh.” Sonunda karavandan çıkıp açık havaya çıktıklarında nefesi biraz olsun düzelmiş gibiydi. Josh derin bir nefes aldı, ardından Grayson’la göz göze geldi. İfadesi hemen sertleşti. Grayson acı bir gülümsemeyle konuştu.
“Böylesine tetikte olman çok saçma. Kardeşimle görüşmenin bu kadar zor olduğuna inanamıyorum.”
“Nedenini sizin daha iyi bilmeniz gerek.”
Grayson kaşlarını çatmış olan Josh’un sözlerine şaşırmışa benziyordu. Josh, ‘Bu adamın mimikleri neden bu kadar yapay görünüyor?’ diye düşündü.
“Biliyor musun hiçbir fikrim yok? Adın ne?”
Josh ne dediğini duymamış gibi yaptı ve konuştu. “İstemedikleri bir şeyi yapmaya zorlarsanız herkes bundan nefret eder.”
“Zorlamak mı? Ben mi? Ne?”
Josh, adamın şaka yaptığını mı yoksa gerçekten farkında olmadığını mı anlayamadı. Ona sessizce bakan Grayson ciddi bir şekilde çenesini kaşıdı ve başını yana eğdi. “Şundan mı bahsediyorsun?”
Josh ‘Şimdi birbirimizi anlayacak mıyız,’ diye düşünürken Grayson konuşmaya devam etti. “Saklambaç oynarken Chase’in her zaman yem olması? Karanlığa alışması için onu dolaba kilitlemem? Noel Baba’nın var olmadığını anlaması için onu bir bacadan aşağı atmam? Okula gitmek istemediği için onu okul otobüsünün önüne itmem? Çıkış yaptığında, oyunculuk eğitimi alması için onu 3 gün boyunca bir ses odasına kilitlemem ve tüm gün boyunca oyunculuk yaptırmam? Yoksa…”
“Bir saniye. Tanrım, siz neden bahsediyorsunuz? Bütün bunları Chase’e siz mi yaptınız Bay Miller? Ve devamı da var öyle mi?”
Josh bitmek bilmeyen geçmişinden rahatsız oldu ve onu durdurdu. Grayson gözlerini kırpıştırdı ve konuştu. “Evet, neden?”
Josh hiçbir şey söylemeden ona baktı. Grayson kaşlarını çatıp iç geçirdi.
“Hayır, gerçekten anlamıyorum.” Grayson konuşmaya devam etti. “Neden böyle yapıyor? Gerçekten elimden geleni yaptım. Her zaman yakalanan ve etiketlenen kişi olmaktan kurtarmak için Chase’i yem olarak kullandım. Baca için de aynı şekilde Noel Baba’nın var olduğunu söyleyip durdu. Sonra insanların bacadan girip çıkmasının mantıklı olup olmadığını görmesi için onu test etmeye zorladım. Alt tarafı kolunu kırdı, boynunu kırmadı, yetmez mi? Ve başka… Ah, evet. Okula gitmemek için bir sebebi olması gerekiyordu. Kasıtlı olarak sürücüye manevra yaptırmak için okul otobüsünün gittiği yolun köşesinde bekledim, onu dışarı sürükledim ve doğru zamanda otobüsün önüne itmek için ne kadar uğraştım biliyor musun? Üstelik Stacey de bana yardım etti, neredeyse başarısız oluyordum. Bu sayede yasal olarak altı ay okuldan uzaklaştırıldı. Ama o p*ç bana nasıl teşekkür edeceğini bile bilmiyor, evet, doğru. Bana hiç teşekkür etmedi, lanet olası!
Grayson’ın aniden sinirlendiğini gören Josh gerçekten merak etti, ‘Ona neden teşekkür etmeli?’ Ardından Chase’in bozuk bir kişiliğe sahip olmasının nedeninin tüm bunlardan kaynaklandığını hissetti. Bu şekilde zorbalığa uğrayan herkes travma geçirirdi.
Ama Grayson hala anlamış görünmüyordu. Kollarını kavuşturup kaşlarını çatarak Josh’a bakarken Josh başının ağrıdığını hissetti. “Bu suistimal değil mi?”
“Neden? Ona yardım ettiğim için mi?” Grayson gerçekten anlamıyor gibiydi. Josh sabırla konuşmaya devam etti.
“Acı çekiyorsa bu suistimaldir, özellikle de bunun yüzünden acı çekerek büyüdüyse daha da fazla suistimaldir.” Farkında olmadan ekledi. “Bay Miller’ın hâlâ köpek fobisiyle mücadele ettiğini bilmiyor musunuz?”
Grayson’ın bu sefer anlayacağını düşündü ama bu sadece Josh’un dileğiydi.
“Köpekle oynamanın nesi kötü?” Grayson inanılmaz derecede saf bir ifadeyle sordu. “Sevdiğin bir delik ya da penisle sevişmekten farkı yok.”
Josh başka bir şey diyemedi. İşte o anda inkar etmek istediği bir gerçeği güçlükle kabul etti. ‘Chase Miller’ın deli olduğunu düşünüyordum ama içlerinde en aklı başında olanın o olduğu ortaya çıktı. Hayır, belki de delirmekten başka seçeneği yoktu.’
Grayson endişeli bir yüzle Josh’a bakıyordu. Yüzündeki ifade Josh’un bu adamın en büyük sorununun ne olduğunu anlamasını sağladı. ‘Diğer kişinin isteği ne olursa olsun, bunu iyi niyetle yaptığı için iyi bir davranış olduğunu düşünüyor. İyi bir şey yaptığı halde neden diğer kişi ondan nefret ediyor, diye soruyor. Bu adamın bunun nedenini hiçbir zaman anlamadığı belli.’
“Chase gerçekten hiçbir şeyden memnun olmayan bir adam.” Grayson bununla, tüm sorularını cevapladı. Chase tuhaf, zor bir kişiliğe sahip bir adam bu yüzden yaptığı hiçbir şeyi kabul etmiyor diye düşünüyordu. Josh kelimelere dökemediği karmaşık bir duygu hissetti.
“…Tamam o zaman.” Daha fazla konuşmak anlamsızdı, Josh arkasını döndü. Karavana dönmek üzereyken arkasına baktı.
Grayson hâlâ oradaydı. Ciddi bir yüzle bir yere bakıyordu. Josh hâlâ Chase’i mi yoksa başka bir şeyi mi düşündüğünü anlayamıyordu.
Sonunda onu görmezden gelerek uzaklaştı, doğruca yatak odasına yöneldi.
*
*
“Tak, tak.”
Hafif bir vuruştan sonra kapı açıldı, zaten cevap alamayacaktı. Bu yüzden zaman kaybetmeye gerek yoktu.
Beklendiği gibi, Chase yatakta oturuyordu. Yüzünü elleri arasına almış, üstsüz ve çökmüş hali acınası görünüyordu. Josh kapıyı kapatıp arkasını döndükten sonra ona doğru yürüdü ve elini uzattı ama eli omzuna değdiği anda Chase omzunu silkti ve geriye sıçradı. “… Ne oldu?”
Solgun yüzü Josh’un görüş alanına girdi. Titreyen gözlerinde korku vardı. Josh hareketsizce Chase’in sakinleşmesini bekledi. Chase kararmış gözlerini yavaş yavaş ona çevirdi. Josh ancak o zaman ağzını açtı. “Abin gitti.”
‘Daha doğrusu karavandan çıktı’ ama bunu içinden söyledi. ‘Nasılsa geri dönmeyecek.’ Josh, sadece bunu söylemesiyle bile Chase’in gerginliğinin azaldığını hissedebiliyordu.
Birdenbire, Pitt’le aşağı yukarı aynı yaşta ya da daha büyük olan Chase’in bacadan düştüğünü, kolunu kırdığını ve bir dolaba kilitlenip korkudan ağladığını düşündü.
Yüzü elleri arasında çökmüş olan Chase, son derece küçük görünüyordu, Josh elini uzattı ama dokunmadan önce durdu. Omuzlarına sarılmak yerine konuştu. “Senin için ne yapabilirim, Chase? Söyle bana, dinleyeceğim.”
Chase hala cevap vermedi ve titrek bir nefes alırken ona bakan Josh. “Onu öldüreyim mi?” diye sordu.
Josh’un ani sorusu karşısında, Chase ne demek istediğini hemen anlayamadı, yüzü şüpheyle doluydu. Ancak Josh etkilenmedi ve monoton bir tonda devam etti.
“Onu öldüreyim mi? Kimi öldürmemi istediğini söyle, Chase. Grayson mı? Grayson’ın köpeği mi? Yoksa sana zorbalık eden herkesi mi öldüreyim?”
Chase’in gözleri büyüdü, dudakları aralandı ama konuşamadı. Bir süre sonra konuşabildi. “Suçlu olamayacağını söylemiştin.”
Josh bu sözler karşısında acı acı gülümsedi. “Söyledim ama.” Kısa bir iç çekişin ardından ekledi. “Ama ben hapishaneye senden daha iyi uyum sağlarım.”
Josh, boş gözlerle hiçbir şey söyleyemeyen Chase’in yanağına hafifçe okşayarak fısıldadı. “Kimi öldürmemi istersin?”
Chase ağzını açtı. Dudakları tıpkı nefesi gibi titriyordu. Kısık bir sesle konuştu. “…Beni.”
Josh ona boş gözlerle baktı ve Chase konuşmaya devam etti. “Lütfen beni öldür.”
“Böyle yaşamak istemiyorum” diye fısıldadı. ‘Her günümü böyle korku içinde geçirmek istemiyorum.’ Cidden, yaşamaktan bıkmıştı.
‘Belki yine bilincimi kaybederim ve sonunda kendimi bir köpekle bulurum.’ Bunu sadece hayal etmek bile kendini asmak ve öldürmek istemesine neden oluyordu.
“Nerede olduğunu ya da yaptığını asla hatırlamamanın ne kadar korkunç olduğunu hiç düşündün mü?”
“…”
“Biliyorum.” Chase’in gözleri yine yaşlarla doldu. “Hayal bile edemezsin.”
İstemediği biriyle seks yapmak istemediğini söylediğinde bile, kimse bunu ciddiye almamıştı.
Aniden köpeği gören, gözyaşlarına boğulan ve paniğe kapılan Chase’e, Grayson <Bundan sonra birlikte olabilmek için birini aramana gerek yok. Çünkü senin Alex’in var. Bunu sevmediğin biriyle yapmak zorunda değilsin.> demişti ve içtenlikle gülümseyerek eklemişti. <Bu harika, Chase. Ne kadar şanslısın.>
O günkü ifadesini, kıyafetlerini, oturma odasının ardına kadar açık olan penceresini, esen rüzgarı, burnunun ucunu gıdıklayan ağaç kokusunu, bunlara karışan köpeğin kötü kokusunu, Rottweiler’ın ona doğru parıldayan gözlerini bile. Chase her şeyi net bir şekilde hatırlayabiliyordu. -Tıpkı dün gibi.—
Hemen durmuş olan gözyaşları kısa süre sonra yeniden akmaya başladı. Kendini tutmak için dudağını ısırdı ama gözyaşları istemsizce akmaya devam etti. Josh kollarını omzuna doladı ve sessizce onu kendine çekti.
Hepsi bu kadardı. Ama bir kez gözyaşlarına boğulduğunda gözyaşları kontrolsüz bir şekilde akmaya başlamıştı.
Şimdiye kadar hep yalnızdı. Sessizce neler olduğunu bilmediği o günün yok olmasını ummuştu.
Dünyadaki herkes aynıydı. Sonunda herkes ona garip bir yüzle bakıyordu. Anlamıyordular, küçümsüyorlar ve gülüp geçiyorlardı. Bundan bıkmıştı ve artık hiçbir şey istemiyordu, sadece rahat bırakılmak istiyordu.
Ama gerçek şu ki içten içe aksini diliyordu. ‘Umarım biri beni tanır, çok incinmiş ve yalnız olan beni tanır ve bana elini uzatır.’
‘Lütfen biri beni anlasın.’
Ağlarken onu sımsıkı tutan Josh, başının üzerinden fısıldadı. “Seni koruduğum sürece ölemezsin.” Josh sakince konuşmaya devam etti. “Bir daha asla hafızanı kaybetmeyeceksin. Ne olursa olsun.”
“…”
“Kimsenin sana zarar vermemesi için seni koruyacağım.”
Chase yavaşça yukarı baktı. Islak gözleri gece gökyüzünde parlayan yıldızlardan daha göz kamaştırıcı şekilde parlıyordu.
“… Gerçekten mi?” diye sordu hıçkırarak, sesinde hiç güven yoktu. Josh gözlerinin içine baktı ve cevap verdi. “Söz veriyorum.”
Chase’i alnından öperek gülümsedi. Chase gözlerini kırpıştırdı ve ona baktı. Josh yüzüne yapışmış saçını yavaşça çekerek gülümsemeye devam etti.
“Beklendiği gibi, sarı saç sana daha çok yakışıyor.”
“…”
“Umarım çekimler bir an önce biter.” Josh kendi kendine konuştu ama Chase’in istediği tam tersiydi. ‘Çekimler bittiğinde ne olacak? Belki de o zamanki gibi bir anda ortadan kaybolacak.’
Chase daha fazla düşünmeden kollarını Josh’un beline doladı. Yüzünü Josh’un göğsüne yasladı.
“…Abinin söylediklerini kafana takma.”
Josh, Chase’in titreyen kollarını beline dolamasına izin vererek dudaklarını başına gömdü ve sıkıca omuzlarına sarıldı. Chase hiçbir şey söylemedi, gözlerini kapattı ve vücut kokusunu derinlemesine kontrol etti.
Koku yoktu.
***30. Kısım***
Josh kuş cıvıltısı sesleriyle uyandı. Gözlerini araladı ve bir anlığına nerede olduğunu hatırlayamadı. Hem yabancı hem de tanıdık gelen odaya bakındı. Tatlı bir kokuyla “Ah” dedi ve önceki gün neler olduğunu hatırladı.
Yan tarafına baktığında, beline sarılan ve başını Josh’un göğsüne yaslayan adamın yakışıklı yüzü görüş alanına girdi. Uyuşturucu olmadan uyuyamayadığı söylenen adam, şu an sanki hiçbir şey onu uyandıramazmış gibi derin bir uykudaydı.
Neyse ki ve ne yazık ki Josh, uzun süre Chase’in sakin yüzüne bakmakla yetindi. İstemsizce başını eğip gözünün kenarını öptüğünde Chase hafifçe kaşlarını çattı. Josh sessizce gülümsedi.
Sonsuza dek bu huzurun tadını çıkarmak istiyordu ama bunun gerçek olamayacağını biliyordu.
Josh derinden inledi ve nefes alarak kendini çekti. Chase kaşlarını çattı ve kollarını uzattı. Josh’un başını kolları arasına alırken Josh bir an ona baktı, şefkatle omzunu itti ve kolunu dikkatlice kaldırdı.
Chase uyanmadan önce yapacak çok işi vardı. Bileğini kaldırıp kokusunu kontrol etti ve Chase’in tatlı feromon kokusundan başka bir şey koklayamadığı için rahatladı. Muhtemelen dün gece erekte olmadığı içindi çünkü tek yaptığı Chase’in kollarında uyumaktı. Ancak Josh, sonsuza kadar böyle riskli bir maceraya atılamazdı.
‘Şimdi düşününce.’ Josh aniden unuttuğu bir şeyi hatırladı. ‘Belki o bana doğru ilacı bulur.’
Chase’i uyandırmamaya özen göstererek yataktan kalktı. Numarayı bulmak için cep telefonunu karıştırdıktan sonra bir mesaj gönderdi.
‘Kaç yıl geçti, ya numarası değiştiyse?’ Kaşlarını çatarak düşünürken, beklenmedik bir şekilde kısa bir süre sonra yanıt geldi. Göndericinin kim olduğunu onayladıktan sonra Josh’un yüzü aydınlandı.
***********************************************************************************************
Bu iki bölüm benim Grayson’ı sevmeme nedenimi ve Chase’in uğradığı psikolojik şiddet ve istismarın boyutunu çok net anlatıyordu. Chase bu kadar sinirli bir karakter olmaya mecbur bırakılmış. Onu tanıdıkça çok sevilesi ve masum bir yanı olduğunu keşfediyorsunuz. – Ashily
Yorum