Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 36: Çekimler

BÖLÜM 36: ÇEKİMLER
Chase hala ona bakıyordu. Sanki karşısındaki kişinin hayal mi yoksa gerçek mi olduğunu anlamaya çalışıyormuş gibiydi. Belki de hala uyanamamıştı. Josh aceleyle öksürdü ve “Burada kalacaksanız, ince bir battaniye getireyim mi?” diye sordu.
Chase cevap vermedi. Birden Josh, Chase’in, Duncan’ın dilini ısırmadan önceki sessizliğini ve onu da bu şekilde görmezden geldiğini hatırladı. ‘Belki de onunla konuşmamalıydım.’ diye düşündü.
Chase ürpertici bir şekilde kaşlarını çattı. Sanki gerçekliğe dönmüş gibiydi.
Bu seferki sessizlik öncekinden farklıydı. Josh, bu alışılmadık bir atmosferden kaçmak istedi. Tam geri adım atmak üzereyken, Chase cevap verdi.
“Hayır,” Nefes alışı kadar duyulmayan bir sesle “Gerek yok.” dedi
Bu kadardı. Josh, cevabının sakinliği karşısında biraz şaşırdı. Ancak kısa bir sürenin ardından gitmesi gerektiğini düşündü. Geri çekilip Chase’in yanından gizlice uzaklaşmak üzereyken. Birden Chase konuştu. “İzlemek istersen, izleyebilirsin.”
“Ne?” Josh beklenmedik sözler üzerine duraksadı. Bunu gören Chase, dudaklarını büzdü ve sırıttı. Şaşkınlık içindeki Josh’a, az önceki kadar zayıf bir sesle cevap verdi.
“Büyüleyici, değil mi? İstediğin kadar bak. İstersen gidip Baskın Alfaların ne kadar tuhaf davrandıkları hakkında da konuşabilirsin.”
Josh utançla gözlerini kırpıştırdı. “İnsanları gösteri malzemesi olarak kullanmam. Ayrıca, patronumun görünüşü veya özel hayatı hakkında konuşmak meslek etiğime aykırı.” Konuşma tonu farkında olmadan sertleşti. Gurur duyduğu mesleğini bu şekilde önemsizleştirmesi Josh’u gücendirmişti. Chase, Josh’un ciddileşen yüzüne baktı. Yarı açık göz kapaklarının altındaki mor gözler ona bakmaya devam etti.
Josh, açıkça onunla ters düşmüş olmasına karşın yorgun hissetti. ‘Deniz kızının şarkı söylemesini duyan balıkçının tepkisi de böyle miydi acaba?’
Chase sadece parmağını kaldırsa dahi herkesin kendisine söyleneni yapacağını düşündü.
Sonrasında Chase Josh’a doğru elini uzattı. En fazla elini hafifçe sallamıştı ama bu bile yeterliydi. Bu dünyada o eli reddedebilecek hiç kimse yoktu.
Josh aklının bu kadar karışık olmasının sebebinin Chase’in feromonları mı yoksa yüzü mü olduğunu düşündü ama söylemesi zordu. Kesin olan tek şey, istediğini şimdi yapmazsa pişman olacağıydı.
“…!” Josh yavaşça yaklaşırken, Chase aniden yarıya kadar kalktı ve Josh’un elini tuttu ve daha yakına çekiştirdi. Josh sessizce olduğu yere çöktü. “Ne oluyor…”
Utanan Josh utanarak başını kaldırdı ve büyülenmişti. Chase, kısılmış gözlerle ona bakıyordu. Normalde mükemmel bir şekilde taradığı saçları şimdi dağınıktı ve solgun yanakları hafifçe kızarmıştı. Bunun da ötesinde, koyu mor gözleri ay ışığını esir almış gibi parıldıyordu. Josh nefes almayı unutmuştu.
Chase o çıldırılacak kadar tatlı yüzüyle Josh’a baktı ve konuştu. “Beni öpmek ister misin?”
O anda Josh’un kalbi atmayı bıraktı. Chase’in bakımlı yüzü gözleri kocaman açılmış Josh’un görüş alanına girdi. Beyaz parmakları Josh’un boynuna dokundu. Yavaşça elleri sıkılaştı ve Josh’a doğru eğildi. Chase’in dudakları yaklaştıkça, Josh’un gözlerinin önünde Duncan’dan akan kanın görüntüsü belirdi. Josh kendi kendine ‘Ben de dilimi kaybedebilirim.’ diye düşündü.
İçini hem korku ve hem de heyecan kapladı. Bir süre öncesinde Duncan’ı öpmüştü.
Saçma sapan bir kıskançlık ve utançla birlikte her türlü duygu aklında dolaşıyordu. Ancak kafa karışıklığının ortasında dahi Josh, Chase’e karşı koyamadı. Aksine, Chase’e doğru başını eğdi.
Chase’in yavaşça kapanan kirpikleri görüş alanına girdikten sonra Josh da gözlerini kapadı. Ardından ılık bir nefes aldı. ‘Ah,’ çeker gibi bir iç çektiğinde, Chase konuştu. “Or*spu çocuğu, tek derdin biriyle yatmak değil mi?”
Josh gözlerini açtı ve Chase’e baktı. Chase de Josh’a bakıyordu. Ama yüzü küçümseme ve alayla doluydu.
Geçte olsa Josh, Chase’in kendisiyle dalga geçtiğini fark etti.
“… Ah.” Josh, iç çeker gibi inledi ve hızla ayağa kalktı. Chase hala ona bakıyordu.
Josh geri çekildi, dudaklarını silerek karşısındaki adama baktı. Yavaş yavaş yüzü kızardı ve gözleri parladı. Rüzgar soğuktu ama vücudu hala sıcacıktı. Bir şeyler söylemesi gerekiyordu ama aklına hiçbir şey gelmiyordu. Kalbinin, utançtan mı yoksa üzüntüden mi deli gibi attığını bilemiyordu. Zar zor sakinleşmeyi başardığında, geriye sadece moral bozukluğu kaldı.
Bir süre sonra, her zamanki oyuncak bebek ifadesine geri dönen Chase, Josh’a bakmaya devam ediyordu. Josh ona sessizce baktı ve aniden acı acı gülümsedi. Chase duraksadı ve kaşlarını çattı.
“… Neredeyse dilim koparılacaktı.”
Chase hiçbir şey söylemedi. Sanki aklı karışmış gibi ona baktı. Josh sakince konuşmaya devam etti. “Bu şekilde iyi misin? Odana geri dönmek zorunda değilsin.”
Chase Josh’a baktı ve sırıttı -sanki küçümsüyor gibiydi.- Josh ifadesiz bir şekilde başını salladı ve ona sırtını döndü. Chase hiçbir şey söylemedi.
Josh, ‘Buradan uzaklaşmam gerek.’ diye düşündü. Adımları birer birer hızlandı. Chase’in bakışları sırtına yapışmış gibiydi. Birden koşarcasına yürümeye başladı. Buradan uzaklaşması gerekiyordu. Yürümeyi bıraktığı an bu adamın onu yakalayacağını düşündü. ‘O zaman ne olacak?’
Sonunda içeri girdi ve hızlı bir şekilde kapıyı arkasından kapattı, derin bir nefes aldı. Anında sessizlik oluştu. Geniş olan salonda, yalnızca kendi boğuk nefesinin sesi kasvetli bir şekilde yankılandı.
Elbette, Chase onun peşinden gelmedi. Sessizlikle birlikte bir rahatlama hissi de geldi.
“Sakinleş, seni aptal.” Josh bilerek sesli şekilde küfür etti. Cebindeki şekeri tek seferde ağzına atarken, tekrar tekrar düşündü. ‘Bundan sonra o adama asla aldanma. Chase Miller’a ya da başka birine.’
***18.Kısım***
“Kestik! Bu kadar!”
Yönetmenin bağırmasıyla setteki gerginlik anında azaldı. Daha öncesinde sessiz olan ortam, ekipmanların toplanması ve herkesin konuşmaya başlamasıyla yerini hızla gürültüye bıraktı. Yönetmen Naomi’ye seslendiğinde, Naomi oynamayı bıraktı ve koltuğuna doğru yürüdü. Bunu takiben, Chase de bıraktı.
Çekimler sırasında, biraz uzakta durup sürekli Chase’i ve etrafı kontrol eden Josh da hemen peşinden yürüdü. Karavana dönene kadar Chase’in yanında olması gerekiyordu.
Hiçbir şey yapmadan durmuş olmasına rağmen sekreteri Laura, Chase’in peşinden Josh’tan daha hızlı gitti. Uzattığı sudan bir yudum alan Chase çok geçmeden yüzünü buruşturdu. Anında, Josh dahil herkes gerildi.
Kısa bir süre sonra, Chase acımasızca plastik şişelerin yarısından fazlasını art arda attı. Su şişeleri yere çarptı ve su dört bir yana sıçradı ama kimse şikayet edemedi. Laura dikkatlice nedenini sordu. “Um, hoşuna gitmeyen bir şey mi var…? Sorun markasıysa, başka bir su getireceğim.”
Chase ona korkunç bir şekilde baktı. Şaşkınlık içindeki Laura’ya cevap verdi. “Omega kokuyor.”
“Ne?” Laura utançla gözlerini kırpıştırdı. Josh da şok olmuştu ama masumdu çünkü suyun yanına bile yaklaşmamıştı. Ek olarak, Chase, çekim süreci boyunca bu tür önemsiz şeyler yüzünden oldukça gergin ve sinirliydi. Josh bunları düşününce rahatladı ama öte yandan hala biraz huzursuz hissediyordu. Sessizce izlerken, Laura aceleyle konuştu.
“Olanlar için özür dilerim… Bundan sonra kontrol edeceğim ve dikkatli olacağım. Personeller arasındaki Omegalara Bay Miller’ın eşyalarına dokunmamaları açıkça söylenmişti. Özellikle belirtilmesine rağmen bu nasıl olabildi…?”
Utanan Laura, her zamankinden daha öfkeli görünen ve daha büyük adımlarla yürüyen Chase’e yetişmek için aceleyle peşinden koştu. “Bay Miller, özür dilerim ama bunu gözden geçirmenizi istiyorum.”
Chase sinirle ona baktı, sonra beklenmedik bir şekilde Josh’la göz göze geldiler. Josh her zamanki gibi gülümsedi. Ama Chase boş bir yüzle onu tamamen görmezden gelerek başını çevirdi.
Soğuk tepkisi karşısında Josh utanarak başını kaşıdı. Tam zamanında yanından geçen bir personel gülümseyerek Josh’u selamladı ve o da bir gülümsemeyle karşılık verdi. Hemen bakışlarını Chase’e çevirdi ama o dümdüz ileriye bakıp yürümeye devam etti. O günden sonra bırakın konuşmayı, göz teması dahi kurmamıştılar.
Josh bunu normal karşılamıştı. O gün bahçede olanlar dalga geçmek içindi yine de Josh kalbinin bir köşesinde burukluk hissetmesinin doğal olduğunu düşündü.
Olanlardan sonra neredeyse on gün geçmişti. Bu sırada çekimler başlamıştı ve Josh, Chase’in siyah saçlarına biraz alışmıştı. Film aslen on yıldan fazla bir süredir yayınlanan bir romandan uyarlanıyordu. Roman uzun süredir yayınlandığı için pek çok hayranı vardı, bu yüzden film yapılacağı ilk duyurulduğunda kargaşa çıkmıştı. Ancak bu sadece Chase’in Dr. Flame rolünü oynayacağı öğrenilene kadardı.
Chase’in canlandıracağı Dr. Flame bir başrol değil, yan roldü ve dizi boyunca kötü adamı oynayacaktı. Ana karaktere kıyasla çok çekici bir karakterdi ama çok fazla hayranı yoktu sorun hayranların çok kutuplu olmasıydı.
Siyaha boyanmış saçlarının fotoğrafları yayınlanmadan önce ‘Chase Miller’a Hayır!’ diye bağırıyorlardı. Ona yakıştırmıyorlardı.
Daha sonra, Chase’in Dr. Flame kılığındaki fotoğrafları yayınlandığında tekrar ‘Hayır, Chase Miller olamaz!’ diye bağırdılar. Ona yakışıyor ama ona göre değil. Sebep her seferinde farklıydı ama sonuç aynıydı.
Nihayetinde, insanlar kendi sebeplerinden dolayı başkalarından nefret ediyordu. Şu ana kadar ne kadar çok hayranı varsa o kadar da sevmeyeni olduğu için bu tartışma bekleniyordu. Ve kıvılcım, yapım şirketinden role Chase’i seçen Keith Pittman’a da sıçramıştı. Pittman elbette kılını bile kıpırdatmadı. Sonunda çekimler başladı.
Josh, film gösterime girdiğinde tüm tartışmaların ortadan kalkacağına inanıyordu. Chase’in filmde çok fazla sahnesi yoktu ama ekranın yanından geçmesi bile varlığını belli etmeye yetiyordu. Ayrıca o konuşurken görevliler bile nefes almadan dinliyordu. O sırada herkes onun Dr. Flame rolüne uygun olduğunu görebiliyordu.
Ancak çekim biter bitmez Chase Miller olmaya geri dönmüştü. Herkes ondan kaçınmıştı ve o da bunu kabul etmişti. Şimdi bile dümdüz önüne bakıp doğrudan karavanına yürümüştü.
Josh’un, Chase’in kaybolan izine odaklanan bakışları kısa süre sonra başka taraflara kaydı. Çekimler sırasında rahat edemeyen Josh rahat bir nefes almıştı. Elbette durum herkes için aynıydı.
Artık bir sonraki sahneye kadar biraz dinlenebilirdi. Isaac’le vardiyasını değiştirdikten sonra kahve içmek için dışarı çıktı.
Tanımadığı görevlilerden biri selam verdi, “Merhaba Josh.”
Josh’un omuz hizasındaki kısa boylu bir kadın, başka bir oyuncunun sekreteriydi. Josh bir an için adının ne olduğunu düşündü ama neyse ki üzerinde bir isim etiketi vardı. Gülümsedi ve onu selamladı. “Merhaba, Heather.”
Kadın hafifçe kızardı ve konuşmaya devam etti. “Bay Miller’ın bugünkü çekimlerini bitirdiniz mi?”
“Hayır, öğleden sonra bir sahnesi daha var. Ekipten başka biri daha gelecek. Sadece kahve içip biraz ara vereceğim.”
“Onu sürekli korumak zor, değil mi? Bay Miller çok fazla tehdit alıyor gibi görünüyor.”
“Bu benim işim, bu yüzden yapabileceğim başka bir şey yok.” Heather bu yumuşak cevaba karşın gülümsedi. Birkaç kelime daha konuştular ama arkasını döndüğünde Josh tek kelimesini bile hatırlayamadı. Ve korumaların kaldığı karavanlara doğru ilerlerken birkaç kişiyle daha anlamsız konuşmalar yaptı.
Yorum