Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 35: Kışkırtma

BÖLÜM 35: KIŞKIRTMA
“Aslında, Miller’ın benim rolüme daha uygun olduğunu düşündüm. Zaten oyunculuk yapmasına gerek yok, gelip nefes alsa yeter, değil mi? Bay Miller için gayet kolay olur, farkı kim söyleyebilir ki? Sadece gelip günlük hayatını gösterecek. İşin aslı, bahsettiğim filmde gerçekten oyunculuk yapacağını düşündüğüm bir kısım vardı. Kıyafetlerini çıkaracağı kısım. “
Röportajcı araya girdi. “Doğru. Tüm bu sahnelerin en başından senaryodan çıkarıldığını duydum.”
Duncan gülümsedi ve başını salladı. “Ne yazık ki. Diğer çaylak aktörler senaryodaki sahneleri düzeltmeyi hayal bile edemezlerdi ama beklendiği gibi Miller yapabildi. Baskın Alfa olduğu için bunu yapabilmesi mümkün mü? Yoksa bir Miller olduğu için mi yapabildi?”
Chase’e zekice hakaret etti. Chase’in şu anda sahip olduğu konumu kendi gücüyle elde etmediği mesajını vermeye çalışıyordu.
‘Miller ailesinden bir Baskın Alfa olmasaydın, bu kadar ileri gidemezdin.’ Duncan tüm bedeniyle bunu söylüyordu. Nefes aldıktan sonra konuşmaya devam etti. “Ah, tabi benimki sadece laf. Bay Miller yalnızca nefes alıp, hiç yeteneği ve çabası olmadan, doğuştan şansıyla nasıl buraya kadar gelmiş olabilir? Değil mi?”
Hahaha, yüksek sesle güldü. Josh’un yüzü bunu izlerken bembeyaz oldu.
Chase’in kokusu gitgide güçleniyordu. İfadesinde hiçbir değişiklik yoktu ama Josh, Chase’in hoşnutsuz olduğunu görebiliyordu. Aceleyle daha fazla şeker çıkardı, ağzına ikişer ikişer attı ve yüksek sesle çiğnedi.
Josh içinden ‘Keşke şimdi dursa,’ diye geçirdi ama Duncan Chase’e sataşmaya devam etti.
“Sorun nedir, Bay Miller? Şimdi doğruyu söylediğim için utanmalı mıyım? Hadi ama, canını sıkacak bir şey yok. Bu herkesin bildiği bir gerçek. Bay Miller’ın harika bir şansla doğması konusunda ne yapabiliriz? Ayrıca, Baskın Alfalar çok para ve kadına sahiptir, değil mi? Umm, seks yapmazsanız feromonlarınız birikir, bu da soruna neden olur. Bir düşününce, Bay Miller’ın partneri olmadığı için bir köpekle yaptığına dair bir söylenti vardı. İnsanların farklı zevkleri var, bu yüzden çok iyi anlıyorum. Bu mümkün. Danimarka’da fahişelik yapan köpekler var, biliyorsun değil mi? Oraya gidersen cenneti bulursun. Elbette bunların hepsi şakadan ibaret.”
Ve bir kez daha güldü, hahaha. Şakalarına aşık olmuş gibiydi ama o anda kimse gülmedi.
“Bay Conrad.”
‘Bu kadarı çok fazla,’ diye düşündü röportajcı kendi kendine. Gergince Chase’e baktığında, o zamana kadar tek kelime etmeden Duncan’a bakan Chase aniden nefes verdi.
Tam o anda, herkes nefesini tutarak ona baktı. Duncan da gülmeyi kesti ama korkmuşa benzemiyordu. Sonunda, Chase’in provokasyonuna yanıt vereceği beklentisiyle yanakları belli belirsiz kızarmıştı.
Chase yavaşça kalktı. Vücudundan yayılan feromonların kokusu öfkesini açığa vuruyordu. Röportajcı stüdyoyu terk edeceğini düşündü ama yanıldı. Chase doğruca Duncan’ın oturduğu koltuğa yürüdü.
On adımdan fazla değildi ama Chase ayağını her hareket ettirdiğinde ayakkabılarının sessizce yankılanan ürkütücü sesi herkesin kulağında çınlıyordu.
Sonunda Duncan’ın önünde durduğunda, Duncan’ın yüzünde ilk kez gerginlik oluştuğu görüldü. Chase’in ne yapacağını kimse bilmiyordu. Josh, Mark’a doğru baktı. ‘Sence ona vurmak mı istiyor?’
Mark bilmiyormuş gibi başını salladı. Ancak her halükarda beklenmedik bir duruma hazırlıklı olmaları gerektiği açıktı. Josh sessizce onlara yaklaştı. Gözlerini bile kırpmadan bakışlarını Chase’e sabitledi.
Chase yavaşça eğildi. Dudaklarını yaklaştırdığında ve herkes nefesini tuttu. Gerilim artıp taştığında inanılmaz bir şey oldu.
Chase, Duncan’ı öptü.
“…!” Kimse konuşamadı. Herkes şok içinde onlara baktı.
Duncan da aynı durumdaydı. Bu beklenmedik durum karşısında tüm vücudu kaskatı kesildi ve tepki veremedi. Olanların gerçek olup olmadığını tahmin etmek bile zordu.
Ama bu ne bir rüya ne de bir hayaldi. Buna kanıt olarak, dudaklarının arasına aniden giren dilin hissi çok netti.
Tatlı koku aklını karıştırdı. Duncan, Beta olduğu için üzüldü. ‘Bir Omega olsaydım, bu güzel adamla yatabilirdim.’ diye düşündü.
Hart.
Boğuk bir ses kulağına doğru gelmişti. Duncan afallamış şekilde bir süre gözlerini kırpıştırdı. Chase yavaşça kalktı. Duncan sersemlemiş şekilde ona baktı. Chase’in muhteşem yüzü kana bulanmıştı.
Daha doğrusu ağzından çenesine kadar kana bulanmıştı.
“Ahhhhhhhh!”
“Aaaaaaaaaaaa!”
Her taraftan şaşkınlık çığlıkları duyuldu. Duncan bir anda ağzına dolan şeyi istemsizce tükürdü. Ardından açık renkli zemin kırmızıya döndü. Duncan dilinin koparıldığını ancak o zaman fark etti.
Chase şok içinde eliyle ağzını kapatan adama yukarıdan fısıldadı. “Çok konuşmaya devam et, seni p*ç kurusu.”
Duncan’ın yüzünü ilk kez korku kapladı. Menajeri acilen ambulansı arayıp herkesi harekete geçirirken Chase gülmeye başladı. Kısa süre sonra Chase’in keskin kahkahası stüdyoyu doldurdu. Herkes korkuyla ona baktı ama o gülmeye devam etti. Sanki Duncan’ın yüzü dayanılmaz derecede komikti.
Chase çılgınca gülerken, Josh’un sırtından soğuk terler aktı ve yüzü bembeyaz oldu.
***
Odada ağır bir sessizlik hakimdi. Eve döndükten sonra izleme odasından sorumlu olan Seth dışında herkes salonda toplandı ancak uzun bir süre geçtikten sonra bile kimse konuşmadı. Josh herkesin aynı şeyi düşündüğünü tahmin ediyordu.
-Şaşırtıcı olmayan bir şekilde- bir süre daha geçtikten sonra Isaac her zamankinden daha sakin bir sesle konuştu. “Çalışmaktan çok korkuyorum.”
“Haklısın.” Alışılmadık şekilde Henry Isaac’e sempati duymuştu. Üstelik küfür bile etmemişti. Tabii ki küfür etmeden geçirdiği süre bir dakika dahi sürmedi.
“Ya o çılgın p*ç bizi öldürmeye çalışırsa? S*ktir, ambulansta o herifle beraber gittim, ahh, tanrım! Ağzını havluyla kapattım ama havlu kıpkırmızı oldu. Lanet olsun, bu mantıklı mı? Birinin dilini bu şekilde koparmak mantıklı mı, kahretsin! O çılgın p*ç böyle bir adam. Ah, gerçekten, s*ktir!”
Arka arkaya beş kez küfür etti. Ama kimse ona kendini tutmasını ya da ciddi olması gerektiğini söylemedi. Herkes sessizce sempati duydu. Henry başını ellerinin arasına aldı ve çömeldi. “Keşke o parayı kaybetmeseydim… Ah, salak ben.”
Son pişmanlıkla dolu sözlerden sonra sustu. Odaya sessizlik yeniden hakim oldu. Mark gözlerini kapattı ve alnını ovuşturdu.
Az önce gördüğü ürkütücü sahne hâlâ gözlerinin önündeydi ama aynı şekilde tepki veremezdi. Ne olursa olsun, ekibini motive etmesi ve bu durumla baş etmesi gerekiyordu. “Öhö” kısa bir öksürükle boğazını temizledikten sonra, konuşmaya başladı. “Yapabileceğim bir şey yok, bu bizim işimiz. Onu koruyamamamızdansa Chase Miller’ın suçlu olması daha iyi.”
“Aman ne harika…” Isaac bıkkınlıkla nefes verdikten sonra iç çekerek başını salladı. Ayrıca Mark’ın mevcut durumda söyleyecek ya da seçim yapacak halde olmadığını da biliyordu. Herkes bunun farkındaydı. Aslında sorun tam olarak buydu.
“Diğer güvenlik ekibinin en kısa sürede dönmesi için dua etmekten başka elimden gelen bir şey yok.”
Bu herkesin bildiği bir gerçekti. Sadece gerçeği kabul etmek istemiyorlardı.
Sözleşme bitene kadar buradan asla ayrılamayacakları gerçeğini.
Mark sert bir şekilde konuşmaya devam etti. “Hepiniz sözleşmeyi kararlılıkla imzaladınız, bu durumda şimdi ne yapabilirim? Chase Miller birkaç yıl öncesine göre daha kötü görünüyor ama elimizden ne gelir?”
Chase’in arkasından söylenen sözler biraz acımasızcaydı. Ancak öfke nöbetlerine kendi Chase’in kendisi bile dayanamıyordu.
Yorgun bir sesle konuşan Mark, halsizce ekledi. “Elimizden geldiğince dayanmalıyız. Yapabileceğim başka bir şey yok.” diyerek konuşmasını sonlandırdı. Başka bir alternatif yoktu. Kasvetli atmosferde Josh ayağa kalktı.
Isaac “Nereye?” diye sordu.
Josh çabucak cevapladı. “Devriyeye. Benim sıram.”
Herkes belirlenen saatte sırayla malikanenin ve bahçenin etrafını dolaşıyordu. Zaten başka seçenek de yoktu, dolayısıyla sonsuza kadar orada oturmak anlamsızdı. Bu yüzden Josh malikanenin etrafını dolaşmak üzere, erkenden ayrıldı.
“Haa.”
Josh, soğuk gece havasını içine çekerken biraz boğulduğunu hissetti. Aniden Pitt’i görmek istedi ve yürümeye devam ederken cep telefonunu çıkardı. Bildiği halde saati kontrol etti ama değişen bir şey olmadı. Aramak için çok geç kalmıştı. En iyisi devriye bittikten sonra çocuğunun videosunu izlemekti. ‘Pitt nasıl acaba?’
Aniden, bir şeyin varlığını hissetti yürümeyi kesti.
Görünmeyen bir nesne birkaç adım ötesindeydi. Çabucak tüm vücudunu sertleştirdi ve kim olduğunu anlamaya çalıştı. Belinde ruhsatlı bir silahı vardı. Kim olduğunu öğrendikten sonra, herhangi bir şüpheli işaret görür görmez onu vuracaktı.
Chase Miller’ın malikanesinin bahçesinde uzanıp uyumaya cüret eden biri vardı.
Josh onun kim olduğunu anladığı an omuzları gevşedi.
Bahçede uzanan kişi Chase Miller’dı.
Gün içinde çıkardığı yaygaranın ardından sakince çimlere uzanmış gece esintisinin tadını çıkarıyordu. Josh tıkanmış nefesini güçlükle tutmayı başardı. Dikkat çekmemeye çalıştı.
‘Burada uzanırken sana bir şey olursa kimi suçlayacaksın?’ diye düşündü. Fark etmeden kaşlarını çatan Josh çabucak kendini toparladı. Sonuçta kendi bahçesinde uzanıyordu. Özel hayatında hiçbir sorunu yoktu.
Bu yüzden başkalarına inat burada rahatça uzanabiliyordu.
Elbette en başından itibaren yanılan Duncan’dı. Onun gibi düşünen herkes yanılıyordu. Ancak Chase’in buna cevabı fazla abartılı olmuştu. Bu sayede, o adam bir daha asla Chase’le dalga geçemeyecekti. Josh ‘Hayır, dünyadaki hiç kimse geçemeyecek.’ diye düşünerek Chase’e baktı.
Kollarını açarak uzanmış, gözlerini kapatmış ve rüzgarın tadını çıkarırkenki hali herkesten daha huzurlu görünüyordu. Josh ilk bakışta uyuyakalmış olabileceğini düşündü. Buna kanıt olarak nefes alış verişi gösterilebilirdi. Sessiz, yavaş şekilde nefes aldığı için muhtemelen öyle görünüyordu.
Josh bir süre durdu ve onu izledi. Çok tuhaftı. Daha birkaç saat önce onun ne kadar zalim olduğunu görmüş olmasına rağmen, Chase şu anda bir melek kadar masum ve kırılgan görünüyordu. Yüzü kana bulanmış, deli gibi gülen adam artık yoktu. Josh birden merak etti. ‘Peki, o Chase Miller hangi cehenneme gitti?’
Chase’in tatlı feromonları rüzgara karıştı ve belli belirsiz Josh’un burnunun ucuna ulaştı. Şekeri çıkarıp ağzına koyması gerekiyordu ama öylece durdu. Tereddütlü bakışlarını Chase’in yüzüne çevirdi. Uzun kirpiklerin kapattığı solgun yanaklarda hiç kan yoktu. Josh, kar yağsa onu bulamayacağını düşündü.
Kalbinin bir köşesi sızı hissettiğinde, aniden Chase gözlerini açtı. Josh bir anlığına kalakaldı. Uyumuyordu. Sadece orada uzanıp nefesini tutuyordu.
Chase’in bakışları yavaşça Josh’a kaydı. Bir süre ikisi de hiçbir şey söylemeden birbirlerine baktılar. Josh neredeyse ona uzanmak üzere olduğunu fark etti. Hatasının farkına varır varmaz hareket etmeyi bıraktı ancak artık bu yüzden kıpırdayamaz haldeydi.
***********************************************************************************************
Kan ve vahşet içerikli şeyleri midem kaldırmıyor bu bölümü çevirirken inanılmaz gerildim. Duncan, Chase’i fazla kışkırttı ama dilinin koparılmasını hak etmiyordu bence. Chase yine kuduz köpek adının hakkını verdi.
Bölüm görselini internette Chase’i araştırırken buldum. Bazıları Grayson fanart olarakta paylaşmıştı. Ama bu görsel hayalimdeki Chase’e çok yakın olduğu için sizle de paylaşmak istedim. -Ashily
Yorum