Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 34: Duncan Conrad

BÖLÜM 34: DUNCAN CONRAD
Conrad şimdiye kadar sabırla bugünü beklemişti. Fotoğraf çekimi ve röportaj konusunda mükemmel bir iş çıkaracaktı. Chase Miller dedikodu konusunda mükemmel bir eşleşmeydi. Üstelik, şu anda çok popüler olan filmlerden birinde başrol oyuncusu kadar önemli bir rolde yer alarak kariyerinin zirvesinde en iyi günlerini yaşıyordu. Duncan’la yapılacak çekim Chase’in programıyla çakışıyordu ama bu onun açısından daha iyiydi.
İnsanlar artık Duncan’ı Chase’in dengi olarak göreceklerdi. Bu şekilde adını duyurursa, dünya er ya da geç Duncan Conrad’a kıyasla Chase Miller’ın bir hiç olduğunu kabul edecekti.
Kendi kendine ‘Beni şimdiye kadar tanımadığınıza pişman olacaksınız.’ diye düşündü.
Ardından heyecanla stüdyoya girdi. Ve nihayet planladığı gibi ilk selamını verdiğinde, zaferinden çoktan emin olmuştu. Kasten belirlenen saatten daha geç geldiği için gergin olan insanların yüzleri görüş alanına girdi. Tam da hesapladığı gibiydi. Sonuç olarak, herkes bakışlarını ona sabitlendiğinde özgüveni daha da arttı.
“Geciktin, Duncan. Hadi hazırlan.” Bekleyen personel aceleyle yanına yaklaştı ve ona eşlik etti. Personeli takip eden Duncan etrafına bakındı.
İçten içe heyecanlandığında, son anda ortaya çıkma planının ters gidip gitmediğini merak etti ve personele sordu. “Chase Miller hala bekliyor mu?”
“Hayır, ilk o geldi ve hazırlanıyor. Çekimleri ayrı yapacağız, sonrasında röportajı birlikte yapacağız. Fazla vaktin kalmadığı için acele et.”
Personelin gergin sözlerine karşın Duncan ışıldayarak gülümsedi. “Elbette.”
***
Çekimler sorunsuz geçiyordu. Sakin ortamda, zaman zaman sadece fotoğrafçının ve deklanşörün sesi duyuluyordu. Şimdiye kadar kadar her şey yolundaydı. Hepsinden de önemlisi, Chase sessizce kıyafetlerini değiştiriyor ve kendisine söylendiği gibi poz veriyordu.
Herhangi bir olaya neden olmazsa herkes huzur içinde evlerine dönebilecekti. Tabii ki, herkesin istediği buydu.
Fotoğrafçı, çekimin bittiğini duyururken, heyecanla Chase’i övdü. “Pekala, bitti. Harika bir iş çıkardınız, Bay Miller. Müthiştiniz.”
Son fotoğrafı çektikten sonra, fotoğrafçı ona delicesine aşık olmuş gibi görünüyordu. Bir kazaya neden olmadığı sürece, fotoğraf çekimi için Chase Miller dünyanın en iyisiydi. Heyecanına engel olamayan fotoğrafçı hızla yanına yaklaştı ve onu övdü.
“Bu şimdiye kadar yaptığım en iyi fotoğraf çekimiydi. Hayatımda bu kadar harika bir çekim yaptığıma inanamıyorum. Bay Miller, çöpe atacak bir tane bile fotoğrafım yok. Ama sadece dört tanesini seçmek zorundayım… Çektiğim tüm fotoğrafların içinden nasıl seçim yapacağım? Yapabilseydim hepsini paylaşmak isterdim, insanlar bunları göremediği için gerçekten üzgünüm ve bir şekilde bu beni daha üstün hissettiriyor…”
Buna rağmen Chase’in tepkisi fazlasıyla sert olmuştu. Hayranı olan fotoğrafçının yüzüne bile bakmadan gitmesi fotoğrafçıyı utandırsa da, fotoğrafçı sanki bunun olmasını bekliyormuş gibi parlak bir şekilde gülümsedi.
Ardından çabucak Chase’in peşinden gitti ve “Keşke sizinle çalışmak için bir fırsatım daha olsaydı. Zamanınızı aldığım için çok özür dilerim. Gelecekte daha fazla fotoğrafınızı çekmek isterim.”
Chase’in menajeri, fotoğrafçıyı arkalarında iç çekerek kameraya bakarken bırakarak, Chase’i röportajın planlandığı diğer odaya götürdü.
“Şimdi, Bay Conrad’ın fotoğraf çekimi başlayacak. Bu sırada Bay Miller ile röportaj yapacağız ve röportajın sonunda Bay Conrad’ın çekimleri bitmiş olacak. Ardından ikiniz birlikte birkaç soruya cevap vereceksiniz ve program sona erecek.”
Chase ayrıldıktan sonra Duncan özel bir röportaj için tek başına kalacaktı. Menajeri, ortak röportajda Duncan’ın Chase’i sinirlendirecek bir şey söylemesinden korkuyordu. Önceden planlanmış bir röportajdı ve herkes bunu beklediği için reddedilememişti. Duncan da Chase’in oynayacağı filmde rol alacaktı.
Dergi şirketi kadar Yapım şirketi de bu ilginç kombinasyona karşı koyamamıştı. Hepsi de popüler bir gündem söz konusu olduğunda bir aktörü köpekbalığının ağzına atmaktan çekinmeyecek insanlardı.
Yine de, Chase bunu yapmayı reddetmiş olsaydı, bir şekilde direnebilirlerdi ama Chase reddetmemişti. Tabii burada menajerin küçük bir oyunu vardı. Chase’in kendisinden başka kimseyle ilgilenmeyen kişiliğini kullanarak Duncan’ın nasıl bir adam olduğunu tam olarak söylememişti.
Bir taraftan da Chase, Duncan’ın adını bile bilmiyordu ve hakkında asgari düzeyde bilgi verilmişti. Sadece kendisiyle aynı filmde rol alan bir oyuncuyla röportaj yapacağı söylenmişti.
Menajer, ifadesiz bir yüzle röportaja cevap veren Chase’i gergin şekilde izledi. Ortak röportajın saati yaklaştıkça ağzının içi kurumaya başlamıştı. Yalnızca Chase’in Duncan’ın provokasyonuna ılımlı yanıt vermesini diliyordu. Birazcık sansasyon yaratsa yeterdi.
Sonunda Duncan çekimleri bitirdi ve stüdyoya girdi.
*
*
‘Sonunda o güzel yüzünü göreceğim.’ diye düşünen Duncan kendi kendine sırıttı. ‘Baskın Alfa olsa bile, olayı sadece farklı göz renklerine sahip olması değil mi? Sadece diğerlerine göre biraz daha yakışıklı.’
Fotoğraflarda Chase Miller’ın yüzünü sayısız kez görmüştü ve ona karşı kaybetmeyeceğinden emindi. Kendisi de sayısız podyum finalinde yürüyen bir top modeldi ve hayatı boyunca kesintisiz övülmüştü.
‘Eğer Baskın Alfa olmasaydı, insanlar ona bu kadar tapmazdı.’ Duncan bundan emindi. Chase Miller kendisiyle kıyaslandığında bir hiçti.
Böyle bir özgüvenle kapıyı çalmadan açtı.
‘…Ah?’ İlk defa kokladığı tatlı koku onu bir anlığına duraksatmıştı. Öyle baştan çıkarıcı bir kokuydu ki, biraz gevşerseniz beyninizi eritebilirdi. Doğduğundan beri ilk defa bir koku kalbini böyle attırmıştı. Bir parfümcü bu kokuyu koklasaydı, ruhu pahasına da olsa bu kokunun tarifini bulmaya çalışacağı açıktı.
Ancak bu, birinin tüm çabasıyla oluşturduğu bir parfüm değildi. Duncan Chase Miller’ı gördüğü anda kokunun nereden geldiğini anladı.
Chase, gri bir takım elbise giymişti ve daha koyu gri bir palto omuzlarının üzerinden sarkıyordu. Arkası olmayan yuvarlak bir koltukta oturan Chase’in, parmaklarının arasında yanmamış bir sigarayla uzaklara bakan kederli yüzünü görünce Duncan’ın nefesi kesildi. ‘Aman Tanrım.’
Kuru bir tükürük yuttu. Bu adamın ekrandaki yüzü tamamen yalandı. Kimse, ezici varlığının ve karşıt boşluğunun garip bir şekilde bir arada var olduğu Chase’in eşsiz atmosferini yakalayamazdı. Göz kapaklarını her kapatıp açtığında yavaş yavaş kaybolan ve yeniden beliren mor gözler kibrini daha da öne çıkarıyordu.
Duncan sersemlemiş şekilde ‘Bu Chase Miller mı?’ diye düşündü.
O ana kadar içini dolduran savaşma ruhu ve arzusu sanki kaybolmuştu. Tatlı koku burnunun ucundan süzülmeye devam ederken zihni boşalmıştı.
Tüm duyuları felç olmuş gibi donuklaşmıştı ama kalbi özellikle şiddetle çarpıyordu. Başını çevirmek istedi ama yapamadı. Çaresiz Duncan’ın yapabildiği tek şey Chase’i izlemekti.
Derken bir yerden deklanşör sesi duydu. Fotoğrafçının röportaj sırasında fotoğraf çekmeye karar verip vermediği ya da içgüdüsel olarak herhangi bir senaryo olmadan deklanşöre basıp basmadığı bilinmiyordu. Ama Chase sigarayı tutan eliyle yumuşak sarı saçlarını umursamazsa taradığında herkesin nefesinin kesildiği belliydi.
Sonrasında Duncan ‘Bu adama sahip olmak için bir savaş çıksa, şu anda teslim olurdum’ diye düşündü.
Aynı zamanda, az önce hissettiği yenilgi duygusunu da fark etti ve öfkeyle dişlerini gıcırdattı.
*
*
‘Bitmiş midir acaba?’ diye düşünen Josh tereddüt etmeden stüdyoya girdi. Ofis de dahil olmak üzere binada tehlikeli nesneler veya insanlar olup olmadığını görmek için etrafa bakıyordu. Bu Chase’in feromonlarından kaçınması için iyi bir fırsattı. Derin bir beklenti içinde kapıyı açtığında, röportajın devam ettiğini gördü.
“…Bugün burada olduğunuz için teşekkürler. Hayranlarınıza özellikle söylemek istediğiniz bir şey var mı?”
Josh olabildiğince az ses çıkararak duvar boyunca yürüdü. Acil bir durumda, hızla hareket etmek için tamamen hazırdı.
“Bilmiyorum.” Chase Miller’ın sesi duyuldu. “Umarım birçok insan filmimi izlemeye gelir.”
“Elbette. Eğer bu Chase Miller’ın filmiyse -kesinlikle- ben de izlemek için dört gözle bekliyorum. “
Chase’in sıkılmış gibi görünen sözlerinin aksine, görüşmecinin yanıtı coşkuluydu. Josh röportajın bittiğini sanmıştı ama bir adım daha kalmıştı.
Yan tarafta bekleyen menajer, “Şimdi ortak bir röportajı var,” diye fısıldadı.
“Ah” Josh başını salladı. ‘Bir kez daha etrafa baksam mı?’ diye düşündü ve oradan uzaklaşmaya çalıştı ama kapı çoktan kapanmıştı. Dolayısıyla duvara yapışıp, kıpırdamadan röportajın bitmesini beklemek zorundaydı.
Mülakatı yapan kişi dostane bir tavırla soru sormaya devam etti. “…Peki, birbirinizin rolleri hakkında ne düşünüyorsunuz…”
Mark, Chase’in yakınında duruyordu ve görüşme biter bitmez ayrılması için bekliyordu. Isaac ve Henry arabayı koruyorlardı ve Seth koridordan sorumluydu. Gerekirse Mark ve Josh’a, Seth de katılacaktı ama şimdilik Mark ve Josh yeterliydi.
Tabi Chase ortalığı karıştırmadığı sürece.
Josh cebinden çıkardığı şekeri ağzına atarken ‘Neredeyse bitecek, en iyisi burada bekleyeyim’ diye düşündü. Şekeri yavaşça ağzında yuvarlayıp Chase’in kokusunun kaybolmasını beklerken, Duncan konuşmaya başladı.
“…Doğrusu, karakterlerin hayatları sıkıcı olduğu için kötü yola girdikten sonra yaşamlarına son vermeleri oldukça sıradan değil mi? Güçlü ama sonu belli olan bir rol. Üzerinden çok zaman geçti, o yüzden hatırlar mısınız bilmiyorum ama Miller daha önce de benzer bir rol oynamıştı öyle değil mi? “
“Evet bu doğru. İlk filmindeydi.” Röportajcı cevap verdiğinde, Duncan Chase’e bakarak dalga geçer gibi gülümsedi. “Gerçekten harikaydın. Sayende, çok şey öğrendim. Teşekkür ederim.”
Chase ağzını açmadığı için röportajcı sormaya devam etti. “Öyle mi? Özellikle hangi kısma çalıştınız?”
Duncan gözlerini Chase’e dikmiş halde konuşmasına devam etti. “Ah, böyle davranmamalısın. Tam beklediğim gibi.”
Bir anlığına odadaki hava buz kesti. Chase hâlâ ona bir oyuncak bebek gibi hissizce, ifadesinde hiçbir değişiklik olmadan bakıyordu. Duncan konuşmaya devam etti.
“Bir film çekerken oyunculuk yapmanız gerekir. Ama bana kalırsa Bay Miller oynamadı, sadece her zamanki halini gösterdi. İlk filmini izlerken, bu Chase Miller’ın gizli kamera kaydı mı? diye düşündüm.”
Evet. Beklendiği gibi Duncan, Chase’i acımasızca kışkırttı. Duncan ile ortak röportajın nedeni buydu, bu yüzden yaptığından memnundu. Olay çıkarmak ve dikkat çekmek için Chase Miller’ın şöhretini kullanmak isteyen dergi için de durum aynıydı.
Röportajcı Chase’e baktı. Bir yandan durumun beklendiği gibi olmasından korkuyordu. Cevabı endişeyle bekliyordu ama Chase’de herhangi bir duygusal etki göremedi. Chase sessizce Duncan’a bakıyordu.
‘Söylenenler onu kışkırtmak için çok mu zayıf kaldı?’ Duncan ve görüşmeci o anda aynı şeyi düşünüyorlardı. Duncan sinirlenmişti ve röportajcının korkuları biraz daha azalmıştı. Duncan konuşmaya kaldığı yerden devam etti.
*******************************************************************************************
Chase öyle ihtişamlı anlatıldı ki görmedim ama ben de düştüm ona. Ayrıca parfüm kokusu bağımlısı biri olarak Chase’in kokusunu en çok ben merak ediyor olabilirim. -Ashily
Yorum