Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 2, Bölüm 30: Feromon Kokusu

BÖLÜM 30: FEROMON KOKUSU
Pittman’ın koruması yaklaştı ve özür diledi. “Ah, özür dilerim. Şaşırdınız mı?” Ardından konuşmaya devam etti, “Parti için etrafa birkaç tane bekçi köpeği saldık. Paparazilerin veya davetsiz misafirlerin partideki konukları rahatsız etmeleri büyük sorun olurdu. Endişelenmeyin, onlar iyi eğitimli köpeklerdir kolayca saldırmazlar… Bay Miller? İyi misiniz?”
Kafası karışmış şekilde Chase’e tekrar seslendi. O sırada Chase korkuyla arkasını döndü. Köpeğin havlaması tekrar duyuldu ancak köpek hiçbir yerde görünmüyordu. Bir kaç kez daha etrafına bakınan Chase, titreyen ellerini saçlarının arasından geçirdi. Ve boğuluyormuş gibi kısa bir iç çekti. Aniden başının döndüğünü hissettiğinde gözlerini kapatıp başını eğdi. Bir süre baş dönmesinin geçmesini bekledikten sonra öncekinden farklı olarak, sanki biraz cesareti kırılmış gibi yavaşça hareket etti.
Josh aceleyle arabanın arka kapısını açtı. Chase’in oturduğunu, başını cama yaslandığını ve gözlerini kapattığını görene kadar bekledi. Onu bir süre izledikten sonra, Chase’in yine nefes alış verişinin değiştiğini ve solgun yanaklarının kızardığını gördü.
Kaşları çatılan Josh, “Bay Miller, iyi misiniz?” diye sordu.
Ancak o anda kendisi de başkaları için endişeleneceği bir durumda değildi. Chase’in sürekli yayılan feromonları yüzünden ölmek üzereydi. ‘Birazdan yola çıkacağız ama Henry ve Isaac hala ortalıkta yok.’ diye düşündü.
Chase sanki biraz fazla sıkmış gibi boynundaki papyonu sertçe gevşetti. Josh gömleğinin düğmesini çözdüğünü gördüğü an hızla arabadan indi. Josh’un tepkisini görmezden gelen Chase aceleyle buzdolabının kapağını açtı ve içinden bir şey çıkardı.
Bir bardak su ile küçük bir ecza dolabından bulduğu ilaç kutusundan aldığı ilacı içtiği sırada, aracın arkasında tanıdık bir ses duyuldu.
“Sizin derdiniz ne? P*çler.” Mark sessizce küfür ederek etrafına bakınıyordu.
Arabadan inen Josh çabucak Chase’den uzaklaştı ve nefesini tutarak cebinden çıkardığı şekerleri ikişer üçer çiğnedi. Mark kızgınlıkla tekrar irtibat kurmaya çalışırken, Isaac garip bir zamanlamayla ortaya çıktı.
“Özür dilerim, halletmem gereken kısa bir işim vardı.” Isaac’in özür dilemesi üzerine Mark, bakışlarını arkasından gelen Henry’ye çevirdi. “İkinizin de aynı anda halletmesi gereken bir işi mi vardı?”
Isaac utanmış görünüyordu ama hiçbir şey söylemedi. Henry de öyleydi. Mark homurdandı ve sertçe bağırdı, “Geri dönünce konuşacağız. İkiniz de hazırlıklı olun.”
Nöbet sırasında yerlerinde olmamaları aptallıktı. Josh, maaşlarında kesinti ya da daha kötüsüyle cezalandırılsalar bile hak ettiklerini düşündü.
Yine de Isaac ve Henry sessiz kalmaya devam ettiler. Josh, mazeretlerinin olmaması karşısında şaşırmıştı ama şu anda iş her şeyden önce geliyordu. Ayrıca, Chase’in durumu iyi değildi. Mark da bunun farkındaydı. “Herkes acele etsin, gidiyoruz.”
Chase’in sekreterini almak için geri dönecek zamanları olmadığından Mark, Laura’yı aradı. Ona, eve ayrı gitmesini söyledikten sonra doğruca öndeki arabanın şoför koltuğuna geçti.
Chase’in bulunduğu arabaya yönelen Josh alışkanlıkla şoför koltuğuna oturdu ve çok geçmeden pişman oldu. Hızla araçtan indiğinde Isaac çoktan yolcu koltuğuna oturmuştu. Yer değiştirmeye vakit bulamadan Henry de öndeki araca bindi ve yola çıktı. Bunun üzerine Josh isteksizce geri döndü ve arabayı çalıştırdı.
Gözlerini yola odakladı ve sürmeye başladı. Arabada bir sessizlik vardı ancak Josh ağzını açma zahmetine girmedi. Sessizliği bozan Isaac’in sorusu oldu. “Burada neden bu kadar çok feromon kokuyor?”
Bu beklenmedik soru karşısında Josh istemsizce bakışlarını ona çevirdikten sonra hızla önüne döndü.
“Neden bahsediyorsun?” Josh bilmemezlikten geldi. Tabii ki de ne demek istediğini anlamıştı. Üstüne üstlük kasıkları ıslandığı ve rahatsız hissettirdiği için çıldırmak üzereydi. Isaac ciddi bir yüzle yanıt verdi. “C’nin feromonuna benziyor… Senden kokusunu alıyorum. Ne oldu? Ben yokken bir şey mi oldu? Sesi endişe doluydu.
Josh sinirlendi ve sertçe cevap verdi, “Bu kadar endişeleneceksen, ortadan kaybolmamalıydın.”
Isaac duraksadı. Doğruyu söylediği için Josh’un özür dilemeye niyeti yoktu. Bunun yerine arabanın camını açtı ve sert esen rüzgarın içeri girmesine izin verdi. Feromonların kokusu vücudundan uzaklaşıyor gibiydi.
Bir süre düşündükten sonra Isaac konuştu, “Hemen dönecektim… Özür dilerim.”
“…”
“C’yle karşılaşacağını düşünmemiştim.” Bu kez, sözlerinin arkasındaki anlamı anlayamayan Josh, umursamaz bir şekilde yanıtladı, “Sadece işimi yapıyordum.”
Isaac, “…Senden C’nin feromonun kokusunu alabiliyorum.” diye mırıldandı.
Josh aynı şekilde cevap verdi, “Gidince yıkanırım.” Ancak umursamaz görünüşünün aksine endişelenmeye başlamıştı çünkü öndeki araba çok yavaş gidiyordu. Kornayı çalmak isteyen parmaklarına direnmek o anda anormal şekilde zordu. İçinden sakladığı bastırıcıları çılgınca düşünmesine rağmen, görünüşte olabildiğince sakinmiş gibi davranıyordu.
İçeride tuhaf bir sessizlik vardı. Josh gerginliğinin ortaya çıkmasından korktuğu için konu açmaya çalıştı. “Mark ikinizi de çok azarlayacak.”
“Evet.” diye yanıtladı Isaac. “Sanırım öyle.” Hâlâ ciddiydi.
Kısa süre sonra Josh’un kafasının içi sadece bastırıcılarla doldu. O andan sonra tek kelime etmedi ve Isaac de konuşmadı.
***
Arabadan iner inmez Isaac, Mark tarafından götürüldü. Aynı şekilde Henry de. Malikaneyi korumak için geride kalan Seth, Josh’a neler oluyor der gibi baktı ama Josh’un açıklamaya vakti yoktu.
Bir süre sonra Josh odaya nasıl döndüğünü dahi hatırlamıyordu. Bir şekilde dayanıyordu ama artık sınıra gelmişti. Kapıyı kapatır kapatmaz nefesi sıklaştı ve sıcaklık tüm vücuduna yayıldı. Çabucak eşyalarını karıştırdı, bavulunun en derin yerine sakladığı ilacı çıkardı ve odaya bağlı banyoya koştu.
Sanki Chase’in feromonları aldığı her nefeste tenine yapışmış ve vücuduna girmiş gibiydi. Geçen her dakikada daha da bilincini kaybediyordu. Ağzının içi tamamen kurumuştu. Hızlıca musluğu açtı. Soğuk suyu elini değdirmeye bile fırsat bulamadan ağzına götürdü. Sesli şekilde yutkunarak içti ama sıcaklığı azalmadı. Hızla elindeki ilacı içti.
Belli belirsiz ‘Son kızışmam ne zamandı?’ diye düşündü. Ve sertçe şakaklarına bastırdı. Hayal meyal hatırlamaya çalıştı ama doğru düzgün düşünemiyordu. Kızışması Chase’in feromonları tarafından uyarıldığı için hızlandıysa, bu büyük bir sorun olurdu. Tıpkı o gün olduğu gibi.
İçinden ‘Üzerime bu kadar feromon yayılacağını düşünmemiştim.’ diye geçirdi.
İlacın etkisini bir an önce göstermesini umarak kıyafetlerini çıkardı. Vücudundaki feromonları derhal yıkaması gerekiyordu. Aksi takdirde dışarı çıkıp geceyi birlikte geçireceği birini bulmayı düşünecekti. Elbette bu asla olmamalıydı.
Josh duş musluğunu açıp yere oturdu. Soğuk su vücudundan aşağı akarken hafif bir ürperti hissetti ama daha iyiydi.
Bir süre sonra aklı başına geldiğinde ve titrek bir şekilde içini çektiğinde, birden yanında başka birinin olduğunu fark etti.
“…?” Yavaşça yukarı baktı ve duraksadı. Açık kapıdan şaşkın gözlerle bir adam ona bakıyordu. Seth’ti. “…”
“…” Bir süre ikisi de tek kelime etmedi. Josh nefesini tuttu ve ona baktı. Sanki aklından bir sürü kelime geçiyor gibiydi ama tüm kelimeler anlamsız geliyordu ve hiçbiri gerçekten işe yarar gelmiyordu.
İlk kendine gelen Seth oldu. Gözlerini bir kaç kez kırpıştırdıktan sonra ağzını açtı ama konuşmaya başlaması daha uzun sürdü. “Ah, şey… Partide ne olduğunu sormak için gelmiştim…”
Partide olanlar ne kadar büyük olursa olsun, şu anki durum kadar şaşırtıcı olmayacaktı. Yüzündeki ifade her şeyi söylüyordu. Josh boğazındaki tükürüğü güçlükle yuttu. Tuhaf sessizliğin içinden alışılmadık derecede yüksek bir ses yankılandı. “Um-öhö,” boğazını temizleyen Seth sonunda konuştu. “İyi misin? Mark’a kendini iyi hissetmediğini ve odanda dinleneceğini söyleyeyim mi?”
“Neden? Sadece biraz başım ağrıyor.” Josh durumu gizlemeye çalışıyordu. İçinden fazlasıyla endişeli olsa da sesi anormal derecede sakin çıkmıştı. Ama Seth her zamanki gibi resmi bir tavırla cevap verdi. “Şu anda feromon kokuyorsun.”
Bu cevabın üzerine Josh dondu kaldı. Sertleşmiş yüzüne bakan Seth hissiz bir şekilde konuşmaya devam etti. “Ne oldu? Genelde senden koku almam ama ilacını mı kaçırdın yoksa kızışma döngünün zamanı mı geldi? Eğer şu anda kızışmadaysan, sana yardım etmem çok zor, bu durumda başka bir yerde uyuyacağım.”
Çok rahat tartışıyordu. Josh utançla gözlerini kırpıştırdı ve tekrar yutkundu. Bu sefer ağız kuruluğu yoktu. Kafası karışan Josh’un yerine Seth ağzını açtı. “Çantandaki ilacı gördüm.”
“…Ne zaman?” Zar zor konuşan Josh’a karşın Seth hatırlamaya çalışıyor gibi kaşlarını çattı. “3-4 yıl önce?”
‘Yani uzun zamandır biliyor.’ Josh bir anlığına afalladı ve konuşmaya çalıştı. Boş gözlerle Seth’e bakarken, Seth konuşmaya devam etti. “Bunu bildiğimi sana söylememe gerek yoktu. Tıpkı benim bir Alfa olduğumu bildiğini söylemene gerek olmadığı gibi.”
Normalden biraz daha fazla konuşkandı. Elbette haklıydı ama bu şokun geçtiği anlamına gelmiyordu. Josh bir şekilde kendini sakinleştirmeye çalışarak ağzını açtı. “Senden başka kim biliyor?”
‘Boşa mı çabalıyordum? Belki de herkes biliyordu. Eğer öyleyse, bunca zaman ne kadar gülünç oldum?’ Josh endişe içinde düşünürken, Seth cevap verdi. “Merak etme, sadece ben biliyorum.”
Josh şüpheyle “Nasıl emin olabiliyorsun?” diye sordu.
Seth sakince yanıtladı, “Mark bilseydi seni buraya getirmezdi. Korumaların özellikleri konusunda çok seçiciydiler. Isaac sersem olduğu için elbette bilmiyor ve Henry de…” Omuz silkti ve ekledi. “Hiç kimseyle ilgilenmiyor.”
Söylediği her şey doğru olduğu için Josh söyleyecek söz bulamadı. Seth, sessizce gözlerini kırpan Josh’a çabucak bir çözüm önerdi. “Bugün dışarı çıkmasan iyi olur. Ben de boş bir odada uyuyacağım. Mark’a üşüttüğünü söyleyeceğim. Tamam mı?”
Josh başını salladı, hala kafası karışıktı. Tam odadan çıkmak üzere olan Seth, “Ah,” dedi geç hatırlamış gibi. “Kızışman kaç gün sürüyor? Valizimi yanıma almalı mıyım?
“Hayır, gerek yok.” dedi Josh. Zar zor kendine gelmişti. “Bu kızışma yüzünden değil, C’nin feromonları yüzünden oldu. İlaçlarımı içtim, yıkanıp dinlenirsem iyi olacağım.”
“Anladım, bu iyi işte.” ve gitmek üzereyken, Josh tereddüt içinde tekrar konuştu. “Seth.”
Seth başını çevirdi ve gözlerini kırptı. Josh güçlükle konuşmaya devam etti. “Omega olmam senin için sorun değil mi?”
Seth başını iki yana salladı. “Bunun ne önemi var?”
“Yani, umm…” Josh başını kaşıdı. “Aslında Omegalar bu sektörde pek fazla kabul edilmiyor. Bu durum hala devam ediyor.”
“Doğru.” Seth her zamanki gibi sakince konuştu. “Ama sen sensin.”
Josh şaşkınlık içindeyken, Seth rahat şekilde konuşmaya devam etti. “İçimizde senin kadar güçlü olan başka biri var mı? Mark’ın herkese liderlik etmesi gerekiyor, bu yüzden bir şey olduğunda geride kalıyor. Isaac samimi ama doğaçlama konusunda zayıf ve Henry… çok kaprisli. İdare etmesi kolay biri değil.”
Bir anlığına kaşlarını çattı ve ardından konuşmaya devam etti. “Hızlı karar veriyorsun ayrıca atış becerilerin iyi ve fiziksel dövüşlerde de iyisin, bu yüzden kendimi çok daha güvende hissediyorum.”
Josh utançla kızardı. “Ah… teşekkürler.”
Yorum