BÖLÜM 29: SONSUZ YILDIZ IŞIĞI
Josh tam “Özür dilerim” demek üzereydi ki, Chase yüzünü kapatan elini indirdi. Güçsüz düşmüş bir şekilde gözlerini devirerek yerde uzanıyordu. Omuzları ağır bir nefesle titrerken göğsü hızla inip kalkıyordu. Neler olduğu hakkında hiçbir fikri yok gibiydi. Boşaldıktan sonra sersemlemişti ve gözleri hala net şekilde odaklanamıyordu sadece derin derin nefes alıp veriyordu.
Ağzından menisi damlıyordu. Sadece orası da değildi. Tüm vücudundan sıvı damlıyordu. Josh temizlemesi gerektiğini düşündü ama bunu yapmak istemedi. Kendi kendine ‘Yapabilseydim bu adamı yatağa atar, öper ve onunla tüm gece sevişirdim,’ diye düşündü. Bunu yapmayı o kadar çok istemişti ki neredeyse uygulamaya koymak üzereydi.
Chase’in kızarmış gözleri hafifçe ıslanmıştı. Durumdan utanmış ve rahatsız olmuş görünüyordu. Belki biraz da panik içindeydi. Her halükarda gergin olduğu ortadaydı.
Bahçede uzanıp başka bir adamın eline boşalmıştı. Çarpık yüzünden anlaşıldığı üzere şu anda kendinden nefret ediyordu. Nefretle karışık acı dolu ifadesini gizleyememişti.
Ağır bir nefesle gözlerini kapattığını ve dudağını ısırdığını gören Josh onu arzuladığı için üzüldü. Şehvetle tutuşan arzusunu bastırdı ve aksine çok nazik bir şekilde Chase’e doğru eğildi. Dudaklarını tenine hafifçe değdirdi -tabiki de Chase’in dudaklarına değil- ve geri çekildi. Emma’ya ve Pitt’e yaptığı gibi Chase’in de alnını öpen Josh, korkuyla gözlerini kırpıştıran Chase’e sevgiyle gülümsedi.
Daha sonra sessiz bir fısıltıyla “Her şey yolunda.” dedi.
Chase boş gözlerle Josh’a baktı. Josh bu kez de, Chase’in yanağını öptü. Ağzında belli belirsiz bir tat kalmıştı. Chase’in menisinin bir kısmının istemsizce dudaklarına değdiğini fark etmesi biraz zaman aldı. Ama tadının tam olarak neye benzediğini öğrenmek için gülünç derecede küçük bir miktardı.
Kendini üzgün hisseden Josh, Chase’e tekrar gülümsedi. Buna karşılık olarak Chase sadece gözlerini kırpıştırdı ve hiçbir tepki vermedi. Belli ki hala panik içindeydi.
Josh kendini gerçekliğe dönmeye zorladı ve ayağa kalktı. İstemeyerekte olsa yapması gerekeni yaptı. Cebinden bir mendil çıkarıp Chase’in yüzündeki meniyi sildi. Pitt’i büyütürken mendil taşımayı alışkanlık haline getirmişti. Chase’in yüzünü elindeki temiz bezle nazikçe temizledi.
Bu her zaman olan bir şeymiş gibi Chase kıpırdamadı. Josh Chase’in üzerini silmeye devam etti. Aşağı eğilip kıyafetlerine bulaşan meniyi sertçe ovarken, Chase’in hala dimdik olan penisini gördü. Bir kez yapmak yeterli değilmiş gibi görünüyordu.
Josh tekrar dokunmaya çalıştığında Chase “Bu kadar yeter.” diye bağırdı.
Sesi her zamanki gibi hassas ve sinir bozucuydu. Penisi hala dimdikti ama az önceki kriz geçmiş gibiydi. Josh bir yandan Chase’in penisine bakarken bir yandan da, ‘Bir süre sonra, kendiliğinden iner. Tabi seni gerçekten harekete geçiren bir şey olmadığı sürece’ diye düşündü. Daha sonra umursamaz şekilde cevap verdi. “Sadece silmek istiyorum. Giyinmen gerekecek.”
Ve gerçekten Chase’in penisine mesafeli şekilde dokundu. Biraz önceki hassas dokunuşlarından uzak ve sert bir tavrı vardı. Olabildiğince sakin davranmaktan başka şansı yoktu. Josh mendille penisin etrafını isteksizce silerken Chase’in penisine daha yakından bakmaktan kendini alamadı.
Hayranlıkla bakarken, içinden ‘Kahretsin, bu p*çin neden bu kadar güzel bir penisi var?’ diye geçirdi.
Kalınlık ve boyutu kusursuzdu. Hala ıslak olan penisinin pembe ucu da mükemmeldi. Josh ‘Burayı bronzlaştıramazsın elbette.’ diye düşünürken önündeki adamın penisini ağzına götürmek istedi. Normalde başka bir erkeğin penisini ağzına sokmanın iğrenç olduğunu düşünürdü ama bunun istisnası gözlerinin önündeydi. Chase’in penisinin parmaklarının ucunda bıraktığı hissi unutamıyordu. Josh Chase’in penisinin gerçekten imrenilesi, sert ve çok çekici olduğunu düşündü.
Ama bunu ona asla söyleyemezdi. Ayrıca Chase onun daha ileri gitmesine izin vermezdi ve Josh da bir adım atacak kadar kendinden emin değildi. Sessizce kalan yerleri temizledikten sonra Chase gibi çimlere uzandı.
O ana dek gözleri kapalı olan Chase yavaşça gözlerini araladı. Gözlerini tam olarak açtığında Josh’la göz göze geldiler. İkisi de oldukları yerden kıpırdamadı.
Gece gökyüzü kadar koyu mor gözler, sonsuz yıldız ışığıyla ona bakıyordu. Sonrasında sivri burnu ve parlayan kırmızı dudakları Josh’un görüş alanına girdi.
Josh ‘Bu güzel yüzü nasıl öpemem?’ diye düşündü. Daha sonra elini kaldırdı. Yavaşça Chase’in yüzünü sildi ama Chase kıpırdamadı. Josh yarıya kadar kalktı ve ona doğru bakan mor gözlere baktı. Niyeti belliydi. Chase bunu zamanında önleyebilirdi. Ayrıca her zamanki gibi küfür etmesi veya yumruk atması için bolca sebebi vardı.
Ama beklenenin aksine hiçbir şey yapmadı. Ona yaklaşan Josh’un güzel yüzüne bakmaya devam etti.
Josh’un göz kapakları yavaşça aşağı indi. Tıpkı saç rengi gibi kahverengiyle karışık altın renkli kirpikleri Chase’in görüş alanına girdi. Onun göz kapaklarını öpmeyi düşünürken nefesi Chase’in dudaklarına değdi.
Tam o anda bir ayak sesi onları gerçekliğe döndürdü. Josh hızla yerinden kalktı ve ayağa fırladı. Chase, Josh’un hayret verici refleksleri karşısında şaşkına döndü.
Josh, Chase’i yalnız bırakarak sesin kaynağına dikkatle baktıktan sonra bağırdı. “Mark ne oluyor?”
Ardından gergin bir ses duyuldu. Telaşla, “Ah, Josh. Buradaymışsın. Sizi arıyordum. Kimseye ulaşamıyorum, nereye gittiniz? Isaac ve Henry nerede?” diye sordu.
Josh, bu soruya Chase’i görmemesi için Mark’a yaklaşarak yanıt verdi. “Onları görmedim. Ne oldu?”
“C’yi kaybettim. Onu gördün mü?”
“Ah.” Josh başını salladı. “Merak etme, bir süre önce sigara içmek için dışarı çıktı. Yaklaşmamamı söyledi, o yüzden ben de saklanarak izliyordum.”
“Anladım. Peki, son çağrın ne içindi?”
“Ah, bir şey soracaktım ama hallettim. Önemli bir şey değildi.” Josh o kadar iyi yalan söyledi ki söylediği yalana kendi bile hayran kaldı. Mark buna inanarak başını salladı. “Bay Pittman işi nedeniyle partiden ayrıldı. Kalan misafirlere keyiflerine bakmaları söylendi, ne yapacağımızı C’ye sorar mısın?”
Josh “Evet” demek için güçlü bir istek duydu. Çabucak kabul etti. “Tamam. Sorduktan sonra hemen seninle iletişime geçeceğim.” dedi ve ona gitmesini söylemek yerine elini uzatarak gitmesini işaret etti. Mark hızla uzaklaştı.
Mark gittikten sonra Josh bir süre daha olduğu yerde durdu ve çevreye bakındı. Derin bir nefes alıp verdi ve omuzlarını gevşetti.
Vakit geçirmeden Chase’in yanına döndü, hala orada uzanıyordu. Kılını bile kıpırdatmamıştı.
Josh bir süreliğine içinde güçlü bir mücadele verdi. Biraz önce bozulan atmosfer için gerçekten üzüldü. Kendi kendine ‘Keşke o dudakları bir kez daha öpebilseydim,’ diye düşündü.
Ancak ne yazık ki, Chase ona bu şansı vermedi. Bir anda bilinci yerine gelmiş gibi çabucak ayağa kalktı. Bu sefer geride bırakılan Josh oldu. Chase üstünkörü bir şekilde saçlarını ve üzerini silkeledi. Josh utandı ve olduğu yerde kalakaldı.
İşin aslı, bu adamın şu anda ona vurmaması garipti. Her zamanki kişiliği olsaydı, yapmasını söylemediği bir şey yaptığı için Josh’a saldırabilirdi. O anda kabul etmiş olsa bile şu anda farklı bir ruh halinde olması öfkesini dışa vurması için yeterli olurdu. Josh az önce onu öpmek üzere olduğunu hatırladığında korkuyla ürperdi.
Bu adamın onu az daha öldürebileceğini fark eden Josh buz tuttu, ‘Gerçekten ölmek üzereydim.’ Yine de çoktan gerçekliğe dönmüş olan Josh gözlerini Chase’den almakta zorlanıyordu. Yanaklarında hala hafif bir kızarıklık vardı. Boşaldıktan sonraki durgun ifadesi bile Josh’u çıldırtmaya yetiyordu.
Vücudunun alt kısmında güçlükle yatıştırdığı bir tepki oluştu. Beyninin içi allak bullak olan Josh derin bir nefes aldı ve kendini başka yöne bakmaya zorladı. Yavaş yavaş nefes alıp verirken, Chase birden başını çevirdi.
Tam olarak söylemek gerekirse, tek yaptığı ona bakmaktı ama Josh o an sanki kalbi duracakmış gibi irkildi. Neyse ki kalp masajına gerek olmadı. Çünkü Chase hemen arkasına geri döndü ve yürümeye başladı. Geçte olsa az önce Mark’la konuştuklarını hatırlayan Josh aceleyle Chase’in peşinden gitti. “Şimdi eve dönecekseniz, sizin için arabayı hazırlatacağım.”
“Hazırlat.” Chase’in tek söylediği buydu, sanki gereksiz bir söz söylüyormuş gibiydi. Büyük adımlarla yürümeye başladığında arkasındaki Josh Mark’la irtibata geçti. Konuşması bittikten sonra tekrar Chase’i takip etti. Az önce olanlar bir rüyaymış gibi geliyordu.
Ama gerçekti. Cebindeki Chase’in menisini sildiği mendil buna kanıttı. Zaten bir dereceye kadar sertleşmişti ama yine de dokunduğunda daha da sertleştiğini hissediyordu.
Josh farkında olmadan cebindeki mendili çıkardı ve yavaşça açtı. ‘Belki de istediğim tam olarak buydu.’ Tekrar düşündü. ‘Onu ikna edici sözlerle kandırmış olabilirim çünkü bunu istiyordum.’
Chase arkasına bakmadan yürümeye devam etti. İlk bakışta, onunkinden tamamen farklı bir soğuk ifadeye sahip olan yan profili Josh’un görüşüne yansıdı. Josh aniden Chase’in yüzünü tekrar görmek istedi.
Chase konağa geri dönmüştü ama orada durmadı. “Ah, Bay Miller.” Pittman’ın Chase’i gören uşağı onu selamladı ama Chase hiçbir şey söylemeden doğruca yanından geçip gitti. Önüne bakıyordu ve hiç kimseye aldırmadan hızla ilerliyordu.
Josh aceleyle peşinden gelirken “Bay Miller, bir dakika bekleyin” diye bağırdı.
Bununla beraber, Chase hızla yürümeye devam etti. Ta ki Josh önüne atlayıp onu engelleyene kadar.
“Arabanız hazır olduğunda gidin. Birkaç dakika içinde hazır olur.”
Chase durdu ve Josh’u küçümseyerek baktı. Josh’un nefesi de onunki kadar düzensizdi. Dişlerini sıktı ve onu takip eden Josh’a bağırdı, “Neyi bekliyorsun o zaman, seni p*ç?”
Josh çabucak yanıt verdi, “Şu anda hazırlıyoruz, bu yüzden hazırlıklar bitene kadar beklememiz gerekiyor. Biraz daha bekleyemez misin?”
“Haa, haa.” Chase bir eliyle ağzını kapatmasına rağmen zorlukla aldığı nefesini gizleyemedi.
Josh onun çaresizlik içinde çırpınan gözlerine bakarken konuşmaya devam etti. “Hazırlıklar bittiğinde hemen haber vereceğim. O zamana kadar biraz soluklan.”
Chase kaşlarını çattı. Heyecanı henüz azalmamıştı ve puslu kulaklarında şaşırtıcı bir şekilde tek bir sesi duyabiliyordu. Kendi kendine ‘Bu lanet olası herif kim olduğunu sanıyor, ne yapmaya çalışıyor?’ diye düşündü ama bir şey söylemedi.
Josh, tepkisinden biraz olsun rahatladı, Chase’in kolunu tuttu ve sonra bıraktı. İçinden ‘İkna olacak gibi’ diye düşündü.
Chase şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı, “Seni p*ç, kime dokunduğunu sanıyorsun…!” Dişlerini sıktı ama ileri doğru adım atmadı.
Josh hemen Mark’la irtibata geçti ve durumu ona bildirdi. Mark’a gitmek için hazır olup olmadıklarını sorarken, Chase kaşlarını çatmıştı. Görüşme bittikten sonra Josh konuştu, “Tamamdır, gidebiliriz.”
Chase bir adım geri attı. Josh şaşkınlıkla baktı. Bunu neden yaptığını Chase’in kendisi de anlamamıştı. Şimdi bile hareketlerini düşünmek için iyi bir durumda değildi. Titreyen elleriyle saçlarını karıştırırken ‘Şu anda eve geri dönmezsem ne olacağını gerçekten bilmiyorum,’ diye düşündü.
Josh endişeli gözlerle ve ciddiyetle bakarak, “Bay Miller, başka bir sorun mu var?” diye sordu. Ama Chase’in gerçeği söylemeye hiç niyeti yoktu. Kan çanağı olmuş gözlerini ovuşturarak sinirli bir şekilde nefes alıp verdi. “Çok gürültü yapıyorsun. Hadi bana yolu göster. Yapabilirsin değil mi, seni aptal?”
“…Peki.” Josh daha fazla soru sormadan öne geçti ve uzun koridorda yürüdü. Chase kaşlarını çattı ve düzensiz nefesini bastırdı. Yeniden büyük adımlarla ilerledi.
Sonunda, kahrolası büyük malikanenin ön kapısından geçip tekrar dışarı çıktığında, Chase artık bu sıkıcı yerden ayrılabileceğini düşünmüştü. Bunu düşünmek bir anlığına dikkatini dağıtmıştı, bu yüzden beklenmedik sesi duyduğunda şok içinde gözlerini açtı.
Josh “Bay Miller?” diye seslendi. Bir kez daha Chase’e seslenmesine rağmen yanıt alamadı. O sırada Chase’in kulaklarında tamamen başka bir şeyin sesi vardı.
İçinden ‘Olamaz, umarım o değildir,’ diye düşünüyordu. Şüpheyle, olduğu yerde kaldı ve kıpırdayamadı. Sırtından soğuk terler akmaya başladı. Tam yanlış duyduğunu düşünmeye başlamışken bir yerlerden -onunla alay edercesine- yüksek bir sesle bir köpeğin havlama sesi duyuldu.
“…!” O anda, Chase’in tüm vücudu kaskatı kesildi. Rengi attı ve olduğu yerde kalakaldı. Birkaç saniye geçtikten sonra zar zor nefes alabildi. Ancak endişeyle titreyen gözlerindeki korkuyu gizleyemedi.
*********************************************************************************************
Mark tüm hayallerimin katilisin. Azıcık daha sonra gelsen ne olurdu? Daha fantastik şeyler okuyabilirdik. 🙁
**Chase’le ilgili harika fanartlar gelmeye devam ediyor. Hepinize çok teşekkür ederim. Görsellerin üzerinde çizerlerin isimleri bulunmakta. Lütfen izinsiz paylaşmayın. Anlayışınız için teşekkürler ♥ -Ashily
Yorum