Koyu Switch Mode

Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 8: Devriye

A+ A-


BÖLÜM 8: DEVRİYE


Bunun üzerine Henry kötü niyetli isteğini ağzından kaçırdı, “Mark tüm ekibin temsilcisi olarak tanışmak için yalnız gidemez mi?” diye kendi kendine söylendi ancak sesi diğerlerinin duyacağı kadar yüksek çıkmıştı.

Ne yazık ki fikri Mark tarafından çabucak reddedildi, “Sadece Josh geride kalacak. Diğer herkes benimle gelecek. Yapmamız gerekeni yapmalıyız”.

Henry’nin yüzü anında ekşidi ama başka bir şey demedi. Onlar sayesinde, Josh odasına dönüp dinlenebildi.

Sonunda yatağa girmeyi başaran Josh rahat bir nefes aldı, ‘Şükürler olsun’. Başı zonklamaya devam ediyordu ama dayanılmaz değildi. Aklındaki bütün düşünceleri silecek kadar acı verici olmasını tercih ederdi. Ancak ironik şekilde, yarası o kadar da kötü değildi. Asıl kötü olan şey, işe başlamalarının üzerinden sadece bir gün geçmiş olmasıydı. Ve buna altı ay daha dayanması gerekiyordu…

…Kuduz köpek, Chase Miller’ın çalışanı olarak.

***6.Kısım***

  1. Kahvaltı, her sabah uyanıp uyanmadığını kontrol etmek için arandıktan sonra Chase Miller’ın odasına götürülecektir. Talep üzerine diğer öğünler de götürülebilir.

  2. 1. maddenin amacı dışında Chase Miller’ın odasına girmeyin. Gerekirse arayarak izin almalısınız.

  3. Chase Miller’la ilk siz konuşmayın. Soru sorsa bile cevap vermeyin.

  4. Koruma gerektiren acil durumlar dışında, Chase Miller’a 4,5 metreden daha fazla yaklaşmayın.

  5. Chase Miller’ın arkasında yürümeyin.

  6. Chase Miller’ın önünde yürümeyin.

  7. Daha fazla bilgi için eke bakın.

Josh bir eliyle çatalını tutarken diğer eliyle ilgisizce kağıtları çevirdi. Ek, neredeyse beş sayfa uzunluğundaydı. Kağıttakileri her fırsatta okuması ve ezberlemesi söylenmişti, ama patronları Mark bile tüm bunları ezberlemiş olamazdı.

“Bunu gördükçe deli oluyorum okumak istemediğim için üniversiteye bile gitmedim” diyen, Henry dişlerini sıkmış ve dağıtılan belgeyi fırlatıp atmıştı. Kimse bir şey söylemedi. Ancak ertesi gün Chase’in bir anda fırlattığı cep telefonu ona çarpıp alnını yaralamıştı. Bir gecede tüm önlemleri yürekten ezberlemişti. Şimdi, üyelerden hiçbiri sözleşmenin içeriğini Henry’den daha iyi bilmiyordu. İhlal ettiği madde “Chase Miller’ın önünde yürümeyin”di.

“Sadece yürüyordum!” Henry hayal kırıklığı içinde patlamıştı ama Chase’in yoluna çıktığında “dört buçuk metre” içindeydi.

Herkes muazzam stres altında kenardan yürümeye çalışıyordu. Sözleşmedeki maddeler gerçekten saçmaydı.

“Neyiz biz, hizmetçi mi? Neden her öğünde ona yemek götürelim ki?” Isaac parlamıştı.

Mark ciddi bir ifadeyle cevap vermişti, “Onu aç bırakamayız. Etrafa bir bak. Hiç hizmetçi yok, hiç kimse yok. Öfkesiyle baş edemedikleri için hepsinin işi bıraktığını duydum. Sence gerçekten birini işe alabilir mi? Biz bile, devralacak başka kimse olmadığı için buradayız.”

Ne kadar sinir bozucu olursa olsun, kimse bunu inkar edemezdi. Tüm ekip ağzını kapalı tutarken Mark ekledi, “En azından yemekleri biz pişirmiyoruz. Her gün teslimat oluyor, bu yüzden tek yapmamız gereken vakti geldiğinde yemeğini vermek. Bu açıdan bakınca bu durum o kadar da büyük bir sorun sayılmaz, değil mi?”

Yemeklerle ilgili madde oldukça gülünçtü ama yine de sözleşmedeki diğer maddelere kıyasla oldukça sevimliydi. Ne var ki Chase Miller’ın varlığı bile onlar için bir felaketti. Sadece bir hafta içinde, Seth saç dökülmesinden şikayetçiydi, Isaac üç kilo vermişti ve Henry alnına dikiş attırmak zorunda kalmıştı.

Josh, Chase’le karşılaşmamak için elinden geleni yapmıştı. Bu sayede belirli bir olay yaşamamıştı, ancak sorunun nerede ve ne zaman ortaya çıkacağını asla bilmiyordu. Ne de olsa, ilk dayak yiyen Josh’tu. Belgeyi sık sık gözden geçirdi ve önlemleri özenle ezberledi.

Josh kaşlarını çatarken ‘Her zaman bu kadar kötü müydü?’ diye merak etti. Birkaç yıl öncesine kıyasla daha fazla madde eklenmiş gibiydi. Tam olarak hatırlamıyordu ama daha öncesinde bu kadar sıkı yazılmış uyarılar sayfası yoktu.

Josh, ‘Giderek daha zor beğenir olmuş, dünya çapında bir ünlü olduğu için etrafındaki herkes tarafından şımartılıyor olmalı,’ diye içten içe küçümsedi. Her durumda, sadece işin bir an önce bitmesini istiyordu. Ancak, gerçekte, bir ay bile olmamıştı.

“Ugh…” Josh sızlandı ve masanın üzerine yığıldı. Birden Pitt’i özlemeye başlamıştı. Onunla konuşmak istiyordu. Belki de şu anda uyuyordu. Peki ya Josh onu uyandırırsa? Aramalı mıydı, aramamalı mıydı?

Kendini endişeli hisseden Josh, telefonunun arama düğmesine bastı. Bağlantı sesi kesildikten sonra hoparlörlerden Pitt’in sesi geldiğinde, Josh yüksek sesle çocuğun adını söyledi.

“Pitt!”

Çocuk babasının sesini çabucak tanıyarak karşılık verdi, “Babacım?”

Bir an önce eve dönüp oğlunu kucaklama isteğini umutsuzca bastıran Josh, konuşmaya devam etti “Evet, Pitt. İyi misin?”.

“Babacım… Evet, Babacığım!” Heyecanını gizleyemeyen çocuk kekeledi, “N-Ne zaman geleceksin?”.

Josh, Pitt’in heyecanla sorduğu soruyu duyduktan sonra kabaran duygularını bastırmak için elini defalarca yumruk haline getirip tekrar açtı.

“Emin değilim… Büyükannen nasıl?” diyerek konuyu değiştirdi.

Çocuğun sesi derin bir hayal kırıklığına uğramış gibi alçaldı. “Evet… yedim… kahvaltıda omlet yedim ve büyükannem içine bezelye koymuştu.”

“Eğer güzelce yersen, boyun çabucak uzar.”

“Babacığım gibi mi?”

“Babacığından daha uzun.”

“Vay be,” diye bağırdı çocuk, “Mark Amca’dan bile daha uzun mu olacağım?”

“Daha da uzun.”

“Oooo!” heyecanı hızla sönmeden önce çocuk bir kez daha haykırdı. “Ben bezelye sevmiyorum.”

“Babacığın hepsini yok edecek.”

“Hepsini, söz mü?”

“Söz. Hepsini.”

Josh çocuğunun saçmaladıklarını dinlemeye devam ederken, tüm stresinin uçup gittiğini hissetti. Çocuğun amaçsız gevezeliklerini dinledi ve zaman zaman konuşmaya dahil oldu.

“Josh,” diye seslenen Seth içeri girdi. Josh başını kaldırdığında, Seth başparmağıyla omzunun arkasını işaret etti. “Senin sıran.”

Devriye vaktiydi. Telefonu kapatma zamanı gelmişti. Josh hayal kırıklığını bastırdı ve vedalaşmaya başladı. “Büyükannene selam söyle, Pitt…”

Telefonu kapatmadan önce çocuk bir kez daha sordu, “Ne zaman geleceksin, Babacığım?” diye sordu.

Yalan söylemekten başka şansı olmayan Josh, “Eğer Pitt bezelyelerle havuçları seçmeden yerse, daha erken geleceğim.”

“Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

“O zaman her şeyi yiyeceğim. İyi bir çocuk olacağım.”

Josh telefonu öperken “Evet, Pitt. Babacığın yakında orada olacak,” diye güvence verdi. Sesli bir öpücükle telefonu kapatırken, hâlâ aynı noktada duran Seth ile göz göze geldi. Şaşkınlıkla sordu, “Naber?”

“Umm…” başını yana eğip, sesini alçaltarak, “Çocuğunu bu kadar çok mu seviyorsun?”

Seth bir kaç yıldır partneriyle birlikte yaşıyordu ama henüz evli değillerdi. İkisi de çocuk yapmayı planlamıyordu. Josh gülümsedi ve Seth’in omzunu sıvazladı, “Kendi çocukların olduğunda anlayacaksın.”

Seth omuz silkti, hala anlamış gibi görünüyordu. Dolaptan yeni bir tabak çıkarıp kahvaltılık gözlemelere doğru yürürken, Josh arkasını döndü ve dışarı çıktı.

Köşk, ek bina ve çevresi dahil, tüm araziyi dolaşmayı planlıyordu. Bunun gibi devriyeler aslında sadece bir formaliteydi. Biri otomatik güvenlik sistemli kapıyı geçip bir şekilde içeri girebilse dahi, devasa genişlikteki bahçeyi geçip köşkün yolunu tutarken kimse tarafından fark edilmemesi mümkün değildi. Chase evinden dışarı çıkmadığı sürece, onu köşkte korumaktan daha kolay bir şey yoktu. Üstüne üstlük, tazminatı yüksekti.

Sorun, tüm bu avantajlara rağmen işi kabul edecek birini bulmanın zor olmasıydı.

Kendi kendine ‘Gerçekten de bunun işi kabul etmemdeki rolü büyük,’ diye düşünürken devasa malikanenin etrafına dikkatle bakınıyordu.

12 yatak odalı büyük köşkün arkasına açılan özel plaja şık bir spiral merdivenle ulaşılabiliyordu. Kum, merdivenlerin hemen altından başlıyordu ve sahil her zaman boş olurdu. Bugünde farklı değildi; arkasını dönüp bahçeye doğru gitmeden önce tek bir gölge bile olmayan sahili gözden geçirdi.

Gösterişli ön bahçenin aksine arka bahçede görülecek pek bir şey yoktu. Geniş uçak pistinde bir helikopter vardı ama onun kullanıldığını hiç görmemişti. Daha sonra kullanıldığına hemen hemen hiç tanık olunmayan şahsi spor salonunu, basketbol sahasını ve eğlence odasını da gezdi ama etrafta hiçbir insan belirtisi yoktu; sadece ölüm sessizliği vardı.

‘…Ha?’ Josh binanın arkasındaki büyük yüzme havuzunda Chase’e denk gelmişti. Plaj sandalyesinde rahatça uzanıp bronzlaşırken her zamankinden daha huzurlu görünüyordu. Göğsünün hafifçe aşağı yukarı inmesi uyuyakalmış olduğu izlenimini veriyordu.

Bu sahneye şahit olan Josh’un gözleri kocaman oldu. Chase’in üzerindeki tek şey güneş gözlüğü ve ince bir mayoydu.

Aniden başının üzerinde keskin bir çınlama hissetti. İçgüdüsel olarak birkaç adım geri gitti. Chase henüz başka birinin varlığını hissetmiş görünmüyordu.

Bir ağacın arkasına gizlendikten sonra saklanmaya çalıştığını fark etti. Tek bir seçeneği vardı, o da Chase’e görünmeden oradan gitmekti. Gerçekten de tekrar dayak yiyecek havasında değildi.

Dikkatlice başını ağacın arkasından uzattı. Adam ne yazık ki hala aynı yerdeydi.

Chase’in orada olup olmadığını kontrol ederken, umutsuzluğa kapıldı.

Bu adamın görünüşü neden ideal tipine bu kadar mükemmel bir şekilde benzemek zorundaydı?

“İdeal tip” teriminin, adından da anlaşılacağı gibi, ideal olması gerekiyordu, gerçek olması değil. Chase Miller bile Josh’un ideal tipine yüzde yüz uymuyordu. Erkek olduğu gerçeğinden daha büyük bir sorun vardı.

Josh ideal tipinin en azından normal bir insanın öfkesine sahip olmasını istiyordu, kuduz bir köpeğinkine değil.

Chase aniden ayağa kalktığında, Josh tıpatıp bu adama benzeyen bir balmumu bebek yapmanın ne kadara mal olacağını cidden merak ediyordu. Josh şaşkınlık içinde çabucak gizlendi. Nefesini tutması ve kendini saklaması ona askerliğini hatırlattı. Beraberinde bu ona birlikte ölümün pençesinden kurtulduğu yoldaşını da hatırlattı.

‘Şimdi düşününce, o da Kaliforniya’daydı,’ diye düşündü.

Dane’i son görüşünün üzerinden yıllar geçtiğinin farkına vardığı o anda, arkadan ani bir su sıçraması sesi geldi. Josh refleks olarak irkildi ama yerinden oynamadı. Alışkanlıkla çevresini gözden geçirdi ve bir süreliğine hareketsiz kaldı. Az önce suya atlayanın kim olduğunu tahmin etmek zor değildi. Chase yüzerken kaçma fırsatı kollayacaktı.

Ancak etraf beklenmedik bir şekilde sessizdi. Bir süreliğine hareket etmeyi bıraktı ve dikkatle dinledi. Duyularının tamamıyla odaklanıyordu ama herhangi bir ses yoktu.

Sonunda, daha fazla bekleyemedi ve dikkatle başını ağacın arkasından çıkardı. Bu konuda içinde kötü bir his vardı.

‘Hmm?’ Bir anlık tereddütten sonra, Josh kendini hızla ayağa kalkarken buldu.

Chase’i hiçbir yerde göremiyordu. ‘Az önce ne oldu?’

Etiketler: novel oku Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 8: Devriye, novel Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 8: Devriye, online Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 8: Devriye oku, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 8: Devriye bölüm, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 8: Devriye yüksek kalite, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 8: Devriye light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X