Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 22: Zehir

BÖLÜM 22: ZEHİR
“Sözleşmede benimle konuşsanız bile cevap vermemi yasaklayan bir madde var. Ben sadece sözleşmeye uyuyordum,” dedi Josh.
Ancak bu ona küfürlü ve iğneli sözler olarak geri döndü. “Her defasında beni görmezden gelmeni kim söyledi? Odanın havasını okuyamıyor musun? İhtiyacım olduğunda konuşmalısın, seni lanet olası salak. O kadar düz beyinli misin?”
Chase her zamankinden daha fazla konuşuyordu- muhtemelen sinirlendiği için. Buna rağmen, söylediklerinin hiçbiri kulağa hoş gelmiyordu.
Josh’un öfkesini kontrol altına almak için derin bir nefes alması ve bir süre beklemesi gerekti. Bu p*çi dövüp hapse girmek için can atıyordu ama Pitt’in yüzü aklına geldiğinde kendini tutmak zorunda kaldı.
Bunun yerine resmi bir gülümsemeyle “Özür dilerim. Bir dahaki sefere daha iyi kararlar vermeye çalışacağım” dedi.
“…” Chase hiçbir şey söylemedi sessizce etrafına baktı.
Josh, Chase’in tehditkar havasına yenik düştü ve yalan söyledi, “Geçen gün izlediğim bir komedi programını düşünüyordum. Pek bir anlamı yoktu.” Chase ona tekrar sataşmadan önce hızla konuyu değiştirdi. “Ne içmek istersin? Su, maden suyu ya da ben-“
“Hey.”
“Evet?” Josh bu sefer hemen cevap verdi.
Chase dişlerini gıcırdattı ve “Kapa çeneni” diye bağırdı.
“…” Josh kendisine söylendiği gibi çenesini kapattı ve çabucak sofrayı kurmaya başladı. Servis altlığını yerleştirdi; üzerine katlanmış peçeteyi, çatal ve bıçağı koydu ve pişirdiği yemeği tabağa doldurdu.
Chase, tabağı kusursuz şekilde masaya koyan Josh’a bakmaya devam etti. Josh onu görmezden geldi ve duvardaki mahzenden bir şişe şarap çıkardı. Tadına bakmak yerine mantarını çıkardı ve şarabı kokladı. Çıkardığı şarabı bardağa doldurdu ve geriye doğru birkaç adım yürüyüp gülümsedi. Josh bu kez tüm kalbiyle gülümsüyordu.
“Buyrun, Bay Miller,” diye masayı işaret etti.
Bir süreliğine Chase sessizce Josh’a baktı. Josh bir kez daha gülümsedi. O ana kadar bir santim bile hareket etmeyen Chase sonunda kıpırdadı.
Sadece bir kaç adımda, mutfağın ortasına vardı ve yemek masasına ulaştı. Tam oturmak üzereyken, Josh bir şey hatırlamış gibi gözlerini açtı “Ah, doğru.”
Chase kaşlarını çatak Josh’a bakarken, Josh hızla arkasını döndü ve elinde küçük bir tavayla geri döndü. Josh kocaman bir gülümsemeyle, içindekileri Chase’in gözlerinin önündeki bifteğin üzerine boşalttı. Kavrulmuş bezelyelerdi.
“…” Chase sessizlikle tabağa baktı. Bir kaç saniyeden sonra bakışları yavaşça başka tarafa kaydı.
Sonunda gözleri buluştuğunda, Josh gülümsedi. “Zehri koymayı unuttum.”
Chase’in yüzü giderek daha tehditkar bir hal aldı. Ancak, Josh umursamadı ve devam etti, “Afiyet olsun. Belki zehri bir kez yuttuktan sonra ölen öfken olur.”
“…”
“Hadi yiyin, efendim, hepsi bu kadar.” Josh tıpkı eski buluşmalarında kız arkadaşlarına yaptığı gibi hızla Chase için sandalyeyi çekti.
Bu adam Josh’un şimdiye kadar çıktığı herkesten daha güzel bir yüze ve daha korkunç bir öfkeye sahipti.
Josh bu gerçeği düşünerek Chase’in oturmasını bekledi. Bir yandan da Chase’in ne tür bir tepki vereceğini merak ediyordu. Kalbi gerçekten küt küt atmaya başlamıştı.
Chase tabağa doğru baktı. Tek gördüğü bezelye dağıydı; biftek görülebilir yerde değildi. Josh Chase’in tabağı masaya atacağını düşünmeye başlamıştı ama Chase aniden hareket etti. Masanın etrafında dolandı ve Josh’un çektiği sandalyeye yürüdü ve durdu. Öyle kalacak gibiydi. Josh biraz hayal kırıklığına uğramıştı.
Derken, Chase aniden Josh’un kolunu tuttu.
“…?” Bu beklenmedik hareket karşısında şaşkına dönen Josh, içgüdüsel olarak Chase’e baktı. Chase ona çatık kaşlarla bakıyordu. Gözleri bir kez daha buluştu. Bu kez, farklı olarak yüzleri birbirine çok yakındı.
Puslu mor gözlerle Josh’un gözlerine bakıyordu. Bir süre bu şekilde birbirlerine baktılar. Josh yutkundu. Önündeki adamı iyi tanıyordu. Kolunu geri alması ve hiçbir şey olmamış gibi geri çekilmesi gerektiğini biliyordu. Chase’in gözünde kendisinin kesinlikle bir hiç olduğunu biliyordu.
Ancak ne yazık ki, vücudu hareket etmedi. Chase’e yakalanmış gibi dalgın dalgın bakarken nefesini tuttu.
Gerçekten çılgıncaydı. Böylesi bir yüz nasıl bir insana ait olabilirdi?
“Hahh…” Chase ufak bir iç çekti. Josh neredeyse hatıralarındaki nostaljik çikolata şarkısını duyduğunu sandı. Reklamdaki sevimli sarışın kız artık büyümüş, karşısında duruyordu. Her gece o kızı öpmeyi hayal etmişti. Kendisinden çok daha küçük ve sevimli olan kıza âşıktı -saf, masum bir aşktı-.
O kız artık ortalarda yoktu ama Josh’un kalbi sanki yeniden küçük olmaya geri dönmüş gibi atmaya devam ediyordu. Chase’in uzun kirpikleri, Josh’un gözlerinin önünde yavaşça aşağı yukarı indi. Odaklanamamış, mor gözler yeniden ortaya çıkmadan önce bir saniyeliğine kayboldu.
“Sen,” diye fısıldadı Chase, sesi yüzünden daha tatlıydı, “Gerçekten ölmek mi istiyorsun?” Gülümsüyordu. Josh’un bileğini tutuşu sanki Josh’un boğazını sıkıyormuş gibi yavaş yavaş güçleniyordu. Josh’un parmaklarının ucu karıncalanmaya ve kolu titremeye başlamıştı ancak buna rağmen gözlerini hâlâ Chase’den alamıyordu.
Güçlükle cevap verdi, “Hayır.”
“Bu ne o zaman? Ölmek için can mı atıyorsun?” Chase’in sesi alçaldı. Öfkesi sınırdaydı. Bu gidişle, Josh’u gerçekten öldüresiye dövebilecekmiş gibi görünüyordu.
Havadaki tüm gerginliğe rağmen Josh şakayla karışık yanıt verdi, “Yatakta canıma okuman için ölebilirim.”
“…”
Josh Chase’in tepkisini görür görmez, şakasının işe yaramadığını çabucak anladı. Yatak yerine mutfakta ölmek üzereydi. Aklına hızla mutfaktaki malzemeler geldi.
Chase kafasını fırına sokar mıydı? Yoksa bıçaklanır mıydı? Buzdolabına kilitlemezdi, değil mi?
“Sen…” Chase dişlerini sıktı ve titredi. Josh elini kaldırdığını gördüğünde refleks olarak gözlerini kapadı. Bunu bir kaç yumrukla atlatırsa şanslı sayılırdı.
“…” Josh gerildi, yüzüne tokat yemeyi bekliyordu. Ancak o beklediği hamle asla gelmedi. Bekledi ve içinden 10’a kadar sayıp gözlerini açmak için kendini zorladı.
Chase ona doğru bakıyordu. Elleri havada donmuş kalmıştı. Josh kafa karışıklığı içinde gözlerini kırpıştırdı.
‘Ne yapıyor bu adam?’ diye düşündü.
Nedense Chase kaşlarını çatmış halde Josh’un yüzüne bakıyordu. Josh duraksadı, ağzını açtı ama ses çıkmadı.
Birbirlerinin nefeslerini hissedecek kadar ufak bir mesafeden birbirlerine bakıyorlardı. İkisi de bakışlarını başka yöne çevirmedi ya da geri adım atmadı. Chase’in amacını anlamayan Josh, bakışlarına karşılık vermeye devam etti.
Hareketsiz kalan Chase, başını yavaşça eğdi. Ancak Josh bunu fark etmemişti. Chase derin bir nefes aldıktan sonra gecikmeli olarak durumu farkeden Josh donakaldı. Chase Josh’un kokusunu alıyordu.
O anda, Josh’un beyni durdu. Chase’i kendinden uzaklaştırmak zorundaydı ancak kıpırdayamadı. Hatta Chase aşırı tepki verdiği için ondan şüphelenebilirdi.
‘Bugün ilaçlarımı içtim mi? Yoksa dün mü içmiştim? Bugün içmedim mi?’ Josh telaş içinde düşündü.
Hatırlayamıyordu.
‘Sorun yok, kokum başından beri zayıftı,’ diyerek kendini rahatlatmaya çalıştı. Sıklıkla ilaçlarını içmeyi atlıyordu ama kimse farketmemişti. Kendisi bile kızışmaya girmediği zamanlarda bazen Omega olduğunu unutuyordu. Kimsenin bunu fark etme ihtimali yoktu.
“Bay Miller,” Josh umursamaz bir tavırla konuştu. “Artık gidebilir miyim?”
Chase cevap vermek yerine duraksamaya devam etti. Josh’un kalbi endişeyle dolup taştı. Sert bir ifadeyle uzun bir süre sessiz kaldı. Josh ne düşündüğünü hiçbir şekilde anlayamıyordu.
Birden Chase Josh’u tutan elini bıraktı. Josh geriye doğru sendeledi. Chase kaşını çattı. Chase’in bir şey söylemek üzere olduğunu gören Josh hızla gülümsedi. “Gitmeliyim, Bay Miller.”
Josh deyim yerindeyse tam olarak kaçtı ve hızla ortadan kayboldu. Chase tek başına kalmıştı. Uzun bir süre Josh’un gözden kaybolduğu yöne doğru bakarak durdu. Kaşları çatık şekilde kaldı.
Unuttuğu rüyasından bir sahne gözlerinin önünde yanıp sönmeye devam etti. Sinirli bir şekilde saçlarını geriye doğru taradı. Josh’un rüyasındaki adama benzediğini düşündüğü için delirmiş olmalıydı.
***13.Kısım***
“Tehdit mi?”
Herkes toplandığında, Mark onlara sert bir yüzle notu gösterdi. Orijinal not soruşturma bürosuna verilmişti, yani ellerindeki notun bir kopyasıydı. Kısa ve kabaca oluşturulmuş tehdit notu, dergi sayfalarından kesilmiş bir kolajdı.
<Bırakın Tanrı’nın hükmü Baskın Alfaların üzerine olsun!>
Josh kağıdı okuması için Seth’e vermeden önce kağıdın önünü ve arkasını inceledi. Daha sonra Seth kağıdı Henry’ye, Henry de Isaac’e verdi.
Notu herkes inceledikten sonra, Mark konuşmaya devam etti, “Hayran mektuplarını ya da anti fanlardan gönderilen sahte mektupları eliyoruz ancak bu onlardan tamamen farklı görünüyor.”
Josh “Zarfın üzerinde adres yok,” dedi.
Mark başını salladı. “Biri doğrudan posta kutusuna koymuş olmalı ama güvenlik kamerasında şüpheli kimse görünmüyor. Nasıl koymuş olabilir?”
Seth ciddi bir ifadeyle mırıldandı, “Belki de ziyaretçilerden biridir…”
Herkes aynı şeyi düşündü ve dudaklarını büzdü. Mark ekledi, “Konağa giren ve çıkan herkes en az bir yıldır bunu yapıyor. Şirketler kapsamlı kimlik kontrolünden sonra işe alındıklarını söylüyorlar… Yine de her ihtimale karşı hepsini şüpheliler listesinde tutmalıyız.”
“Öyleyse bu bir çeşit dini örgütün işi mi?” diye sordu Isaac.
Mark başını salladı. “Sadece bu nottan bunu çıkaramayız. Kamuflaj olabilir. Belki de bu işin arkasındaki kişilerden biri dini bir örgütle bağlantılıdır. Her şey bir yana daha da önemlisi yakında gerçekleşecek partiyi nasıl sağ salim atlatacağımız.”
Sözcükler Mark’ın ağzından dökülür dökülmez Seth sordu, “Parti mi?” Ancak, çabucak Mark’ın neden bahsettiğini anladı. Seth ellerini sinirli bir şekilde başının üzerine koyarken herkes Seth’e sempatiyle baktı.
Chase, yaklaşan filminin reklamını yapmak üzere düzenlenecek bir partiye davet edilmişti. Chase’in neredeyse başrol kadar çok sahnesi olan bir yardımcı rolü oynaması şaşırtıcı değildi.
‘Tehdit notunun zamanlaması…’ Josh içten bir nefes verdi. Dahası, son zamanlarda Baskın Alfalar üzerinde giderek artan sıklıkta terör vakaları yaşanıyordu. Filmin yapım şirketinin sahibi ve bir Baskın Alfa olan Keith Pittman da bu terörün kurbanıydı. Ayrıca oldukça ünlü olduğu için bir şekilde hedef haline gelmesi şaşırtıcı değildi. Ancak Chase Miller’ın pozisyonunda durum çok daha tehlikeliydi.
Chase evdeyken sessizlik ve huzurun tadını çıkarıyorlardı ama bu artık sona ermek üzereydi. Mark ciddi bir ifadeyle konuşmaya başladı, “Hadi ilk önce partide ne yapacağımızı tartışalım. Parti Bay Pittman’ın konağında yapılacak…”
Hepsi tek kelime etmeden Mark’ın planını dinlemeye odaklandılar.
********************
Kiss Me Liar okuyanlar partinin hangi parti olduğunu az çok tahmin etmeye başlamıştırsınız bence 😀
Josh Chase’e yakalanmaktan son anda paçayı kurtardı. Chase kendi Omegasının kokusunu alamayan bir Baskın Alfa olarak tarihe geçmek üzereydi. Şükür ki alabiliyormuş 😀 ~~Ashily
Yorum