Koyu Switch Mode

Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 21: Bezelye

A+ A-


BÖLÜM 21: BEZELYE


Tamamlanmıştı…gözlerini açana dek.

*

*

♬♪♪♬♬♩…

Chase’in bilincinin bir parçası tanıdık zil sesiyle uyandı. Kaşlarını çattı ve ufak bir inilti ile arkasını döndü. Çok geçmeden zil sesi kesildi ve başka bir ses duyuldu.

“Bay Miller? Uyandınız mı? Merhaba, dinliyor musunuz? Oradasınız, değil mi Bay Miller?” menajeri otomatik telesekreter aracılığıyla onu yokluyordu. Chase bir süre daha gözlerini kapadı ve hiçbir şey söylemedi. Tek yaptığı alçak ve sinirli bir inilti çıkarmak oldu.

Menajeri, Chase’in tepkisini kabul ettikten, o fazla uzatmadan konuşmaya başladı. “Çekeceğiniz yeni filmin orijinal romanının bir sonraki cildi elime geçti. En kısa zamanda size bizzat getireceğim. Son gönderdiklerimi okumayı bitirdiniz mi? Daha bir çok cilt var ama hepsini okumak en doğrusu. Bu sayede karakterleri daha iyi anlayabilirsiniz. Özellikle bu cildi bulmak gerçekten çok zordu. Diğer ciltler bir yana, bunu kesinlikle okumanız gerekiyor. Dr. Flame ile ilgili hemen hemen her şey bu kitapta. Çok popüler bir seri olduğu için muhtemelen nasıl bir karakter olduğunu biraz biliyorsunuzdur ama o rolü oynamak başka bir mesele. Araştırmanızı yapmalısınız. Büyük bir hayran kitlesine sahip eski bir seri, bu yüzden çok dikkatli olmanız gerekiyor ama harika bir iş çıkaracağınızdan eminim. Ne de olsa, Bay Pittman role sizi doğrudan tavsiye etti… Biliyorsunuz, geçen sefer Bay Pittman’ın uğradığı terör saldırısı teknik açıdan biz sözleşmeyi imzalama sürecinde oyalanırken meydana geldi bunu sadece sizin iyiliğinizi düşündüğüm için söylüyorum (ÇN: Olayı hatırlamak isteyenler KML 12.Bölüme göz atabilir.) İmza sürecinde bahaneler uydurduğunuz için- Rolünüzü iyi yaptığınız sürece, sözleşme sürecindeki tüm anlaşmazlıklar unutulacaktır…”

Menajeri söylenmeye devam etti ama Chase söylediklerinin yarısını bile dinlemedi. Tek yaptığı sessizce nefes alıp vermekti.

Menajer, tepkisinin bu olacağını biliyordu ve konuşmayı çabucak bitirdi, “Pekala, Bay Miller. Başka bir şeye ihtiyacınız olursa bana haber verin. Öğleden sonra orada olacağım.”

Konuşma sonunda bitti ve odaya yeniden sessizlik hakim oldu. Chase yavaşça gözlerini kırpıştırdı. Hâlâ biraz başı dönüyordu ama dayanamayacağı bir şey değildi. Yavaşça oturmadan önce birkaç saniye daha yatakta yattı.

“Hahh…” Derin bir iç çeken Chase, bir süre kıpırdamadan oturdu.

‘Bugün günlerden ne?’ Hafızasını yokladı ama bilmesine imkan yoktu. Baskın Alfaların en az bir günden üç güne kadar uyuması yaygındı. Chase uyuşturucu da kullandığı için hiçbir şey söyleyemiyordu.

Elini alnına koydu ve kaşlarını çatmadan önce bir kez daha iç çekti. Sanki rüyasında bir şey görmüş gibiydi ama ne olduğunu hatırlayamıyordu. Kafası sisli bir havada geziniyormuş gibi pusluydu.

Vücuduna ve yatağına çılgınca bakmadan önce bir an için donup kaldı. Daha sonra çarşafları yokladı, kokladı ve sonunda rahatlayarak omuzlarını gevşetmeden önce vücudunun her köşesini kontrol etmek için ayağa kalktı.

“Phevv…” diyerek iç çekti. Artık endişesi azaldığından, midesinde bastıran açlığı hissetmişti. Saate baktığında, neredeyse öğle yemeği vaktinin geldiğini gördü.

Puslu zihninin içinde kendi kendine, ‘Bir şeyler yemeliyim.’ diye düşündü. Bir elini alnına bastırıp diğer eline telefonu aldı. Dahili numarayı aradı ancak telefon 10 kez çalmasına rağmen kimse cevap vermedi.

Chase sinirli bir şekilde telefonu kapatarak düşündü. ‘Neden bu lanet olası p*çler telefonu açmıyor?’ Odadan çıkıp uzun koridorda yürürken daha da sinirlendi.

Güvenlik görevlilerini, güvenlik kamerası görüntülerini izleyen veya bira içip aptal bir spor maçını takip eden budalalar olacaksa ne diye tutmuştu ki? Chase, bu işe yaramaz çöp parçalarını evin köşelerini korusunlar diye işe almanın amacını anlamadı.

Mutfağın girişinde dişlerini gıcırdatırken kendi kendine ‘Al işte, şu aptala bak.’ diye düşündü. Beklediği gibi, fazla insan gücü içeride tembellik ediyor, dünyayı umursamadan bir fincan kahve içiyordu.

Chase kapının pervazına yaslandı ve Josh’un kafasının arkasına bakarken kaşlarını çattı.

*

*

“Hahh…” Josh içini çekerek dışarıdaki bahçeye baktı. Yeni yemek yemişti ve öğüttüğü kahve çekirdekleriyle kendine bir fincan sıcak kahve yapmıştı. Değişime kadar hala vakti vardı. Kahveyi ağzına götürdü ve nadir görülen bu sakin sabahın ne kadar hoş olduğunu düşündü.

Kendi kendine ‘Belki Pitt’i ararım,’ dedi. Oğlunun yüzünü daha bir gün önce görmüştü ama kalbi şimdiden özlemle dolmuştu. En azından çocuğunun sesini duymayı umarak telefonunu yokladı.

Tam o sırada biri soğuk bir şekilde “Oradaki” diye seslendi.

Josh içgüdüsel olarak bu ani sesin geldiği yöne doğru döndü. Kapı pervazına yaslanmış adamı tanıdığında, bir şaşkınlık daha yaşadı. Chase kapının girişinden ona bakıyordu.

Josh, bu beklenmedik durum karşısında sadece durup gözlerini kırpıştırabildi. Geç de olsa oturduğu sandalyeden kalktı ve söyleyecek bir şey bulmaya çalıştı ama aklına hiçbir şey gelmedi. Pitt’le dolu olan kafası şimdi farklı bir şeyle dolmuştu.

Bunu ağır bir sessizlik takip etti. Bir sebepten, Chase hiçbir şey söylemeden sadece ona bakıyordu.

Uzun bir süre duraksadıktan sonra, sonunda Josh bir şey söylemeyi başardı. “…Söylemek istediğiniz bir şey mi vardı?”

Chase cevap vermek yerine bakışlarını aşağı kaydırdı ve Josh’un uzun bacaklarını, tek bir kilo bile yağa sahip olmayan ince ve kaslı vücudunu inceledi. Farkında olmadan kaşlarını çattı.

‘Böyle bir yüzle neden koruma olarak çalışıyor ki? Korunması gereken kişi o olmalı gibi görünüyor,’ diye düşündü Chase.

“…?” Chase tek kelime etmeden ona baktığında Josh kafa karışıklığı içinde başını eğdi.

Chase Josh’un tepkisinden hiç hoşlanmadı. Ancak sonunda ağzını açtığında, ağzından tamamiyle farklı bir şey çıktı. “Neden kimse telefona cevap vermiyor sizi lanet olası or*spu çocukları?”

Chase içinden küfretti ama söyleyebileceği tek şeyin bu olduğunu çok iyi biliyordu. Neden yakışıklı olmasına rağmen koruma olarak çalıştığını Josh’a soracak durumda değildi. Chase kendi dilini ısırmak istedi.

Josh sonunda anlayarak “Ah,” diye haykırdı. Chase bu tepkisinden de hoşlanmadı ama Josh bunu fark etmedi. Sonunda, Chase’in onca yolu mutfağa kadar gelmesinin sebebinin ne olduğunu anlamıştı.

Artık nedenini bildiği ve konuşacak bir şeyleri olduğu için minnettar olan Josh hemen sordu. “Muhtemelen duymadılar. Ne istemiştiniz?”

Chase, yüzünde sert bir bakışla “Yemeğimi,” dedi.

Josh kendine engel olamadan refleks olarak “Yemek mi?” diye sordu. Chase’in yumruğunun ona doğru uçarak gelmesini bekliyordu ama nedense Chase olduğu yerde kıpırdamadan durmaya devam ediyordu. Tek yaptığı kan çanağı olmuş gözlerle Josh’a bakmaktı.

Ancak daha sonra, “Yemeğim. İngilizce bilmiyor musun? Anlamıyor musun? Kulakların sadece dekorasyon için mi var?” diye küçümseyerek cevap verdi.

Josh kaşlarını çattı ama kendini tutmayı başarmıştı. Sonuçta o Chase’in çalışanıydı. Olabildiğince resmi bir şekilde “Hemen hazırlayacağım” diye yanıtladı ve arkasını döndü.

Chase, Josh’un yemek hazırlamak için buzdolabını açmasını izledi ama yerinden kıpırdamadı. Josh Chase’in bakışlarını görmezden geldi ve önceden hazırlanan yemeği mikrodalgaya atmak üzereyken birden durdu.

Yapması gereken tek şey, paketin üzerinde yazan süreye göre yemeği mikrodalgaya atmaktı. Ancak duraksamasına neden olan şey- aptalca bir şekilde – tabaktaki bezelyelerdi.

‘Bu adam da bezelyelerden nefret ediyor’ diye geçirdi içinden. Chase’in bezelye dışında tabağındaki her şeyi yediğini düşününce otomatik olarak Pitt’i hatırladı. Josh, Pitt’in neden onca şey arasından bezelyeleri sevmediğini merak etti ama bunu düşünmek hiçbir şeyi değiştirmeyecekti.

Chase “…Ne yapıyorsun?” diye sordu. Bu kez gerçekten kafası karışmış görünüyordu. Ancak Josh arkasını dönüp hızla buzdolabını karıştırdı ve ihtiyaç duyduğu malzemeleri çabucak çıkardı. Buzdolabının kapağını çarparak kapattığında dönüp Chase’e baktı, yüzünde hiçbir kızgınlık belirtisi kalmamıştı.

“Yemek hazırlıyorum, tabikii de,” diye gülümsedi Josh.

Chase şüpheyle kaşlarını çattı. “Beni zehirlemeyeceksin, değil mi?”

Josh şaşkınlıkla baktı. “Ne?”

Ancak, Chase oldukça ciddi görünüyordu. Josh küçük bir kahkaha attı. “Seni zehirlemek isteseydim, bunu uzun zaman önce yapardım. Önceden hazırlanmış yiyeceklere zehir atarak değil.”

“Her şeyi kendin yapmak için bir fırsat kolluyor olabilirsin,” dedi Chase, hâlâ şüphe duyuyordu.

Josh, Chase’e içtenlikle gülümsedi. Chase Josh’un yüzünü görünce irkildi ve bakışlarını Josh’a dikti. Josh, koluyla zarif bir şekilde bir eğri çizdi ve gövdesini eğerek kolunu uzattı.

Ve abartılı bir şekilde, “Bu şanlı fırsatın bana bahşedilmesinden gerçekten onur duyuyorum, lordum. Zehri bifteğinizde mi yoksa çatalınızda mı istersiniz? Lütfen rahatlıkla seçin. Memnuniyetle karşılarım,” dedi.

Josh’un bu sözleri açıkça alaycı bir yorum olmasına rağmen, hiç rahatsız edici değildi. Başka insanlar kahkahalara boğulurdu. Chase de tereddüt içinde hisseden kişinin kendisi olduğu gerçeğine şaşırmıştı.

Gözlerini kırpıştırıp bakarken ‘Bu p*çin aklından zoru mu var?’ diye düşündü. Sonrasında Josh’un ağzından çıkanların aksine çok parlak bir şekilde gülümsediğini fark etti. Chase savaşçı ruhunu neyin söndürdüğünü anladığında, inanamayarak ağzını kapadı. ‘Benimkinden daha iyi kişiliğe sahipmiş, g*tüm. Bu or*spu çocuğu kendinin farkında bile değil.’

Chase şaşkın bir ifadeyle Josh’a bakarken, Josh yüzünde gülümsemeyle arkasını döndü. Ancak içten içe, ‘Her öğünün zehirli olup olmadığından şüphelenmek yerine sadece öfkesini kontrol etse çok daha etkili biri olabilir’ diye düşünüyordu.

Daha sonra Josh eti ızgarada pişirip, sosu hazırlarken ve sebzeleri kaynatırken Chase olduğu yerde durup hiç kıpırdamadı. Josh, Chase’in ısrarlı bakışlarının sırtına yapıştığını hissetti ama bunu görmezden geldi.

Yemek pişirirken Pitt’i omuzlarına çıkarması çok zor olduğunda, genellikle çocuğunu bebek sandalyesine oturtur ve kemerini bağlardı. Daha sonra Pitt, Josh’un hareketlerini özlem dolu gözlerle takip ederdi. Gözlerini sırtına sabitleyen bir çocuğun bakışlarından kaçmak gerçekten zordu. Bununla karşılaştırıldığında, kibirli yetişkin bir adamın bakışları bir hiçti.

Josh’u bakışlarıyla takip ederek fazlasıyla etkilenen çocuğunun salyasının aktığının farkında bile olmadığını düşünmek, Josh’u gülümsetti.

Josh hafifçe kıkırdadığında, Chase aniden sordu, “Bu kadar komik olan ne?”

‘Oops,’ Josh irkildi. Anında Chase tarafından yakalanmıştı ama Neyse ki, yapılmayacaklar kurallarını kendi avantajına kullanabilirdi. Kurala uyarak Chase’in sorusunu duymazdan geldi.

Chase bir kez daha sinirli bir şekilde gülümseyerek, “Sen,” dedi. Görünüşe göre Josh yaraya tuz basmıştı. “Şu anda beni görmezden mi geliyorsun?”

Josh çelişkiye düştü. Kurallara uysa da uymasa da bu gidişle dayak yiyecek gibi görünüyordu. Sözleşmeye eklenen bir maddeyle, Chase korumalarına saldırmayı bırakacağını belirtse de, Josh bu sözün tutulacağından şüpheliydi. Her durumda, dayak yemek kendi kaybı olacaktı. Ayrıca Chase’in beklediğinden daha fazla acı veren yumruklarını tekrar denemek istemiyordu. Kararını verdi ve ağzını açtı.

Etiketler: novel oku Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 21: Bezelye, novel Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 21: Bezelye, online Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 21: Bezelye oku, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 21: Bezelye bölüm, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 21: Bezelye yüksek kalite, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 21: Bezelye light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X