Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 16: Grayson Miller

BÖLÜM 16: GRAYSON MILLER
Grayson’ı misafir odasına götüren, Josh’un kafası karmakarışıktı – Chase’in nasıl tepki vereceğini yarı merak ediyordu, yarı da kaçmak istiyordu çünkü Seth’e göre Chase olabilecek en kötü ruh halindeydi.
Tak tak!
Josh misafir odasının kapısını hafifçe tıklattı ve açtı. Tatlı bir koku hemen etrafını sarmıştı. Bir an için bilincini kaybettiğini hissetti neyse ki çabucak soğukkanlılığını geri kazandı. Ağzında erittiği şekeri duyulabilir şekilde ezdiğinde zihni daha da açıldı.
Chase Grayson’ı koltukta bekliyordu. Açık pembe gömleğinin iki düğmesi açıktı ve altında beyaz kumaş pantolon vardı. Josh hayranlıkla iç çekmemek için kendini zor tutmuştu. Az önce Grayson’ın taktığı gibi, Chase de güneş gözlüğü takıyordu. Tek fark, Grayson’ın onları dışarıda, Chase’in ise içeride takmasıydı.
Grayson, “Görüşmeyeli ne kadar oldu Chase? Sevgili küçük kardeşim!” diye haykırdı.
Chase’e sarılmak için kollarını açtı. Tabi ki de, Chase buna izin vermedi.
“Lanet olası or*spu çocuğu, kafanı nereye soktuğunu sanıyorsun?” diye bağırdı, bacağını kaldırdı ve Grayson’ın karnına tekme attı. Chase tüm gücüyle Grayson’ı tekmelemiş olmalıydı, ama Grayson’ın tek yaptığı birazcık sendelemek ve şakacıktan korkmuş gibi davranarak geri adım atmaktı.
Josh’un gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Chase’in kayda değer bir fiziksel güce sahip olduğunu deneyimlerinden biliyordu, ancak Grayson çok az tepki göstermişti. Bu adam o kadar güçlü müydü yoksa Chase mi güçsüzleşmişti? Gelgelelim Grayson’ın üstünlüğü bununla da sınırlı kalmamıştı. Başta tökezliyormuş gibi görünmüştü, ama hızla kolunu uzatıp Chase’in gözlüklerini çıkarmıştı. Chase’in Grayson’ı durdurmak için zamanı dahi olmamıştı. Zamanında kaçamadığı için gözlükleri çıkarmasına izin vermekten başka şansı da olmamıştı.
Chase’in yüzü parlak güneşte net bir şekilde ortaya çıkmıştı. Çok geçmeden Grayson elleriyle Chase’in yanaklarını okşadı ve arya söyleyen bir diva gibi tiz bir sesle ciyakladı. (ÇN: Arya; opera eserinde, solistlerden birinin orkestra eşliğinde söylediği, genellikle kendi içinde bütünlüğü olan şarkı. )
“Aman Tanrım! Kardeşimin sahip olduğu tek şey yüzüydü. Ne oldu böyle?”
Josh olduğu yerde donup kaldı. Chase de kaskatı kesilmişti. Bu ürpertici sessizlikte, bir trajedinin kahramanı gibi sadece Grayson konuştu. “Bu günün geleceğini biliyordum. Ah, her şey bitti. Küçük kardeşim için her şey bitti.”
Chase, “Sen kim oluyorsun da bitip bitmediğine karar veriyorsun, s*ktir!” bağırıp yumruğunu savurdu. Ne yazık ki kaçırdı.
Grayson, Chase’in saldırısını atlatmayı başarırken, “Off”, diye haykırdı. Başını sağa sola salladı ve konuştu, “Sana defalarca rakibini dikkatlice izlemeni ve körü körüne saldırmamanı söyledim. Yüzün gerçekten sahip olduğun tek şey, öyle değil mi? O beyinle repliklerini nasıl ezberleyebiliyorsun?”
Chase, yumruğunu bir kez daha sallayarak kanepeden kalkarken bağırdı, “Seni öldüreceğim!” Josh bir an için Chase’i durdurup durdurmamayı düşündü ancak Chase’in gücü tükenirse müdahale etmeye karar verdi. Her ihtimale karşı vücudunu gerdi.
Derken, Chase’in yumruğunu kıl payı atlatan Grayson, fısıldadı. “Sana sakin olmanı söylemiştim Chase. Yoksa yine eve sürüklenmek mi istiyorsun?”
Sesi feromonları kadar tatlıydı ve alçak fısıltısı adeta kulağı nazikçe okşuyordu.
Ancak Chase’in yüzü bu sözleri duyduktan sonra hiç olmadığı kadar solmuştu. Josh birinin suratının böyle bir hal aldığını daha önce hiç görmemişti. Bir cesedin bile yüzünde, Chase’in şu anda sahip olduğundan daha fazla renk olurdu. Grayson’a bir hayalet görmüş gibi bakıyordu, yüzü bir çarşaf kadar beyazdı.
Chase nefes almakta dahi zorlanıyor gibiydi; Josh’un, Chase’i ilk gördüğündeki haliyle aynı haldeydi. Grayson kardeşine canlı bir şekilde gülümsedi. “Evet, sanırım küçük kardeşim tam bir aptal değil.”
Konuyu bilmeyen biri dışarıdan onları görseydi, Grayson’ın daha iyi bir ağabey olamayacağını düşünürdü. Ancak Josh o anda bu adamdan hiç olmadığı kadar korkmuştu. Grayson, Chase’in böyle buz kesmesine sebep olmuştu ama yine de umursamaz bir şekilde gülümsemeye devam etti.
Bu adam herkesi ter dökmeden öldürebilirdi. Ellerini bile kullanmasına gerek yoktu. Tek ihtiyacı bir kaç kelimeydi.
Josh’un tüyleri diken diken olmuştu. Daha bir saat geçmişti ama adamın maskesinin altındaki yüzü görmüş gibi hissediyordu. Olduğu yere yapıştırılmış halde dururken aniden Grayson ona doğru döndü. Gözleri buluştuğunda, Josh irkildi. Grayson, az önce Josh’a gösterdiği gülümsemeyi takındı.
“Bizi biraz yalnız bırakabilir misin? Bilirsin, aile sohbeti.” Grayson Chase’e baktı ve devam etti, “Hem Chase de artık dinlemeye hazır.”
Grayson elini hafifçe Chase’in omzuna koydu ve inanılmaz bir şey oldu. Chase sessizce koltuğa oturdu.
Josh şok içinde gözlerini kırpıştırdı. Chase tıpkı sıkı bir eğitimden geçmiş evcil bir köpek gibi-çok itaatkardı. Bu hali, Josh’un o ana kadar gördüğü Chase Miller’ın en uygunsuz hali olarak tanımlanabilirdi.
Odaya tekrar sessizlik çökmüştü. Grayson, Chase’in karşısına oturduktan sonra ne beklediğini sormak istercesine Josh’a döndü.
Josh bir an için kıpırdamadan durdu ve Chase’e baktı. Her nedense onu burada yalnız bırakmaması gerektiğini hissetti. Odadan çıkması gerçekten uygun muydu?
Chase’in yüzüne bakarken neden Pitt’i düşündüğünü bilmiyordu.
Bir keresinde Pitt’i parkta kaybetmişti. Neredeyse 10 dakika sürmüştü ama sanki cehenneme düşmüş gibi hissettiren dehşet verici korku duygusundan delireceğini sanmıştı. Deli gibi Pitt’in adını bağırmış ve yürüdükleri yolu geri takip etmişti. Neyse ki, Pitt’i ayrıldıkları yerde dururken bulmuştu. Josh, Pitt’i kollarına aldığında, tarif edilemez bir rahatlama duygusuyla az daha gözyaşlarına boğulacaktı.
Tabi ki söylemeye dahi gerek yoktu, Josh şu anda Chase’i, Pitt’e yaptığı gibi tutup teselli etseydi, azı dişlerinin yeri tamamen değişecekti. Josh, bu kadar genç yaşta implant yaptırmak istemiyordu. Dahası, Chase’in kendisi de bir şey söylemiyordu. Josh’ın kalmak için gerçekten bir mazereti yoktu.
“…Bir şeye ihtiyacınız olursa beni çağırın. Koridorda bekleyeceğim,” diye mırıldandı Josh.
Söyleyebileceği tek şey buydu. Bir süre bekledi ama Chase hâlâ ifadesiz ve tepkisizdi. Josh’un arkasını dönüp misafir odasından çıkmaktan başka seçeneği kalmamıştı. Ayrılmadan önce tekrar baktı, bu iki kardeşte hâlâ bir gariplik vardı. Rahatsız hissetti. Daha sonra kapıyı kapattı.
***
Oda sessizdi. İlk önce ikisi de konuşmaya çalışmamıştı. Bir dakika öncesine kadar alay eden Grayson’ın, küçük kardeşine bakarken dudaklarında hala bir gülümseme vardı. Elbette Chase gülümsemiyordu.
Grayson, “Peki yüzüne ne oldu? Korumalarına saldırdığın ve biriyle kavga ettiğin için değildi, değil mi?” diye sordu. Sanki bu düşünce onu sınırsız eğlendiriyormuş gibi kıs kıs gülüyordu.
Grayson’ı tekmeleme dürtüsünü güçlükle bastırmayı başaran Chase dişlerini sıktı ve sordu, “Burada ne arıyorsun?”
“Doğru tahmin etmişim gibi görünüyor. Senin adına çok hayal kırıklığına uğradım, Chase. Doğru düzgün dövüşemiyorsun bile. Sana bu yüzden adam akıllı bir eğitim alman gerektiğini söylemiştim. Biraz steroid ve protein takviyesi al.” Grayson’ın sıkı ve kaslı bir yapıya sahip olduğunu herkes görebilirdi. Grayson, kendisinden daha zayıf olan Chase’i inceledi ve içini çekti. “Bir kemiğini kırmadığına şaşırdım.”
“Grayson…” Chase’in sertçe sıktığı yumruğunda kemiği çıkmıştı.
Grayson, Chase’in sağlam yumruk attığını çok iyi biliyordu. Kardeşiyle dalga geçmeyi bırakıp konuyu değiştirdi. “Feromonların birikmeye başladı, değil mi? Bugün bir parti var. Sen de gel.”
“Gelmiyorum.”
Grayson, Chase’in net cevabı karşısında gözlerini kısarak, “Öyle mi?” diye mırıldandı. “Daha önce söylemiş miydim? Alex Jr. geçen ay birkaç yavru doğurdu.”
Chase’in yüzü sertleşti. Grayson hâlâ gülümsüyordu.
Grayson konuşmaya devam etti. “Daha doğrusu kız arkadaşı birkaç yavru doğurdu. Alex için son derece mükemmel bir dişiydi. Bu konuda güçlü bir kabiliyeti var, tıpkı İlk Alex gibi… Ah, doğru. Köpeklerden nefret ediyordun. Kuşları falan seversin, değil mi? Köpeklere kıyasla kuşlar pek işe yaramaz. Tuhaf bir zevkin var.”
Chase hiçbir şey söylemedi. Grayson’a gözünü kırpmaya bile cesaret edemeden bakarken, tek yaptığı solgun bir yüzle zayıf bir şekilde titremekti.
Grayson umursamaz bir tavırla ekledi, “Hala o adamı arıyorsun değil mi? Tabi ki de kimseyi bulamadın.”
“…”
Grayson, “Chase,” diyerek söze başladı, sesi her zamankinden daha tatlıydı. “Öyle bir şeyin tekrar olmasını istemiyorsan, feromonlarını salgılamalısın.”
Chase’in kulaklarında kendi kalp atışının sesi yankılandı. Düzensiz nefes alışverişini durdurmak için dudağını ısırdı.
Küçük kardeşine dikkatle bakan Grayson fısıldadı, “Şimdi partiye gitmek ister misin?”
“…”
***
Tıkırt!
Josh, kapının açılma sesini duyunca refleks olarak başını kaldırdı. Kapıdan çıkan Grayson’dı.
Grayson, sanki gerçekten şaşırmış gibi, “Ah? Gerçekten bekliyormuşsun,” dedi.
Chase, Grayson’ın arkasında yürüyordu. Josh hızla Chase’i baştan aşağı inceledi. Son derece solgun yüzüne kanın henüz dönmemiş olması dışında her şey yolunda gibi görünüyordu.
Josh’un bakışlarını fark eden Grayson araya girdi. “Chase benimle birlikte dışarı çıkacak. Korumaya ihtiyacı yok… Öyle değil mi, Chase?”
Grayson’ın söylediklerine şaşıran Josh, gözlerini bir kez daha Chase’in yüzüne çevirdi. Ancak, Chase Josh’u görmezden geldi ve arkasını döndü. Josh telaş içinde “Bay Miller!” diye seslendi.
Chase irkildi ve arkasını döndü, sinirden suratı buruşmuştu.
Josh keskin bir sesle konuştu, “En azından seni korumamız gerekmiyor mu? Gidip arabayı hazırlayım mı?”
“…Sorun yok,” diye mırıldandı Chase.
“Bay Miller.”
Chase kızgın şekilde bağırdı, “Sana sorun yok dedim! Beni rahat bırak. İşime burnunu sokma!”
Josh artık Chase’i ikna dahi edemiyordu. Chase, arkasını dönüp hızla Josh’un görüş alanından çıkmadan önce biraz daha küfür etti.
Josh gibi Chase’in gittiği yöne bakan Grayson kısa bir ıslık çaldı. Josh başını kaldırıp baktığında Grayson gülümsedi ve rahat bir tavırla şöyle dedi, “Üstünü değiştirmek için yukarı çıktı. Birazdan geri gelir. Onun burada olmaması size daha fazla huzur veriyor, değil mi?”
Josh cevap vermedi. Grayson her şeyi anlıyormuş gibi kıkırdadı.
“Ona elimden gelenin en iyisini öğretmeye çalıştım ama sabırsızlığı konusunda hiçbir şey yapamadım. Özür dilerim.” dedi.
Özür diliyor olmasına rağmen Josh, Grayson’ın sözlerinde hiçbir samimiyet hissetmiyordu. Sözleri, maskeli gülümsemesi kadar şeker kaplıydı; neredeyse bunları söylemek için doğru zaman olduğunu düşündüğünden söylemiş gibi hissettirmişti.
Söyleyecek bir şey bulamayınca sessizce Grayson’a baktı. Birden Grayson gözlerini kıstı.
‘Ha?’ Josh ondan kaçamadan, Josh’un yakasını tuttu ve Josh’u kendisine doğru çekti. Burnunu Josh’un boynuna gömdü ve derin bir nefes aldı. O anın şokuyla Josh karşı koyamamıştı. Sonunda Grayson başını kaldırmadan önce birkaç kez daha Josh’u koklamıştı.
Kısık sesle, “Nesin sen?” diye sordu.
Josh bir an için ne cevap vereceğini bilemedi. Grayson’ın ne demek istediğini ancak birkaç saniye sonra anladı.
Her zamanki gibi, “…Beta’yım,” diye yanıtladı.
Grayson, başını yana yatırarak, “Gerçekten mi?” dedi. Josh’un en başından beri zayıf bir feromon kokusu vardı. Ayrıca ilaç içtiği için Grayson’ın gerçeği öğrenmesi mümkün değildi.
Josh buna gerçekten inanıyordu ama kalbinin bir köşesi huzursuz hissediyordu. Olabildiğince sakin bir şekilde Grayson’ın gözlerinin içine baktı. Grayson, Josh’un yakasını tutmak için kullandığı eliyle çenesini tuttu.
Bir yabancının başını bir taraftan diğer tarafa çevirmek için çenesini kabaca kavrayan Grayson, ilk kez kaşlarını çattı, “Çok tuhaf.”
Yorum