Koyu Switch Mode

Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 14: Yumruklaşma

A+ A-

BÖLÜM 14: YUMRUKLAŞMA


Josh öfkesini bastırmaya çalışırken Chase beklenmedik şekilde dudağını büktü. Konuşmaya devam etmek üzere olan Josh duraksadı.

“Neden duvarı yumrukluyorsun? Yumruklamak istediğin kişi ben değil miyim?”

Josh sıktığı dişlerinin arasından “Patronuma yumruk atamam,” diye mırıldandı.

Chase inanılmayacak kadar masum bir yüz ifadesine büründü. “Bunun ne önemi var? İstiyorsan yap gitsin.”

Josh kulaklarına inanamadı. “Ah, sana yumruk atabilir miyim? Gerçekten mi?”

Chase tereddüt etti.

Chase’in gülümsemesi silinmiş yüzünü seyreden Josh, ciddiyetle devam etti, “Bunu bana başından beri söyleseydin, sözlerimi boşa harcamazdım. Sana ne kadar sert yumruk atabilirim ve seni kaç kez yumruklayabilirim? Bel altı olmaz, değil mi? Ah, belki de yüzüne de dokunmamalıyım. Ne de olsa sen bir oyuncusun.”

Chase, inanılmaz derecede hevesli görünen Josh’a, sanki çok çirkinmiş gibi baktı ve sessizliğini sürdürdü.

Chase uzun bir süre durduktan sonra ağzını açtı ve konuştu,”…Gerçekten beni yumruklamak mı istiyorsun”

Josh kaşlarını çattı. “Sonuçta buna izin veriyorsun, değil mi? Bence mantıklı. Öbür türlü seni yaralamak başımı belaya sokar.”

Josh’un yüzü hayal kırıklığıyla kaplanınca Chase’in yüzünün şekli değişti. “Madem bu kadar uzun süredir bana vurmak istiyordun, neden şimdiye kadar yapmadın?”

Josh’un cevabı netti. “Sen bizim müşterimizsin. Dava açarsan kötü olur. Herkesin sizinki kadar çok parası yok Bay Miller.”

Chase, Josh’un ağırbaşlı tepkisi karşısında bir an sessiz kaldı.

“Peki, şans verilirse ne yaparsın?” diye sessizce sordu.

Josh gülümsedi. Yumruklarıyla tüm kinini bir kenara atabileceğini hayal etmek bile gülümsemekten açık kalan ağzını kapatmasını zorlaştırıyordu. Elimden geldiğince sana vuracağım tabii ki. “Bir daha böyle bir şans elime geçmeyebilir.”

“Hah!” Chase alay etmeden önce inanamayarak haykırdı, “O zaman neden şimdi denemiyorsun? Yapabilirsen tabi.”

Josh’un nefesi kesildi. Ancak, hızla tavrını korudu ve sordu, “Gerçekten mi? Daha sonra sözlerinden dönüp bana tazminat davası açmayacaksın, değil mi? Burana, şurana daha sonra da aslında tüm vücuduna vurmama izin vermediğini söylemeyeceksin-“

Josh’un şüpheli sorular zinciri Chase’in sinirli bir şekilde bağırmasıyla kırıldı. “Sana ne istersen yap dedim. Sen de yapabileceğini söylemedin mi? Çok param var. Senin kuruşlarının ilgimi çekeceğini mi sanıyorsun?”

“Şaka yapmıyorsun, değil mi?”

Josh tekrar sorduğunda, Chase yüzünü Josh’un tam önüne getirmişti. “Al işte, yapabilirsin. Yüzüm ya da başka bir yerim, bana istediğin kadar vur. Neden yapmıyorsun? Yapamayacak kadar korktun mu? Senin gibi pislikler her zaman yalnızca havlar ve ısırmaz. Saçlarıma dokunmaya bile cesaret edemiyorsun ve yaptığın tek şey havlayıp gevezelik etmek. Bak, şimdi bile kıpırdayamıyorsun. Biliyordum. Her zaman böyledir. Aptal p*çler blöf yap-“

O anda Josh yumruğunu Chase’in karnına geçirdi.

“…!”

Chase sendeledi ve ani atak karşısında irkilerek geri adım attı. Peşinden Josh bir sonraki yumruğunu attı ama Chase bu sefer kıl payı atlattı. Josh’un havada savrulan kolundan tuttu ve kendine doğru çekti.

Küçümseyerek, “Burada durup dayak yiyeceğimi asla söylemedim,” dedi.

Hemen sonrasında, Chase Josh’un beline yumruk attı, Josh nefesini tuttu ve geri sıçradı. Josh yalpalarken, Chase bir yumruk daha attı ve Josh hızla yana yuvarlanarak bu yumruktan kurtuldu. Peşinden, bacağını savurdu ve Chase’in karnına tekme attı. Bu kez sendeleyen Chase olmuştu. Josh fırsatı kaçırmadı; bir kez daha Chase’in üzerine atıldı.

Küttt!

Josh’ın kulak zarlarına yabancı bir ses çarptı. Gözlerini kocaman açtı. Chase’in yüzüne tokat attığını geç de olsa anlamıştı ama çok geçti. Şaşıran sadece Josh değildi.

Josh, karşısında Chase’i görene kadar bir insanın gözlerinin bu kadar geniş açılabileceğini bilmezdi. Chase olup bitenlere inanamıyormuş gibi ağzını açtı, kapadı, tekrar açtı ve tekrar kapadı.

Durumu düzeltmeye çalışan Josh aceleyle, “…Her yerine vurabileceğimi söylemiştin, değil mi?”

“Sen…!”

Chase’in gözlerini öfke bürümüştü.

Bundan sonrası, tam bir kaostu. Josh Chase’in böğrüne yumruk attı. Chase, Josh’un karnına bir darbe indirdi. Josh, Chase’in bacağına tekme attı ve Chase, Josh’un çenesine yumruk attı. Odayı süsleyen Ming Hanedanlığı’ndan bir tabak acımasızca paramparça oldu ve böylece insanlığın miraslarından biri daha yok oldu. Warhol’un duvarda asılı olan eseri yırtıldı. Chase’in ilk başrolünde aldığı En İyi Erkek Oyuncu ödülü artık paramparçaydı. Josh’un ekip arkadaşları nihayet odaya girip ikisini ayırdıklarında, odada zarar görmemiş tek bir nesne kalmamıştı.

***9. Kısım***

“Patronunu nasıl böyle dövebilirsin?” diyen Mark, Josh’u hayal kırıklığı içinde eleştirdi. Josh, vücuduna bandaj saran Seth’e bakarak sessiz kaldı.

Yerine Isaac karşılık verdi, “Dayak yiyen sadece C değildi. Josh da bir o kadar hasar gördü. Yumruklaşa kavga ettiler.”

Bu doğruydu. İlk hamleyi Josh yaptı, ama Chase öylece dikilip dayak yememişti. Josh bunu kanıtlamak istercesine bir ağız dolusu kanlı tükürük kustu.

“Birini böyle dövebiliyor…” diye mırıldandı Isaac kaşlarını çatarak.

“Hey, hey. Josh’un C’yi krep gibi dümdüz ettiğini görmedin mi?” dedi Mark.

O zamana kadar sessiz kalan Seth, “Gerçekten tatmin ediciydi,” diye mırıldandı.

Mark bir süreliğine sustu. O bile bu hissi inkar edemezdi. Isaac araya girdi, “En azından Josh döner tekme atmadı. Kendini tutmak kolay değil. Josh onu gerçekten tüm isteğiyle tekmelemiş olsaydı C’nin şimdi ne halde olacağını bir düşünün.”

Josh birden ona Tekvando öğreten ustanın sözlerini hatırladı. “Uzun bacaklara sahip olmak iyi, ama aynı zamanda çok korkutucudur” demişti.

Haberi geç duyan Henry, eşyalarını toplamayı bırakıp içeri koştu. “Adem elmasını yumruklamalıydın!” diye bağırdı.

Josh gözlerini devirdi, “Ve onu öldürse miydim?” dedi. Sonrasında Henry çenesini kapadı ki bu çok nadir görülen bir olaydı. Bu sayede herkes bunun aslında Henry’nin en derin arzusu olduğunu fark etti.

“Gidip güvenlik kamerasını izleyeceğim. Her şey kaydedildi değil mi? Zaman bilgisi ne?” diye sordu Henry, zevkten dört köşe olmak istiyordu. Kendisine kazık atan kumarbazların kim olduğunu öğrenmek için tüm parasını harcadığı geçen yazdan beri ilk defa bu kadar hevesli görüyordu.

Günlerce köşe bucak Las Vegas’ı arayıp onları bulup dayaktan pestillerini çıkarana kadar durmamıştı.

Josh, konuyu değiştirip arkasını dönen Henry’yi durdurdu. Büyük bir çabayla bir paket patlamış mısıra uzandıktan sonra paketi Henry’ye verdi. “Mikrodalgada üç dakika.”

“Vay canına! Teşekkürler dostum.” Henry, Josh’un elini sıkıca tuttu, alışılmadık bir şekilde dokundu. Henry’nin gözlerinde yıldızlar gibi parlayan güven ve beklenti parıltısının baskısı altında olduğunu hisseden Josh, gülümsemeye çalıştı. Henry heyecanla mırıldandı, “Yanına kola da alacağım” ve odadan çıktı.

Henry gittikten sonra Isaac mırıldandı, “Bunun üzerine bir süreliğine işi bırakacağını söylemeyecek, değil mi?

“Bu onu biraz idare eder,” diye içini çekti Mark, sanki bu düşünce başını ağrıtıyormuş gibi görünüyordu. “Hadi burada bırakalım. Yarın C ya da Laura ile sakince konuşacağım. Bilirsiniz, sözleşme ve bundan sonraki koruma işleriyle ilgili… durumun ciddileştiğini anlamaları gerek…” Josh’a baktı ve “Endişelenmeyin,” diye ekledi.

En sonunda herkes kendi görev yerlerine dağıldı. Neyse ki, Josh bu gece izinliydi.

“Ah, ah, ah” Josh, kısa bir duşun ardından yüzüstü yattığında sonunda acının kendisine ele geçirdiğini hissetti. Chase kolay bir rakip değildi. Hem fiziksel gücü hem de hırçınlığıyla, yumruklarını muhtemelen tüm gücüyle savurmuştu. Neyse ki, Chase hiçbir zaman herhangi bir dövüş sanatını ya da başka bir dövüş biçimini öğrenmemişti.

Geç de olsa vücudunu kaplayan ağrıyı ve yorgunluğu hisseden Josh, sessizce inledi. Büyük ihtimalle yarın daha çok acıtmaya başlayacaktı. Gözlerini kapatırken ‘Onu da yarın düşünürüm,’ diye içinden geçirdi. Her halükarda, kalbinin huzurlu ve ferahlamış olması yeterliydi.

***

“Ah, Josh. İyi uyudun mu? Kendini nasıl hissediyorsun?”

Josh öğle yemeği vaktine doğru odasından çıktığında, yanından geçen Isaac ile karşılaştı. Josh başını sallayarak selam verdikten sonra Isaac hızla yanına geldi ve birlikte yürümeye başladılar. Birden Josh meraklandı ve “Olanlardan sonra C nasıl?” diye sordu.

Isaac ilgisiz bir şekilde yanıtladı, “Önemli bir şey yok. Sanırım hala uyuyor.”

“Öyle mi?” Josh Chase’in ne kadar kötü yaralandığını birazcık merak ediyordu.

Isaac aniden “Onu biraz daha dövebilirdin.” diye söylendi. Fikrini böyle söylemesi alışıldık bir şey değildi.

Josh da dürüstçe yanıtladı, “Yapsaydım, şimdi tutuklanmış olurdum.”

Bundan sonra Isaac başka bir şey söylemedi. Daha sonra, Josh telefonun titrediğini hissetti. Arayan Seth’di.

Josh telefonu açar açmaz sordu, “Bir sorun mu var?”

Kısa bir duraksamanın ardından, Seth konuştu, “C seni odasına istiyor.”

“Beni mi? Neden?” Josh Chase’in başka bir kavga istediğinden şüpheleniyordu.

Seth oldukça isteksiz şekilde yanıtladı, “Bilmiyorum. Sadece gelmeni istedi, başka bir şey söylemedi.”

Telefonu kapattıklarında, konuşmayı izleyen Isaac sordu, “Seninle gelmemi ister misin?”

Josh, Isaac’in endişeli görünüşüne baktı ve soğukkanlılıkla başını salladı. “Hayır, sorun değil. Yine de teşekkürler.”

Isaac’i geri çevirdikten sonra hızlıca ilerledi. Henry’nin, Chase’in Adem elmasına nasıl yumruk atması gerektiğine dair yorumunu çabucak zihninden sildi.

Josh daha farkına varmadan, kendini Chase’in kapısının önünde buldu. Ancak, bir süre kapısını çalmaya cesaret edemedi. Kısa, derin bir nefes aldı ve kapıyı tıklattı.

Bununla birlikte içeriden hiçbir cevap alamadı. Josh’u odasına çağıran Chase olduğundan, Josh onun kendisini beklediğini varsaymıştı. Kararlılığını pekiştirdi ve kapıyı açtı.

Oda özenle temizlenmişti. Bariz şekilde görünüyordu ki, odayı temizleyen kişinin oda sahibi olmasının imkanı yoktu. Josh, temizlik görevlilerinin çoktan gelip gittiğinden emindi.

Ne yazık ki, duvarı ve odanın etrafındaki boş alanı dolduran birçok sanat eseri ve dekorasyon gitmişti. Chase’in odasında kalan tek şey, yatağı ve katlanır sandalyesiydi. Buna karşın, Josh bu kadarının fazlasıyla yeterli olduğunu düşündü. Her şeye rağmen gözüne çarpan tek şey Chase’di.

Yatağının üzerine oturmuş Josh’u bekliyordu. Oldukça eski görünümlü -belki de sık giyildikleri için öyle görünüyordu- bir kot pantolon giyiyordu ve sade bir tişört giymişti. Kıyafeti son derece sıradan olmasına rağmen, Josh’a sanki Chase dolabındaki en iyi kıyafetlerini giymiş gibi geldi. Tabii ki, kim olsa aynı şeyi düşünürdü. Chase mükemmeldi.

Gözündeki siyah morluklar dışında, öyleydi.

Chase, kaşlarını sertçe çatarak Josh’a bakıyordu. Josh kapıyı açıp kendini gösterdiğinden beri, Chase’in bakışları ona sabitlenmişti ve kıpırdamadan duruyordu. Israrlı bakışları Josh’u rahatsız etti, ama bu konuda elden bir şey gelmezdi.

Josh, gerekirse kapıdan kaçabilmek için kasıtlı olarak Chase’den uzak durdu. Chase’in tekrar pertini çıkarırsa, kesinlikle sokaklarda yaşamak zorunda kalacaktı.

Chase uzun bir süre sessiz kaldı. Tek yaptığı Josh’a bakmaktı. Sonunda, ilk konuşan kişi, Chase’in sıkıca büzdüğü dudaklarının açılmasını bekleyen Josh oldu.

Etiketler: novel oku Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 14: Yumruklaşma, novel Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 14: Yumruklaşma, online Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 14: Yumruklaşma oku, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 14: Yumruklaşma bölüm, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 14: Yumruklaşma yüksek kalite, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 14: Yumruklaşma light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X