Koyu Switch Mode

Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 12: Büyük Kaçış

A+ A-

BÖLÜM 12: BÜYÜK KAÇIŞ


Daha iyi bir yol yoktu. Kapının yanında duran Isaac sessizce kenara çekildi. Mark boğazını temizledi ve kapıyı çaldı. Bekleme odasının kapısını açtığında içeriden dışarıya tatlı bir koku yayıldı.

“Bay Miller.” Mark kendini gülümsemeye zorladı ve içeri yürüdü. Elbette- ağzına bir şeker daha attıktan sonra, içeri son giren Josh oldu.

Josh kasvetli bir şekilde kendi kendine ‘Bu gidişle şeker hastası olacağım’ diye düşündü, ağzının kuruduğunu hissediyordu. Kapıyı kapatıp önüne döndüğünde Chase’i etrafında dikilen yapılı adamlar arasında tek başına otururken gördü. Bir elinde sigara ve diğer elinde sade kahve dolu karton bardak vardı, yüzü hala bir oyuncak bebek kadar ifadesizdi.

Mark planı açıklayıp bitirdikten sonra, “…Ve böyle bir şeye karar verdik. Eğer başka bir fikriniz varsa, lütfen bizimle paylaşın.”

Mark’ın açıklaması boyunca, Chase tek kelime etmeden çenesini eline dayamıştı. Josh doğru düzgün dinleyip dinlemediğini merak etti. Chase, göz ucuyla korumaları birer birer taradı.

Sonunda, Chase her kelimesini vurgulayarak, “Yerime kimi kullanmayı planlıyorsunuz?” diye sordu.

Mark, Isaac’e baktı. “Umm, Isaac’in boyu sizinkine en yakın olan Bay Miller. Ve ikinci dalga için de Seth-“

Chase, Mark’ın gösterdiği yöne baktı ve Isaac’i inceledi.

Ve “Hayır” dedi. Herkes afallamış şekilde ona baktı. Chase düz bir yüzle konuşmaya devam etti, “O çirkin.”

Toplantı odasına soğuk bir sessizlik çöktü. Isaac bir Alfa için oldukça sıradan görünüyordu ama kesinlikle çirkin değildi. Tersine, her 10 kişiden 3’ü onunla hemen hemen aynı çekiciliğe sahipti.

Chase kibirli bir şekilde birbiri ardına Josh ve Isaac’i işaret etti. “Senin yüzün, senin de vücudun. İş görür.”

Isaac bıkkınlıkla nefes verdi. Onun yerine Mark, “Üzgünüm ama kafalarını vücutlarından ayıramayız. Birini seçmeniz gerekiyor” dedi.

Chase Josh’u gösterdi ve başka bir çözüm öne sürdü, “O zaman hemen boyunu uzat.”

“Bu da… maalesef mümkün değil.”

Chase, Mark’ın katı bir şekilde reddetmesine karşılık olarak kahvesini duvara fırlattı. “Sizi beceriksiz or*spu çocukları, neyi yapabilirsiniz ki?”. Karton bardaktaki sade kahve, duvara korkunç bir şekilde sıçradı ve oksitlenerek kahverengimsi siyah bir lekeye dönüştü. Bu bile Chase’in öfkesini dindirmeye yetmedi.

Başını Josh’a doğru çevirdi ve dişlerini sıktı. “Neden bu kadar kısa olmak zorundasın?”

Herkesin gözü bir anda Josh’a kaymıştı. Josh hatırlamasını beklemiyordu ama- ilk karşılaştıklarında da Chase aynı şeyi söylemişti.

Josh bir şey söylemeden önce, Chase patladı, “Ne kadar acınası. Bu p*ç neden burada ki? Söylesene ne yapabilirsin? Ne işe yararsın sen? Biri beni kafamdan vuracak olursa, bu kadar kısayken onları nasıl engellemeyi düşünüyorsun?”

Chase dahil, herkesin boyu 180cm’nin üzerindeydi. Tam olarak 180cm boyunda olan Josh’un doğal olarak diğerlerine göre daha kısa görünmesi bir yana, Josh hem o zaman hem de şimdi, Chase’in neden o kıymetli kafasını korumak için kendi lanet kafasını feda etmesini beklediğini asla anlayamıyordu.

“Kask takmaya ne dersin?” diye söylendi Josh.

“Josh!” diye bağırdı Mark, vahşice öldürülmeden önce Josh’un son sözlerini söylemesine hızla engel oldu. Konuşmasına çabucak devam etti. “Şu an da başka bir yol yok. Alternatifiniz varsa lütfen bizimle paylaşın.”

Mark’ın ortamı yumuşatma yöntemi buydu. “Beğenmiyorsan, daha iyi bir fikirle gel.” Chase bir süre sessiz kaldı. Mark, Chase başka bir fikir bulamazsa, bunu yüzüne vurmadan önce üç dakika beklemeyi planlıyordu.

Mark saate bakarken Chase’in dudakları yavaşça aralandı. “Helikopter.”

Mark irkildi ve Josh gözlerini kırpıştırdı.

Herkes dona kalmışken, Chase bakışlarını sekreterine çevirerek konuşmaya devam etti. “Buraya konuşlanmış bir helikopter var, değil mi?”

Geç de olsa ne demek istediğini anladı ve başını salladı. “Hemen bakacağım.”

“Ah, seninle geleyim-“

Josh sekreterin peşinden giderek odadan kaçma fırsatını yakalamaya çalıştı. Ancak, küçük planı çabucak bozuldu.

“Orada kal.” Chase’in soğuk sesi odanın diğer ucunda yankılandı. Josh olduğu yerde durdu. Biraz tereddüt ettikten sonra arkasını döndüğünde Chase’i, Kızıldeniz’in ikiye bölünmesinde olduğu gibi her iki tarafa ayrılmış ekip arkadaşlarının oluşturduğu yolun sonunda otururken buldu.

Delici bakışları Josh’un içini görüyor gibiydi. Bu şekilde kaçamazdı. Başka çaresi kalmayan Josh pes etmişti.

Bitkin bir şekilde cevap verdi. “…Peki.” Kapıyı kapattı ve Chase’den olabildiğince uzakta durdu. Seth, acıyan gözlerle Josh’a baktı.

Chase ağzını açtı, “Aranızda…”. Herkesin gözü bir kez daha üzerine çevrildi.

Josh, Chase’in tek bir sözünün -hayır, tek bir hareketinin- herkesin midesininin kasılmasına yetmesi karşısında şaşkına dönmüştü. Ne var ki kendi de farklı değildi.

Kimseye acıyacak durumda değildi.

Chase, “Kimler helikopter uçurabiliyor? Hepiniz uçurabilir misiniz?” diye sordu.

“Hayır,” dedi Mark.

Josh içinden yalvardı ‘Ah, Mark, bu hariç her şey olur.’

Ancak Josh’un umutsuz duası Mark’a ulaşmadı. Konuşmaya devam etti, “Josh ve Isaac uçurabilir ama muhtemelen Josh daha iyidir. Değil mi Josh? Askerdeyken helikopter uçuruyordun.”

Mark’ın sözlerini işaret olarak kullanan Seth, hızla geri sıçradı. Josh’un çabaları boşa gitti ve Chase’in bakışlarına maruz kaldı.

Josh, kabusunun gözlerinin önünde gerçekleştiğini hissederek içinden söylendi, ‘Bu yüzden bir an önce bu odadan çıkmak istedim…’ Başka seçeneği olmayan Josh elini kaldırdı. “…Ben yaparım.”

“Harika.” Bu şekilde, Chase konuşmayı sonlandırmıştı. Çok geçmeden, sekreter odaya geri döndü.

“Bay Miller, şu anda hazırda bekleyen yalnızca bir helikopter var.” Donuk bir yüzle, konuşmaya devam etti, “Diğer helikopter bakımda olduğu için kontroller biraz zaman alacak. Ayrıca söylediklerine göre pilot şu anda burada değil. Gelmesi yaklaşık iki saat alırmış… ve kalabalığın kuşattığı binaya girmesi kolay olacak gibi görünmüyor.”

“Sorun değil.” Chase ayağa kalktı ve doğruca Josh’a baktı. “Gitmek için hazırlıklara başla.”

Josh aceleyle araya girdi, “Bir saniye. Yola çıkmadan önce helikopteri kontrol etmem gerek.” Helikopterin bakımı yapılmış olsa bile kalkıştan önce pilotun bir kez daha incelemesi normal bir prosedürdü.

Mark başını salladı ve Josh’la aynı fikirdeydi. “Fazla zaman almaz. Değil mi, Josh?

Josh bu fırsatı çabucak değerlendirdi. “Evet… Olabildiğince hızlı olacağım. Bir süreliğine burada bekleyebilirseniz…”

Ancak Chase’den aldığı yanıt küçümseme doluydu. “Az önce ne dedin sen?”

Sekreter durumu hemen anladı ve araya girdi, “Hep birlikte gidebiliriz.” Yavaşça döndü ve Josh’a yumuşak bir sesle fısıldadı, “Sözleşmedeki uyarıyı unuttun mu? Bir daha Bay Miller’a beklemesini söyleme.”

Josh en sonunda kendini tutamadı ve alaycı bir tavırla fısıldadı, “Bizi nefes almak dışında her şeyden alıkoyan uyarılardan mı bahsediyorsun?”

Sekreter düz bir suratla başını salladı. “Kesinlikle.”

***

“…!”

Helikopterin beklemede olduğu çatının kapısını açar açmaz, yüksek sesli hayran çığlıkları her yeri sardı. Josh sağır edici gürültüye dayanmaya çalıştı ve konuşlanmış helikoptere doğru yürüdü -esasında koştu.- Dışarıda soluduğu temiz hava onu biraz canlandırdı. Hemen pilot koltuğuna oturdu ve cihazları incelemeye başladı.

Bu sırada, Seth ve Isaac dışındaki güvenlik ekibi acil durum kontrolü için gittiler. Chase duvara yaslanmış, sigarasını içiyordu. Bir süre önceki gibi ısrarla Josh’a bakmıyordu ama varlığı her zamanki çok güçlüydü. Josh, Chase’in orada olmasından kaynaklanan sessiz baskıyı hissedebiliyordu-eğer elini çabuk tutmazsa, Josh’un yaşamasına izin vermeyecekti. Bu sebeple Josh her zamankinden iki kat daha hızlı hareket ediyordu.

Her halükarda daha fazla, vakit harcaması imkansızdı. Saniyeler geçtikçe bağırışlar yükseliyordu.

Mark dehşet içinde kapıdan fırladı. “Barikatı yıktılar.” Kapı açılır açılmaz, çılgın kalabalığın sesi bir kaç kat daha arttı. Herkesin beti benzi attı. Hala kıpırdamadan duvara yaslanan Chase, yaslandığı duvardan çekildi. Aynı anda boğaz yırtarak atılan çığlıklar, herkesin kulak zarlarını yırtacak düzeydi.

“Chase-!”

Josh, Mark’ta dahil olmak üzere ekiptekilerin kapıyı aceleyle kapatıp vücutlarıyla engellediğini gördü. Telaş içinde kalkışa hazırlandı. Chase şimdi yakalanırsa, eti kemiklerinden ayrılacaktı.

Chase helikoptere doğru yürürken arkasını döndü. Yanındakilerin tüm güçleriyle çatı kapısına barikat kurduklarını gördü.

Josh telaş içinde bağırdı. “İçeri girin, çabuk olun!” İlk giren Chase oldu, sonra sekreteri ve diğer personeller de onu takip etti. Josh, ekip arkadaşları helikoptere biner binmez binayı terk edebilmek için helikopteri yerden biraz kaldırdı.

Her şeyin gelişmesini izleyen Mark, ellerini kapıdan kaldırdı ve bağırdı, “Herkes koşsun!” Aynı anda, herkes arkasını dönüp koşmaya başladı. Mark çabucak içeri atladı, onu Isaac ve Seth takip etti.

Pat! Küt! Bir dizi ses yankılandı ve az önce tutulmakta olan çatı kapısı ardına kadar açıldı. Açık kapının arkasından, insan seli çığlıklar eşliğinde dışarı fırladı.

Hepsinin hayatlarında gördükleri en korkunç manzaraydı.

“S*ktir, hey!” Son olarak Henry, helikopterin altına ulaştı ve telaşla atladı. Artık yapmaları gereken tek şey gitmekti. Henry etkileyici zıplama gücünü kullanarak havalanmakta olan helikopterin zeminine tutundu. Ancak bu, helikopterin dengesini kaybetmesine ve sallanmasına neden oldu.

Mark ve Isaac Henry’yi yukarı çekerken Josh aceleyle kumanda kolunu tuttu. Josh dengesini yeniden kazanıp daha da yükselmek üzereyken, helikopterin gövdesi bir kez daha eğildi. Hayranlardan biri helikoptere Henry gibi çıkmaya çalışıyordu.

“Ack!”

“Ngah!”

Helikopterin her yerinden bağırışlar yükseldi. Josh her şeye rağmen helikopteri havaya uçurmaya çalıştı ama ağırlığı saniyeler içinde katlanarak arttı. Birkaç kişi daha helikoptere tutunmuştu.

Josh sert bir şekilde bağırdı, “Ne yapıyorsunuz? İtin onları!”

En son giren Henry girişe en yakın kişiydi. Hemen ayağa kalktı ve adamın helikoptere binmesini engelledi. Açık kapıya tutunarak adamı itmek üzereydi.

Birden, Chase dizini büktü ve uzun bacağını öne doğru savurdu.

“Argh!” Henry’nin dizinin arkasına acımasızca tekme attı, Henry diz üstü çöktü ve aşağı doğru düştü. Bununla birlikte, helikopterden sarkan insanların üzerine düştü ve helikopteri aşağı çeken kuvvet bir anda ortadan kayboldu. Hafifleyen helikopter, ortaya çıkan kuvvetten yukarı doğru fırladı.

“Henry!”

Etiketler: novel oku Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 12: Büyük Kaçış, novel Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 12: Büyük Kaçış, online Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 12: Büyük Kaçış oku, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 12: Büyük Kaçış bölüm, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 12: Büyük Kaçış yüksek kalite, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 12: Büyük Kaçış light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X