Koyu Switch Mode

Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 2: Beta Gibi Davranan Omega

A+ A-

BÖLÜM 2: BETA GİBİ DAVRANAN OMEGA


Josh ofis kapısını çaldı ve “Merhaba Rose,” diyerek açtı. 

Masasının önüne oturup, tırnaklarını törpüleyen Rose irkildi. Çok geçmeden gözleri parladı ve “Selam Josh. Her zamanki gibi iddialısın.” 

Josh, Rose’un alışıldık pohpohlamasına gülümsemeyle karşılık verdi ve konuyu geçiştirdi. Pitt’i uyurken bırakıp, buraya gelmişti, bu yüzden morali  biraz bozuktu.

‘Pitt uyanıp, orada olmadığımı gördüğünde çok ağlayacak’ diye düşündü Josh. Bu sık sık olurdu, ama hala acı vericiydi. Josh, biraz daha büyüyene kadar çocuğuyla kalabilmeyi dilemişti ama hayat buna engel olmuştu. Dahası bugün bakıcısının izin günüydü. Pitt uyanmadan önce, onu Bayan Robert’a -komşusu-  bırakarak evden ayrılmıştı. Bu Josh’u daha da suçlu hissettirdi.

Tek gelir kaynağı emekli maaşı olan Bayan Robert, Pitt’e göremediği torunu yerine tapıyordu. Bayan Robert Pitt’e oyuncak alıp zaman zaman kurabiye pişiriyor olsa da, Josh çocuğunu uzun süre bu yaşlı bayanla bırakamazdı. İşini bitirmesi ve bir an önce geri dönmesi gerekiyordu.

Josh, Mark’ın ofis kapısına baktığında, Rose oturduğu yerden kalktı. Yanakları hafifçe kızarırken, “Patron henüz gelmedi. Erken geldin, değil mi? Kahve ister misin?”, dedi.

Josh hayal kırıklığını gizlemek için gülümsedi. “Teşekkürler.”

Rose heyecanla dinlenme odasına adım atarken, “Bana bir saniye ver,” dedi. 

Ofis koltuğunda sessizce oturmak Josh’u biraz endişelendirdi. Bakışlarını masanın üzerinde duran gazeteye çevirmeden önce anlamsızca etrafına baktı. Gazetenin ilk sayfasını ele geçiren adamın yüzüne boş boş bakarken, Rose dinlenme odasından çıktı. “Davis olayının savcısı. Çok yakışıklı değil mi?”

New York’taki cinayetten bahsediyordu. Şüpheli, maalesef çok iyi bir üne sahip olmayan zengin bir Alfa’ydı. Parası ve gücü olanlar genellikle halkın hedefi haline gelirdi – şüpheli, kibirli bir Alfa ve kurban da güçsüz bir Omega’yken bu durum daha da fazla göze çarpardı. 

Ancak insanları bu kadar heyecanlandıran şey savcıdan başkası değildi. 

Rose hayranlıkla içini çekti ve Josh’un önüne bir fincan kahve koydu. Josh kısa bir minnettarlık ifadesi mırıldandı ve kupayı ağzına götürdü.

Hala gözlerini fotoğraftan ayıramayan Rose, “Bu adam bir Alfa mı, yoksa bir Omega mı merak ediyorum” diye mırıldandı. 

“Kim bilir…”

Cinsiyeti değişmeyen Betaların değil ama genç yaşlarında cinsiyeti düzgün bir şekilde ortaya çıkan Alfaların ve Omegaların çok güzel olduğu biliniyordu. Bunun geçerli olmadığı bazı durumlar vardı, ancak 100’de 99’u fark edilir şekilde yakışıklı veya güzeldi. İnsanlar, feromonlarını koklamadan sadece bakarak onların Alfa mı yoksa Omega mı olduğunu söyleyebilirlerdi. 

Kendi aralarında dahi bu kadar yakışıklı bir adama sık rastlanmazdı. Josh bile gözlerini ona diktiğinde bir anlığına dikkati dağılmıştı. Düşük çözünürlüklü gazete fotoğrafında bu kadar iyi görünüyorsa, yüz yüzeyken ne kadar yakışıklıydı kim bilir? 

Josh bu fikre vardığında kısa bir düşünceye dalmıştı. Bu adam yakışıklı denilemeyecek kadar şirin, şirin denemeyecek kadar da güzeldi. Her halükarda, kesin olan şey -sadece fotoğrafından bile insanları kendine hayran bırakmaya yetecek kadar- adamın çekici olduğuydu. 

Josh’a bakmak için dönen Rose, kendinden emin bir şekilde devam etti, “Beta olamaz, değil mi? Eh, sanırım bu tamamen imkansız değil…” Sonuçta ikinci bir cinsiyeti olmayan tek kişi Josh değildi. 

Çok nadir durumlarda, bazı Betalar son derece güzel görünüyordu. Bu sayede Josh kimliğini saklamayı başarabiliyordu. Josh her zamanki gibi belli belirsiz gülümsedi. Rose meraklı bakışlarını Josh’a dikti ve hemen yanına oturdu. 

Hayal kırıklığına yakın bir tavırla, “Senin gibi yakışıklı bir adamın Beta olduğunu duyduğumda gerçekten şaşırmıştım. Alfa olduğundan o kadar emindim ki,” dedi.

Josh, tüm hayatı boyunca sayısız kez buna benzer sözler duymuştu. “Alfa olduğunu hemen söyleyebilirim” veya “Senin kadar güzel görünen bir Beta olduğuna inanamıyorum” gibi şeyler. Ne yazık ki bu iki ifade de yanlıştı.

Josh -kulağı işaretlenmiş- bir Omega’ydı.

İş dışında bir Omega olduğu gerçeğini saklaması için özel bir nedeni yoktu. Üzücü olan şu ki kimse Omegaları koruma olarak işe almıyordu. Bu yüzden, Josh bu işe başladığından beri Beta gibi davranıyordu.

Omega olduğu gerçeğini saklamak zor değildi. Her şeyden önce, insanlar Josh’u gördüklerinde onun Alfa olduğunu zannediyorlardı. Ayrıca, feromonlarının hafif bir kokusu vardı. Kızışması sırasında kokusu kuvvetlendiği için ilaç içmekten başka çaresi yoktu ama işaretlendiğinden beri kokusu daha da zayıflamıştı. 

Gerçeği kimsenin öğrenemeyeceğinden emindi. 

Az kalsın refleks olarak kulaklarıyla oynayacaktı ama durumu hemen fark etti ve üzerini silkeledi. Kulağındaki izi biri öğrenirse başı büyük belaya girerdi. Alfaymış gibi davranabilirdi ama yarım yamalak bir yalan uydurmak, onu bunca zaman neden Beta’ymış gibi davrandığı konusunda bir kez daha yalan söylemeye itecekti. Eninde sonunda herkes onun bir Omega olduğunu anlayacaktı.

Geriye kalan tek seçeneği, bunu gizlemek için elinden gelen her şeyi yapmaktı. Bu yüzden kimi zaman çalışmadığında ya da kulaklarını kapama sıkıntısı çektiğinde bile koruma kulaklığını takıyordu. 

Pekâlâ en fazla kovulabilirim‘, diye düşündü Josh kendi kendine. Omurgasından aşağı bir ürperti indiğini hissetti ve kahvesini içiyormuş gibi yapan Rose’un bakışlarından kaçındı.

İçindeki kargaşa hakkında hiçbir fikri olmayan Rose, ona sempatiyle baktı. “Pitt şu an kaç yaşında? Tek başına çocuk yetiştirmek çok zor değil mi?”

“Gerçekten o kadar da zor değil.”

Ofisteki herkes annesinin çocuğunu bırakıp kaçtığını düşünüyordu. Bu işte çalışanlar için bu durum oldukça yaygın bir şeydi, bu yüzden herhangi bir ayrıntı üretmesine gerek bile yoktu. Tek yapması gereken acı acı gülümsemekti ve sonuç olarak hikaye anlatıcılığını diğerleri yapıyordu. Yakın zamana kadar oldukça işe yarayan bir bahaneydi.

Rose’un “zavallı bekar babaya” duyduğu sempati, birkaç ay önce boşandığından beri romantik bir ilgiye dönüşmeye başlamıştı. Tabii ki, bu Josh için hiçte avantajlı değildi.

Josh’un bariz şekildeki reddini görmezden gelen Rose, yüzünü daha da yaklaştırdı. 

“Yine de oğlunun bir anneye ihtiyacı yok mu? Zavallı çocuk, annesini özleyeceği yaşta olmalı… Annesinden hala bir haber yok, değil mi?”

Josh kaşlarını hafifçe çattı.

Tek gecelik seks, bağlayıcı olmayan bir şeydi; Rose’un beklentilerini karşılayamazdı.

“Bekle, Rose–çok yakınsın”, diye uyardı.

Ancak onun bu engelleme girişimi Rose’u durdurmaya yetmedi. Rose dudaklarını daha da büzüp gözlerini kapattı. Kesinlikle onu öpmeye çalışıyordu. Dudakları onunkilere değecek kadar çok yaklaştığında Josh eliyle Rose’u engelledi. 

Sonunda dudaklarını Josh’un avucuna bastıran Rose, gözlerini açtı.

Gözleri tam burunlarının önünde buluştuğunda, Josh nazikçe gülümsedi. “Onunla benim için kavga ettiğini görmek istemiyorum Rose.” 

Rose, Josh’un sıcak sesiyle sarsıldı. “Ama o burada değil.”

“Kim bilir? Her an kendini gösterebilir.”

“Benimle alay ediyorsun, değil mi?” dedi Rose kaşlarını çatarak.

Josh onu susturdu ve fısıldadı: “Dinle! Yaklaşan ayak seslerini duyuyorum. Belki de çoktan gelmiştir.”

“Ne?” Rose inanmadığını gizlemeden bağırdı ve arkasını döndü. Tam o sırada kapı aniden açıldı. 

“Bu da ne? Sabahın köründe burada ne yapıyorsunuz?”

“Tanrım!”

Gelen patronlarıydı, onları sert bir şekilde sorularıyla selamlamıştı. Rose panikledi ve aceleyle ayağa kalktı.

Josh oturdu ve hiçbir şey olmamış gibi selam verdi. “Merhaba Mark.”

“Beni mi bekliyordun?”

Mark aceleyle arkasını dönen ve ofisine girmeden önce elbisesini düzelten Rose’a baktı. Josh hızla peşinden gitti ve kapıyı arkasından kapattı.

“Fiyuvv,” Josh abartılı bir şekilde nefes verdi.

Masasının etrafında dolanan Mark, omuzlarının arkasından Josh’a baktı. “Neden kabul etmiyorsun? Tek başına bir çocuk yetiştirmek zor olmalı.”

Rose ile aynı şeyi söylüyordu. Josh, daha önce sayısız kez söylediği yalanı tekrarladı. “Annesi, eğitimini bitirdiğinde dönecek.”

“Evet, tabi”, Mark düz bir şekilde cevap verdi ve dudaklarının arasına bir sigara yerleştirdi. Josh, Pitt’e hamileyken sigarayı bırakmıştı. O zamandan beri hiç sigara içmemişti.

Kokunun kıyafetlerine sinmemesi için Mark’tan olabildiğince uzak durdu ve “Mark, avans almam mümkün mü?” diye sordu.

“Avans mı? Ne kadar?”

“…10,000 Dolar?”

“Öhö!” Mark bir anda şiddetli bir şekilde öksürmeye başladı.

Josh o kadar korkmuştu ki Mark’ın nefes almayı bırakması ihtimaline karşı bilinçaltında suni teneffüs adımlarını tekrar ediyordu. Sonunda yeniden nefes almaya başladıktan sonra, Mark şüpheyle sordu, “Kumar mı oynadın?”

“Hayır,” Josh başını iki yana salladı ve dürüstçe cevapladı, “Annem hasta ve paraya ihtiyacım var.”

“Kronik bir rahatsızlığı olduğundan bahsetmiştin, değil mi? Tansiyonu mu?”

“Evet, ve böbrek sorunları… başka şeyler,” diye yanıtladı Josh, sesinde neredeyse hiç duygu yoktu.

Mark’ın sempatisinden faydalanmak istemediği için mümkün olduğunca resmi olarak hazırladığı kelimeleri ağzından çıkardı. “Ayrıca bazı hastane masraflarını da ödeyemedim… Biraz birikimim var ama ihtiyacım olan tutarın çok gerisinde. Bir ihtimal yapabileceğim bir iş var mı?”

Mark sessizce sigarasından çekti. Bu küçük güvenlik şirketinde gerçekten bu kadar hoşgörüye yer var mıydı?

Uzun bir sessizlikten sonra Mark iç çekti ve cevap verdi, “…Bunu düşüneceğim.”

Hayır demedi, ama bir konuda çok zorlanmış görünüyordu. Josh merak etmişti ancak sorsa bile yanıt alacağını düşünmüyordu.

Dışarı çıkmadan önce, “Her türlü işi yaparım… bina güvenliği olmam gerekse bile”, dedi.

Mark homurdandı, “Sadece bina güvenliğinden 10 bini nasıl alacaksın? Biraz gerçekçi konuş.” 

Josh, ofisten çıkmadan önce zorlukla gülümseyebildi. Arkasında kalan Mark hala yüzünde ciddi bir ifadeyle sigara içiyordu. 

*

*

Bayan Robert’a emanet edilen çocuk, burnunu çimdikleyen Josh’un yüzünü görür görmez gülümsedi. 

“Sigara içmiş gibi kokuyorsun baba!” diyerek azarladı.

Josh çabucak vücudunun her köşesini silkeledi. 

Pitt, babası hazır olana kadar bekledi ve kollarını uzattı. Josh çocuğunu kaldırdı ve dudaklarını tombul yanağına bastırdı.

“Brrrr!”

“Ahahaha!”

Josh “Brrrr!” sesi çıkardığında, Pitt, bu gıdıklanmaya dayanamayarak vücudunu bükmüştü. Görünüşe göre Pitt’e, Bayan Robert tarafından yeni bir oyuncak hediye edilmişti. Küçük bir araba, aynı derecede küçük bir el tarafından kavranmıştı. 

Josh, Bayan Robert’a baktığında, Bayan Robert gülümsedi ve anlatmaya başladı, “Yanından geçerken bana Pitt’i hatırlattı. Ben de almaya karar verdim.”

Josh, onun bu iyi niyetini geri çevirmek istedi ancak bunu yaparsa kendini kötü hissedeceği için bunun yerine gülümsedi ve teşekkür etti. Pitt’e baktığı için de teşekkür etmeyi unutmadı. 

“Herhangi bir sorun çıktı mı? Pitt yaramazlık falan yapmadı, değil mi?” diye sordu Josh.

“Pitt her zamanki gibi çok tatlıydı. Hatta daha sonra yine gelmesi benim için sorun olmaz. Ne de olsa Pitt’le zaman geçirmekten çok keyif alıyorum. Kapım sana her zaman açık, bu yüzden endişelenme,” diye güvence verdi Bayan Robert.

Nazik gülümsemesi, söylediklerinde samimi olduğunun göstergesiydi. 

Emekli maaşıyla geçinen Bayan Robert, Pitt’e bir hediye verdiğinden, Josh bir şekilde bu iyiliğe karşılık verme ihtiyacı hissetti.

“Şimdi hatırladım da, banyosunun ışığının yanmadığını söylemişti,” diye düşündü.

Josh Bayan Robert’ın omuzlarının ilerisine baktı ve konuyu değiştirmesine izin vermeden sordu, “Tamir etmen gereken bir şey var mı? Bugün izinliyim ve boş vaktim var.”

Etiketler: novel oku Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 2: Beta Gibi Davranan Omega, novel Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 2: Beta Gibi Davranan Omega, online Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 2: Beta Gibi Davranan Omega oku, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 2: Beta Gibi Davranan Omega bölüm, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 2: Beta Gibi Davranan Omega yüksek kalite, Kiss Me If You Can [Novel] Kitap 1, Bölüm 2: Beta Gibi Davranan Omega light novel, ,

Yorum

Sunucu değişikliğinden ötürü bölümlerde sayfalar hatalı olabilir. Gerekli güncellemeleri yapıyoruz ancak biraz zaman alacak. Sabrınız için teşekkürler🌸

X