Global University Entrance Examination [Novel] Bölüm 70: 2v2

Çevirmen: Ari
Bölüm 70: 2v2
Biri bağlı, biri üniformalı ve ikisi yatakta…
Bütün hayatları boyunca bundan daha kötü bir manzara göremezlerdi.
İlk konuşan acı çeken olacaktı!
Herkes bunun farkındaydı.
Sonuç olarak You Huo ve Qin Jiu arasındaki atmosfer gergindi ve ikisi de tek kelime edemedi.
Ama ne yazık ki odada insan olmayan iki kişi daha vardı.
İple bağlı olan kişi sessizliği bozdu, “Bu nasıl bir oyun?”
Daha sonra duraksadı. Gözleri, önce Gözetmen A yazan kol rozetiyle balkon kapısının yanında duran kişiyi taradı ve ardından da You Huo’ya baktı.
Birkaç kez daha ileri geri baktıktan sonra sonunda bir seçim yaptı—
Masanın üzerinde otururken bir ayağını sandalyeye koyarak öne doğru eğildi. Ellerini kaldırdı ve yatakta oturan You Huo’ya şöyle dedi: “Büyük Gözetmen, önce beni çözmen gerekmiyor mu?”
Büyük Gözetmen…
Bu hitap herkese büyük bir darbe vurdu.
Konuşmasını bitirdikten sonra atmosfer daha da kötüydü.
Balkonun yanında duran Gözetmen A dudaklarını daha da sıkı büzdü.
Yatakta oturan gözetmen Qin Jiu gözlerini kısmıştı ve biraz karmaşık bir ifadeye sahipti. Kendisi bile neden hoşnutsuz hissettiğini bilmiyordu.
You Huo’nun ifadesi ise orada bulunanlar arasında en sert olanıydı.
Bu vaziyet açıkça rüyasında Qin Jiu’yu bağlı gördüğünü kanıtlıyordu ama ne için olduğunu kendisi de bilmiyordu.
Ne kadar utanç verici.
Sessizlik daha da uzayacakmış gibi göründüğü sırada Qin Jiu’nun sesi duyuldu.
Çenesiyle birkaç yıl önceki kendisini işaret etti ve “Merak ediyorum da ipi çözmek için gerçekten yardıma ihtiyacın var mı?” diye sordu.
Masada oturan aday başını eğdi ve kayıtsızca ona bakarak, “Her zaman değil, ruh hâlime bağlı. Ama dostum, benim kılığına girmeden önce benden izin istedin mi?”
Qin Jiu kısaca güldü. Gülüşünün ne kadarının eğlendiği için, ne kadarının alay ettiği için olduğunu söylemek zordu.
Bağlı “Qin Jiu” da güldü.
Bileğini büktü ve göz açıp kapayıncaya kadar ip gevşedi. İp artık bir oyuncak gibi ellerinde duruyordu.
Acele etmeden ipin uçlarını düzeltti.
You Huo: “……”
Gidişata bakılırsa, önce savaşmaları gerekebilirdi.
Bu beklentilerinden çok farklıydı——
Öğrenciler onlara, “Rüya sadece yüzeysel şeyleri hayata geçirir. Ruhu değil.” diye açıklamışlardı.
“Örneğin, rüyanızda biriyle çıktığınızı, karşı tarafın çok gülümseyen ve iyi huylu biri olduğu gördünüz. Gerçekleşen kişi de aynı böyle çok gülen, iyi huylu biri olacaktır. Ama sadece bu iki özelliği göstereceklerdir, yani onlarda üçüncü bir kişilik özelliği bulamazsınız.”
“Ve başka bir örnek: Diyelim ki rüyanızda tekrar o kişiyle çıktığınızı gördünüz. Rüyanızdaki kişi size ilkokulda notlarının düşük olduğunu ve sadece oyun oynadığını, ortaokulun ilk yılı geldiğinde aniden farkına vardığını ve çok çalışmaya başladığını söyledi. Gerçekleşen kişinin geçmişi de sadece bu anlatılanlarla sınırlı olacaktır. Ondan sonra ne oldu? Lise de ya da üniversite de ne yaptı? Kendisi bile bilmeyecek.”
“Eğer rüyanızda canavarların insanları yediğini görürseniz, o zaman insanları yerler. Rüyanızda yatağın altında bir kadın hayaletin saklandığını görürseniz, uyandığınızda o kadın hayalet sürekli yatağın altında saklanır… Aşağı yukarı böyle bir şey.”
O küçük veletler her şeyi çok detaylı bir şekilde anlatmışlardı.
You Huo ve Qin Jiu bundan yola çıkarak sözde rüyanın gerçekleşmesinin aslında genel olarak düşük IQ ve EQ’ya sahip bir grup kopya olduğunu tahmin etmişlerdi.
Sen nasıl olduğunu düşünürsen, o da öyle olacaktı.
Ama önlerindeki bağlı “Qin Jiu” öyle değildi.
Aynı durum kol rozetinde “Gözetmen A” yazan kişi için de geçerliydi.
***
Odadaki dört çift gözün birbirine bakması “Gözetmen A”nın biraz kafasının karışmasına ve biraz da sabırsızlanmasına neden oldu.
Kapı çerçevesine yaslandı ve seyirci olarak izlemeye devam etti. You Huo ile aynı alışkanlığa sahipti ve dikkati dağıldığında veya düşündüğünde kulak memesini ovuşturuyordu. Tek fark küpesinin olmamasıydı.
Böyle gergin bir ortamda “Gözetmen A” hafife alınacak biri değildi.
Bu You Huo’nun çok iyi bildiği bir şeydi.
Qin Jiu’nun kendisinin bu “küçümsenemeyen” yanını bu kadar belirgin bir şekilde gösterecek kadar rüyasında ne gördüğünü bilmiyordu.
“Bana bir açıklama yapın. Bu bir hata mı yoksa sınav etkisi mi?”
“Gözetmen A”nın gözleri You Huo’ya düşmeden önce iki Qin Jiu’yu taradı.
Konuşurken eli, beline dokunmak için hareket etti. Sanki birisi yanlış bir şey söylerse onları anında dövecekmiş gibiydi.
You Huo: “……”
Aslında onu anlıyordu.
Olay hakkında hiçbir bilginiz olmadan, sizinle aynı olan birinin karşınızda durduğunu görünce…
Mutlu olmanız imkansızdı.
Her halükârda, eğer bir iblis değilse, o zaman bir hayalet olmalıydı.
Karakterine rağmen, zaten karşı tarafın gerçek yüzünü açığa çıkarmak amacıyla onu dövmemek için elinden geleni yapmıştı.
Neler olup bittiğini bilen biri olarak You Huo, bir kez olsun sabrını zorlayıp açıkladı: “Sınav etkisi.”
Kol rozetinde “Gözetmen A” yazan kişi, “Devam et,” dedi.
“Bir rüyanın gerçeğe dönüşmesi etkisi. Bu sınav merkezinde rüyada görülen her şey gerçekleşiyor.”
“Yani?”
“Uyudum ve bir rüya gördüm, böylece siz ikiniz ortaya çıktınız.”
You Huo’nun sabrı yavaş yavaş tükeniyordu.
“Gözetmen A” kayıtsız bir şekilde şöyle dedi: “Yani siz ikiniz gerçeksiniz, biz ise sahteyiz?”
“Doğru.”
“Nasıl kanıtlayabilirsin?”
“?”
“Gözetmen A” şöyle dedi: “Ben gerçek olduğumu düşünüyorum, sen de öyle olduğunu düşünüyorsun. Bunu nasıl kanıtlayacaksın?”
You Huo: “……”
Unut gitsin, sadece savaşalım.
Onları yendikten sonra açıklamak o kadar da zor olmayacaktı.
***
Şu anda saat gece 02.23 idi. Yatılı okul cehenneme dönmüştü.
Han Ling, battaniyesini burnunun hemen altına kadar çekerek sadece nefes almak için yer bırakarak yatağında büzüldü.
Hareket etmeye cesaret edemiyordu. Duvardan gelen boğuk sesleri dinledi—
GÜMM——
GÜMM——
GÜMM——
Dışarıda asılı ağır bir şey varmış gibiydi. Rüzgarda sallanarak defalarca duvara çarpıyordu.
Her darbede, üzerinde bulunduğu yatak bile sarsılıyordu.
Bunun ne olduğunu biliyordu.
Rüyalarını her zaman net bir şekilde hatırlardı.
Dışarıda asılı duran şey ölü bir adamdı. Vücudu boynuna dolanmış bir çuvalla kaplı olduğundan yalnızca ölümcül derecede solgun kafası açıktaydı.
Bu gümbürtü sesi, kafasının duvara çarpma sesiydi.
Bunu pek çok kez deneyimledikten sonra hâlâ her gece korkudan titriyordu.
Yatağına kıvrıldı ve duvarın çatlamasını dinlerken beş dakika boyunca titredi.
O sırada, “Bugün oyun bitti. Bu sefer kaçamayabiliriz.” diye düşündü.
Birkaç çatlama sesinden sonra beyaz duvarın bazı kısımları kırılmaya başladı.
Han Ling sonunda daha fazla dayanamadı. Kulak delici bir çığlık attı ve anında yatağından fırladı.
Uzun saçları darmadağınıktı ve kırmızı pijamalarını değiştirme zahmetine girmedi. Oda arkadaşını da sürükleyerek kapıdan dışarı fırladığı gibi kırmızı giyen başka bir uzun saçlı kızla karşılaştı.
“AAAHH——”
“AAAHH——”
Aynı anda iki çığlık duyulduğu an, hızlı adım sesleri binayı doldurdu.
Sesleri duyar duymaz okulun gece hayatı da başlamış oldu.
Ne kadar çok kişi olursa çeşitlilik de o kadar zengindi.
Öğrenciler teker teker odalarından dışarı fırladılar ve küçük gruplar oluşturdular.
Duvarda aniden büyük bir delik açıldı. Ölümcül derecede solgun bir yüz deliğin ardında belirdi ve büyük yuvarlak gözleri amansız bir şekilde yurttaki insanlara baktı.
Baltalarıyla insanları kovalayan sekiz uzuvlu bir canavar ve vücudunun alt yarısını kaybetmiş, sadece elleriyle koridor boyunca kendini sürükleyen bir kadın hayalet de vardı.
Tuvaletten birbiri ardına çığlıklar geliyordu.
Tavanda bir tahta eksikti. O karanlık deliğin içinden, aşağıdaki insanlara sessizce bakan bir şey vardı.
Bazen yukarıdan uzun saçlar süzülüyor, bazen kapıların arasındaki boşluklardan bulanık yüzler çıkıyordu.
Spor sahası da uzun süren kaostan dolayı altüst olmuştu. Terk edilmiş bir toplu mezara benziyordu.
Her tarafta eski, yıpranmış mezar taşları vardı. Kim bilir hangi yüzyıla ait olan mezarlar ikiye bölünmüştü ve tabut kapakları açıktı.
Her türlü ölüm, her türlü hayalet.
Zombiler, yaratıklar ve canavarlar dahi vardı…
Godzilla kadar büyük olanlar da vardı, böcekler kadar küçük olanlar da. Ama hepsi eşit derecede ölümcüldü.
Bu öğrenciler rüyalarında neredeyse her şeyi görmüşlerdi. Karıncalar bile yiyeceklerini eve taşımak yerine, insanların gözlerini ve beyinlerini delmeye çalışıyordu.
Rüyasında doğal afet gören bile vardı.
***
PAATT——
Tüm yurt binası bir an için büyük bir patlamayla sarsıldı. Kitaplıklar devrildi, her yere su döküldü ve yukarıdaki floresan ışıkların yarısı düştü.
Küçük şişko Zhang Ming çaresizce oda arkadaşını kapıdan dışarı sürükledi. Onu sürüklerken bir yandan da, “Acele et!! Koş!” diye bağırıyordu.
Vücudu iyi durumda değildi ama yine de çok hızlıydı. Tilt topu gibi hızla uzaklaştı.
Ama bu tilt topu, merdivenlere doğru yuvarlanmadan önce bir şey hatırladı.
“Ne yapıyorsun?!” Oda arkadaşı bağırdı.
“Yan tarafalar! Yan tarafa bir bakacağım—”
Küçük şişko, kahramanca geri dönmeyi seçti. Böyle bir durumda bile akıntıya karşı gelerek yurt odasının kapısına koştu.
Yumruğunu kaldırdı ve kapıyı çalmaya hazırlandı.
Tam kapıyı çalacakken kapı kendiliğinden açıldı.
İçeri girdi.
“Acele edin ve çıkın! Neden siz— ha?” Neredeyse balkona koşuyordu ama birinin ayağı tarafından durduruldu. Başka bir kişi de onu gömleğinin arkasından yakalamıştı.
Onu durduran kişi pencere kenarında oturuyordu. Müdür yardımcısı Xiao’nun tanıştırma konuşmasını hatırladı, Öğretmen B’ydi.
Başını çevirip baktı. Gömleğinin arkasını tutan kişi de tanıdık görünüyordu…
O da Öğretmen B’ydi!
Küçük şişkonun ağzı şaşkınlıkla açıldı. Önüne baktı, sonra tekrar arkasına baktı. Yanlış görmüş olabileceğini düşündü.
Kısa süre sonra odada iki tane Öğretmen A’nın olduğunu fark etti…
Küçük şişko, kendine gelmeden önce birkaç saniye sersemlemiş halde kaldı ve ardından bunun muhtemelen rüyalardan kaynaklandığını fark etti.
You Huo ve Qin Jiu, ikisi… hayır, dördü kavga etmediler.
Çünkü okul çökmenin eşiğindeydi. Canavarlar ve iblisler gece saldırılarına başlamıştı.
Kısaca farklılıklarını bir kenara bıraktılar ve tartışmaya devam etmeden önce sorunu çözmeye karar verdiler.
Aday “Qin Jiu” bacak bacak üstüne atarak pencere kenarında oturuyordu. Başını eğdi, dışarı baktı ve mevcut durumu bildirdi: “Bir grup maymun… Ne olduğunu net olarak göremiyorum ama maymun olduğunu farz edelim…”
“Asıl meseleye gel.”
“Gözetmen A” da bir silah çıkardı ve pencereden platforma atladı.
“Asıl mesele şu ki, o maymunlar az önce beş metre altımızdan geçtiler ve şu anda duvarı kemiriyorlar.”
“Hangi duvarı kemiriyorlar?”
“Bildiğimiz duvar.”
Aday “Qin Jiu” aşağıyı işaret etti ve şöyle dedi: “Bak. Et gibi kemiriyorlar. Böyle devam ederse bina çökecek.”
“Gözetmen A” yakındaki bir platforma atladı.
Yurdun çatısında, eskiden öğrencilerin battaniyelerini havalandırması için açık olan bir platform vardı, ancak daha sonra öğrencilerin atlaması korkusuyla kilitlenmişti.
“Gözetmen A” platformun dar kenarında dururken, uzun ve zayıf figürüne yurt binasının içinde titreşen ışıklar yansıyordu.
Cesur ve akıcı hareketleri nedeniyle küçük şişko şaşkına dönmüştü.
Gecenin karanlığına karşı, aday “Qin Jiu” başını çevirdi ve “Gözetmen A”ya şöyle dedi: “Sabit durabilir misin? Seni yakalamak için aşağıya atlayamam.”
“Sadece kendin için endişelen.”
Aday “Oh” sesi çıkardı ve ardından odadaki iki kişiye şöyle dedi: “Neyi temizlemeniz gerekiyor?”
Qin Jiu çenesiyle pencereyi işaret etti, “Hepsini.”
Hayatın iki farklı aşamasındaki Qin Jiu’lar bir an birbirlerine baktılar. Gülümsemelerinin açısı bile tamamen aynıydı.
Aday “Qin Jiu” platformdaki “Gözetmen A”yı işaret etti ve şunları söyledi: “Biz bir takımız, siz de bir takımsınız. Bakalım kim daha hızlı?”
Bunu söyler söylemez döndü ve dışarı atladı.
Küçük şişko: “……”
Boş bir şekilde pencereden dışarı baktı ve ardından boş bir şekilde Qin Jiu ve You Huo’ya baktı, “Gitti.”
Birkaç saniye duraksadıktan sonra daha da şok olmuş bir ifadeyle, “Burası altıncı kat…” dedi.
Qin Jiu: “Oh, bu biraz tehlikeli.”
Küçük şişko: “???”
“Biraz” mı?
Başını geriye çevirdiğinde platformdaki diğer yakışıklı adam da gitmişti.
Küçük şişko yutkundu.
Sonunda genç bir kahraman olmak için akıntıya karşı yüzmemiş olabileceğini fark etti…
Buraya ayı olmak için gelmişti.
BOOMM—
Yurt binasının her yerine yüksek bir ses yayıldı.
Sanki devasa bir kırbaç binaya çarpmış ve tüm binanın şiddetli bir şekilde sallanmasına neden olmuş gibi çatı ve döşemeler çökmeye başladı.
Küçük şişko, “Acele edin, gidelim!!” diye bağırdı.
Qin Jiu ise “Acele etme.” diye yanıt verdi.
“Acelem var!!! Sizlerin de acelesi olmalı! Acele edin!”
Yan taraftaki You Huo perdeleri çekti.
İki tekmeyle pencereyi kırdı, perdeleri birbirine bağladı, aday “Qin Jiu”nun bıraktığı iple sabitledi ve sağlamlığını test etti.
Qin Jiu ona şaşkınlıkla baktı, “Buna ihtiyacın var mı?”
You Huo küçük şişkonun sırtını iteledi ve “Onun var.” dedi.
Küçük şişko büyük bir panik içindeydi.
You Huo perdenin diğer ucunu Qin Jiu’ya attı.
Qin Jiu küçük şişkoyu olduğu yerde tuttu ve etrafındaki perdeyi sabitledi. “Bugün rüyanda nasıl bir sahne gördün?”
Küçük şişko, binanın sarsılma ve yıkılma sesleri arasında çığlık attı, “Bilmiyorum! Unuttum!! Zombilere karşı savaşırken bir depreme veya başka bir şeye neden olan bir Jura savaşı—”
Konuşmasının yarısında perdeyle güvenli bir şekilde bağlandı ve Qin Jiu tarafından pencere pervazına yerleştirildi.
“İlerisi biraz heyecan verici olabilir.” Qin Jiu küçük şişkoyu rahatlattı ve şöyle dedi: “Ama eğer bunu yapmazsak, zamanında başaramayacaksın.”
Yurt binası çökmeye başlıyordu.
You Huo bir eliyle boş pencere çerçevesinden destek alarak pencere pervazına çömeldi.
Gözlerini indirdi ve Qin Jiu ile göz teması kurdu.
Gecenin ortasında irkilerek uyandıklarından beri ilk kez birbirlerine bakıyorlardı.
Bir an için her ikisinin ifadesi de biraz karmaşıktı.
Qin Jiu, “Artık yabancılar ortalıkta olmadığına göre, bu kaos sırasında sana bir şey sormak istiyorum.” dedi.
You Huo: “…Konuş.”
“Ne zaman öğrendin?”
Sorusu bağlam olmadan sorulmuştu ama You Huo anlamakta hiç zorluk çekmedi.
“Çok uzun zaman önce değil. Son sınavın sonunda öğrendim.” You Huo duraksadı ve “Hücredeyken.” diye ekledi.
Konuşması bittiğinde tekrar Qin Jiu’ya baktı.
Qin Jiu ondan da bir cevap istediğini anlayarak, “Aynısı. Ben de… hücredeyken öğrendim.”
Bir nedenden dolayı birdenbire bunu eğlenceli buldu. Hatta bir kahkaha attı.
You Huo başını yana çevirdi. Dudaklarının köşesi hafifçe kıvrılmıştı.
Çok garip bir andı. Daha önce süregelen tuhaflık bir anda yok olmuştu.
Sanki artık hiçbir önemi yokmuş gibiydi.
Qin Jiu hâlâ başka bir şey söylemek istiyordu ama kozaya sarılı küçük şişko tarafından sözü kesildi: “Ben hâlâ buradayım… Sözünüzü kesmek istemem ama… bina çökmek üzere—”
You Huo doğruldu.
Figürü, daha önce platformda duran “Gözetmen A”nın tamamen aynısıydı.
Hayır, daha doğrusu rüyadaki “Gözetmen A” onun tıpatıp aynısıydı.
Geceye baktı. Grimsi beyaz maymun benzeri hayvanlar sürüler halinde binaya doğru koşuyor, çılgınca duvarları ve sütunları kemirerek yıkılmak üzere olan binaya saldırmaya devam ediyorlardı.
Yan duvarın büyük bir kısmı çoktan çiğnenmişti.
You Huo ipin diğer ucunu eline doladı ve aniden Qin Jiu’ya şöyle dedi: “Yukarı gelebilirsin.”
“Üç deyince.”
3, 2, 1.
Bina çökerken küçük şişko çığlık attı.
Aşağı atladıklarında You Huo, Gözetmen A’nın çok uzakta olmayan bir grup maymunu öldürdüğünü gördü. Gömleğinin ve askeri botlarının üzerindeki metal tokalar gecenin karanlığında özellikle dikkat çekiciydi.
Aniden Qin Jiu’nun rüyasının içeriğini merak etmeye başladı.
Qin Jiu rüzgarda sessizce fısıldadı: “Uzun zaman öncesine ait bazı önemsiz şeyler.”
***
Uzun zaman önce olduğunu söylese de o kadar da uzun zaman önce değildi. En azından bir aday olduğu dönemde değildi.
Rüyasında asıl unvanı olan Gin’i kullanarak gözetmen ekibine girdiği ve Gözetmen A’nın meslektaşı olduğunu görmüştü.
O zamanlar toplam elli gözetmen vardı ve her birinin kendine has kişiliği ve duruşu vardı. Toplantılarda sınav merkezi kurallarının uygulanması tartışılırken, görüş ayrılıkları ve tartışmalar sıklıkla yaşanıyordu.
Rüyasında gördüğü şey de bu olağan toplantılardan biriydi.
Toplantıda ne hakkında tartıştıklarını ise artık hatırlamıyordu. Rüyasındaki tüm tartışmalar belirsiz ve tutarsızdı.
Sadece kendisinin ve Gözetmen A’nın uzun masanın farklı uçlarında oturduklarını hatırlıyordu. İkisinin de görüşleri her zaman birbirinin zıttı olduğu için gergin bir havaları vardı.
Çok fazla konuşmuyorlardı ama açıkça iki karşıt grubun temsilcileri oldukları belliydi. Biri başlama sinyalini verdiğinde diğerleri hemen devreye girip tartışmaya başlıyordu.
Ayrıca bazen Gözetmen A ile orta yolu bulmaya çalışan ve durumu düzeltmek için harekete geçen birkaç arabulucu da vardı.
Qin Jiu’nun gözleri ara sıra uzun masanın karşısındaki Gözetmen A’nın gözleriyle buluşuyordu.
Bu anlarda arabulucular, göz temasını çok uzun süre sürdürürlerse ilişkilerinin daha da kötüleşeceğinden korkarak hemen devreye girip onu engelliyorlardı.
Mola sırasında, bazıları tuvalete, bazıları kahve veya su almaya gitmişti, bazıları da daha fazlasını tartışmaya devam etmek için konferans odasında kalmıştı.
Gözetmen A, bir süre konuşmaları dinledikten sonra kalkıp gitti.
Kısa süre sonra Qin Jiu da ayrıldı.
Koridor oldukça uzundu. Her iki tarafta da kapılar sıralanmıştı.
Qin Jiu telaşsızca koridorda yürüdü. Bir köşeyi geçerken aniden adımları durdu.
Göz ucuyla, Gözetmen A’nın kapılardan birine doğru ilerlediğini ve bu tarafa baktığını gördü.
Qin Jiu’nun ayakları döndü. Tam yürümek üzereydi ki birkaç meslektaşı arkasından dolandı. Biri omzunu okşadı ve barışçıl bir şekilde şöyle dedi: “Toplantı sırasında tartışmakta sorun yok. Fikir alışverişinde bulunurken görüş ayrılığının olması çok normal ama en azından molalarda bu konuyu bırakalım olur mu? Hadi gidelim, seninle konuşmak istediğim bir şey var.”
Başını kaldırdı ve çok uzakta olmayan bir şey gördü; başka bir gözetmen daha gelmişti. Gözetmen A, o kişiyle her zamanki soğuk ve kayıtsız tavrıyla konuşmak için döndü.
Qin Jiu homurdandı.
Rüyasında biraz sinirliydi.
Ancak garip bir şekilde bu olumsuz duygu, Gözetmen A’ya yönelik değildi.
Yanındaki ‘barışçıl’ kişinin çok meraklı olduğunu, ayrıca meslektaşlarının çok fazla konuştuğunu ve çok gürültü yaptıklarını düşünüyordu.
Onu en çok sinirlendiren şey sistemin sürekli onları gözetlemesiydi…
İnsanlar durmadan konuşmaya devam ederken, boynunu yoğurdu ve diğer gözetmenlerle birlikte uzaklaştı.
Ayrılmadan önce, Gözetmen A’nın açık renkli gözleri tekrar ona bakmak için döndü.
Ve sonra uyandı.
***
Bina çökmüş, duman ve toz etrafa saçılmıştı.
Küçük şişko yere yuvarlandı. Perdeler onu kurtarmaya yardımcı olmuştu. Baş dönmesi ve kalçasındaki hafif ağrı dışında herhangi bir yaralanması yoktu.
Yanındaki You Huo hasarsız bir şekilde yere inmişti. Çarpmanın etkisinden kurtulmak için biraz zaman harcadı.
Doğrulmak için hareket ederken, Qin Jiu tesadüfen onun yanına geldi.
Aniden kulak memesinde bir çekiş hissetti ve Qin Jiu’nun kısık sesi kulağının yanında duyuldu: “Uzun zamandır sormak istediğim bir soru var. Neden küpe takıyorsun?”
Yorum