Çevirmen: Ari
Bölüm 7: Üçüncü İhlal
Lao You’nun sözleri oldukça etkiliydi.
Kulübe anında sessizliğe gömüldü ve herkes paniğe kapıldı.
Ses yalıtımı çok iyi değildi ve mutfaktan gelen sürüklenme sesi duyulabiliyordu. Çok geçmeden şiddetli bir ses duyuldu. Sanki… büyük ve donmuş bir şey tezgahın üzerine atılmış gibiydi.
Bir süre sonra kemik kırılma sesi duyuldu.
Sesler birbirini takip etti.
***
Dolabın üstündeki saat çok yavaşça hareket ediyordu ve her saniye dayanılmaz derecede uzun geliyordu.
Yaklaşık bir asır gibi gelen bir süreden sonra mutfağın kapısı nihayet açıldı.
Etrafa yayılan koku daha da garipleşti.
Tıpkı önceki kokuya benziyordu ama şimdi ona ek olarak kan ve balık kokusu da vardı.
Avcı A koyu renkli bir bez çıkararak ellerini silmek için kullandı.
Başını kapıdan uzattı ve herkese gülümsedi. “Neredeyse bitti. Biliyor musunuz? Önceden dondurulan etin tadı çok güzeldir. Hem rahatça çiğnenebilir hem de çıtır çıtır…”
Solgun yüzlü adam bunu tarif ederken mutlu bir şekilde zihninde canlandırıyor gibiydi. Sonra “Çok beğeneceksiniz!” dedi.
Yu Wen yerden kalktı. Hazır ağabeyi de uyanmışken, “Siktir… ne psikopat ama!” diye küfretme cesaretini buldu.
Bunu söylemeyi bitirdiğinde ağabeyinin midesinden gelen sesleri duydu.
Yu Wen: “…”
Avcı A aniden gülümsedi. “Aha! Duydum! Lezzetli yemeğimi sabırsızlıkla bekleyen biri olduğu için mutluyum. Gel, bol bol var. Bana yardım edecek nazik bir konuğa ihtiyacım var.”
Bir çift iri göz bir daire çizerek hepsine baktı.
Neredeyse herkes geri çekildi, sadece You Huo kıpırdamadı.
Sadece geri çekilmekle kalmamasının yanı sıra öne çıkmak istiyor gibiydi.
Yu Wen, onu geri tutarken dehşet içinde baktı.
“Hayır hayır hayır. Utangaç hissediyor olmalısınız, biliyorum. Kibar olmanıza gerek yok.” Avcı A, “Kendim seçeceğim. Yiyecek bulmak zor, bu yüzden dikkatli ve istikrarlı bir insan seçmeliyim. Tabaklar kırılırsa yazık olur.”
İri vücudunu sallayarak oturma odasına girdi. Anormal boyutu nedeniyle biraz beceriksizce yürüyordu.
Kimse nefes almaya cesaret edemedi. Hepsinin gözleri odanın belirli bir köşesine çevrilmişti. Köşedeki deli kel adam gölgelere saklandı. Kulübede başka birinin daha olduğunu fark etmemiş gibi görünüyordu, etrafta sallanırken saçma sapan mırıldanmaya devam etti.
Şanslı olduklarını düşündüler çünkü Avcı A’nın dikkati daha fazla insanla birlikte yan taraftaydı, köşede yalnız olan kişiyi fark etmemiş gibi görünüyordu.
Bu yüzden Avcı A kel adamın yanına gittiğinde hepsi sessizce nefesini tuttu.
“Ha?”
Avcı A aniden durup başını çevirdi.
“Kahretsin.”
Yu Wen sessizce küfretti.
Avcı A kafasını döndürürken son derece ürkütücüydü. Normal bir insanın yapabileceği bir açı değildi. Bir baykuş gibiydi ve yüzü omuzlarının üstündeydi.
Arkasını dönerken ayaklarının ucundaki kel adama baktı.
“Ah… Burada başka bir konuk daha var. Bunu nasıl kaçırdım? Bir bakayım.” dedi Avcı A.
Bacakları çok kalın olduğundan güçlükle çömeldi. Kel adamın gözleri boştu. Karşısındaki büyük figürü bile fark etmedi.
Avcı A görmezden gelinmekten memnun değildi. Kel adamın çenesini çimdikledi ve yüzünü okşadı: “Merhaba? Sevgili misafir?”
Onu iki kez okşadı ama başarısız oldu.
Avcı A ona sert bir tokat attı.
Herkes: “…”
Kel adam kendine geldi. Gözleri tekrar odaklandı. İri sarı gözleriyle, sessizce önündeki Avcı A’ya baktı.
İki saniye sonra Avcı A’nın ayakkabısı idrarla ıslandı.
Avcı A: “…”
İri solgun yüzü seğirdi ve bir kez daha kocaman bir şekilde gülümsedi. “Sanırım bu konuk benim gereksinimlerime uyuyor. İşte, tabakları taşımama yardım et, olur mu?”
Kel adamın uzuvları yumuşaktı. Hiç hareket edemiyordu.
“Kalk!” Avcı A ayağa kalktı ve kel adamı da kaldırdı.
Kel adam deli gibi titriyordu.
“Düz dur!”
Kel adam korktu ve titreyerek hareket etmeyi kesti.
Avcı A gülümsedi, “Gördünüz mü? Ne kadar iyi bir konuk. Benimle gel.”
Kel adam diğerlerine baktı ama bir cevap alamadan önce Avcı A, “Umarım diğerleri olduğu yerde kalır. Biri hareket ederse, mutsuz olabilirim ve o yüzden bu misafir tehlikede olur.”
Başlangıçta bazı el hareketleri yapmak isteyen kişi sessizce ellerini geri çekti. Kel adam artık geri dönmeye cesaret edemiyordu. Avcı A’yı korkuyla takip etti.
Avcı A, yemeği çok kaba bir şekilde hazırladı ve mutfak küçük et parçalarıyla kaplandı.
Tezgahın üzerinde 12 boş porselen tabak vardı ve parçalanan et cam kasede küçük bir tepecik oluşturuyordu.
Dondurulmuş et çok sertti, etin kaynağının ne olduğunu anlaşılmıyordu. Geri kalan parçalar tekrar sıkıca bağlanarak çuvalın içine atılmıştı.
Kel adam bir yaprak gibi titriyordu, sarı gözleri masanın üzerindeki kasap bıçağına sabitlenmişti.
Avcı A birden kibarca, “Sevgili misafirim, neye bakıyorsun?” diye sordu.
Kel adamın bacakları zayıfladı ve hemen bakışlarını kaçırdı.
“Ah, işte tabaklar, gidebilirsin.” Avcı A eline iki tabak koydu ve “Tabaklar biraz ağır olabilir. Bacakların çok titriyor, lütfen dikkatli ol. Yanlışlıkla onları kırarsan… O zaman hepimize yetecek kadar yiyecek olmayabilir.”
Kel adam korktu.
Avcı A mutfaktan çıktığında tekrar herkese vurguladı, “Hatırladınız mı? Bana yardım ederken çok dikkatli olmalısınız. Bu odadaki sofra takımlarından herhangi birini kırarsanız ciddi şekilde cezalandırılacaksınız. Hmm… aç kalmak ve başkasının yemeği olmak istemezsiniz, değil mi?”
Herkes bu cümleyi duyar duymaz aynı anda cevap duvarına baktı.
Üzerinde bir cümle vardı— Sofra takımına zarar verilemez.
Başlangıçta bu soru için maksimum zarar sayısının bir olacağını düşünmüşlerdi, bu tür bir tuzak beklemiyorlardı.
***
Kel adam ve Avcı A 13 tabağı uzun masa boyunca düzenli bir şekilde yerleştirdiler. Daha sonra büyük cam et kasesini masanın ortasına koydular.
Son tabak da yerleştirildiğinde, kel adam rahat bir nefes verdi ve bir sandalyeye yığıldı.
“Yapma!”
Birisi aniden seslendi.
Kel adam afallayarak kalabalığa baktı.
Lao Yu’nun cevap duvarına bakması için gözleriyle işaret ettiğini gördü.
Kel adam hemen döndü.
Soru güncellendiğinde, kel adam hücre odasından yeni dönmüştü ve köşede delirmiş gibi davrandığından değişikliklerin farkında değildi.
“Sadece 12 kişiye yetecek kadar yemek var” ve “Bir kişi ölmeye mahkum” ifadelerini görünce yüzü bir anda bembeyaz oldu.
Oturduğu yerin talihsiz koltuk olup olmadığını kim bilebilirdi?
Kel adam ayağa kalkmaya çalıştı ama bir çift büyük el onu tuttu.
Avcı A kulağına eğildi ve şöyle dedi: “Çoktan bir koltuk seçtin, artık değiştiremezsin. Tekrar ayağa kalkmanın anlamı yok. Boşuna uğraşma.”
“Boşuna uğraşma” sözleri kel adamı oracıkta hayrete düşürdü.
Koltuğa yığıldı ve bir daha kıpırdamadı.
Avcı A biraz pişmanlıkla iç çekerek “Hah… nasıl böyle bayılabilir? Eti daha yeni servis ettim ve şarap da var.”
Yiyecekler henüz yenmemişti ve biri çoktan bayılmıştı.
Avcı A’nın gözleri diğerlerini taradı.
“Bardakları almama yardım edecek başka birine ihtiyacım var.” Mırıldanırken beceriksizce onlara doğru yürüdü. “Kim olmalı? Çocukları severim, hadi bir çocukla gidelim…”
Bunu söylerken gözleri bir daire şeklinde yuvarlandı ve Yu Wen’e takıldı.
Yu Wen görünüşe göre nefes almayı unutmuştu.
Avcı A gülümsedi ve elini kaldırdı.
“O zaman sen benim—”
You Huo sessizce Yu Wen’in önüne geçtiğinde sesi alçaldı.
“—çocuğumsun.”
Uzattığı parmak doğrudan onu işaret ediyordu.
Avcu A’nın solgun yüzü sertleşti.
You Huo ona sakince baktı. “Ben mi? Peki.”
Avcı A: “…”
Pekiymiş, kıçım.
Biraz kızgın görünüyordu.
You Huo bir süre sonra, “Sözlerinden geri mi dönüyorsun?” diye sordu.
Avcı A parmağını geri çekti ve dudaklarının kenarları seğirirken zorla gülümsedi. “Hayır, hayır. Bunu nasıl yapabilirim? Ev sahibi olarak tabi ki sözlerime sadık kalmalıyım.”
Elini sallamadan önce bir an rahatsız hissetti. “Hadi gidelim iyi kalpli misafir.”
“Hadi” diyordu ama sözleri aslında “Neden ölmüyorsun” der gibiydi.
Avcı A arkasını dönüp mutfağa girdi.
You Huo ise başını kaldırmadan arkasından onu takip etti.
Yu Wen şok olmuştu. Aceleyle kolunu yakaladı ve fısıldadı, “Ge! Ne yapıyorsun!?”
You Huo ona baktı. “Şarap getireceğim.”
“Onu duymadın mı?! Yanlışlıkla camları kırarsan ölürsün!” Yu Wen çok endişeliydi.
You Huo: “…Bardak taşımak için fiziksel olarak yetersiz olduğumu mu söylüyorsun?”
Yu Wen: “…”
Öyle değil ama…
Ağabeyinin bir şeyler yapacağını hissediyordu.
“İlk önce söyle. Bardakları almak için neden aniden öne atıldın?” Yu Wen pes etmedi.
You Huo çenesiyle cevap duvarını işaret etti. Daha sonra kolunu Yu Wen’in elinden çekti aldı ve şöyle dedi: “Cevabın gerekliliklerini görüyor musun?”
“Elbette, kör değilim.”
You Huo sakince, “O zaman sana bir şey öğreteyim.” dedi.
“Ne?”
“Vurgu ne kadar fazlaysa, o kadar şüphelidir.”
Daha sonra You Huo çekip gitti.
Yu Wen sersemlemiş bir şekilde yerinde kalakalmıştı. Çabucak babasına döndü, “Ge ne demek istiyor??? Neden kafam bu kadar karıştı?!”
Lao Yu’nun kafası daha da karışmıştı.
***
Avcı A, You Huo mutfağa gittiğinde dolabın anahtarını arıyordu.
Halka anahtarlıktan sarkan toplam yedi anahtar vardı. Üç tanesini seçti ve kırmızı dolabın sağ tarafındaki bölmeleri açtı. Yavaşça 13 şarap kadehi çıkararak tezgahın üzerine sıraladı.
You Huo rastgele bir tanesini alıp inceledi. İlk bakışta sıradan bir şarap kadehiydi. Anormal bir şey gözükmüyordu.
Avcı A kaşlarını çattı. “Bırak onu! Dokunabileceğini söyledim mi?! Temel görgü kurallarını bilmez misin?”
You Huo homurdanarak bardağı geri koydu.
Kapı eşiğinden geçti ve saate baktıktan sonra soğuk bir sesle ısrar etti. “Bu hızla günde iki öğün yemek yiyecek kadar vaktin var mı?”
Avcı A: “…”
You Huo’ya bakarken sessizce küfretti. Ardından zar zor gülümsedi. “Sorun değil. Sorun değil. Cömert bir ev sahibi misafirlere karşı her zaman hoşgörülü olmalıdır. Anladığım kadarıyla çok açsın.”
You Huo soğukça güldü.
Avcı A: “…”
İlk defa böyle bir misafirle karşılaşıyordu. Daha fazla onunla konuşmak istemedi ve şarabını hazırlamak için döndü.
Avcı A’nın meşgul olmasından yararlanan You Huo, odanın kapısını açık tuttu ve içindekilere göz attı.
Dizdikleri porselen tabaklar ve çıkardıkları şarap kadehlerinin dışında sadece gümüş bir tabak ve küçük bir çatal-bıçak takımı vardı.
“Peki!” Avcı A aniden söze girdi. “Böyle göz atman hiç kibarca değil.”
You Huo cevap vermedi.
Avcı A tekrar şöyle dedi: “Çatal bıçakları çıkarmama yardım et. Teşekkürler.”
You Huo onun ifadesine baktı ve onları çekmeceden çıkardı.
Avcı A, anahtarları dikkatle beline astı. Daha sonra yuvarlak bir tepsi çıkarıp bardakları teker teker yerleştirdi.
You Huo aniden konuştu, “Bir şey fark ettim.”
Avcı A’nın hareketleri durdu ve kocaman solgun yüzünü ihtiyatla ona çevirdi. “Ne?”
You Huo: “Şarap bardaklarına özellikle dikkat ediyorsun.”
Avcı A: “…”
Bir an sessiz kaldıktan sonra açıkladı, “Yanlış görüyorsun. Yemek yemek çok kutsal bir aktivitedir. Her sofra takımı konusunda çok temkinliyim.”
You Huo yanıt olarak mırıldandı.
Avcı A ona dikkatle baktı.
You Huo: “Sadece şaka yapıyordum.”
Avcı A: “…”
***
Oturma odasındaki Yu Wen hâlâ ağabeyi için endişeleniyordu. Korkusuz ağabeyinin, mutfak eşyalarını tamamen mahvetmesinden korkuyordu.
Bir süre sonra Avcı A’nın öfkeli bağırışını duydu. “Kaybol!”
You Huo iki eli boş, ifadesiz bir şekilde dışarı çıktı.
“Neler oluyor?”
Herkes şaşkına dönmüştü.
“Bardaklar nerede?” Yu Wen işaret etti. “Bardakları getirmeyecek miydin? Neden kovuldun?”
You Huo kalabalığın arasına dönmedi ve elleri ceplerinde yemek masasının yanında durdu. “Fikrini değiştirdi ve kendisi getirmeye karar verdi.”
Herkes alarma geçti. Avcu A’yı kızdırmanın iyi olmadığını düşünüyorlardı.
Sorunun öznesi o adam!
Neler yapabileceğini kim bilebilir? Ya ağzını açıp öleceğini söylerse?
Herkes korkuyla birbirine bakarken Avcı A büyük tepsiyi alıp dışarı çıktı.
Tepside çok sayıda şarap kadehi ve çatal bıçak vardı.
Avcı A, You Huo’yu kenara çekti ve tepsidekileri teker teker masaya koydu.
Nedense You Huo, Avcı A’nın sofra takımını dizmesini izlemek çok ilginçmiş gibi yan tarafta dikilmeye devam ediyordu.
Yu Wen ölesiye endişeliydi. Ağzını açtı ve abartılı bir şekilde You Huo’yu işaret etti. “Ge! Ge buraya gel! Orada dikilip ne yapıyorsun?!”
Ancak You Huo, onu görmemiş gibi davrandı ve tembelce Avcı A’yı izlemeye devam etti.
“Kenara çekil!” Avcı A, You Huo’ya kabaca bağırdı.
Bağırdıktan sonra döndü ve diğerlerine gülümsedi. “Ne için duruyorsunuz? Gelin ve oturun. Başlamak üzereyiz.”
Bunu söylerken biraz aç görünüyordu. Durdu ve cam kaseden bir parça çiğ et almak için uzandı. Herkes bütün et parçasını yutmadan önce ağzının kara bir delik gibi açılmasını izledi. Üstelik etti kemikleriyle birlikte yutmuştu. Tıpkı daha önce tarif ettiği gibi çıtır çıtırdı.
İki yaşlı kadın yere yığıldı.
Odadaki panik daha da arttı.
***
Avcı A yemeğini bitirdi ve dudaklarını yaladıktan sonra yumuşak bir sesle, “Ah, bu benim kabalığımdı,” dedi.
You Huo’yu işaret ederek onu suçladı. “Hepsi beni kızdıran bu rahatsız edici konuk yüzünden. Kızgın olduğumda acıkma gibi bir sorunum var.”
Gözleri etrafta dolaştı ve kasedeki et parçalarını saydı. “Ah hayır, yanlışlıkla bir tane yedim ve şimdi sadece 11 tane kaldı.”
Etraftaki herkes gözünü kırpmadan onu izliyordu.
Avcı A son şarap kadehini aldı ve gülümsedi. “O zaman muhtemelen sizi rahatsız etmem gerekecek… bir kişi daha ölebilir mi?”
Yüzlerindeki tüm kan çekildi.
Ölüm sessizliğinde, aniden soğuk bir ses duyuldu. “Bu kurallara aykırı değil mi?”
Konuşan kişi You Huo’dan başkası değildi.
Avcı A şaşkına döndü. Ona bakmak için dönmek istedi ama koordinasyonsuz vücudu nedeniyle garip bir duruşla döndü.
“Yine sen!”
Avcı A kaşlarını çattı, sinirlenmek üzereydi.
You Huo aniden ayağını kaldırdı ve ona tekme attı.
Bir anda tüm dünya tepetaklak oldu.
Sonra yüksek bir çarpma sesi duyuldu ve avcının büyük solgun yüzü yere düştü. Avcı A ile birlikte elindeki şarap kadehi de yere düşmüştü.
“…”
Avcı A, tam iki saniye boyunca önündeki camın kırılmasını izledi. Sonra gözleri korkuyla açıldı.
Odadaki hiç kimse hareket etmeye cesaret edemiyordu.
Hepsi sert duruşlarını koruyarak orada hayretler içinde kalakaldı.
Tam o anda tüyleri dikelen horoz birden çığlık atmaya başladı!
Son dört saattir değişmeyen cevap duvarında şimdi bir satır daha belirmişti.
【İhlal uyarısı: Sınav gereksinimlerinin ihlali. Gözetmenlere haber verildi.】
【Gözetmenler: 001, 154, 922.】
Herkes: “…”
Yu Wen şaşkınlıkla cevap duvarına baktı ve aniden gözetmenler için biraz üzüldü.
***
Ormandaki küçük batı binasındaki 922 bir bildirim aldıktan sonra hızla ofise koştu.
“Patron…”
Qin Jiu kaşlarını çattı ve ilk tepkisi saate bakmak oldu.
154 asık bir yüzle, “Bakmanıza gerek yok. Onu geri göndereli sadece bir saat oldu.” dedi.
Qin Jiu homurdandı, mutlu mu olmalıydı yoksa kızmalı mıydı bilemedi. “Bu sefer ne var? Soruyu cevaplamak için kavga mı etti?”
154 başını salladı, “Hayır, bundan biraz daha ciddi. Konuyu öldürdü.”
Qin Jiu: “Neyi öldürdü?”
154 ifadesiz bir şekilde cevap verdi: “Yanlış duymadınız. Sorunun öznesi öldü.”
Qin Jiu: “…”
922 şaşkın bir ifadeyle sordu: “Konu ölebilir mi? Ne oluyor?”
Yorum